12 Eylül 2025 Cuma

Anofel (sıtma) sivrisinekleri & Vu Thuy Khanh Le-Trilling=Malarya (sıtma)

Plazmodyum (sıtma hastalığına neden olan parazit).

Sivrisinekler 100 Milyon Yıl Önce de Sıtma Taşıyordu 

 

Araştırmaya göre, sıtma taşıyan anofel sivrisinekleri 100 milyon yıl önce de mevcuttu. Araştırma, yılda 400.000’den fazla insanı öldürmeye devam eden bir hastalığın tarihine ışık tutabilir.

Priscoculex burmanicus, yeni tanımlanmış bir cins anofel sivrisinek. Kehribar içinde korunmuş. C: George Poinar Jr

Araştırmanın eş yazarı George Poinar, “Sivrisinekler o dönemde sıtmaya yön vermeye başlamış olabilir, ancak bu hala ucu açık bir soru. O zamanlar, anofel sivrisinekleri muhtemelen kuşları, küçük memelileri ve sürüngenleri ısırıyordu, çünkü bugün hala bu gruplarla besleniyorlar.” diyor.

(100 Milyon Yıllık Dinozor Tüyünde Kene Bulundu)

Poinar ve ekibi, Myanmar’daki Kretase Dönemi’ne tarihlenen kehribarda Priscoculex burmanicus adını verdikleri yeni bir cins sivrisinek türü tanımladı. Kanat damarları, hortum, anten ve karın ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere çeşitli özellikleri, Priscoculex’in anofel sivrisineklerinin erken soyu olduğunu gösteriyor.

Uzak geçmiş biyolojisi ve ekolojisi hakkında daha fazla bilgi edinmek için kehribar içinde korunan bitki ve hayvan yaşam formlarını kullanmada uluslararası bir uzman olan Poinar, “Bu keşif, anofellerin Gondwana’nın eski megakıtadan yayıldığına dair kanıtlar sunuyor çünkü Myanmar kehribarının Gondwana’dan kökenli olduğunu düşünülüyor.” diyor.

Özellikle insanları ve diğer primatlara enfekte eden türleri olmak üzere çoğu sıtma, esas olarak bir protozoa cinsi olan Plasmodium’dan kaynaklanır ve temel olarak anofel sivrisinekleriyle yayılır. Poinar’a göre, hastalığın atalarının formları kelimenin tam anlamıyla hayvan sağkalımı ve evrimi belirlemiş olabilir.

Daha önceki bir çalışmasında Poinar, günümüzde insanlar, diğer memeliler, kuşlar ve sürüngenlere kadar değişen hayvanları etkileyebilen sıtmanın kökenlerinin, ilk önce bir kan emici gibi bir böcek ile ortaya çıkabileceğini öne sürmüştü. Şimdi ise sivrisineklerin de bu gruba dahil olabileceğini söylüyor.

(Sıtma Roma Döneminden Beri Akdeniz’de Endemik Bir Hastalık)

2007 yılında yayınlanan “Dinozorları Kim Kızdırdı? Kretase’deki Böcekler, Hastalıklar ve Ölüm” adlı kitapta araştırmacılar, yaklaşık 65 milyon yıl önce dinozorların tükenmesine katkıda bulunabilecek patojenleri olan Kretase’deki böcek taşıyıcıları gösterdi.

“Asteroit etkileri, iklim değişiklikleri ve lav akışı gibi o zamanlar meydana gelen felaket olayları yaşandı. Ancak hala dinozorların binlerce yıl boyunca azaldığı ve yavaş yavaş tükendiği açık, bu da diğer meselelerin de iş başında olması gerektiğini gösteriyor. Böcekler, sıtma gibi mikrobiyal patojenler ve diğer omurgalı hastalıkları o zamanlar ortaya çıkmıştı.”

Yeni Dünya’da 15- 20 milyon yıllık bir fosil sivrisinekte sıtmayı ilk keşfeden Poinar, “Bilim insanları, sıtmanın nasıl ve ne zaman evrimleştiği konusunda uzun zamandır tartışıyor.” diyor.

Bu, günümüzde insanlara enfekte olan ve öldüren tür olan Plasmodium sıtmanın ilk fosil kaydıydı.

“Eski sıtma tarihini anlamak, günümüzdeki yaşam döngüsünün nasıl geliştiği ve bulaşmasını nasıl keseceğimiz konusunda ipuçları verebilir.

Sıtmanın cinsel üreme aşaması sadece taşıyıcı böceklerde gerçekleştiğinden, Poinar, taşıyıcıları, bulaştırdıkları omurgalılar yerine malarial patojenin birincil ev sahipleri olarak kabul ediyor.

Sıtmanın ilk kaydı MÖ 2.700’de Çin’de gerçekleşti ve bazı araştırmacılar sıtmanın Roma İmparatorluğu’nun düşüşüne neden olduğunu söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2017’de dünya genelinde 219 milyon sıtma vakası vardı.


Steve Lundeberg. Oregon State University. 11 Şubat 2019.

Makale: Poinar, G., Zavortink, T. J., & Brown, A. (2019). Priscoculex burmanicus n. gen. et sp.(Diptera: Culicidae: Anophelinae) from mid-Cretaceous Myanmar amber. Historical Biology, 1-6.

- Bir Dinozorun Öyküsü : Günümüzden 160 milyon yıl önce Çin’de yaşayan bir dinozorun yaşamı öyküleştirilmiş. Bir grup anne Mamenchisaurus, yumurtalarını küme halinde yerleştiriyorlar. Yumurtalardan çıkan yavrulardan birine Mamençi adı veriliyor ve kitap onun etrafında dönüyor. Mamençi’nin büyüyüp genç bir dinozor olması, beslenmesi, kendini koruması, yetişkin olduğunda bir aile kurması, göç yolculuğuna çıkması anlatılmış. Göç yolunda suyu geçerken sele kapılan Mamançi boğuluyor ve gövdesi nehrin dibine batıyor. Zaman içinde fosilleşen Mamançi, milyonlarca yıl sonra, oyun oynayan iki çocuk tarafından bulunuyor. Doğa Tarihi Müzesi’nden gelen bilim insanları, büyük bir kazı başlatıyor ve Mamançi dev boyutta, müzedeki yerini alıyor.

                                                                               &


Anofel:


Cins adı (Anopheles), Yunanca αν- (an -siz/sız) yokluk ekiyle ωφελής (óphelos yarar, fayda) kelimesinden gelir.

Anofel (Anopheles), yaklaşık 400 türü bulunan bir sivrisinek cinsidir.

30-40 türü sıtmaya neden olan asalaklar taşır. Taşıdığı asalaklar insanlar için en tehlikeli olanı Plasmodium falciparum'dur. Diğer sivrisinek cinslerinden Aedes ve Culex de virüs taşıyıcısıdır.

Yaşam evreleri:

Diğer sivrisinekler gibi anofeller de 4 evreye sahiptirler:

İlk üç evre çevre sıcaklığına bağlı olarak suda geçer. Yetişkin evresinde dişi anofeller sıtma taşıyıcısı olurlar.

Larva:
                                               Güney Almanyadaki 8 mm. uzunluğunda Anofel larvaları.                                     

Sivrisinek larvaları beslenme için kullandığı fırçalı ağzıyla çok gelişmiş bir baş, geniş bir göğüs ve bölümlü bir karına sahiptir. Bacakları yoktur. Diğer sivrisineklerden fark olarak Anofel larvalarının soluk boruları yoktur ve bu yüzden kendilerini su yüzeyine paralel olacak şekilde konumlandırırlar.

Larvalar 8. karınsal bölümlerinde bulunan solunum deliği ile nefes alırlar, bundan dolayı da sıklıkla yüzeye çıkmak zorundadırlar. Larvalar zamanlarının çoğunu alglerbakteriler ve yüzeydeki mikroorganizmalarla beslenerek geçirirler. Yalnızca rahatsız edildiklerinde yüzeyin altına dalarlar. Larvalar hem vücutlarıyla yaptıkları sarsıntılı hareketlerle, hem de ağızlarıyla oluşturdukları itici güçle yüzerler.

Larva, pupaya başkalaştıktan sonra 4 bölümde veya safhada gelişir. Her safhanın sonunda, Larva daha hızlı gelişimini sağlamak için dış kabuk veya derisini atarak deri değiştirir.

Larvalar çok geniş bir yaşam alanına sahip olmasına rağmen, çoğu türler temiz ve kirletilmemiş suları tercih ederler. Anofel sivrisineklerinin larvaları tatlı veya tuzlu su bataklıklarında, mangrov bataklıklarında, pirinç tarlalarında, çimenli hendeklerde, akarsu ve nehir kenarlarında ve ufak, geçici yağmursuyu birikintilerinde yaşarlar. Çoğu türler bitkisel alanları tercih ederler. Bazı türler açık, güneş ışığına maruz kalan sularda bulunurken, bir kısmı da ormanların gölgeli kısımlarında yaşarlar. Birkaç tür ise ağaç oyuklarında veya bazı bitki yapraklarında yaşarlar.

Diğer sivrisineklerdeki gibi, ergin Anofel 3 bölümlü ince bir vücuda sahiptir: baş, göğüs, sırt.

Baş, duyusal bilgiler edinme ve beslenmeyi sağlayacak şekilde özlelleşmiştir. Baş, gözleri ve bir çift uzun, çok bölümlü duyargayı barındırır. Duyargalar dişilerin yumurtaları bıraktıkları beslenme alanlarının kokularını kolayca alabilmeleri açısından önemlidir. Ayrıca başta bir adet beslenmeye yardım eden ileri doğru uzanan hortum ve iki duyusal dokungaç bulunur.

Karın, hareketi sağlamak üzere özelleşmiştir. Üç çift ayak ve bir çift kanat göğüste bulunmaktadır.

Sırt kısmı yemeklerin sindirimi ve yumurtaların gelişimini sağlayacak şekilde yapılanmıştır. Bu bölmeli vücut kısmı dişi kanlı besin getirdiği zaman uzayarak genişlemektedir. Kan, yumurta üretimi için protein kaynağı sağlayacak şekilde zamanla sindirilir ve sırt kısmını doldurur.

Anofel sivrisinekleri dokungaçları, uzayabilen hortumları, kanatları üzerindeki yarı saydam siyah ve beyaz bölümlerin varlığıyla diğer sivrisineklerden ayırt edilebilirler. Ergin Anofel kendilerine has dinlenme konumlarıyla da fark edilebilirler: diğer sivrisinekler dinlenirken yüzeye paralel bir konum alırlarken, erkek ve dişi Anofeller karınlarıyla havaya dikilirler.

Yaşam ortamı:

Sıtma, tropikal bölgelerde sınırlandırılmış olsa da Sahra Altı Afrika'nın dışındaki çoğu bölgelerde hatta soğuk enlemlerde bile anofel türleri yaşamaktadır (bkz. harita). Gerçekten de, geçmiş zamanlarda bu soğuk bölgelerde sıtma salgınları yaşanmıştır, örneğin 1820'lerde Kanada'da Rideau Kanalının inşasında bu olaylar görülmüştür. O zamandan sonra Plasmodium asalağı (Anofel sivrisineği değil) birinci dünya ülkelerinde yok edilmiştir.

uyarılarına göre sıtmanın taşındığı "Anofel, yalnıca sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde değil, aynı zamanda sıtmanın yok edildiği bölgelerde de görülebilmektedir. Sonraki bölgelerde de hastalığın görülme riski şimdiye değin bulunmaktadır." 

  - ( Rideau Kanalı (gayriresmî olarak Rideau Su yolu olarak da bilinir), Kanada'da yer alır ve OttawaOntario ile Ontario Gölü ve Saint Lawrence Nehri'ni birbirine bağlar. 202 kilometre uzunluğundadır. Rideau ismi Fransızca "perde" anlamına gelmektedir ve Rideau Nehri'nin Ottawa Nehri'ne katıldığı noktada yer alan ikiz şelalelerinin perde benzeri görüntüsünden gelmektedir. Kanal sistemi, iki nehrin, Rideau ve Cataraqui bölümlerinin yanı sıra birkaç gölü de kullanmaktadır. Rideau Kanalı, Parks Canada tarafından işletilmektedir. )

Beslenme tercihleri:

Dişilerin yumurtalarını geliştirebilmeleri için mutlaka kana gereksinmeleri bulunmaktadır.

Bir önemli davranışsal faktör de hangi Anofel türlerinin insandan (antropofili) veya sığır gibi hayvanlardan (zoofili) beslenmeyi tercih etmeleridir. İnsandan beslenen Anofel çoğunlukla sıtma parazitlerinin bir insandan diğerine iletimini sağlarlar. Çoğu Anofel sivrisinekleri sırf insan veya hayvan ile beslenmezler. Fakat Afrika'daki birincil sıtma vektörleri olan A. gambiae ve A. funestus insancıldırlar ve bu iki tür dünyadaki en etkili sıtma taşıyıcılarıdır.

Sıtma parazitleri sivrisinek tarafından alındıklarında, insana bulaşmadan önce sivrisinekle beraber gelişimlerini tamamlamaları gerekmektedir. Sivrisinek üzerindeki gelişme süresi (katkılı kuluçka dönemiparazit türüne ve sıcaklığa bağlı olarak 10-21 arasında değişmektedir. Eğer bir sivirisinek katkılı kuluçka döneminden uzun yaşamayamazsa, bu durumda hiçbir sıtma parazitini iletemeyecektir.

İlaçlara direnç:

Sivrisinekler, tıpkı diğer böcekler gibi direnç mekanizmalarını geliştirerek ilaçlara karşı hayatta kalmayı başarabilirler. Sivrisinekler her yıl birçok soy ürettiklerinden dolayı, yüksek seviyeli bir direnci çok çabuk sağlayabilirler. Böcek ilaçları bulunduktan yalnızca birkaç yıl sonra sivrisineklerin bu ilaçlara karşı bağışıklık kazandıkları belgelenmiştir. Bir veya daha fazla ilaca karşı bağışıklık saptanan 125'in üzerinde sivrisinek türü vardır. İlaçlara karşı direncin gelişmesi "Global Sıtmayı Yok Etme Programı" önündeki en önemli engellerdendir.

Kaynakça:

  1. Yoshida S, Shimada Y, Kondoh D; ve diğerleri. (2007). "Hemolytic C-type lectin CEL-III from sea cucumber expressed in transgenic mosquitoes impairs malaria parasite development"PLoS Pathog3 (12). ss. e192. doi:10.1371/journal.ppat.0030192PMID 18159942. 17 Haziran 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi14 Mayıs 2008.
  2. ^ (Charlwood et al., 1997, Survival And Infection Probabilities of Anthropophagic Anophelines From An Area of High Prevalence of Plasmodium falciparum in Humans, Bulletin of Entomological Research, 87, 445-453)






- Birazda mizah :))







Sıtma ve diğer tropikal hastalıklara yol açan protozoanlar. En küçük tespit edilenler ise kabakulaklıkkızamıkAlman kızamığı ve çocuk felci gibi birçok hastalığın üreticisi olan virüslerdi. 1910'da Peyton Rous, bir virüsün tavuklarda sarkom olan kötü huylu bir tümöre de neden olabileceğini gösterdi.



Pelin otu




Yıllık pelin (Artemisia annua), Geleneksel Çin Tıbbı’nda (TCM) tatlı pelin veya Qinghao olarak da bilinir, papatya ailesine (Asteraceae) ait otsu bir bitkidir. Asya’ya özgüdür ve özellikle sıtma tedavisinde tıbbi önemi nedeniyle artık dünya çapında yetiştirilmektedir. Bitki, 2.000 yıldan uzun süredir TCM’de, öncelikle ateş düşürücü ve antiparaziter özellikleri nedeniyle kullanılmaktadır. Modern tıbbi uygulamaları, 1967’de Çin’de sıtma önleyici ilaç keşif programı sırasında yeniden canlandırıldı ve bu program, 1971’de aktif bileşiği artemisinin‘in izole edilmesiyle sonuçlandı.

Artemisinin ve artemeter gibi türevlerinin keşfi, bu çığır açan çalışmasıyla 2015 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü‘ne layık görülen Çinli kimyager Tu Youyou tarafından öncülük edildi.

  • Antik Mısır: Pelin otunun kayıtları M.Ö. 1550 yıllarına ait Mısır metinlerinde (Ebers Papirüsü) yer almaktadır.
MS 400 yıllarında Çin'de bir sıtma semptomu olan "aralıklı ateşleri" tedavi etmek için kullanılan tatlı pelin ağacına bir referans buldu ve ekibiyle birlikte bunun üzerinde çalıştı. 


"peygamber süpürgesi" ve "pelin otu" tam olarak aynı bitkiler değildir, ancak her ikisi de Artemisia cinsine ait farklı türlerdir. 
  • Peygamber süpürgesi ise genellikle tatlı pelin otu (Artemisia annua) olarak adlandırılır. Bu, özellikle sıtma tedavisinde kullanılan "artemisin" etken maddesini içeren bir yıllık bir bitkidir. 
Bu bitkinin Latince adı Artemisia annua'dır ve geleneksel Çin tıbbında sıtma gibi hastalıkların tedavisinde önemli bir yere sahiptir. 


Bitkinin sıtma tedavisinde etkili olduğuna dair keşif nedeniyle, 2015 yılı Nobel Tıp Ödülü, keşfi yapan Tu Youyou'ya verilmiştir. Geleneksel Çin tıbbında (TCM), ateşi tedavi etmek için sıcak su ile hazırlanır. 
Çayını Dünya Sağlık Örgütü 2012 öncesinde şüpheli bulmuş olsa da 2012'de yapılan çalışmalarda ve Covid 19 sürecinde aşı çalışmalarında da kullanıldığı bilinmektedir. Vietnam savaşında Kuzey Vietnam askerleri yaygın olarak malaryaya yakalanmaktaydı. Bu durum Çin hükümetini daha iyi ve etkili antimalaryal ilaçlar geliştirmeye yöneltmiştir. Dr. Tu Youyou ve ekibinin liderliğiyle başlatılan projede Çin'de bulunan tıbbi bitkilerin yaklaşık on bini incelenmiş, bunların arasında seçilenlerin analizleri yapılmış ve A. annua üzerine yoğunlaşılmıştır. Kullanılan ekstraksiyon yöntemleri sonucunda elde edilen ekstrelerin toksik etkileri olduğu görülmüştür. Bunun üzerine tekrar etnobotanik araştırmalar yapılmış ve bir arkeolojik kazı esnasında Ge Hong tarafından (MS 281-340) yazılan bir kitap bulunmuştur. 
Bu kitapta A. annua'nın geçmeyen ateşli hastalıklarda kullanıldığı ve kullanımının taze bitki suyu şeklinde olduğu öğrenildikten sonra, laboratuvarda Dr. Tu Youyou aktif moleküllerden biri olan antimalaryal etkin madde artemisi ve türevlerini 1972 yılında izole etmiş ve bu çalışmaları 2015 Nobel ödülünü almasına neden olmuştur.
  • Artemisia annua ve kullanım alanları:
    • Bitkinin yapraklarından ayrıştırılan artemisinin maddesi sıtma tedavisinde kullanılır ve bu maddeyi geliştirenler 2015 Nobel Ödülü'nü kazanmıştır.
    • Antiviral ve antibakteriyel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.
    • Harici olarak lapa şeklinde hazırlanan yaprakları, çeşitli cilt sorunlarına iyi gelebilir.


                               #############################





             ''DOGA TARIHIYLE  INSALIK TARIHINI PARALEL GÖTÜRECEKSINIZ.''
                                                      Doga insanoglunu egitir.



Dr. Mehmet Zafer KalaycıSağlık Bakanlığı Geleneksel, Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları Daire Başkanı olarak görev yapmaktadır. 


Sıtma tedavisi için pelin otu değil, tatlı pelin otu (Artemisia annua) kullanılır. Tatlı pelin otundan elde edilen ve artemisinin adı verilen bileşik, sıtma tedavisinde kullanılan önemli bir ilaçtır. Pelin otu (Artemisia vulgaris) ve tatlı pelin otu (Artemisia annua) farklı türlerdir ve sadece tatlı pelin otu sıtma tedavisinde etkilidir. 

Tatlı pelin otunun (Artemisia annua) tarihi binlerce yıl öncesine, antik Çin tıbbına dayanır. İlk kez sıtma tedavisinde kullanılmış, daha sonra yapraklarından ayrıştırılan "artemisinin" maddesiyle modern tıpta kanser tedavisi gibi alanlarda da bilimsel çalışmalarla ön plana çıkmıştır. Bu, tatlı pelin otunu, özellikle de sıtma tedavisindeki önemli rolü ve modern tıptaki yeni kullanım alanları nedeniyle tarihsel olarak önemli bir bitki haline getirmiştir. 
  • Geleneksel Çin Tıbbı: Tatlı pelin otunun tarihi, binlerce yıl öncesine, geleneksel Çin tıbbına dayanır. Sıtma ve ateş gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bitkinin sıtma önleyici özelliği, 1970'lerde Çinli bilim insanları tarafından yeniden keşfedilmiş ve etken maddesi olan artemisinin izole edilmiştir. Bu keşif, sıtma tedavisi için modern ilaçların geliştirilmesinin yolunu açmıştır.
Tatlı pelin otu (Artemisia annua) bitkisi özellikle sıtma tedavisi için kullanılan ilaçların etken maddesi olan artemisin içeriği nedeni ile uzun yıllardır yüksek ateşe karşı kullanılmaktadır. Çin ve Afrika ülkelerinde halk tıbbında ateş düşürücü özelliği nedeni ile yüzyıllardır kullanılmaktadır. 

Tarihi dönemler ve olaylar
  • Antik ve Orta Çağ: Antakya gibi antik kentlerin yakınında yer alan ovada, Asi Nehri gibi nehirlerin getirdiği alüvyonlarla verimli topraklar oluşmuştur. Bu dönemde bölge, farklı medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır.
  • Osmanlı Dönemi: Osmanlı İmparatorluğu döneminde Amik Ovası, Halep Vilayeti sınırları içinde yer alıyordu. Bu dönemdeki en önemli olaylardan biri, 3 Nisan 1872'de meydana gelen ve 7.2 büyüklüğündeki Amik depremidir. Deprem, Amik Ovası'ndaki yerleşim yerlerinde büyük yıkıma yol açmış ve 1800'den fazla kişinin ölümüne neden olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi:
  • Amik Gölü'nün kurutulması: Amik Ovası'nın ortasında yer alan Amik Gölü, 1954 yılında başlayıp 1975 yılına kadar süren çalışmalarla tarım arazisi kazanmak, sivrisinek ve sıtma gibi hastalıklarla mücadele etmek ve sel baskınlarını önlemek amacıyla tamamen kurutulmuştur. Bu, bölgenin ekosisteminde ve coğrafyasında büyük bir değişime neden olmuştur.
  • Kutsal Metinlerdeki Yeri: Amik Ovası'nın, bazı dini kaynaklarda Dünya'nın sonu geldiğinde yapılacağı söylenen büyük kıyamet savaşının (Armageddon/Melhâme-i Kübrâ) gerçekleşeceği yer olarak da anıldığı belirtilmektedir. 



Malarya (sıtma), parazit taşıyan bir sivrisinek türünün ısırığıyla insanlara bulaşan, ateş ve titremeyle seyreden ciddi bir hastalıktır.

Amik Ovası'nda geçmişte sıtma (malaria) hastalığına neden olan sivrisinekler yaygındı. Bu hastalığı önlemek, tarım arazisi kazanmak ve taşkınları engellemek amacıyla 1954'te başlayan çalışmalarla Amik Gölü 1975'te tamamen kurutuldu. Kurutma işlemi, o dönemin yaygın sıtma hastalığını kontrol altına almayı amaçlayan önemli bir müdahale olmuştur. 
Tarihsel Dönemler ve Önemli Özellikler
Amik Ovası'nın tarihi, antik dönemlerden günümüze kadar uzanır ve MÖ 607'de Hristiyanlığın ortaya çıkışı ile ilgili dini referanslar içerir
  • İlk Tunç Çağı ve Sonrası: Bölge, Antik Yakın Doğu'nun önemli merkezlerinden biri olan Alalah gibi kent devletlerine ev sahipliği yapmıştır. Hititler, Hurriler, Asurlular, Babilliler, Persler ve daha sonraki dönemlerde Romalılar, Bizanslılar, Araplar ve Osmanlılar gibi birçok büyük güç, ovaya hakimiyet kurmak için mücadele etmiştir.
  • Amik Ovası, 1872'deki büyük depremde önemli hasar gördü. 
Robert Braidwood (29 Temmuz 1907 - 15 Ocak 2003), bilimsel arkeolojinin kurucularından biri kabul edilen Amerikalı bir arkeolog ve antropologdur.
  • Tarımın Kökenleri: En önemli araştırma konularından biri, avcı-toplayıcı toplumlardan tarım yoluyla besin üretimine geçişin nasıl ve nerede gerçekleştiğini araştırmaktı.
  • Neolitik ve Kalkolitik Dönemler: Robert Braidwood'un 1930'lardaki öncü yüzey araştırmaları, Yakın Doğu arkeolojisi için bir dönüm noktası olmuştur.
Robert Braidwood'un Amik Gölü (Amik Ovası) bölgesindeki çalışmaları, 1930'lu yıllarda Şikago Üniversitesi Doğu Bilimleri Enstitüsü (Oriental Institute) adına gerçekleştirilen bölgesel yüzey araştırması projesidir. Bu proje, Yakın Doğu ve Anadolu'da gerçekleştirilecek olan sistematik yüzey araştırmalarında kullanılan metodolojilerin ilk kez uygulandığı bir çalışma olması açısından arkeoloji tarihinde büyük bir öneme sahiptir.

Bölge, antik kent olan Antakya'nın (Antioch) kuzeydoğusundaki Amik Gölü ile bilinirdi ve gölün kurutulmasıyla birlikte bölgenin coğrafi yapısı değişti. 

  • "Tarihöncesi İnsanları" Kitabı: Araştırmalarının sonuçlarını hem bilim camiası hem de genel okuyucu kitlesi için çok sayıda yayında paylaştı; en bilinen eserlerinden biri "Tarihöncesi İnsanları" (Prehistoric Men) adlı ders kitabıdır. 

Oksidasyon redükte edici bir ajan olması sebebiyle, tıp dünyasında methemoglobinemi (oksijen bağlama kapasitesi düşük bir hemoglobin formu olan methemoglobin oluşması durumu) tedavisinde kullanılır. Aynı zamanda geçmişte özellikle Afrika'da malarya (sıtma) tedavisinde kullanılmış...


##############################



Ada çayının Covid-19'a karşı etkinliği Almanya'da kanıtlandı

Almanya Duisburg Essen Üniversitesi'nde yapılan bilimsel çalışma, ada çayının Covid-19'a karşı hem koruyucu hem de tedavi edici özellikte olduğunu ortaya koydu.

11.01.2021 - 11:15| Aslıhan ALTAY KARATAŞ/ANKARA, 


___Prof.Dr ibahim Saracoglu:Kovid19 karsi Adacayini kullanin.(Burun ve agiz gargaras yapin ve cayini icin) = 1990 yazdigim kitapda bogaz ve burun enfeksiyonlarina karsi yazmistim.____

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, DHA'ya yaptığı açıklamasında, Covid-19 hastalığını önlemek için ada çayı ve ebegümeci karışımının kaynatılmasıyla elde edilen gargaranın kullanılmasını önerdi. Ada çayı ve ebegümeci karışımıyla yapılacak gargaranın Covid-19'a karşı koruyucu etkisi olduğuna dikkati çeken Saraçoğlu, "Sabah, öğle, akşam bununla gargara yapın. İnanın yüzbinlerce insanın hayatı kurtulur bu sayede" ifadesini kullanmıştı.

ADAÇAYI VE EBEGÜMECİ UMUT VAAD EDİYOR

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, "Adaçayı ve ebegümeci hem tedavi edicidir hem de önleyici ve koruyucudur. Bu konudaki kanıt ise; Duisburg-Essen Üniversitesi'nden Tıp Fakültesi Viroloji Enstitüsü Öğretim üyesi Vu Thuy Khanh Le-Trilling ve arkadaşları tarafından yapılan laboratuvarında yapılan çalışmadır. Adaçayı hem virüsün replikaz enzimini inhibe ediyor hem de onu yok ediyor. Biz beş kimyacı adaçayı ve ebegümeci karşımının in-silico çalışmasını yaptık ve gördük ki adaçayı ve ebegümecini karıştırdığınız zaman 2 misli daha etkili oluyor." dedi.

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, "Profesör Trilling'in makalesinde de belirttiği gibi adaçayını süzen poşeti alıyor. Bunu bir bardak suda 10 dakika kaynatıyor ve ılımaya bırakıyor, daha sonra bunu içiriyor. Yaklaşık olarak bir buçuk ile iki gram civarında ölçüsü olduğunu belirtiyor." dedi.

ADAÇAYI'NIN KORONAVİRÜSE KARŞI ETKİSİ KANITLANDI!

İnsan hücreleri üzerinde yapılan bilimsel çalışmayla, ada çayının Covid-19 hastalığı üzerindeki etkisi kanıtlandı. Duisburg Essen Üniversitesi Viroloji Enstitüsü Öğretim üyesi Vu Thuy Khanh Le-Trilling ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmada, ada çayının içeriğindeki etkin maddelerin Covid-19'a karşı antiviral aktivesi olduğu ortaya çıkarıldı.

Bilimsel çalışma, ada çayının Covid-19'a karşı sadece koruyucu özellik içermekle kalmadığı, aynı zamanda tedavi edici özellik de taşıdığını ispatladı. Araştırma kapsamında önce insan hücreleri Covid-19 virüsüyle hastalandırıldı. Sonra belirli aralıklar ve dozlarla ada çayının kurutulmuş bitkisinden elde edilen çay, hastalıklı olan bu hücrelere ilave edildi. Ada çayı ayrıca maymun hücrelerinde de denendi ve ada çayının koruyucu etkisini ölçmek amacıyla hücreler Covid-19 virüsü ile muamele edilerek hastalandırılmaya çalışıldı. 

Araştırma sonucunda ada çayı bitkisinin hem hastalıklı hücreyi tedavi ettiği hem de sağlıklı hücreleri virüse karşı koruduğu görüldü. Makalede, Covid-19'a karşı koruyucu özelliğinden dolayı ada çayının gargara olarak kullanılması da önerildi. Bilimsel makalede ayrıca ada çayının Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) kayıtlarında güvenilir bir bitki olduğuna da değinildi. Ada çayı ve ebegümeci bitkisinin antiviral etkisine dair kayıtların Avrupa İlaç Ajansı’nda da (EMA) yer aldığı ifade edildi.

ADAÇAYININ FAYDALARI NELERDİR?

Adaçayı, ruhsal rahatsızlıklardan gastrointestinal rahatsızlığa kadar uzanan rahatsızlıklar için uzun bir tıbbi kullanım öyküsü vardır. Binlerce yıldır, adaçayı geleneksel tıbbın pratiğinde temel bir madde olmuştur. Geleneksel bitki uzmanları, şişlik, enfeksiyon, ağrı rahatlatma ve hafıza geliştirme gibi çeşitli rahatsızlıkları ve şikayetleri tedavi etmek için adaçayı kullandılar. Adaçayı sindirimi kolaylaştırmak, ishali engellemek ve yoğun menstrüel ağrıları olan kadınlara rahatlama sağlamak için.   

Adaçayı ayrıca, ağrılı yaralara ve enfeksiyonlara karşı etkili bir bitki olduğunu kanıtlamıştır. Gargara veya ağız yıkama suyu olarak hazırlanan adaçayı, boğaz ağrısı, diş eti kanaması ve ağız ile ilgili ülserler ve ilişkili diğer rahatsızlıkların giderilmesi için kullanılır. Ve bunlar geleneksel güvenli yarar ve kullanımlardan sadece birkaçıdır.

ADAÇAYININ HASTALIKLAR ÜZERİNDEKİ FAYDALARI

Adaçayı kanıtlanmış birçok sağlık yararı vardır. Adaçayı, vücudun hücrelerini, yüksek antioksidan kapasitesi nedeniyle serbest radikallerin neden olduğu hasarlardan vücudu korumaya yardımcı olabilir.

(Serbest radikaller genellikle hücrelerin ölmesine neden olur ve bağışıklık sisteminin bozulmasına ve kronik hastalıklara yol açabilir.)

Adaçayının potansiyel faydaları şunlardır:

1) Alzheimer tedavisi

2) Kan şekeri ve kolesterol düşürücü

3) İnflamasyon kontrolü

4) Menapoz belirtilerinde etkili

5) Anti-ishal etkinliği

LAVANTA BÜTÜN VİRÜSLERE KARŞI KORUYOR

Lavantanın oldukça etkili olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü; "Sadece koronavirüse karşı değil bütün hastalıklara neden olan virüslere karşı bir avuç lavantayı alıp, kaynar suyun içine atın, daha sonra onu salonda masanın ortasına koyun ve akşam yatağa gitmeden yatak odanızda da bunu bırakırsanız, antiviral etkisi yaratırsınız"

"ADAÇAYI, LAVANTA VE KEKİK ANTİVİRALDİR"

"Adaçayı, lavanta ve kekik antiviraldir. Uçucu yağları olan bu bitkilerin ayrı ayrı çayını içebilirsiniz. Bu bitkilerin içinde pentenil gruplar yer alıyor. Bunlar yeni keşfedildi. Beş halkalı uçucu yağlar yani esansiyel yağları koklamanız yetiyor" diyen Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu, bu konuda yayınlanmış makalelerin varlığına dikkat çekerek, "Bununla ilgili yayınlanmış onlarca makale var. Klinik deneyleri yapılmış. Ortadoğu Teknik Üniversitesi'ndeki 4- 5 tane kimyacı bu kokuların koronavirüse karşı ne kadar etkili olduğunu da televizyona çıkıp açıkladılar. Eğer bunları koklamak istemezseniz ve şişe olarak bulamazsınız, bununla ilgili balmlar var. Bal mumuna yedirilmiş, emdirilmiş kekik, adaçayı, okaliptüs gibi uçucu yağları gün içinde kalabalığın içine girdiğinizde koklayabilirsiniz ya da burun deliklerinize sabah, öğle akşam sürebilirsiniz. Böylelikle bir virüs geldiği zaman hava kanallarından içeriye girerken, içeride parçalanıyor. Replikaz enzimi virüsün çoğalmasından sorumlu enzimdir. Bu uçucu yağlar, bunun aynı zamanda inhibitörüdür. İnhibitör demek frenleyicisi demektir yani frene basıyorsunuz ve durduruyorsunuz." dedi.

Bu nedenle sıraladığımız besin ve bitkilerin tamamı tüm mutasyonlara karşı etkilidir. İnsanlık tabiata geri dönmek zorunda. Bütün hastalıkların çaresi doğadadır." dedi.


https://www.sabah.com.tr/saglik/2021/03/16/prof-dr-ibrahim-saracoglu-acikladi-bu-bitki-koronavirusu-cigerlere-inmeden-yok-ediyor?paging=8



*****************


  • Şifalı Bitkiler: Evliya Çelebi, gezdiği her bitkinin bir derde deva olduğuna inanır ve bu bilgileri eserine kaydeder; kurutulmuş dut ağacından yapılan buhurun sıtmaya iyi geldiğini belirtmesi gibi örnekler verir.



##########################




XXXXXXXXXXXXX



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selam 🙋🏼‍♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O