Sümerlerde hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı.
Sümer halkı ve Sümerlerin yaşadığı topraklar, dünyanın geri kalanı taş çağını yaşarken, gelişmiş şehir devletlerinin yer aldığı, medeni krallar ülkesi olarak anılıyordu.
Uruk kralının ikonografisinde çok miktarda, hayvanlarla birlikte tasvir edildiği resimler mevcuttur. Sümer kralları halkın çobanı olarak nitelenirdi. Erken Sümer yazısı oldukça ilkeldi, Sümer yazısının başlangıç ve gelişim döneminde, resimlerin, tasvirlerin, mevcut yazı sistemi ile anlatılması mümkün olmayan şeyleri anlatmak için kullanıldığı açıktır.
Kil tabletlere kama şeklinde çentikler oluşturularak yazılan çivi yazısı. Daha sonra kâtipler tarafından taş objelere de işlendi.
- Luviler: Anadolu'nun Hititler öncesi büyük medeniyetlerinden biri olan Luviler, bu geniş halklar ailesi içinde yer alır ve bazı inanışlara göre Yâfes soyundan gelen halklar arasında sayılırlar.
- Niteliği: "Ak" (iyicil) tanrılardır.
- Görevi: İnsanlara yardım etmek, bereketi sağlamak, adaleti korumak ve koruyucu ruhlar olarak hareket etmekle görevlidirler.
- Liderleri: Genellikle gökyüzünün en yüksek katında oturan Han Hormusta Tngri (Hormuzda) olarak kabul edilir.
- Sembolizm: Merhameti, barışı ve yaratıcı gücü temsil ederler.
- Niteliği: "Kara" (hiddetli veya yıkıcı) tanrılardır.
- Görevi: Bu tanrılar her zaman "kötü" olarak görülmezler; daha çok savaş, hastalık, ceza ve ölüm gibi yıkıcı doğa olaylarını ve toplumsal felaketleri yönetirler. İnsanları terbiye eden ve disipline eden bir güç olarak kabul edilirler.
- Liderleri: Yeraltı dünyasının ve karanlığın hakimi olan Erleg Han (Erlik Han) ile ilişkilendirilirler.
- Sembolizm: Sertliği, savaşı ve kaçınılmaz sonu temsil ederler.
Sümerlerin yazıyı kullanmaya başlamaları (M.Ö. 3000) sonucunda Tarih Öncesi Devirler sona ermiş, Tarih Çağları başlamıştır.
Çivi yazısı, kilden yapılma tabletlerin üzerine resimler ya da harf görevi gören ve sesleri temsil eden semboller ile özel bir teknikle yazılan; papirüsün bulunması ile son bulan tarihteki ilk yazı sistemidir. Maden Çağlarının sonunda, yaklaşık MÖ 3500'lerde Sümerler tarafından icat edilmiştir.
Demir Çağı: Maden Devri'nin son safhasıdır. Demirin işlenmesiyle askeri ve tarımsal alanda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.
SÜMER KATİP OKULLARI:
Sümer katip okulları, "Edubba" (Tablet Evi) olarak bilinen, dünyanın ilk okullarıdır; burada öğrenciler çivi yazısı öğrenir, matematik, hukuk ve edebiyat eğitimi alır, kil tabletler üzerine yazılar kopyalardı, eğitim disiplinli ve cezalıydı ve mezun olan katipler toplumda çok saygın bir yer ediniyirdi, bu okullar daha sonra tüm dünyaya örnek oldu.
TÜM DÜNYA ONLARI ÖRNEK ALDI Sümerler; 5 bin yıl önce yazıyı icat ettikten sonra ilk kez okul kuran medeniyet olarak tüm okullara model oluşturdu. Kralların; yasaları yazıya dökmek ve hazinelerindeki nesnelerin kaydını tutmak için katiplere ihtiyacı vardı. Rahipler de dini kuralları yazılı hale getirmek ve malzemelerin kaydını tutmak için katiplere gerek duyuyordu. Bu nedenle; okuma, yazma bilen katipler yetiştirmek için saray ve tapınakların çevresinde okullar açıldı.
Okulda, yazı kil tabletlere yazıldığı için bu okullara Tablet Evi anlamına gelen “Eduba” denilirdi. Öğrencilere; matematik, geometri öğretilmeye ve efsaneler ezberletilmeye başlanınca katipler en kültürlü insanlar oldu. Katiplik saygınlık kazandıkça öğrenci sayıları arttı. Talep artınca, tecrübeli katipler yüksek ücretli özel okullar açtı. Çivi yazısı uzmanı N. Schneider; kil tabletlerden derlediği 500 katibin adını ve babalarının mesleğini yayımlayınca Sümer katiplerinin tümünün zenginlerin çocuğu olduğu görüldü. Saraydaki katipler; kralın özel mektuplarını yazıp gelen mektupları krala okudukları için güvenilir zengin ailelerin çocukları arasından seçilirdi.
Çocuklar okula 6-7 yaşında başlar, 18-19 yaşına kadar eğitim görürdü. Basit işlerde çalışacak olanlar; okuma yazma ve biraz da matematik öğrendikten sonra iş bulup okuldan ayrılırdı. Okulda; başöğretmen, yardımcı öğretmenler ve kıdemli öğrenciler eğitim verirdi. Öğrenciler öğretmenlere itaat etmek zorundaydı. Ödevini yapmayan, okula geç gelen, derste konuşan veya başarısız olan öğrencilerin dövülmesi normal sayılırdı. Sümer katip okulu (temsili resim) Okulda verilen dersler Okulda; öğrencilerin önce yatay ve dikey çizgiler çizmesi istenir, ardından da yazımı kolay olan hecelerin ıslak kil tabletlere nasıl yazılacağı öğretilirdi. Daha sonra öğrencilere; u-a-i ünlü harflerini kullanarak tu-ta-ti ve mu-ma-mi gibi hece serileri yazdırılırdı. Ardından, öğrenciler aile fertlerinin ve arkadaşlarının isimlerini yazmayı öğrenip ikinci aşamaya geçerdi.
Bu aşamada; çocuklara URRA=hubullu sözcük listeleri olarak adlandırılan ve anlamsal bütünlüğü olan kelimeler yazdırılırdı. Bu tabletlerin içeriği: yasalar ve yönetimle ilgili terimler, ağaçlar ve ahşap eşyalar, kamışlar ve kamıştan eşyalar, seramik eşyalar, deri ve bakır eşyalar, diğer metal eşyalar, evcil hayvanlar, yabani hayvanlar, vücuttaki organlar, kaya türleri, bitkiler, kuş ve balıklar, kumaş türleri, coğrafi terimler ile yiyecek ve içecek isimleri olarak özetlenebilir.
Öğrencilere, güzel mektup yazma alıştırmaları yaptırılırdı. Hukuk alanında eğitilen katiplere, geçmişteki önemli davalarla ilgili metinler öğretilirdi. Bunlardan biri, İsin kentinde işlenmiş meşhur bir cinayet davasıydı. Öğrencilere, yasal açıdan önem taşıyan örnek sözleşme metinleri de öğretilirdi. İleri düzeyde eğitim alan katipler, krallara methiye yazma konusunda da uzmanlaşırdı. Bu katipler, matematik ve arazi ölçümü konularına da çok hakimdi. Matematik bilmek bir katibin en önemli özellikleri arasındaydı. Müzik eğitimi de çok önemsenirdi. En üst eğitim döneminde; katiplere önce 4 efsane metin, ardından Gılgamış Destanı gibi 10 edebi metin defalarca tabletlere kopyalatılıp ezberletilirdi. Sümer okulları, 4000 yıl önce dünyanın en bilgili insanlarını yetiştirdi ve dünyadaki tüm okullara örnek oluşturdu.
Prof. Dr. Ural Akbulut ODTÜ Kimya Bölümü
! Mezopotamya’da Maden Devri yaşanırken Avrupa’da Cilalı Taş Devri yaşanmıştır.
Sümer çivi yazısı ve Mısır hiyeroglifleri arasındaki temel fark, yazıların görünümü (çivi yazısı <işaretler>, hiyeroglif ) ve gelişim yönleridir:Sümerler'in resim yazısı zamanla soyutlaşıp çivi şeklini alırken, Mısırlılar başlangıçtan itibaren tam bir grafik sistemi (resim ve sesleri içeren) kurmuş ve hiyerogliflerde daha çok resimsel kalmıştır; Sümerler kil tablete kama şekilli bir aletle yazarken, Mısırlılar papirüs ve taş üzerine resimli sembollerle yazmıştır.
&
Hiyeroglif, yani "kutsal oyma", Mısır'ın "tanrının sözleri" ifadesinin Yunanca bir çevirisidir ve erken Yunan teması döneminde, eski hiyeroglifleri dönemin el yazısından ayırt etmek için kullanılmıştır (demotik).
Görünüşe göre geç predinastik dönemde (MÖ 2925'ten hemen önce) ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Mısır ile Mezopotamya arasında temaslar olmuş ve yazı kavramının Sümerlerden ödünç alındığı düşünülmektedir.
3. hanedan döneminde (yaklaşık MÖ 2650–yaklaşık 2575), hiyeroglif yazısının birçok ilkesi düzenlendi. O zamandan itibaren, yazı erken bir Kıpti versiyonuyla (yaklaşık M.S. 3. ve 4. yüzyıllar) değiştirilene kadar, sistem neredeyse değişmeden kaldı.
Mısır hiyeroglif yazısı tamamen resimlerden oluşuyordu, ancak tasvir edilen nesne her durumda tanımlanamaz. Okunabilen en eski örnekler, hiyerogliflerin gerçek yazı olarak kullanıldığını, yani fonetik değerlerle kullanıldığını ve Eskimolar veya Amerikan Kızılderililerinin resimli yazısı olarak kullanılmadığını gösterir.
Modern kullanım, bu terimi Hiyeroglif Hitit, Maya hiyeroglifleri ve erken Girit gibi diğer yazı sistemlerine de genişletmiştir.
M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte, sadece antik Mısır dininin değil, aynı zamanda hiyerogliflerinin de gerilemesi ve nihai olarak sona ermesi yaşandı.
&
- Boyut ve Yapı: Yaklaşık 20 metre uzunluğunda ve 110 sayfadan (sütundan) oluşan papirüs, hiyeratik yazı diliyle kaleme alınmıştır.
- Hastalıkların Nedeni: Antik Mısırlılar hastalıkların fiziksel nedenlerden ziyade kötü ruhlar, hayaletler ve tanrıların öfkesi (demonlar) tarafından tetiklendiğine inanıyorlardı.
- Büyü ve Dualar: Metin, bitkisel ilaçların yanı sıra yaklaşık 700 büyü formülü ve tılsımlı söz içerir. Tedavi sırasında bu duaların okunması, ilacın "manevi gücünü" aktif hale getirmek için zorunlu görülüyordu.
- Hekim ve Rahip Kimliği: O dönemde tıp genellikle din adamları tarafından yürütülen bir meslekti. Hekimler, iyileştirici tanrı Imhotep gibi figürlere dua eder ve ritüelleri gerçekleştirirdi.
- Anatomi ve Kalp: Papirüste yer alan "Kalp Üzerine İnceleme" bölümü, kalbin vücuttaki kan ve sıvı akışının merkezi olduğuna dair (o dönem için oldukça ileri düzeyde) bilgiler içerir.
- Ruhsal Sağlık: Depresyon ve demans gibi zihinsel bozukluklar "Kalpler Kitabı" adlı bölümde ele alınmış, bu hastalıkların fiziksel rahatsızlıklarla benzer şekilde değerlendirildiği görülmüştür.
- Mitolojik Atıflar: Tedavi yöntemlerinde tanrıların isimleri sıklıkla geçer. Örneğin, şiddetli ağrıları dindirmek için hazırlanan keten sargılara Mısır tanrılarının isimleri yazılırdı.
- Maat Kavramı: Evrendeki denge ve düzeni simgeleyen Maat ilkesi, insan fizyolojisine de uyarlanmıştı. Papirüste anlatılan "metu" (kanal) sistemindeki tıkanıklıkların Maat'ın bozulmasıyla (yani manevi bir dengesizlikle) ilgili olduğu düşünülürdü.
- Arapça'da Su: Arapça'da "su" anlamına gelen kelime māʾ (ماء) şeklindedir. Türkçedeki "mai" (mavi) kelimesi de "suya ait" anlamındaki bu kökten türemiştir.
- Benzer Kelimeler: Farsçada ise su anlamına gelen kelime âb (veya âbî) şeklindedir.
- Kur'an'da Geçişi: "Su" anlamına gelen mâ' kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de 63 âyette geçer.
- Doğruluk (Truth)
- Adalet (Justice)
- Uyum (Harmony)
- Denge (Balance)
- Düzen (Order)
- Karşılıklılık (Reciprocity)
- Doğruluk/Düzgünlük (Propriety)
- Günah işlemedim.
- Şiddet kullanarak soygun yapmadım.
- Hırsızlık yapmadım.
- Kimseyi öldürmedim.
- Yiyecek çalmadım.
- Adakları ziyan etmedim/çalmadım.
- Tanrı'ya/Tanrıça'ya ait olanı çalmadım.
- Yalan söylemedim.
- Başkalarının yiyeceğini zorla almadım.
- Lanet okumadım.
- Doğruluğa kulaklarımı kapatmadım.
- Zina yapmadım.
- Kimseyi ağlatmadım.
- Sebepsiz yere kederlenmedim.
- Kimseye saldırmadım.
- Aldatıcı/hilekar davranmadım.
- Başkasının toprağını çalmadım.
- Gizlice dinleme (röntgencilik) yapmadım.
- Kimseye iftira atmadım.
- Sebepsiz yere öfkelenmedim.
- Başkasının eşini baştan çıkarmadım.
- Kendimi kirletmedim (fiziksel/ruhsal saflığı bozmadım).
- Kimseye dehşet saçmadım.
- Yasaları çiğnemedim.
- Öfke nöbetlerine kapılmadım.
- Tanrı'ya/Tanrıça'ya küfretmedim.
- Şiddet içeren davranışlarda bulunmadım.
- Barışı bozacak eylemlerde bulunmadım.
- Düşünmeden/aceleyle hareket etmedim.
- Başkasının işine/sınırlarına tecavüz etmedim.
- Konuşurken sözlerimi abartmadım.
- Kötülük yapmadım.
- Kötü düşünce, söz veya davranış kullanmadım.
- Suyu kirletmedim.
- Öfkeli veya kibirli konuşmadım.
- Kimseye küfretmedim (düşünce veya sözle).
- Kendimi başkalarından üstün (pedestalda) görmedim.
- Tanrı'nın/Tanrıça'nın malını çalmadım.
- Ölülere saygısızlık etmedim.
- Bir çocuğun yiyeceğini almadım.
- Küstahlık/arsızlık yapmadım.
- Tanrı'ya/Tanrıça'ya ait mülkü tahrip etmedim.
Gözlerdeki beyaz lekeleri ortadan kaldırmak için başka bir çözüm: "Akşamları güney gökyüzünde gök gürültüsü, kuzey gökyüzünde ise fırtına var. Bir sütun – Gökyüzün Dört Sütunundan biri – suya düşmüştür. Ra's güneş barkının mürettebatı, kafalar suya düşerken demirleme noktalarında ilerler. Kim getirecek, kim onları yarasız bulacak? Onları getirecek olan benim; Onları sağlam bulacak olan benim. Başınızı getirdim, boyunlarınıza bağladım. Kesilmiş kafalarını yerlerine taktım. Seni bir tanrının, erkek ölümsüzün, kadın ölümsüzün etkisini dağıtmak için getirdim." Bu sözler, bir kaplumbağanın safra kesesi üzerinde oyalanacak, bal ile öğütülmüş ve ardından göz kapaklarına uygulanmalıdır. (Eb 360)
Bir başka, ikinci merhem: Tütsü, okra ve keçi safrasını eşit miktarda karıştırarak pürüzsüz bir karışım elde edin. Bir bandaja sür ve yarayı bağla. (Eb 433)
Saçı etkili şekilde tedavi etmek için bir diğer merhem: Eşek dişini balda öğütmek. Merhemi kafana sür. (Eb 470)
Burun hapşırmayı durdurmak için bir diğer çözüm: Hurma ile pennyroyal nane ile ovuşturup burna sürmek. (Eb 762)
Bu sözler, bir kişinin hasta uzuvlarına uygulanırken bir çözüm uygulanırken okunmalıdır. Bu büyü mükemmeldir; Milyonlarca kez test edildi! (Eb 1)
&
- Nemrut: Genellikle Mezopotamya (Babil) bölgesinde hüküm sürdüğü anlatılan, Hz. İbrahim ile çağdaş kabul edilen, Naram-Sin veya başka antik krallarla özdeşleştirilen figürdür
- Ahameniş: Pers İmparatorluğu'nun atası ve Ahameniş hanedanının kurucusu olan tarihsel/efsanevi bir Pers hükümdarıdır.
- İssos İskenderi (Büyük İskender): Makedonya kralıdır. MÖ 333 yılında bugün Hatay yakınlarında gerçekleşen İssos Muharebesi'nde Pers Kralı III. Darius'u mağlup etmiştir.
- Babil Kulesi: Mezopotamya'da, Tanrı Marduk'a hitaben inşa edilen Etemenanki zigguratı ile özdeşleştirilen efsanevi bir kuledir. Dillerin bu kule inşaatı sırasında karıştığına inanılır.
- Nemrut: Genellikle Mezopotamya (Babil) bölgesinde hüküm sürdüğü anlatılan, Hz. İbrahim ile çağdaş kabul edilen, Naram-Sin veya başka antik krallarla özdeşleştirilen figürdür
- Ahameniş: Pers İmparatorluğu'nun atası ve Ahameniş hanedanının kurucusu olan tarihsel/efsanevi bir Pers hükümdarıdır.
- Zülkarneyn Bağlantısı: Bazı teorilere göre, Naram-Sin, hem doğuya hem batıya seferler düzenlemesi ve kendini tanrı ilan etmesi (boynuzlu miğferi ile simgelenir) nedeniyle Zülkarneyn ile ilişkilendirilmektedir Akevler.
- İlgili Ayetler: Kur'an'da Zülkarneyn'in anlatıldığı Kehf Suresi'ndeki ayetler (83-98. ayetler) bu iddialarda referans alınmaktadır Akevler.
- Sembolizm: Naram-Sin'in kullandığı boynuzlu miğferin, Taha suresindeki samiri ve buzağı anlatımıyla sembolik bir ilişkisi olabileceği bazı yorumlarda geçmektedir Akevler.
- İslam Geleneğindeki Yeri: İslam kaynaklarında Hazkîl'in, Kur'an'da adı geçen Zülkifl (Arapça: ذو الكفل) peygamber ile aynı kişi olduğu kabul edilir. Enbiya ve Sad surelerinde kendisinden bahsedilerek sabırlı, erdemli bir peygamber olduğu vurgulanır.
- Tartışma Ayeti: Bakara Suresi 258. ayette, İbrahim peygamberin "Rabbim diriltir ve öldürür" demesi üzerine Nemrut'un "Ben de diriltir ve öldürürüm" diyerek kibirlendiği ve İbrahim'in güneşi batıdan getirmesini istemesi üzerine sustuğu anlatılır.
- Kule Rivayeti: Bazı tefsirlerde (örneğin İmam eş-Şinkitî), Nahl Suresi 26. ayette geçen "Öncekiler de tuzak kurmuşlardı; sonunda Allah binalarını temellerinden yıktı..." ifadesinin Nemrut'un inşa ettirdiği kuleye işaret ettiği belirtilir.
- Enbiyâ Suresi 69. Ayet (Ateşin Serin Olması): "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol!" dedik.
- İbrahim Suresi 18. Ayet (Kül Benzetmesi): İnkarcıların işlerinin fırtınalı günde rüzgara savrulan küle benzemesi anlatılır (Ancak Nemrut'un kulesi değil, "kül" kelimesi geçer).
- Karıştırılan Kıssa: Nemrut'un kule inşa ettirmesi hikayesi, Firavun'un veziri Haman'a yüksek bir kule yapmasını emrettiği Kasas Suresi 38. ayet ile halk arasında sıklıkla karıştırılabilmektedir.
- Kuruluş ve Antik Dönem: Şehir, M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'in Pers Kralı III. Darius'u Issos Vadisi'nde (İssos Savaşı) mağlup etmesinin ardından kurulmuştur.Antik kaynaklarda Alexandreia ad Issum (İssos İskenderiyesi) olarak geçer.
- Stratejik Önem: Nur Dağları ile Akdeniz arasında yer alan şehir, Suriye Kapıları (Belen Geçidi) üzerinden Anadolu'yu Ortadoğu'ya bağlayan en önemli liman kapısı olmuştur.
Antik Dünyanın harikalarından biri olan İskenderiye Deniz Feneri'ne dair görgü tanıkları
Deniz feneri, M.Ö. 3. yüzyılda, Ptolemaios I (Soter) ve oğlu Ptolemy II (Philadelphus) döneminde inşa edilmiştir.
Doğal afetlerin sayısı nedeniyle ciddi şekilde zarar gördüğü söylenmiştir. 14 Century sonunda tamamen çöktü ve son kısmı 15. yüzyılın sonlarına tarihlenen QaitbayKalesi'nin (Kait Bey) inşasında kaldı.
İbnü‘l-Kıftî hamam sayısını vermiyor. Bunu Ebu’l-Ferec uydurmuş. Amr bin Âs, eline geçen bazı Yunanca kitapları ne yapacağını Halife Ömer’e sormuş. O da “içinde işe yarar bir şey varsa sakla, değilse yak!” demiş. Bu hâdiseyle de yangın arasında irtibat kurulduğu âşikâr.
- İddia: Amr bin Âs'ın Mısır'ı fethi (MS 642) sırasında kütüphanedeki kitaplar için Halife Ömer’den görüş istediği, onun da "Bu kitaplardaki bilgiler Kur’an’a uygunsa onlara gerek yok, aykırıysa zaten zararlıdır; yakın!" dediği rivayet edilir.
- Tarihsel Gerçeklik: Bu hikaye, olaydan yaklaşık 600 yıl sonra (13. yüzyılda) Abdüllatif el-Bağdâdî ve İbnü'l-Kıftî gibi yazarların eserlerinde ilk kez ortaya çıkmıştır. Fethin hemen ardından yazılan dönemin hiçbir Bizans veya Müslüman kaynağında böyle bir bilgiye rastlanmaz.
- Kütüphanenin Akıbeti: İskenderiye Kütüphanesi, Müslümanların fethinden çok daha önce; Jül Sezar dönemi (MÖ 48), fanatik Hristiyan grupların saldırıları (MS 391) ve Bizans dönemindeki iç karışıklıklar nedeniyle büyük ölçüde yok olmuştu. İslam orduları şehre girdiğinde kütüphaneden geriye yakılacak devasa bir koleksiyon kalmadığı bilimsel bir gerçektir.
********************************************
Mısırlı Abbas Mahmûd el-Akkād (1889-1964), 20. yüzyılın en önemli Arap edebiyatçılarından, gazeteci, mütefekkir, şair ve eleştirmenidir; özellikle Mısır edebiyatında modernleşme ve eleştiri alanında etkili olmuş, 『Allah』 gibi önemli eserler kaleme almış ve Taha Hüseyin gibi isimlerle tartışmalara girmiştir.
- Kuran Felsefesi (The Philosophy of the Quran / Falsafat al-Qur'an): Bu kitap, Kuran'ın felsefi yönlerini incelemektedir.
(İsra 36)
(Yunus 100)
(Yunus 57)
(Taha 123)
(Fussilet 44)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O