Edubba (Tablet Evi) dünyanın ilk okullarıdır. & İskenderiye (İssos) Deniz Feneri
Sümerlerin ülkesi, çivi yazısındaki yazıtlarda;
"Soylu Lordların Ülkesi" anlamına gelen "k-en-gi(-r)" ifadesi de yer almaktadır.
Sümerler kendileri topraklarına ki-en-gir ("medeni lordların yeri") deseler de, Sümer adı Akkadca Shumer'dentüremiştir. Shinar, Akkadca kelimesinin İbranice bir yozlaştırmasıdır.
Kelime tam anlamıyla "iki nehir ülkesi" anlamına gelir ve yukarıda bahsedilen şehirler göz önüne alındığında sadece Dicle ve Fırat diyaridir.
Geçmişte, erken hükümdarlar başarılarıyla övünürken Sümer ve Akkad topraklarını ayırt eder, birini güney krallığı (Sümer), diğerini kuzey krallığı (Akkad) yaparlardı. Toplamda bu, iki nehir arasında tek bir arazi parçasına dönüşmüştü.
Yaratılış 10:10-11 dışındaki konumuna dair başka bir kanıt Daniel Kitabı'ndan geliyor
Babel, Yunanlıların Babil dediği şehrin yerli adıdır; bu kelime kelime doğrusu "tanrının kapısı" anlamına gelir ve Akkadca Bab-ili'ye karşılık gelir.
Yazının icadı serüveni bu tapınaklara dayanır.Mezopotamya'da evler ve tapınaklar, taş az olduğundan kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Hem bu özelliğinden hem de sık sık istilalara uğradığından bu yapılar günümüze kadar ulaşmamıştır
Sümerlerde hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı ve insan görünümündeydiler, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı.
Sümer halkı ve Sümerlerin yaşadığı topraklar, dünyanın geri kalanı taş çağını yaşarken, gelişmiş şehir devletlerinin yer aldığı, medeni krallar ülkesi olarak anılıyordu. Uruk kralının ikonografisinde çok miktarda, hayvanlarla birlikte tasvir edildiği resimler mevcuttur. Sümer kralları halkın çobanı olarak nitelenirdi. Erken Sümer yazısı oldukça ilkeldi, Sümer yazısının başlangıç ve gelişim döneminde, resimlerin, tasvirlerin, mevcut yazı sistemi ile anlatılması mümkün olmayan şeyleri anlatmak için kullanıldığı açıktır.
Sümer dilinin çivi yazısı ile yazımı çok daha eskidir ancak, M.Ö. 3200 civarında, Sümerlerin en bilinen kenti Uruk’ta, şehir devletinin vergi ve ganimet hesaplarını tutmak amacıyla bir kayıt aracı olarak kullanılmaya başlanir.
Kil tabletlere kama şeklinde çentikler oluşturularak yazılan çivi yazısı. Daha sonra kâtipler tarafından taş objelere de işlendi.
Gliflerin zamanla nasıl değiştiğine dair bazı örnekler:
Sümer Çivi Yazısı Yazma Yönü: değişken – erken metinler yukarıdan aşağıya doğru dikey olarak yazılmıştır, ancak yaklaşık M.Ö. 3000 civarında yönler yatay sıralarda soldan sağa doğru değişmiştir. Aynı zamanda işaretler saat yönünün tersine 90 ° döndürülmüş ve kamalardan “Cuneiform “ ile sembolize edilmeye başlanmıştır.
Sümer Çivi Yazısı Sembol sayısı: MÖ 3000 öncesi yaklaşık 1000 sembol kullanılarak yazılırken sonradan sembol sayısı azalmıştır, bulunan MÖ 2000 ‘li yıllara tarihlenen Sümer çivi yazılarında ortalama 400 sembol kullanıldığı anlaşılmıştır daha eski metinlerde yaklaşık 1.000 arasında, sonraki metinlerde 400’e.
Sümer çivi yazısında kullanılan sembollerin çoğunun çoklu telaffuzları vardı.
‘Anadolu hiyeroglifi’ denen ve Hitit devrinde Anadolu’nun pek çok bölgesindeki anıtlar üzerinde görülen resim yazısının dili de Hititçe değil, Luviceydi. Hatta Hitit mühürlerinde görülen resim yazısı da Luvi dilini ifade etmek için kullanılıyordu.
Hint-Avrupa dilini konuşan Luviler, önemli bir halktı. Luviler, bin yıldan uzun süre varlığını korudu ve Batı Anadolu’ya göç eden Yunanlara eski Anadolu’nun birikimlerini aktardı.
Luviler: Anadolu'nun Hititler öncesi büyük medeniyetlerinden biri olan Luviler, bu geniş halklar ailesi içinde yer alır ve bazı inanışlara göre Yâfes soyundan gelen halklar arasında sayılırlar.
Antik Mezopotamya’daki en eski medeniyet Sümerlerdi.
Sümerler, "Bereketli Hilal" olarak adlandırılan Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de tarihte ilk kez Mezopotamya'da, Sümerlerde ortaya çıkmıştır.
Sümer mitolojisinde Emeş (Yaz) ve Enten (Kış) tanrı Enlil tarafından yeryüzünde bolluk ve bereketi sağlamak amacıyla yaratılan iki kardeş tanrıdır.Sümer edebiyatının "tartışma" (disputation) türündeki en ünlü örneklerinden biri bu iki kardeş arasındaki çekişmeyi konu alır.Bu hikaye, kültürel ve dini açıdan kutsal kitaplardaki Habil ile Kabil öyküsünün en eski kökenlerinden biri olarak kabul edilir; çünkü her iki anlatı da bir "çiftçi" ile bir "çoban/besici" arasındaki rekabeti ele alır.
Moğol şamanizminde (Tengerizm) evren, iyilik ve kötülük arasındaki dengeyi temsil eden toplam 99 Gök Tanrısı (Tngri) tarafından yönetilir. Bu inanca göre tanrılar iki ana gruba ayrılır:
Batı'nın 55 Tngrisi (Baruun 55 Tngri)
Niteliği: "Ak" (iyicil) tanrılardır.
Görevi: İnsanlara yardım etmek, bereketi sağlamak, adaleti korumak ve koruyucu ruhlar olarak hareket etmekle görevlidirler.
Liderleri: Genellikle gökyüzünün en yüksek katında oturan Han Hormusta Tngri (Hormuzda) olarak kabul edilir.
Sembolizm: Merhameti, barışı ve yaratıcı gücü temsil ederler.
Doğu'nun 44 Tngrisi (Züün 44 Tngri)
Niteliği: "Kara" (hiddetli veya yıkıcı) tanrılardır.
Görevi: Bu tanrılar her zaman "kötü" olarak görülmezler; daha çok savaş, hastalık, ceza ve ölüm gibi yıkıcı doğa olaylarını ve toplumsal felaketleri yönetirler. İnsanları terbiye eden ve disipline eden bir güç olarak kabul edilirler.
Liderleri: Yeraltı dünyasının ve karanlığın hakimi olan Erleg Han (Erlik Han) ile ilişkilendirilirler.
Sembolizm: Sertliği, savaşı ve kaçınılmaz sonu temsil ederler.
Bu iki grup arasındaki sürekli mücadele ve etkileşim, dünyadaki düzeni ve dengeyi oluşturur. Şamanlar (Böö), ritüellerinde hem Batı'nın iyicil ruhlarından yardım diler hem de Doğu'nun hiddetli ruhlarını yatıştırmaya çalışırlar. 99 sayısı, Moğol kozmolojisinde sonsuzluğu ve göksel bütünlüğü simgeler.
Türk mitolojisine göre Hayat Ağacı (Bayterek), dünyanın merkezinden yükselerek göğün en üst katına, kayra Han'ın oğlu olan iyilik tanrısı Ülgen’in makamına kadar ulaşır. Türk kozmolojisinde bu ağaç, yer altı, yeryüzü ve gökyüzünü birbirine bağlayan bir "dünya ekseni" (axis mundi) olarak kabul edilir.
Dünya Ağacı: Ülgen'in sarayına çıkan yolun, yeryüzünden gökyüzüne uzanan bir "Hayat Ağacı" (genellikle akçaağaç veya kutsal kayın) olduğuna inanılır.
Bay Ülgen, Türk ve Altay mitolojisinde iyiliğin, bolluğun ve gökyüzünün hükümdarı olan en yüce tanrıdır. Türk şamanizminin en önemli figürlerinden biridir.
Nardugan=
Moğolca "Nar" (Güneş) ve Türkçe "Tugan/Doğan" kelimelerinin birleşimiyle "Doğan Güneş" anlamına gelir.
İlk kez ağaç süsleme geleneğinin kökeni, Orta Asya Türklerinin "Nardugan" (Güneşin doğuşu) bayramında Akçam ağacını süslemesi ve bolluk, bereket için dallarına bezler bağlamasıyla başlamıştır; nar, Türk kültüründe bolluk sembolü olarak görülür.
Osmanlı'daki Nahıl geleneği (hurma ağacından yapılan süslü ağaçlar) ise bu köklü geleneğin devamı sayılır ve modern Noel ağacı süslemesi bu geleneğin evrilmiş halidir.
( NOT; Orta Çağ Almanya'sı (16. Yüzyıl):Hristiyan aileler evlerine çam ağaçları kurup mumlar, elmalar ve tatlılarla süslemeye başladılar.)
Sümer halkı kendilerini "Siyah Başlı Olanlar" veya "Siyah Başlı İnsanlar" Örneğin Sümer kralı Şulgi kendisini "dört mahallenin kralı, kara kafalı insanların lideri" olarak tanımlamıştır.
Akadlar da Sümerlere "kara kafalı insanlar" ya da Sami Akad dilinde ṣalmat-qaqqadi diyorlardı.
Sümer kral listesinde adı herhangi bir efsanevi kaynaktan bilinen en eski hanedan kralı Kiş'in ilk hanedanının 13. kralı olan Etana'dır. Arkeolojik kanıtlarla doğrulanan en eski kral, Gılgamış Destanı'nda da adı geçen Kiş'in Enmebaragesi'dir (Erken Hanedanlık I) - bu da Gılgamış'ın kendisinin Uruk'un tarihi bir kralı olabileceği önerisine yol açmıştır.
Uruk döneminde Sümer şehirlerinin dağlık bölgelerden yakalanan köle işgücünden faydalanmaya başladığı oldukça kesindir ve en eski metinlerde işçi olarak yakalanan kölelere dair bol miktarda kanıt bulunmaktadır. Bu Uruk uygarlığına ait eserler ve hatta koloniler, Türkiye'deki Toros Dağları'ndan batıda Akdeniz'e ve batı İran'a kadar uzanan geniş bir alanda bulunmuştur.
Samuel Noah Kramer, "Tarih Sümer'de Başlar" kitabında; İran'dan gelen göçebeler ve Samilerin karışımı olan bir köy kültürü ile Sümer tarihinin başladığını yazıyor.
Sümerlerin ülkesi, çivi yazısındaki yazıtlarda;
"Soylu Lordların Ülkesi" anlamına gelen "k-en-gi(-r)" ifadesi de yer almaktadır.
Sümerlerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaratılış Destanı ve Tufan Hikâyesi'dir. Sümerler kendi ülkelerine Kengir, konuştukları dile Emegir ve kendilerine Sag-giga derlerdi.
Cennet Bahçesi, Büyük Tufan ve Babil Kulesi’nin Yaratılışı gibi Mezopotamya dinindeki olaylar Tevrat, İncil ve Kuran’da da geçmektedir.
Bir sanatçının Uruk şehri tasviri. (Jeff Brown Graphics)
Sümer metinlerini anlamak sorunlu olabilir. En zor olanı, çoğu durumda dilin gramer yapısını tam olarak vermeyen ve bilgili kâtipler için bir "aide-mémoire" olarak kullanılmış gibi görünen en eski metinlerdir.
! "Aide-mémoire" (Fransızca: yardımcı bellek), bir şeyi hatırlamaya yardımcı olmak için tutulan hatırlatıcı not, muhtıra veya kısa özet anlamına gelir.
Sümerlerin yazıyı kullanmaya başlamaları (M.Ö. 3000) sonucunda Tarih Öncesi Devirler sona ermiş, Tarih Çağları başlamıştır.
Çivi yazısı, kilden yapılma tabletlerin üzerine resimler ya da harf görevi gören ve sesleri temsil eden semboller ile özel bir teknikle yazılan; papirüsün bulunması ile son bulan tarihteki ilk yazı sistemidir. Maden Çağlarının sonunda, yaklaşık MÖ 3500'lerde Sümerler tarafından icat edilmiştir.
Demir Çağı: Maden Devri'nin son safhasıdır. Demirin işlenmesiyle askeri ve tarımsal alanda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir.
SÜMER KATİP OKULLARI:
Sümer katip okulları, "Edubba" (Tablet Evi) olarak bilinen, dünyanın ilk okullarıdır; burada öğrenciler çivi yazısı öğrenir, matematik, hukuk ve edebiyat eğitimi alır, kil tabletler üzerine yazılar kopyalardı, eğitim disiplinli ve cezalıydı ve mezun olan katipler toplumda çok saygın bir yer ediniyirdi, bu okullar daha sonra tüm dünyaya örnek oldu.
TÜM DÜNYA ONLARI ÖRNEK ALDI
Sümerler; 5 bin yıl önce yazıyı icat ettikten sonra ilk kez okul kuran medeniyet
olarak tüm okullara model oluşturdu. Kralların; yasaları yazıya dökmek ve
hazinelerindeki nesnelerin kaydını tutmak için katiplere ihtiyacı vardı. Rahipler de
dini kuralları yazılı hale getirmek ve malzemelerin kaydını tutmak için katiplere
gerek duyuyordu. Bu nedenle; okuma, yazma bilen katipler yetiştirmek için saray
ve tapınakların çevresinde okullar açıldı.
Okulda, yazı kil tabletlere yazıldığı için
bu okullara Tablet Evi anlamına gelen “Eduba” denilirdi. Öğrencilere; matematik,
geometri öğretilmeye ve efsaneler ezberletilmeye başlanınca katipler en kültürlü
insanlar oldu. Katiplik saygınlık kazandıkça öğrenci sayıları arttı. Talep artınca,
tecrübeli katipler yüksek ücretli özel okullar açtı. Çivi yazısı uzmanı N. Schneider;
kil tabletlerden derlediği 500 katibin adını ve babalarının mesleğini yayımlayınca
Sümer katiplerinin tümünün zenginlerin çocuğu olduğu görüldü. Saraydaki
katipler; kralın özel mektuplarını yazıp gelen mektupları krala okudukları için
güvenilir zengin ailelerin çocukları arasından seçilirdi.
Çocuklar okula 6-7 yaşında
başlar, 18-19 yaşına kadar eğitim görürdü. Basit işlerde çalışacak olanlar; okuma
yazma ve biraz da matematik öğrendikten sonra iş bulup okuldan ayrılırdı. Okulda;
başöğretmen, yardımcı öğretmenler ve kıdemli öğrenciler eğitim verirdi. Öğrenciler
öğretmenlere itaat etmek zorundaydı. Ödevini yapmayan, okula geç gelen, derste
konuşan veya başarısız olan öğrencilerin dövülmesi normal sayılırdı.
Sümer katip okulu (temsili resim)
Okulda verilen dersler
Okulda; öğrencilerin önce yatay ve dikey çizgiler çizmesi istenir, ardından da
yazımı kolay olan hecelerin ıslak kil tabletlere nasıl yazılacağı öğretilirdi. Daha
sonra öğrencilere; u-a-i ünlü harflerini kullanarak tu-ta-ti ve mu-ma-mi gibi hece
serileri yazdırılırdı. Ardından, öğrenciler aile fertlerinin ve arkadaşlarının
isimlerini yazmayı öğrenip ikinci aşamaya geçerdi.
Bu aşamada; çocuklara URRA=hubullu sözcük listeleri olarak adlandırılan ve anlamsal bütünlüğü olan
kelimeler yazdırılırdı. Bu tabletlerin içeriği: yasalar ve yönetimle ilgili terimler,
ağaçlar ve ahşap eşyalar, kamışlar ve kamıştan eşyalar, seramik eşyalar, deri ve
bakır eşyalar, diğer metal eşyalar, evcil hayvanlar, yabani hayvanlar, vücuttaki
organlar, kaya türleri, bitkiler, kuş ve balıklar, kumaş türleri, coğrafi terimler ile
yiyecek ve içecek isimleri olarak özetlenebilir.
Öğrencilere, güzel mektup yazma
alıştırmaları yaptırılırdı. Hukuk alanında eğitilen katiplere, geçmişteki önemli
davalarla ilgili metinler öğretilirdi. Bunlardan biri, İsin kentinde işlenmiş meşhur
bir cinayet davasıydı. Öğrencilere, yasal açıdan önem taşıyan örnek sözleşme
metinleri de öğretilirdi. İleri düzeyde eğitim alan katipler, krallara methiye yazma
konusunda da uzmanlaşırdı. Bu katipler, matematik ve arazi ölçümü konularına da
çok hakimdi. Matematik bilmek bir katibin en önemli özellikleri arasındaydı.
Müzik eğitimi de çok önemsenirdi. En üst eğitim döneminde; katiplere önce 4
efsane metin, ardından Gılgamış Destanı gibi 10 edebi metin defalarca tabletlere
kopyalatılıp ezberletilirdi. Sümer okulları, 4000 yıl önce dünyanın en bilgili
insanlarını yetiştirdi ve dünyadaki tüm okullara örnek oluşturdu.
Prof. Dr. Ural Akbulut
ODTÜ Kimya Bölümü
! Mezopotamya’da Maden Devri yaşanırken Avrupa’da Cilalı Taş Devri yaşanmıştır.
Sümer çivi yazısı ve Mısır hiyeroglifleri arasındaki temel fark, yazıların görünümü (çivi yazısı <işaretler>, hiyeroglif ) ve gelişim yönleridir:Sümerler'in resim yazısı zamanla soyutlaşıp çivi şeklini alırken, Mısırlılar başlangıçtan itibaren tam bir grafik sistemi (resim ve sesleri içeren) kurmuş ve hiyerogliflerde daha çok resimsel kalmıştır; Sümerler kil tablete kama şekilli bir aletle yazarken, Mısırlılar papirüs ve taş üzerine resimli sembollerle yazmıştır.
&
Nemrut: Genellikle Mezopotamya (Babil) bölgesinde hüküm sürdüğü anlatılan, Hz. İbrahim ile çağdaş kabul edilen, Naram-Sin veya başka antik krallarla özdeşleştirilen figürdür
Ahameniş: Pers İmparatorluğu'nun atası ve Ahameniş hanedanının kurucusu olan tarihsel/efsanevi bir Pers hükümdarıdır.
İssos İskenderi (Büyük İskender) ile Babil Kulesi aynı şey değildir;
Aralarındaki temel farklar şunlardır:
İssos İskenderi (Büyük İskender): Makedonya kralıdır. MÖ 333 yılında bugün Hatay yakınlarında gerçekleşen İssos Muharebesi'nde Pers Kralı III. Darius'u mağlup etmiştir.
Babil Kulesi: Mezopotamya'da, Tanrı Marduk'a hitaben inşa edilen Etemenanki zigguratı ile özdeşleştirilen efsanevi bir kuledir. Dillerin bu kule inşaatı sırasında karıştığına inanılır.
Nemrut: Genellikle Mezopotamya (Babil) bölgesinde hüküm sürdüğü anlatılan, Hz. İbrahim ile çağdaş kabul edilen, Naram-Sin veya başka antik krallarla özdeşleştirilen figürdür
Ahameniş: Pers İmparatorluğu'nun atası ve Ahameniş hanedanının kurucusu olan tarihsel/efsanevi bir Pers hükümdarıdır.
M.Ö. 2600-2400 yılarında Mezopotamya dini inanışında Sin Ay tanrı olarak simgelenmekteydi. Sin yaratıcı tanrıydı. Her şeyin ve bütün kutsalların yaratıcısı olduğuna inanılan bilgeliğin tanrısıydı. Hilal şeklindeki Ay veya İki boynuzlu boğa şeklinde simgelenirdi (Sîn was depicted as a horned bull (qarnû)). Boynuz aynı zamanda gücün simgesiydi. İki boynoz bu günkü kraliyet tacının ilk şeklidir.
Naram kelimesi Akkadça sevilen özellikle, tanrı tarafından sevilen demektir. Bu günkü Türkçe karşılığı “kutsal” anlamına gelmektedir.
Akad Kralı Naram-Sin ile doğrudan ilgili bir ayet Kur'an-ı Kerim'de yer almamakla birlikte, bazı araştırmacılar ve yorumcular Zülkarneyn karakterinin Naram-Sin olabileceğini öne sürmektedir. Bu bağlamda, Hadid Suresi 25. ayet ve Zülkarneyn'in doğu ve batıya yaptığı seferler gibi ayetler tartışılmaktadır.
Öne Çıkan Detaylar:
Zülkarneyn Bağlantısı: Bazı teorilere göre, Naram-Sin, hem doğuya hem batıya seferler düzenlemesi ve kendini tanrı ilan etmesi (boynuzlu miğferi ile simgelenir) nedeniyle Zülkarneyn ile ilişkilendirilmektedir Akevler.
Sembolizm: Naram-Sin'in kullandığı boynuzlu miğferin, Taha suresindeki samiri ve buzağı anlatımıyla sembolik bir ilişkisi olabileceği bazı yorumlarda geçmektedir Akevler.
&
İslam Geleneğindeki Yeri: İslam kaynaklarında Hazkîl'in, Kur'an'da adı geçen Zülkifl (Arapça: ذو الكفل) peygamber ile aynı kişi olduğu kabul edilir. Enbiya ve Sad surelerinde kendisinden bahsedilerek sabırlı, erdemli bir peygamber olduğu vurgulanır.
Hezekiel Kitabı'nda veba, genellikle halkın günahları nedeniyle çarptırıldığı dört ağır yargıdan biri (kılıç, kıtlık, vahşi hayvanlar ve veba) olarak tasvir edilir.
Dağın "Nemrut" olarak adlandırılması, kralın kendisiyle değil, bölgedeki yerel efsanelerle ilgilidir.
Bakara Suresi 258. ayette Allah'ın kendisine hükümdarlık verdiği için Hz. İbrahim ile tartışan ve şımaran hükümdardan bahsedilir, tefsirlerde bu kişinin Nemrut olduğu kabul edilir. Bu kişi, İbrahim'i ateşe attırmakla (Enbiya 68-70) ilişkilendirilen zalim hükümdardır.Kule hikayesi daha çok İslami tefsir ve tarih kaynaklarında yer alan, Nemrut'un gökyüzüne çıkıp İbrahim'in Allah'ını aramak için inşa ettirdiği yapı olarak anlatılan bir kıssadır.
Bu konuyla ilgili öne çıkan bilgiler şöyledir:
Tartışma Ayeti:Bakara Suresi 258. ayette, İbrahim peygamberin "Rabbim diriltir ve öldürür" demesi üzerine Nemrut'un "Ben de diriltir ve öldürürüm" diyerek kibirlendiği ve İbrahim'in güneşi batıdan getirmesini istemesi üzerine sustuğu anlatılır.
Kule Rivayeti: Bazı tefsirlerde (örneğin İmam eş-Şinkitî), Nahl Suresi 26. ayette geçen "Öncekiler de tuzak kurmuşlardı; sonunda Allah binalarını temellerinden yıktı..." ifadesinin Nemrut'un inşa ettirdiği kuleye işaret ettiği belirtilir.
Enbiyâ Suresi 69. Ayet (Ateşin Serin Olması): "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol!" dedik.
İbrahim Suresi 18. Ayet (Kül Benzetmesi): İnkarcıların işlerinin fırtınalı günde rüzgara savrulan küle benzemesi anlatılır (Ancak Nemrut'un kulesi değil, "kül" kelimesi geçer).
"Rablerini inkâr edenlerin durumu şuna benzer: Onların bütün yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir kül yığını gibidir. Böylece onlar, kazandıkları hiçbir şeyin faydasını göremezler. İşte bu, doğru yoldan tamamen uzak ve derin sapıklığın ta kendisidir."
Karıştırılan Kıssa: Nemrut'un kule inşa ettirmesi hikayesi, Firavun'un veziri Haman'a yüksek bir kule yapmasını emrettiği Kasas Suresi 38. ayet ile halk arasında sıklıkla karıştırılabilmektedir.
Kuruluş ve Antik Dönem: Şehir, M.Ö. 333 yılında Büyük İskender'in Pers Kralı III. Darius'u Issos Vadisi'nde (İssos Savaşı) mağlup etmesinin ardından kurulmuştur.Antik kaynaklardaAlexandreia ad Issum(İssos İskenderiyesi) olarak geçer.
Stratejik Önem: Nur Dağları ile Akdeniz arasında yer alan şehir, Suriye Kapıları (Belen Geçidi) üzerinden Anadolu'yu Ortadoğu'ya bağlayan en önemli liman kapısı olmuştur.
Pharos (iskenderiye'deki Deniz Feneri)
1572 Maerten van Heemskerck'ten sonra Philip Galle
Antik Dünyanın harikalarından biri olan İskenderiye Deniz Feneri'ne dair görgü tanıkları
Görsel: Pharos Alexandria – Fischer von Erlach.
Deniz feneri, M.Ö. 3. yüzyılda, Ptolemaios I (Soter) ve oğlu Ptolemy II (Philadelphus) döneminde inşa edilmiştir.
Doğal afetlerin sayısı nedeniyle ciddi şekilde zarar gördüğü söylenmiştir.14 Century sonunda tamamen çöktü ve son kısmı 15. yüzyılın sonlarına tarihlenen QaitbayKalesi'nin (Kait Bey) inşasında kaldı.
&
&
Salâhaddin Eyyûbî, Mısır’ı ele geçirince Fâtımîlerin sapkın inançlarına dair propaganda kitaplarını yaktırmıştı. İbnü’l-Kıftî’nin babası, bu sırada Mısır’da kâdı idi. Muhtemelen babasından işittiklerini anlatırken; hâdise bambaşka bir renge büründürülmüştür.
Hz. Ömer, halifeliği döneminde (634-644) Mısır ve İskenderiye'nin fethini organize etmiş, ancak bizzat savaş alanında bulunmamıştır. İskenderiye, onun döneminde Amr bin Âs tarafından 642 yılında fethedilmiştir. Hz. Ömer, Suriye ve Irak bölgelerinin fethini yöneten halifedir.
Hz. Ömer'in fetihler sırasında gönderdiği stratejik mektuplar, sadece askeri harekatları değil,
aynı zamanda yeni fethedilen topraklardaki hukuki düzeni, yönetim ahlakını ve sosyal adaleti şekillendiren temel belgelerdir.
İbnü‘l-Kıftî hamam sayısını vermiyor. Bunu Ebu’l-Ferec uydurmuş. Amr bin Âs, eline geçen bazı Yunanca kitapları ne yapacağını Halife Ömer’e sormuş. O da “içinde işe yarar bir şey varsa sakla, değilse yak!” demiş. Bu hâdiseyle de yangın arasında irtibat kurulduğu âşikâr.
Amr bin Âs (ö. 664), İslam tarihinde Mısır'ın fatihi, üstün askeri dehaya sahip bir komutan, vali ve sahâbîdir. 629'da Müslüman olduktan sonra, özellikle Suriye ve Mısır'ın fethinde kritik roller üstlenmiş, Kahire'nin temeli olan Fustat şehrini ve Afrika'daki ilk cami olan Amr bin Âs Camii'ni kurmuştur.
Hıristiyanlıktan sonra, Romalıların Mısır vâlisi Theophilos, 391 yılında bu kütüphanenin bulunduğu yerde bir kilise yaptırmak istedi. Hafriyat sırasında burada eski Mısırlılara ait bir mabed taşı bulundu. Bu vesileyle Hıristiyanlarla yerli Mısırlılar arasında patırtı çıktı. Hâdiseler ayaklanmaya dönüştü. Çok insan öldü. Theophilos, asker sevk edip ayaklanmayı bastırdı. Kütüphanenin bulunduğu yeri yakıp yıktı. Kıyıda köşede kalmış eski kitapları hamam külhanlarında yaktırdı. İlme ve tarihe saygılı Hıristiyanların bu marifetinin faturası da, ne yazık ki Müslümanlara kesildi.
İssos Savaşı (MÖ 333); Büyük İskender liderliğindeki Makedon Krallığı (Helen Birliği) ve III. Darius komutasındaki Ahameniş (Pers) İmparatorluğu'nun ilk kez doğrudan karşı karşıya geldiği muharebedir.
İddia: Amr bin Âs'ın Mısır'ı fethi (MS 642) sırasında kütüphanedeki kitaplar için Halife Ömer’den görüş istediği, onun da "Bu kitaplardaki bilgiler Kur’an’a uygunsa onlara gerek yok, aykırıysa zaten zararlıdır; yakın!" dediği rivayet edilir.
Tarihsel Gerçeklik: Bu hikaye, olaydan yaklaşık 600 yıl sonra (13. yüzyılda) Abdüllatif el-Bağdâdî ve İbnü'l-Kıftî gibi yazarların eserlerinde ilk kez ortaya çıkmıştır. Fethin hemen ardından yazılan dönemin hiçbir Bizans veya Müslüman kaynağında böyle bir bilgiye rastlanmaz.
Kütüphanenin Akıbeti: İskenderiye Kütüphanesi, Müslümanların fethinden çok daha önce; Jül Sezar dönemi (MÖ 48), fanatik Hristiyan grupların saldırıları (MS 391) ve Bizans dönemindeki iç karışıklıklar nedeniyle büyük ölçüde yok olmuştu. İslam orduları şehre girdiğinde kütüphaneden geriye yakılacak devasa bir koleksiyon kalmadığı bilimsel bir gerçektir.
Müslüman uygarlıktan gelen gezgin ve coğrafyacı İbn Cubeyr için, Mısır'daki İskenderiye 12 yılında ziyaret ettiği ilk yerlerden biriydiYüzyıl. Bu gezi onun, özellikle İskenderiye'nin ünlü dev deniz feneri üzerinde güçlü izlenimler bıraktı; bu konuda şunları söyledi:
Bu şehirde gördüğümüz en büyük mucizelerden biri, Büyük ve Yüce Tanrı'nın bu emeklere zorlananların elleriyle inşa ettiği fenerdi; bu fener 'başkalarının kaderini incelemekten uyaranlara bir işaret' [Kur'an: 15:75] ve yolculara rehber olarak hizmet verdi, çünkü onsuz İskenderiye'ye doğru gerçek rotayı bulamazlardı. Yetmiş milden fazla bir mesafeden görülebilir ve çok eski bir tarihe sahiptir. Her yönde en sağlam şekilde inşa edilmiştir ve yükseklik açısından gökyüzünle rekabet eder. Tanımı yetersiz kalıyor, gözler anlayamıyor ve kelimeler yetersiz, gösteri o kadar büyük."
Kur'an-ı Kerim'in 15. suresi olan Hicr Suresi'nin 75. ayeti (15:75), "Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır" (İnne fî żâlike leâyâtin lilmutevessimîn) ifadesiyle, Lut kavminin kıssası bağlamında, feraset sahibi ve derin anlayışlı insanlar için açık deliller, işaretler ve ibretler bulunduğunu vurgular.
Ayrıca, Abu Hamid Al-Gharnati'nin el yazması gibi gezginlerin kişisel gözlemlerine dayanan antik deniz fenerinin çizimleri de vardır:
Abu Hamid Al-Gharnati'nin eski İskenderiye Deniz Feneri'nin çizimi.
İslam dünyasından al-idrisi, al-Balavi, al-Mas'udi, Muhammad ibn Iyas, al-Bakri, Nasir-i Khusraw, Mukaddasi ve daha birçok yorumu vardır...
İskenderiye Deniz Feneri'dir; ayrıca 14. ve 15. yüzyıl Arapça bir el yazması olan Kitab al-bulhan adlı bir el yazmasının bir sayfasında da bulunabilir; bu el yazması "Harikalar Kitabı" anlamına gelir:
Mojmal al-tavariḵ va al-qesas'tan, "Fars edebi tarih yazımının 12. yüzyıla ait anonim bir kroniği" olarak yazılmış bir eserden.
Abu Hamid Al-Gharnati'nin eski İskenderiye Deniz Feneri'nin çizimi.
Mısırlı Abbas Mahmûd el-Akkād (1889-1964), 20. yüzyılın en önemli Arap edebiyatçılarından, gazeteci, mütefekkir, şair ve eleştirmenidir; özellikle Mısır edebiyatında modernleşme ve eleştiri alanında etkili olmuş, 『Allah』 gibi önemli eserler kaleme almış ve Taha Hüseyin gibi isimlerle tartışmalara girmiştir.
Kuran Felsefesi (The Philosophy of the Quran / Falsafat al-Qur'an): Bu kitap, Kuran'ın felsefi yönlerini incelemektedir.
Bilmediğin şeyin ardından gitme! Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra 36)
&
Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını kullanmayanlara verir. (Yunus 100)
&
Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi? (İbrahim 28)
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (Yunus 57)
&
(Resûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir. (Kasas 56)
&
Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahrette) sıkıntı çeker.” (Taha 123)
&
İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).” (Fussilet 44)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hallo 🙋🏼♀️