3 Şubat 2025 Pazartesi

Ludwig Wittgenstein; bir kelimenin anlami

 

Bir Kelimenin Anlamı, Onun Dildeki Kullanımıdır: Wittgenstein’ın Felsefesinde Dilin Sınırları 

{Kişilik olarak Wittgenstein zor bir karakterdi. Onu tanıyan biri onun ya deli ya da zeki olduğunu düşünürdü.}


Ludwig Wittgenstein c.2013. Photo: White Images/Scala, Florence

Ludwig Wittgenstein c.2013. Photo: White Images/Scala, Florence

Ludwig Wittgenstein (1889-1951), 20. yüzyılın en önemli filozoflarından biridir. Wittgenstein; dil, mantık ve metafizikkonularında olduğu kadar ahlak kurallarında da önemli katkılarda bulunmuştur. Bilinen iki önemli kitabı vardır: ‘Tractatus Logico Philosophicus’ (1921) ve ‘Felsefe Soruşturmaları’ (1953). Bu kitaplar 20. yüzyıl dil felsefesine önemli katkı sağlamıştır.

Kişilik olarak Wittgenstein zor bir karakterdi. Onu tanıyan biri onun ya deli ya da zeki olduğunu düşünürdü. Wittgenstein; filozofların anlamsal çıkmaza düşmelerinde payı olmasıyla, kendi akılsızlığını kınamak için bir odada dolanıp durmasıyla ve yaşadığı hayal kırıklıklarından dolayı kendi kendini yiyip bitirmesiyle bilinir. Wittgenstein kendi hatalarını kabul etmekten hiç çekinmedi ve şöyle dedi: ‘Eğer insanlar hiç salakça şeyler yapmasaydı, akıllıca işler yapılamazdı.’ Bu sözlerine şunu ekledi: ‘Neden buradayız bilmiyorum, ama eğlenmemiz için olmadığı kesin.’ Öğrenciler, Cambridge Üniversitesi’nde onun derslerine kaygıyla katıldı; öğrenciler derste işkence gören bir aklın zihin patlaması ya da mantığa uygun yapıçözümünün zekice yaklaşımına mı tanıklık edecekleri hakkında emin değillerdi.

Bazen bir bunalım verimli olabilir. Sürekli bir çeşit zihinsel felaketle başa çıkmakta olan Wittgenstein, önceden doğru olduğunu düşündüğü fikirlerini çürüterek yeni fikirler geliştirme çabasındaydı. En iyi örnek, dilin doğasını değiştirme konusundaki çabalarıdır. Wittgenstein, Tractatus Logico Philosophicus adlı kitabında, dilin anlatımsal bir teorisi olduğunu savundu. Bunu, bir dilin ‘resim teorisi’ olarak tanımladı: gerçeklik (‘dünya’), dilimizin yeterli bir mantıksal formda olduğunu varsayarak dilde resmedebileceğimiz uçsuz bucaksız gerçekler topluluğudur. Wittgenstein’ın iddia ettiği gibi, ‘Dünya nesnelerin değil, olguların toplamıdır’ ve bu gerçekler mantıklı bir şekilde yapılandırılmıştır. İlk başlarda Wittgenstein için felsefenin amacı, dili mantıksal biçimine geri döndürmek, dünyanın mantıksal biçimini daha iyi resmetmekti.

Wittgenstein’ın ilk çalışmaları mantıklı pozitivistlere, anlamlı dilin sınırlarını tanımlama çabası içinde doğrulanamaz ‘sözdeostatisyonları’ çürütmeye karar veren eleştirel analitik düşünürlere ilham kaynağı oldu. Wittgenstein, Tractatus adlı kitabının kapanış bölümlerinde ‘Bir şey üzerinde konuşulamıyorsa susmak gerekir.’ demiştir. Bir filozof olmak isteyen kişi, dilini tutmayı öğrenmelidir. Mantıksal pozitivizm, analitik felsefenin şeklini 1960’lı yıllara kadar tanımlayan güçlü bir akımdı. Ama, onun kurucusu olan aynı kişinin çalışmalarıyla alt edildi. 1930’ların sonunda, Wittgenstein, resim teorisi dilinin oldukça yanlış olduğuna karar verdi. Hayatının geri kalanını bunun nedenini açıklamak için adamıştır. ‘Kazanılan şöhretle yetinmek karda yürümek kadar tehlikelidir’ dedi ve ekledi: ‘Uyuklarsın ve uykunda ölürsün.’

Wittgenstein’ın Tractatus ve Soruşturmalar arasındaki düşünce farklılığı, 20. yüzyıl felsefesinin mantıksal pozitivizmden davranışçılık ve pragmatizme değiştiğini gösterir. Bu değişim, dünyada empoze edilen sabit bir yapı olarak dili görmekten, dilin günlük pratiklerimiz ve yaşam biçimlerimiz ile yakından bağlantılı olan akıcı bir yapıda görülebilmesi için bir değişimdir. Sonraki zamanlarda, Wittgenstein için anlamlı ifadeler oluşturmak, dünyanın mantıksal biçimini haritalamak meselesi değildi. Günlük yaşam boyunca oynadığımız ‘dil oyunları’ içinde geleneksel olarak tanımlanmış terimlerin kullanılması durumuydu. ‘Çoğu durumda, bir kelimenin anlamı, onun dildeki kullanımıdır’, der Wittgenstein ve belki de bu cümle Soruşturmalar kitabındaki en ünlü cümledir. Ne söylediğiniz değil, onu ne şekilde söylediğiniz ve hangi bağlamda söylediğinizle önemlidir. Sözcükler onları nasıl kullandığınız ile ilgilidir.

Bu modelde iletişim, geleneksel terimleri dilsel bir topluluk tarafından tanınacak formda kullanmayı içerir. İletişim, geleneksel olarak kabul edilmiş kelime oyununu içerir.

Wittgenstein, ‘Bir aslan konuşsaydı onu anlayamazdık “demiştir çünkü aslanların kullandığı dil, insanların dili anlayış şeklinden çok farklıdır. Bu arada ilginç bir nokta şudur ki; Wittgenstein’ın teorisi, aslanların avlanma ve çiftleşme faaliyetlerinin toplum dinamiklerine dayanan bir dile sahip olmasına izin verir. Liderlik için birbirlerine meydan okuyan iki yetişkin erkek aslanın kükremesi, tartışmasız iki rakip insanın şakaları gibi dil oyunları aktivitelerinden biridir ve her biri diğerinin ötesine geçerek kelime oyunu yaparlar. Biz insanlar Tractatus kitabında anlatılan dilin şekilci görünümünden çok uzağız. Saf mantığın Platonik bölgesinden ayrıldık ve dünyayı yeniden keşfettik.

Wittgenstein’ın dil üzerine görüşünde, onu toplumsal uygulama olarak görmesi açık ve etkili bir şekilde iletişim kurmaya çalışan herkes için öğretidir. Yazarlar ve konuşkan insanların her zaman konuştukları kitleyi düşünmeleri ve bildirilerini buna göre hazırlamaları söylenir. Wittgenstein’ın felsefesi, bu bakış açısını dilbiliminin ötesine geçirerek etnografya haline getirmektedir. Örneğin; bir sosyal kabile ile iletişim kurmak için kelimelerle nasıl oynadıklarına bakın. Çoğu durumda, argo, alay ve şakalar, olumsuz olarak yapılandırılmış ‘ikincil’ iletişim biçimleri değil, bir topluluk içinde kullanılan anlamlı kodladır. Diyorlar ki, binlerce sözcükten oluşan bir resim var, ancak zamanında söylenmiş bir şaka bir dünya görüşünü ifade edebiliyor. Wittgenstein ‘Tamamı şakalardan oluşan ciddi ve iyi felsefi bir eser yazılabilir.’ demiştir.

Şakalar geçici şeyler değildir. Mantıksal olarak tutarsız olabilir (bu genellikle onları eğlendirici yapar), ancak bir topluluktaki dil oyunlarında önemli bir rol oynarlar.

Wittgenstein’ın dil kullanımı, felsefeyle ilgilenen herkes için de önemlidir. ‘Çoğu durumda, Bir kelimenin anlamı, onun dildeki kullanımıdır’ görüşü; kelimeleri yanlış kullanmaya dayanan belirsiz metafizik spekülasyonlara başlatılmasında dürtüler için hayati bir düzeltme görevi görür. Örneğin ‘Tanrı’ sözcüğünü ele alalım. Ateistler ve inananlar arasında olan tartışmalar, ‘Tanrı’ sözcüğünün ya gerçek dünyada bir şeyi temsil ettiği ya da etmediği fikrine dayanır. Ateistler bunun olmadığını iddia ettikleri halde İnananlar olduğuna inanır (ve bu iddiayı doğrulamak için uğraşırlar). Ama bu tartışmanın her iki tarafı da farkında olmadan resim kuramına güvenirler. Bu teoride dil, dünyadaki gerçekleri temsil eder. Söylenen şey ya doğrudur ya da yanlıştır. Asla iki zıt grup bir araya gelmez.

Wittgenstein’a göre ‘Tanrı’ kelimesi farklı toplumlarda farklı anlamlara sahip olduğunu tartışır. Farklı dil toplulukları bağlamında, insanlar deneyimlerinin farklı yönlerini ifade etmek için farklı şekillerde ‘Tanrı’ kelimesini kullanırlar. (‘Tanrı’nın kontrolü altında olduğumu düşünüyorum’ veya ‘Güneş doğduğunda Tanrı’nın varlığını hissediyorum.’). Dolayısıyla, ‘Tanrı’nın’ anlamını düşünmenin bir başka yolu, toplumun bu terimi sosyal dil oyununda bir hareket olarak görmeleridir- bu hareket bir toplumun üyeleri için belirli çağrışımlara sahip bir hareket olarak tanımlanabilir. Belki de bu terim, Karen Armstrong’un söylediği gibi, bir yaşam biçimine bağlılığı ifade etmektedir ya da varoluş karşısında şaşkınlığı ifade eder. Sonuçta, bir terimin kullanılması, bu terime karşılık gelen bir varlığa olan inancı tam olarak ima etmemektedir. Bir sözcüğün anlamı, akla gelen olası anlamları ifade etmez, aksine o sözcüğün bağlam içindeki kullanımında saklıdır.

Wittgenstein’ın öğretimi uygulanabilir bir değere sahiptir. Neden zamanımızı her şey basit bir soru ile değerini yitirdiğinde asla çözümlenemeyecek olan konular üzerinde boş yere harcıyoruz? ‘Aynı şey hakkında mı konuşuyoruz?’ 

Eğer nesneleri çok dikkatli bir şekilde tanımlarsanız, kelimelerin anlamlarını ve ‘gerçek’ tanımını takıntılı hale getirirseniz, birçok filozof gibi bir kelimenin varlığının mantıksal olarak bu kelimeye karşılık gelen bazı metafizik öz ya da Platonik biçimi ima ettiğine inanıyorsanız, kelimenin anlamı kullanıldığı geleneksel sosyal söylem bağlamında anlamını verdiğini hatırlamak gerekir. 

Kelimeleri anlamlarını veren günlük dil bağlamlarına bakılarak, kelimeleri yanlış kullanmaktan ve anlamlandırılmayan kelimeleri anlamaya çalışmaktan kaçınabiliriz. Sözcükler ima edilen anlamlarına geri döndükçe, biz onları içinde çalıştıkları sıradan dil bağlamlarında görmeye başlayınca, düğümleri dilden çözmek ve gerçekte neyin söylenildiğini anlamak o kadar kolay olur.

Yazan: Tim Rayner
Çeviren: Demet Yazıcı
Kaynak: philosophyforchange



xxx

İndigo çocuklar👀 EN YENI SON NESIL ORNEGI

İndigo Çocuklar 

RainbowChildren

⚠️İndigo ağacı (Indigofera tinctoria), anavatanı Hindistan-Asya olan, "indigo mavisi" denilen boyanın elde edildiği ağaç-ağaçcıktır. 

İndigo çocuklar özel, sıra dışı ve zaman zaman doğaüstü özelliklere sahiplerdir. Bu ismi Hindistan’da yetişen indigo ağacının yaprak renginden alırlar. Buna aynı zamanda çivit mavisi de denir. İndigo çocukların kaşlarının arasında yer alan üçüncü göz çakrası, çivit mavisi rengindedir. Bu, onlara durugörü gücü verir.

1994 sonrası doğan “kristal çocuklar” ile benzer nitelikler taşırlar. İndigo ve kristal çocuk kavramlarının ortaya çıkışı enerji kalıplarına ve aura renklerine dayanır. 

Varoluş amaçlarının insanlığın geçirdiği bilinç evrimine yardımcı olmak ve sevgiden doğmayan düşünce ya da davranışlarla mücadele etmek olduğuna inanılır. 

İndigo çocuklar farklı bir enerjiye sahip oldukları ve yeni bir bilinç seviyesini temsil ettikleri düşünülen bireylerdir.

İlk kez 1970'li yıllarda Nancy Ann Tappe isimli bir parapsikolog tarafından ortaya atılan bu kavram, çocukların ruhsal, zihinsel ve sosyal düzeyde daha ileri bir farkındalıkla dünyaya geldiği iddiasına dayanır.

İndigo çocukların toplumun geleneksel kalıplarını sorgulayan ve farklı bakış açıları sunan bireyler olduklarına inanılır. 

İndigo çocuklar olağanüstü duygusal zekaya ve empati yeteneğine sahip bireyler olarak tanımlanır. Toplumsal normları ve otoriteyi sorgulama eğilimleri, bu çocukların önemli bir özelliği olarak öne çıkar.

Duygusal olarak derin bağlantılar kurma ve adaletsizliklere karşı duyarlılık, onların karakteristik özellikleri arasında yer alır. 

İndigo Çocuk (Kristal Çocuk) Özellikleri

İndigo çocukların tanınması için karakteristik özelliklerinin iyi analiz edilmesi gerekir. Sezgisel zekaları, empati yetenekleri ve sorgulayıcı yapıları diğer bireylerden farklı olduklarını gösteren önemli ipuçlarıdır.

İndigo çocukların, insanlığın yeni bir bilinç seviyesine geçişinde önemli bir rol oynadığı öne sürülür.

Yaratıcı düşünce kapasiteleriyle öne çıkan bu çocuklar, toplumun geleneksel kalıplarını sorgulama eğilimindedir. 

  • İndigo çocuklar, başkalarının duygularını anlama ve sezgisel olarak algılama konusunda son derece başarılıdır. Bu özellikleri, insanlarla derin bağlar kurmalarını sağlar.
  • Adalet duyguları oldukça gelişmiş olan bu bireyler, haksızlık karşısında net bir duruş sergiler. Aynı zamanda otoriteye ve geleneksel kurallara karşı eleştirel bir yaklaşım geliştirirler.
  • Standart düşünce kalıplarının ötesine geçerek yenilikçi çözümler üretebilme yetenekleri vardır. Sanatsal ve bilimsel alanlarda sıra dışı fikirler geliştirebilirler.
  • İnsanların duygusal durumlarını anlamakta ve onlara destek olmakta doğal bir yetenek sergileyerek sosyal ilişkilerinde öne çıkarlar.
  • İndigo çocuklar bireysel olarak güçlüdür ve kendi kararlarını almayı tercih ederler. Bağımsızlıkları, liderlik özelliklerini de ön plana çıkarır.

İndigo çocukların özellikleri hem bireysel düzeyde hem de toplumsal etkileşimlerde belirgin hale gelir. Özelliklerinin doğru bir şekilde anlaşılması, onların ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak için önemlidir. 

İndigo Çocuklar Kimdir?

İndigo çocuklar, sıra dışı bir duygusal derinliğe ve başkalarının duygularını anlama yeteneğine sahiptir.

Toplumsal kuralları sorgulayan ve otoriteye karşı bağımsız bir duruş sergileyen bu çocuklar, adaletsizliğe karşı duyarlılıkları ile bilinirler.

Bireylerin sezgisel zekaları ve yaratıcı düşünce kapasiteleri oldukça yüksektir.

Karmaşık sorunları çözmede yenilikçi yaklaşımlar geliştirebilirler. İndigo çocukların eğitimi, onların özgün yeteneklerini destekleyecek şekilde düzenlenmelidir.

Ayrıca toplum tarafından anlaşılmaları ve doğru şekilde yönlendirilmeleri, potansiyellerinin tam olarak ortaya çıkmasını sağlayabilir.

Sanat, müzik, bilim ve teknoloji gibi yaratıcı düşünce gerektiren alanlarda başarılıdırlar.

Ayrıca sosyal konularda liderlik yapma potansiyelleri de yüksektir. İndigo çocukların otoriteyi sorgulama eğilimi, adalet ve özgünlük duygularının bir yansımasıdır.

Geleneksel kalıpları aşma ve yeni çözümler üretme istekleri bu durumu açıklar.

İndigo çocukların yüksek enerji seviyeleri vedikkat eksikliği belirtileri, bazen hiperaktivite bozukluğu ile karıştırılabilir. Ancak bu çocukların yaratıcı potansiyelleri ve derin düşünme becerileri onları farklı bir kategoriye taşır.

Yeni nesil çocuklar, dijital araçları ve teknolojileri kullanmada olağanüstü bir beceriye sahiptir. Sahip oldukları bu beceriler teknoloji ve inovasyon alanında yeni çözümler üretme potansiyellerini artırır.

Teknolojilerin sosyal sorumluluk projelerinde ve bireysel gelişim süreçlerinde etkili bir şekilde kullanılabilmesi için bu çocuklara rehberlik edilmeleri gereklidir.

İndigo çocuklar için alternatif eğitim yöntemleri oldukça önemlidir. Montessori, Waldorf ve Reggio Emilia gibi yöntemler, çocukların bireysel potansiyellerini keşfetmelerine olanak tanır. Bu yaklaşımlar, indigo çocukların yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerini desteklemekte önemli bir rol oynar.

Eğitici oyuncaklar, empati ve sosyal farkındalık temelli programlar, indigo çocukların duygusal zekalarını geliştirmelerine katkı sağlayabilir.

Özel yetenekli çocuklar geleneksel eğitim sistemlerinde yeterince desteklenmeyebilir. İndigo çocukların, öğrenme ve gelişim süreçlerinde benzersiz ihtiyaçları olduğu için alternatif eğitim yöntemlerine yönelmek önemlidir.

İndigo çocukların motivasyonu için yaratıcı ve anlamlı etkinlikler sunulmalıdır. 

Onların ilgi alanlarına uygun projeler ve özgürlük sağlayan eğitim ortamları, motivasyonlarını artırabilir. Bu çocuklar için empati ve duygusal zeka temelli programlar da faydalı olabilir. Eğitimin yalnızca bilgi aktarımı değil kişisel gelişim ve değer yaratma süreçlerini de desteklemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sanat, müzik, yoga ve meditasyon gibi etkinlikler, indigo çocukların yaratıcılıklarını ve duygusal dengeyi destekler. Ayrıca grup çalışmaları ve doğa aktiviteleri de bu çocuklar için faydalıdır.

İndigo çocukların toplumsal etkileri de göz ardı edilmemelidir.

Çevre bilinci, sosyal adalet ve insan hakları gibi konularda daha genç yaşlarda farkındalık geliştirebilirler. Özellikle iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik gibi küresel sorunlara yönelik ilgi ve çözümleriyle dikkat çekerler. 


1970'li yıllardan bu yana daha yoğun biçimde dünyaya doğmayı seçen bu ruhlar indigo olarak adlandırılıyor. Indigo mor ve mavinin karşımından oluşan bir renk ve auralarında bu rengin yoğunlaştığı bu kişilerin ortak özellikleri şunlar:

1. Dünyanın maddi hayhuyundan zevk almayan olgun ruhlar 2. Öncü, reformcu, herkesten farklı düşünenler 3. Algısı çok açık ve enrjileri hemen fark edenler 4. Altıncı hissi ve sezgisi çok yüksek olanlar 5. Biraz dikkafalı, inatçı ve otoriteye karşı gelenler 6. Kendine yetebilen ve güçlü kişilikler 7. Doğaya ve hayvanlara büyük sevgi duyup bağ kuranlar 8. Çok yaratıcı ve sanata yatkın insanlar 9. Dünyayı değiştirmek isteyen ve bu görevin varlığından ruhsal olarak haberdar olanlar





İndigo çocuk, bir New Age teorisine göre özel, sıra dışı ve bazen doğaüstü özelliklere veya yeteneklere sahip olduğuna inanılan çocuk.

Bu teoriye dayanan düşünce Nancy Ann Tappe tarafından 1970'lerde ortaya çıkarılmış ve Jan Tober ile Lee Carroll tarafından daha da geliştirilmiştir. İndigo çocuk kavramı 1990'ların sonuna doğru bir dizi kitap ve yayında yer almış, sonraki on yılda bazı filmlerle popülerlik kazanmıştır. Çeşitli kitaplar, konferanslar ve ilgili malzemeler ile çeşitli İndigo çocukların doğası ve yetenekleri fikri çerçevesinde inanç oluşturulmuştur. Bu inançlar, onların kendi yaşıtlarına göre daha empatik ve yaratıcı olmaları, kendi gibi telepati ve paranormal yeteneklere sahip olma gibi durumlarıyla insan evriminin bir sonraki aşaması olmaları arasında yorumlanır.

Hiçbir bilimsel çalışma bu olgunun varlığını veya İndigo çocuk özelliklerini desteklememektedir. Bazı durumlarda, çocuklarında öğrenme güçlüğü bulunan aileler, bu kavramı alternatif bir açıklama aracı olarak benimsemektedir. Uzmanlar bunu, anne-babaların pediyatrik tanı ya da psikiyatrik tedaviden kaçmak için kullandığı bir yol olarak görmektedir. Bu çocukları tanımlamak için kullanılan özellikler listesinde hemen hemen herkese uygulanacak kadar tarafsız bir Forer etkisi formu olması eleştirilmiştir.


“Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değildirler, Onlar kendini özleyen Hayat’ın oğulları ve kızlarıdırlar. Sizler aracılığıyla dünyaya gelmişlerdir ama sizden değildirler. Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla. Çünkü onların kendi düşünceleri vardır. 

Kavramı ilk kez ortaya atan Nancy Ann Tappe oldu. 1982 yılında yazdığı “Yaşamımızı Renk Yoluyla Anlama “ kitabında indigo çocukların davranış kalıplarına yer verdi. Tappe’ye göre bu çocukların aurası çivit mavisiydi ve adlarını da buradan aldılar: İndigo çocuk

Ama kavramı dünya çapında duyuran, 1986 yılında yazılan “ İndigo çocuklar, yeni çocuklar adlı kitap oldu. Kitabın yazarları Lee Carol ve Jan Tober’a göre indigo çocuk bir dizi olağandışı psikolojik nitelik sergileyen, daha önce belgelenmemiş bir davranış biçimi gösterip, özel muamele gerektiren ve klasik eğitim düzenini yıkmayı amaçladıklarına inanılan çocuklar.

İndigo çocukların bir kurala uymasını sağlamak imkansız değil, ama öncelikle onlara bunun nedenlerini birer birer açıklamanız gerekiyor.Çok küçük yaşlarda bile onlarla herşeyi konuşmak zorundasınız. Aksi takdirde sonuna kadar direniyorlar, hatta hırçınlaşıyorlar.

Indigo sürekli kendinizle yüzleşmenizi sağlar. Asla zavallı, çaresiz ve yardıma muhtaç bebekler olmazlar. Açık bir yerinizi yakaladıklarında ki bunda da çok başarılıdırlar. Sizi bununla yüzleşmeye zorlarlar. Üstünü kapattığınız, halının altına süpürdüğünüz ne varsa, iki de bir halıyı kaldırıp, bak burada ne var derler. Bunu da biraz sert yaparlar, aslında açık ve nettirler, ama bu açıklık ve direk hedefe yöneliyorlar. Spiritüel açıdan baktığınızda kanalları çok açık. Çok çabuk hissedip, çok çabuk öğreniyorlar. Birçoğu doğru ortamdaysa pek çok şeyi çok güzel yapıyor.  

♻️

Ganzfeld uyarımı

değiştir
Ganzfeld uyarımı

Ganzfeld uyarımı (İng. ganzfeld stimulation) Parapsikoloji laboratuvarlarındaki deneylerde denekte duyular-dışı algılamayı harekete geçirmek üzere “duyumsal yoksunluk” sağlanması (duyumsal uyaranların minimum düzeye indirildiği bir ortam sağlanması) olayına verilen addır. 

Gizlibilimlerle uğraşanlarda (okültizmde), teozofide ve tasavvuftaustalaşmak isteyenlerin, telepati yeteneğini geliştirip kullandıkları ve bu değişik öğretilerin telapatları kendi bölgelerinde, “olgun ve keramet ehli” olarak değerlendirilmiş oldukları ileri sürülür.

Roger Luckhurst’a göre, Batı kültüründe telepati kavramı esas olarak 19. yy. sonlarında ortaya çıkmıştır. Bu dönemden önce bilim fiziksel olgulara yoğunlaşmıştı ve “zihin”le pek ilgilenmiyordu. 


 

25 Ocak 2025 Cumartesi

Cumhuriyet Dönemi'ndeki Ankara Apartmanları 🏘️

Cumhuriyet Dönemi'ndeki Modernleşmeye Şahitlik Etmiş Ankara Apartmanları

Kapak Görseli

Cumhuriyet döneminde modernleşme yalnızca yönetim üzerinde değil aynı zamanda mekanlar üzerinde de etkili olmuştur. Mekanın değişmesi insanın da değişimini etkilemiştir. Milli Mücadele'nin kalbi olan Ankara'da da Cumhuriyet dönemine geçerken ki modernleşme süreci bazı apartmanlarda vücut bulmuştur. Cinnah 19, Sönmez Apartmanı, İkinci Vakıf  Apartmanı gibi değişime ayak uydurmuş ve şahit olmuş birçok Ankara Apartmanı vardır. Belki her gün önünden geçtiğimiz ya da görüp dikkat etmediğimiz apartmanlardan bazıları Türkiye'nin modernleşme sürecinde etkili olmuş yapılardandır.

1. Tam Hayat Sigorta Apartmanı

1. Tam Hayat Sigorta Apartmanı Görseli

Danyal Tevfik Çiper’in 1960 yılında tasarladığı Cinnah 19'un karşısında bulunan bir apartmandır. Ankara'da genel olarak apartmanın ismiyle değil Hürriyet Gazetesi'nin Eski Ankara Bürosu olarak bilinir. Bu apartmanprojesi Tekfen Holding kurucuları için tasarlanmış olsa da Tam Hayat Sigorta şirket ile aynı bölgede inşa edilmiştir. 2008'e kadar da bu apartmanda Hürriyet'in bürosu ikamet etmiştir.

2. İkinci Vakıf Apartmanı

2. İkinci Vakıf Apartmanı Görseli

Ankara'da Altındağ'a bağlı Ulus semtinde bulunan bu bina 1926-1927 yılları arasında Mimar Kemaleddin tarafından tasarlanmıştır. Bir zamanlar MİT'in kullandığı bu bina günümüzde tiyatro olarak kullanılır. İstiklal Caddesi üzerinde bulunan ve zamanında Orhan Veli, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi birçok sanatçıya ev sahipliği yapan bu bina günümüzde de Devlet Tiyatrosu (Küçük Tiyatro) olarak kullanılıyor. Bina, hem batıdan hem de Osmanlı döneminden izler barındırarak doğu ve batı mimarisini harmanlamıştır. Zamanında binanın asıl yapılış amacı kira ile gelir elde etmektir. 


3. 96'lar Apartmanı

3. 96'lar Apartmanı Görseli

İlk tasarlandığı zaman 96 tane daire olduğu için binanın ismi 96'lar Apartmanı olmuştur. Türkiye'de zamanında alışılmışın dışında görülen bir mimari olmuştur. Bunun nedeni ise 1957 yılında büyük ölçekli yapıdan oluşan tek bina olmasıdır. Savaş sonrasında şehirlerde meydana gelen konut açığını gidermek için 1957 yılında Arman Güran tarafından tasarlanmıştır. Evler 1+1, 2+1 ve 3+1 dubleks şeklinde tasarlanmıştır. 96'lar, hem konumu hem de binanın mimarisi bakımından özel yeri olan apartmanlardan birisidir.

4. Köşk Apartmanı

4. Köşk Apartmanı Görseli

1960'lı yıllarda nadir rastlanan kadın mimarlardan bir tanesi olan Mutahhar Baykam tarafından tasarlanmıştır. Apartmanda her statüden insan bulunmuştur. Türk Edebiyatından değerli insanlar, ünlü ressamlar ve bilenen mafya isimleri Köşk Apartmanı'nda yaşamıştır. Bedri Baykam ilk resimlerini Köşk Apartmanı'nda yapmıştır. Spiral ahşap merdivenleri, kapı kolu tasarımları ile ön plana çıkmış bir binadır. Aynı zamanda Cumhuriyet dönemindeki modernleşmeyi bina üzerinden gözlemleyebileceğiniz bir apartmandır.

5. İpek Apartmanı

5. İpek Apartmanı Görseli

Günümüzde bir cephesinde Meksikalı bir sanatçı tarafından hem Türk Hem de Meksikamotifleri ile harmanlanmış bir duvar resmi vardır. 'Çiçekli Kız' isimli duvar resmiyle dikkat çeken İpek Apartmanı, Yüksek Mühendis Sahir Erüreten tarafından tasarlanmıştır. Mekanın iç düzenlemelerini ise Tarık Sürekeker yapmıştır. CumhurbaşkanlığıSenfoni Orkestrası'nda besteci olarak çalışan Ferid Alnar da vefat edene kadar bu apartmanda yaşamıştır. Güvenli Caddesi üzerinde bulunan yapı zamanında özgün tasarımı ile dikkat çekmiş bir apartmandır.

6. Saadet Apartmanı

6. Saadet Apartmanı Görseli

Dögol Caddesi üzerinde bulunan Saadet Apartmanı aynı zamanda Hakkı Akoğuz apartmanı olarak da bilinir. 1952'de onaylanan proje Mühendis Mimar O. Deniz'in tasarladığı bir projedir ve döneminde örnek olarak gösterilen özgün projelerden birisidir. Binanın tadilat projesini ise Enver Çağ hazırlamıştır. Hakkı Oğuz ise II. Ordu komutanlığı yapmış, Milli Mücadele'de görev almış ve orgeneral olarak emekli olmuştur. Saadet Apartmanı'nda oturan Hakkı Oğuz vefat edene kadar bu binada oturmuştur.

7. Sönmez Apartmanı

7. Sönmez Apartmanı Görseli

Dairelere özel şömine tasarımları, renkli özel tasarım spiral merdivenlerle sadece mimari değil sanatsal yönüyle de ön plana çıkmış bir binadır. Bunun nedenlerinden birisi de binanın mimarı Sabih Kayan'nın aynı zamanda da bir ressam, sanatçı olmasıdır. 1957 yılında tasanmış bir yapıdır ve Sönmez ailesi için tasarlanmış bir yapıdır. 1957'li yıllarda genelde insanlar Ulus bölgesinde yapılar inşa ederken Sönmez Apartmanı dönemindeki lokasyon seçiminden farklı olarak Kavaklıdere'yi seçmiştir. Sabih Kayan zor bir çocukluk geçirmiştir ve Almanya'da mimarlık eğitimi almıştır. Türkiye'ye döndüğü zaman  Ankara'da Devlet Opera Balesi için sahne ve kostüm tasarımları yapmıştır. Kullandığı malzemeler ve yapıyla kurduğu ilişkide sanatçı kimliğini ortaya koyan Sabih Kayan, zamansız binalar tasarlamıştır.

8. Gemi Ev

8. Gemi Ev Görseli

Binanın asıl adı Özkan Apartmanı olsa da dışarıdan bakıldığı zaman gemiye benzediği için 'Gemi Ev' olarak bilinir. Özkan ailesi ve ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanan ikonik bir apartmandır. Kendine has modern mimari tasarımlarıyla modernist mimari de örnek olarak gösterilen isimlerden birisi olan Danyal Tevfik Çiper tarafında tasarlanmış bir apartmandır. Danyal Tevfik Çiper döneminde ileri görüşlülüğü ve modern mimari alanında yaptığı tasarımlar ile günümüzde de özgünlüğünü koruyan sanatçılardandır. Özkan Apartmanı özellikle gemi formunda tasarlanmıştır.

9. Teras Evler

9. Teras Evler Görseli

Daire girişlerinin 'merdiven sokak'tan yapıldığı şehrin merkezinde, yeşilliğin de olduğu bir apartmandır. Bina müstakil bir apartmanmantığındadır ve 1979 yılında Uğur Eken tarafından tasarlanmış bir projedir. Uğur Eken Türkiye'nin önemli mimarlarından birisidir ve Teras Evler dönemine göre oldukça ilginç bir şekilde tasarlamıştır. Bina, Ankara'nın ilk teras evidir. Cumhuriyet döneminde modern mimari açısından verilen en iyi örnekler arasına gösterilir. Cinnah Caddesi ile Çevre Sokağını bağlayan 'Merdiven Sokak' yanına konumlanmış bir apartmandır.

10. Cinnah 19

10. Cinnah 19 Görseli

Cinnah 19, mimar Nejat Ersin tarafından 1957'de tasarlanan Ankara'nın en bilinen apartmanlarından bir tanesidir. DHMİ tarafından kullanılması için inşa edilmiş bir binadır. Dönemin en başarılı modern mimari örneği olmuş bir yapıdır. İçeresinde hem toplumun sosyalleşmesini hem de kullanan kişinin konforu öngörülerek tasarlanmış bir apartmandır. 15 dubleks 2 apartman dairesi bulunduran apartmanın terasında da bir havuz mevcuttur. Cinnah 19, dikey konumlandırılması ve petek deseni bakımından da oldukça ilgi gömüştür. Yalnız Türkiye'de değil Dünya çapında da ilgi gören Cinnah 19'da birçok bürokrat ve sanatçı yaşamıştır.

11. Erzurumlu Nazif Bey Apartmanı


11. Erzurumlu Nazif Bey Apartmanı Görseli

1922 yılında Nazif Kotan tarafından inşa edilen şehirdeki ilk kaloriferli ve asansörlü apartmandır. Cumhuriyetin ilk yıllarında inşa edilmiş bir binadır. Binanın mimarı Arif Hikmet Koyunlu yalnızca bir mimar değil aynı zamanda fotoğraf sanatçısıdır ve farklı alanlarda eserler ortaya koymuştur. Nazif Bey, Milli Mücadele'nin en büyük destekçilerinden birisi olup tüm mal varlığını satarak Atatürk'ün kullanabileceği bir bankaya yatırmıştır. Bu binaya ismini veren Nazif Kotan mücadele için elinden gelen desteği yapmıştır. Günümüzde bakımsız halde bulunan bu apartmanın Kent Müzesi olacağı konuşuluyor.

12. Yeşiltepe Blokları

12. Yeşiltepe Blokları Görseli

Bina, müstakil apartman mantığında tasarlanmış özgün bir mimariye sahiptir. Emek'te bulunur ve 1956 yılında Demirtaş Kamçıl ve Rahmi Bediz tarafından tasarlanan bir apartmandır. 8 blok 10 kattan oluşan bir binadır. Apartmanın içeresinde altıgen bir boşluk vardır ve bu boşluğun üstü açıktır. Kendi içeresinde ayrı bir mahalle gibi olan bu apartman hem dış hem de iç mimarisiyle oldukça özgün binalar içerisinde yerini alır.

13. Oral 82 Apartmanı

13. Oral 82 Apartmanı Görseli

Oran'da yer alan zamanında Dışişleri Bakanlığı'nda çalışanlar için uygun fiyata ev alabilmeleri için tasarlanmış bir projedir. Hayrettin Oral tarafından Yugoslavya mimarisinden esinlenerek oluşturulmuş bir yapıdır. Sitenin adı Hayrettin Oral'ın soyadı ve apartmanın daire sayısından oluşmuştur. Kooperatif 1982'de kurulmuş, Hayrettin Oral ise 1985'te vefat ettiği için bina yarım kalmıştır ancak sonrasında tamamlanmıştır. Oral 89 Apartmanı'nın mimarı da Süha Şenel'dir.

14. İkramiye Apartmanı

14. İkramiye Apartmanı Görseli

Lemi Varlı tarafından 1968 yılında tasarlanmıştır. 3 katlı bir apartmandır ve içerisinde bulunan aydınlık galeri boşluğu ve tasarım aydınlatmalar ile de ön plana çıkan bir binadır. Bir diğer adı da Şefik Bursalı Apartmanı olan bu bina aslında bankaların müşteri kazanmak için ikramiye olarak  dağıttığı daireler ve reklam yöntemleriyle göz önünde olmuştur. Apartman ismini de kura yöntemiyle dağıttığı binalardan alır.

15. Tan Apartmanı

15. Tan Apartmanı Görseli

Yüksek Mühendis Mimar Adnan Kocaaslan tarafından 1958 yılında tasarlanmış bir projedir. Borum zemin ve 2 normal kattan oluşan bu binada dışarıdan bodrum kati için girişi bulunan bir gece kulübü vardır. Tan Apartmanı kendine has planlaması ve sade tasarımıyla dönemindeki diğer yapılardan ayrışmıştır. Dönem yapıları içerisinde bu binanın özel bir yani vardır.

İçerik oluşturulurken apartmanların fotoğrafları ve hikayeleri hakkında Ankara Apartmanları isimli Instagram sitesinden ve Gain'deki Ankara Apartmanları konulu belgeselden yararlanılmıştır.


🖌️  Aslında Atatürk bu konuya da el atıyor. Cumhuriyet mimarisi diye birşey var bu yüzden. Ancak bu binalar arasında bu standart'a uyan tek bina ikinci vakıf apartmanı. Bizde mimari doku 50'lerden sonra yok. 50 den sonra yapılan tüm şehirleşme rant üzerine kurulu. Menderes ise bunun bayrağını taşır.