Floransa Cumhuriyeti'nde doğan Michelangelo'nun eserleri, Klasik Antik Çağmodellerinden esinlenerek ortaya çıktı ve Batı sanatı üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. Michelangelo'nun yaratıcı yetenekleri ve çeşitli sanatsal alanlardaki ustalığı, onu rakibi ve büyük çağdaşı Leonardo da Vinci ile birlikte arketipik bir Rönesans adamı olarak tanımlamaktadır.
Günümüze ulaşan yazışmaların, eskizlerin ve anıların sayısı göz önüne alındığında, Michelangelo 16. yüzyılın en iyi belgelenen sanatçılarından biridir.
Çağdaş biyografi yazarları tarafından döneminin en başarılı sanatçısı olarak değerlendirildi.
Michelangelo erken yaşta şöhrete ulaştı. En iyi bilinen eserlerinden ikisi olan Pietà ve Davut heykellerini 30 yaşından önce yaptı. Lorenzo Kütüphanesi tasarımı, Maniyeristmimariye öncülük etti. 71 yaşında, Aziz Petrus Bazilikası'nın mimarı olarak Genç Antonio da Sangallo'nun yerine geçti. Michelangelo, ölümünden sonra bazı değişikliklerle kubbe gibi Batı ucu da kendi tasarımına göre tamamlanacak şekilde planı dönüştürdü.
HAYATI;
Michelangelo, 6 Mart 1475'te Arezzoyakınlarında Caprese’de doğar. Ailesi, o daha bir aylıkken Floransa’ya taşınır. Annesi, kendi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa’da Domenico Ghirlandaio’nun yanına öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni’nin zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç Michelangelo, bu arada Lorenzo de' Medici ile tanışır.
Michelangelo, heykeldeki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen Davud’u yaratır.
1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendine, en önemli başarılarından biri olacak Vatikan’ın yanındaki Sistina Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirir.
Ortasında, her biri Âdem, Havva ve Nuh Tufanıyla ilgili İncil’in Eski Ahit’inden alınma öykülerden esinlenerek yapılan resimlerin bulunduğu dokuz pano bulunan freskin yan unsurları da mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle “Adem'in Yaratılışı” ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri kabul edilir.
Son 500 yıldır Hristiyan dünyasının en önemli Şapeli olarak kabul edilen Sistina Şapeli onun en görkemli eseri olarak kabul edilmektedir.
Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paulus ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: “Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.” Michelangelo'nun yaşadığı çağ, kendiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve heykeltıraşlara da tanıktır aynı zamanda.
Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vincigelir. Bu sanatçılar arasında keskin ancak hoşça bir rekabet vardır. Anlatılan bir öyküye göre, sanatçının rakiplerinden Rafael ve Bramante, iş birliği yaparak Michelangelo'ya Sistina Kilisesinin işini verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden düşecektir. Hayatının son dönemini Roma'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın mimarı olarak geçiren Michelangelo 18 Şubat 1564'te 89 yaşında ölür. Michelangelo'nun ellerinde oluşan romatizmal hastalık sanatçıyı etkilese de çalışmalarına tarzını değiştirerek devam etmiştir.
Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto'nun resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo onlarca heykel, freske imza atıp Roma'nın yeniden inşa ve düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.Onu idolü olarak seçen birçok kişi vardır.
🟥
Kandil
İçinde yağ ve fitil bulunan aydınlatma aracı
Geçmişten günümüze aydınlatma araçları sırasıyla ateş, meşale, yağ lambası, mum, kandil, gaz lambası, akkor ampul, floresan lamba, halojen lamba ve LED'dir.
Sümerler medeniyeti; sığır yağı, zeytinyağı ve diğer çeşitli bitkisel yağ türleri ile aydınlatma amaçlı kandili icat etmiştir. Sümerler döneminde bu yağ lambaları, genellikle taş ya da kil yardımı ile yapılmıştı.
Kandil, içinde sıvı bir yağ ve fitil bulunan kaptan oluşmuş aydınlatma aracıdır.
Kandiller, zamana ve yere göre, kil ve pişmiş toprak, pirinç, bronz gibi farklı malzemelerden yapılmıştır. Yağ olarak zeytinyağı ya da çeşitli hayvansal yağlar kullanılmıştır.
Binlerce yıl öncesinden itibaren insanlar tarafından aydınlatma amaçlı kullanılmıştır. 1780'lerde Argand lambası, 1850'lerde gaz lambasıkandillerin yerini almıştır.
Kandillo Kırmızı Kandil Yağı Kokusuz Dumansız Iç Mekan Gaz Lambası Yakıtı.
Allah göklerin ve yerin nûrudur. Onun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır; (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nûr üstüne nûr. Allah nûruna dilediğini kavuşturur.~Nur,35
♻️
Eger dallar yolumuza dogru büyüyorsa, yolu degistirmek zorundayiz.
🎥 Altamira Magrasinin Sirlari
- Her insan bakar. Fakat önemli olan baktığın yerin sende bir şeyler uyandırması, sana bir şeyler anlatması, senin ondaki hakikati görebilmen. Bakmak doktorluk ise, görebilmek hekimliktir. Allah(cc) Kur'an'ın birçok yerinde bakmaktan/düşünmekten bahseder, yeryüzündeki ayetlerden bahseder. Bize düşen bunları görebilmektir. Fotoğrafçılık ise görebildiğini başkalarına aktarabilmek için kullandığımız bir araçtır. -
Yahudiler, İslâm memleketlerinde korunmuştu. 640 yılında İskenderiye’yi fetheden Halife Ömer-ül Faruk, bu şehirde 40 bin Yahudi bularak koruması altına almıştı. Abbasi halifelerinden Ebu Cafer-ül Mansur ve Harun el Reşid, Yahudilerin hizmetlerinden yararlanmıştı. Endülüs halifelerinden Üçüncü Abdurrahman’ın Dışişleri Bakanı Ebu Yusuf Hasday adlı bir Yahudi idi. Mısır halifelerinden Hafızeddin Allah’ın özel doktoru Ebu Mansur Şemoil bin Hananya ve Sellahaddin Eyyubi’nin özel doktoru ise ünlü filozof Maimonides idi. Yahudiler ve Araplar, beraber çalışarak zamanın bilim ve tekniklerine büyük katkıda bulundu.
Asur, Babil ve Roma sürgünlerinden sonra Yahudilerden Anadolu topraklarına yerleşenler oldu. Irak Türkleri ile Yahudiler arasındaki temaslar, Türklerin Anadolu’ya gelişlerinden çok daha öncesine dayanır. Nitekim 200-600 tarihleri arasında yazılmış Talmud’da yer alan anbar, küpe, küfe gibi Türkçe kelimeler, bu tür bir ilişkinin sonucu olabilir. Keza, Selçuk Türkleri arazisinde de daha önceden Yahudiler vardı. Galante, bu konuyla ilgili olarak yazdığı kitabında 46 kadim Yahudi yerleşkesinden bahseder.
Galante'ye göre, Talmud'da görülen anbar, küpe, küfe gibi Türkçe sözcükler muhtemelen Yahudilere Kuzey Irak'taki Türklerden geçmiştir.Bu ihtimal ele alındığında Türklerle Yahudiler ilk defa Mezopotamya'da temas kurmuşlardır.
Anadolu'da kurdukları organize ve özgürlükçü yönetimle Selçuklu Hanedanı, gerek fethettikleri yerde karşılaştıkları Yahudilere,gerekse Bizans İmparatorluğu'nun zulümlerinden kaçıp gelen Yahudilere belirli bir vergi karşılığında din ve vicdan özgürlüğü tanıdılar.
Sefarad kelimesi İbranicede İspanya anlamına gelmektedir.
II. Bayezid dönemi (1481–1512) Elhamra Kararnamesi ve Osmanlı İmparatorluğu (1492) Zengin İspanya YahudilerindenDon İsak Abravanel ve Saray Haznedarı Don Abraham Senor, 30.000 altındükakarşılığında İspanya'dan kovulmayı durdurmaya çalıştılarsa da bunu engelleyemediler.Bu dönemde göçmenlere kucak açan Osmanlı SultanıII. Bayezid; eyalet yöneticilerine bir emir yayınladı:
... İspanya Yahudilerini geri çevirmek şöyle dursun tam bir içtenlikle karşılanmalarını, aksine hareket ederek göçmenlere kötü muamele yapacakların veya en ufak bir zarara sebebiyet vereceklerin ölümle cezalandırılacaklarını...
Pîrî Reis'in amcası Kemal Reis'in kumandasındaki Osmanlı kadırgalarıyla gelen göçmenler; başta İstanbul, Edirne ve Selanik olmak üzere, İzmir, Manisa, Bursa, Gelibolu, Amasya, Patros, Korfu, Larissa ve Manastır'a yerleştiler veya yerleştirildiler.
16. yüzyılda hükûmette veya cemaatte yer almış başlıca Osmanlı Yahudileri
Dona Gracia Nasi, Haçlılar'dan kaçıp Osmanlı'ya sığındı. Özgür bir şekilde İstanbul'da yaşadı ve ticaret yaptı. 16. Yüzyıl'da dünyanın en büyük 3. Bankeri olmayı başardı.
Mendes Bankacılık İşletmesinde Evlilik ve Yükseliş
Konstantinopolis
1553'te yerleşim yapıldıktan sonra Gracia, kızı Ana (şimdi Reyna Nasi) ve geniş maiyeti Osmanlı İmparatorluğu'ndakiKonstantinopolis'e (şimdi İstanbul) taşındı. Orada kızının kocasının yeğeni ve iş ortağı Joseph Nasi ile evlenmesini sağladı. Doña Gracia, Konstantinopolis'te Galata'nın Avrupa mahallesinde şık bir şekilde yaşıyordu. Çok aktif bir Yahudi hayatı vardı ve Osmanlı Sefarad dünyasında liderliği üstlendi.
Doña Gracia'nın ölümünden sonra Mendes Benveniste Ailesi
1579'da eşinin ölümünden sonra, Gracia'nın kızı Reyna, biri Konstantinopolis yakınlarındaki Belvedere'de, diğeri Konstantinopolis'in Kuruçeşme banliyösünde olmak üzere kendi matbaasını kurdu. Talmud'un bir risalesi ve birkaç dua kitabı da dahil olmak üzere en az on beş kitap yayınladı. Kendi matbaasını miras almak yerine kuran ilk Yahudi kadın ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kadın matbaacısı ve yayıncısıydı.
Sefarad sürgünleri olan David ve Samuel Nahmias, 1493’te İstanbul’da bir matbaa açtılar. Sadece İbranice kitaplar basmalarına izin verildi. Din üzerine kitaplar bastılar ve bilimsel kitapları tercüme ettiler. Herhalde, bu kitapları sadece basım zevki veya kendi kütüphanelerinin raflarında tutmak için basmadılar. İstanbul’da bu bilimsel kitapları satın alacak bir Yahudi kitlesi olmalıydı. Bununla ilgili tek sorun, Ladino değil İbranice olmalarıydı. Artık peş peşe Sefarad isimleri görmeye başlıyoruz. Bunlardan biri de Ephraim ben Nissim İbn Sanchi’ydi. Portekiz Kralı V. Alphonso’nun hekimiyken gizli Yahudiliği nedeniyle kaçmak zorunda kaldı ve Osmanlı topraklarına göç etti. Kendisi ve oğlu Abraham ve büyük ihtimalle ailesinin diğer üyeleri saray hekimleri oldular. 1536’da saraydaki Sefarad hekimlerinin sayısı 25’te 5 iken, 1548’de bu sayı 30’da 14’e ve 1609’da yüzde 66’ya çıktı.
Amon ailesinin son nesli Joseph Amon ve oğlu İzak’tı. Saray hekimleri olarak Osmanlı diplomasisindeki rolleriyle tanınıyorlardı. 16. Yüzyılda Transilvanya sarayında bir Sefarad Yahudisi görüyoruz. Prens Gabriel Gabor Behlen’in sarayında İstanbul’dan gelen Avraham Sisa adında bir hekim vardı. Al-Hibr Davud (Haham Davud) olarak da tanınan Büyük Davud, Davud el- Riyazi, 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın başlarında Selanik’te yaşamış bir Yahudi bilim adamıydı. Arapça bilgisi ve İslami bilimsel literatür bilgisi, onun 1492 veya 1536 yıllarında Endülüs’ten Selanik’e gerçekleşen iki göç dalgasının bir ferdi olabileceğini düşündürmektedir. Mısırlı bir bilim adamının yazdığı belgede, Koca Davud adlı bir Yahudi hahamıyla tanıştığını, bu adamın Yahudilerin danıştığı önde gelen bir alim olduğunu, matematik bilimlerinde onun gibi bir alim daha görmediğini, astronomide kendisine yaklaşabilecek kimsenin olmadığını, birçok bilimde bilgi sahibi olduğunu, rasat konusunda yüksek bir bilgiye sahip olduğunu ve kullandığı aletlerin güvenilir olduğunu okuyoruz. Amsterdam’daki Portekiz Sinagogu’ndaki Ets Hahayim kütüphanesinde, bir salgından sonra yazılmış olan “Dialogo del Colorado” adlı bir kitap bulunmaktadır. İlk sayfasında, Selanik’te Abraham ve Yosef Bat Seba Matbaası tarafından 5 Mart 1601’ denk gelen “el dia dos del mes de adar sheni del anyo Djudyo 5362” tarihinde basıldığı yazmaktadır. Kitapta, 3 arkadaş, Daniel de Avila ve 2 hekim, kızıl hastalığı salgınının nasıl başladığını, nasıl yayıldığını ve bundan korunmak için hijyenik önlemlerin neler olması gerektiği üzerine çok detaylı konuşmalar yapmaktadırlar. Aslında kitaptaki Daniel, kitabın yazarı olan Sefarad Yahudisi, Selanikli bir filozof ve hekim olan Daniel de Avila’dır. Diyaloglardan, İber yarımadasından kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan gizli Yahudi ailenin üçüncü nesli olduğunu anlıyoruz.
(Kızıl hastalığı (skarlatina), A grubu beta hemolitik streptokok adı verilen bir bakteri türünün neden olduğu, özellikle çocuklarda görülen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu bakterilerin salgıladığı toksinler, hastalığa adını veren belirgin kırmızı döküntülere ve diğer semptomlara neden olur.)
İstanbul'da sinagoglar, yeşivalar ve hastaneler inşa etti. Sinagoglardan birine onun adı verilmiştir, "La Señora" (Sinyora Sinagogu), bugün hala İzmir, Türkiye'de ayakta durmaktadır.
Osmanlı padişahının izni ve yeğeni Joseph Nasi'nin yardımıyla, Yahudi mültecilerin yerleşmesi için bölgenin terk edilmiş kasabalarında yeniden yapılanma başladı. Yeniden yapılanma çabaları Joseph Ha-Kohen tarafından Yahudi tarihi kroniği The Vale of Tears'da (1564) anlatıldı.
1969'da Yahudi eğitimci ve tarihçi Bea Statdler, Doña Gracia Mendes'in Hikayesi adlı kitap uzunluğunda bir biyografi yayınladı.
Amasya ve Tokat'ta meydana gelen kan iftiralarından sonra Kanuni'yi ikna edip olaylara karşı bir ferman çıkarılmasını sağladı. Dindaşları onu, kendilerinin koruyucu meleği olarak görüyor ve "ölümünden sonra göğe yükselen İlyas Peygambere" benzetiyordu.
Sultan'ın ilgisine ve sevgisine mazhar olan Moşe Harmon, Venedik'te tutuklanıp mal ve mülklerine el konan Dona Gracia Mendes ve yeğeni Don Jozef Nasi'nin tüm servetlerini yanlarına alarak 1522'de Osmanlı topraklarına göç etmesine yardım etti.
1551-1554 yıllarında İstanbul Fransız Elçiliğinde görev alan seyyah Nicholas de Nicolay, Moşe Harmon için şöyle demiştir:
Doktorlar arasında en büyük nüfuz sahibi ve en çok saygı göreni, 60 yaşını aşmış, bilgisi, ünü ve serveti ile temayüz etmiş Hamon isminde bir Yahudi idi.
https://www.youtube.com/watch?v=skIQ61CfLsw
Jozef Hamon
Jozef Hamon (veya Yosef Hamon, Joseph Hamon), 1450'lerde Granada'da doğdu.Her ne kadar Carmoly, Josef'in İtalya'da doğduğunu iddia etse de İmmanuel Aboab, Josef'in Endülüslü olduğuna emindir.
Önce II. Bayezid'in, ardından Yavuz Sultan Selim'in özel doktorluğunu yapan Moşe Hamon'un babası Josef Hamon, bu padişahların düzenlediği her seferde yanlarında bulunmuştur.
1518'de Suriye-Filistin seferinden dönerken hastalanan Josef, aralık ayında 68 yaşındayken öldü.
ŞamHahamı Josef ben Meir Gerson'un, Josef'in vefatının ardından anlattığı bir anekdota göre, "II. Beyazıt, çok sevdiği Jozef'ten üç gün içinde Yahudilik'ten İslam'a geçmesini ister. Üç gün sonra sultanın karşısına çıkan Josef, "Biz çıkar uğruna atalarımızın dinini inkar etseydik, bugün İmparatorluğunuzda değil, İspanya'da otururduk." deyip beraberinde getirdiği hançeri Padişah'a sunup kendisinin [Josef'in] sinesine saplamısını ister. "Sadakatine hayranım" diyen II. Beyazıt, hekimine karşı olan güvenini korumaya devam eder."
Jozef Hamon (veya Yosef Hamon): 15. ve 16. yüzyıllarda yaşamış, önce II. Bayezid'in, ardından Yavuz Sultan Selim'in özel doktorluğunu yapmış Endülüslü bir Yahudi hekimdir. Sadakati ve dini inançlarına bağlılığıyla tanınır.
Antisemitizmin kökleri, antik çağlardaki ve erken Hristiyanlık dönemindeki Yahudi karşıtlığına dayanmaktadır. Yahudiler hakkındaki pek çok klişe düşünce ve komplo teorisi, Erken ve Ortaçağ Hristiyan öğretilerine ve uygulamalarına kadar uzanmaktadır. İlk Hristiyanlar, Yahudiliğin yerini Hristiyanlığın aldığını ve Yahudilerin artık Tanrı tarafından seçilmiş halk olmadığı öğretisini benimsemişlerdir. Yahudilerin, İsa’yı Mesih olarak kabul etmedikleri için inatçı ve hakikate karşı kör olduğunu iddia etmişlerdir. Yüzyıllar boyunca aktarılan bu fikirler, Hristiyanların Yahudilere güven duymamalarına ve onlara karşı düşmanlık beslemelerine neden olmuştur.
Yahudi karşıtı önyargıların ilk kez görülmesine neden olan diğer Hristiyan inanışları ve anlayışları arasında şunlar da sayılabilir:
İsa’yı Yahudilerin öldürdüğünü iddia eden, gerçeği yansıtmayan ve resmî Hristiyan öğretileriyle pekiştirilen suçlama;
Havari Yahuda İskariyot’un İsa’ya ihanetinin, sözde Yahudi ihanetinin ve açgözlülüğünün sembolü olarak görülmesi;
Hristiyanların Yahudileri şeytanla işbirliği yapmakla ve hatta şeytanın ta kendisi olmakla suçlaması;
“Kan iftirası” olarak da bilinen ve Yahudilerin Hristiyan çocukları “ayinlerde kurban ettiği”ni iddia eden asılsız suçlamalar.
Bu fikirler, çoğu Hristiyan kilisesi ve mezhebi tarafından artık aktif olarak desteklenmemektedir. Ancak yüzyıllar boyunca Yahudilere karşı takınılan tutumda etkili olmuşlardır. Böylece Hristiyanlık ve Hristiyanlığın Yahudilere ilişkin düşünceleri, antisemitizmin de temellerini oluşturmuştur.
https://www.youtube.com/watch?v=1RUBUKYaDhc
Antisemitizm, Yahudi halkına karşı duyulan nefret, önyargı, düşmanlık veya ayrımcılıktır.
Antisemitizm ve Nazi baskısı nedeniyle Almanya'dan kaçan çok sayıda bilim insanı arasında en tanınmış olanlardan bazıları şunlardır:
Önemli Bilim Adamları Listesi
Albert Einstein: Görelilik teorisiyle tanınan Nobel ödüllü fizikçi, 1933 yılında ABD'ye göç etti.
Sigmund Freud: Psikanalizin kurucusu olan nörolog, 1938'de Avusturya'dan Londra'ya kaçtı.
Niels Bohr: Yahudi olmamasına rağmen, annesi Yahudi kökenliydi ve kendisi de Nazi baskısından etkilenerek Danimarka üzerinden kaçtı. Atom reaksiyonları ve nükleer enerji teorisine önemli katkılarda bulundu.
Paul Ehrlich: Kemoterapinin öncüsü olan tıp bilimci.
Karl Landsteiner: Kan gruplarını ve Rh faktörünü keşfeden patolog ve immünolog.
Erwin Schrödinger: Yahudi olmamasına rağmen Nazi karşıtı görüşleri nedeniyle Almanya'dan ayrıldı.
Alfred Kantorowicz: Ünlü bir diş hekimi ve tıp profesörü, Türkiye'ye sığınan akademisyenlerdendir.
Bruno Taut: Ünlü mimar ve şehir planlamacısı, Türkiye'ye göç ederek İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde profesörlük yaptı.
Clemens Holzmeister: Mimar, Türkiye'ye gelerek TBMM binası gibi önemli projelerde görev aldı.
Hans Gustav Güterbock: Hititolog, Ankara Üniversitesi'nde arkeoloji alanında dersler verdi.
Bu bilim insanlarının birçoğu, başta ABD ve Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelere sığındı ve çalışmalarına buralarda devam ederek bilim dünyasına önemli katkılarda bulundular.
1553'te, doktoru ve danışmanı Moşe Hamon isimli bir Yahudi olan Sultan I. Süleyman, II. Mehmed'in kanununu tekrar onaylayıp, kan iftirası olaylarının yerel mahkemelerde yargılanmasını yasakladı.Sultan ayrıca Papa IV. Pavlus'un Ancona Yahudilerini engizisyonlara gönderme isteğine karşı önlem aldı
19. yüzyılın ikinci yarısında (1839'dan 1870'e) Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat'ı başlattı, böylece kişilerin etnik geçmişi veya dini ne olursa olsun haklar düzene sokulmaya çalışıldı. Bu, eşit haklara sahip olan Yahudileri olumlu etkiledi. 20. yüzyılın başında İmparatorlukta Yahudi nüfusu 400-500 bine ulaştı ve Osmanlı meclisinde 5 Yahudi vekil vardı.
Moses Hamon
Moses Hamon (yaklaşık 1490–1567), Kanuni Sultan Süleyman'ın başhekimi olarak görev yapmış Portekiz kökenli ünlü bir Yahudi hekim, çevirmen ve Yahudi cemaati lideridir. Osmanlı sarayında oldukça saygı gören ve etkili bir isimdi.
Hayatı ve Kariyeri
Saray Hekimliği: Moşe Hamon, babası İshak Hamon'un izinden giderek sarayda hekimlik yaptı. Kanuni Sultan Süleyman'a özel hekimlik yaptı ve padişaha seferlerinde eşlik etti. Saray hiyerarşisinde resmi olarak dördüncü sırada olmasına rağmen, dönemin başhekimiyle neredeyse aynı maaşı (günde 75 akçe) alacak kadar değerliydi.
Jüdischer Arzt Moses Hamon 1490 -1554 aus Konstantinopel Gravur von Bertelli
Moses Hamon (veya Moşe Hamon, Amon) (1490; Granada, İspanya - 1567) Joseph Hamon'un oğlu olarak İspanya'da doğdu. Babasıyla birlikte İstanbul'a gelip I. Sultan Süleyman'ın doktoru oldu. Judah ibn Verga tarafından "ünlü prens ve büyük doktor" olarak tanımlanan Hamon, sultanın bütün keşiflerinde yanında bulundu; bilgisi ve yeteneği karşılığında kendisine imtiyaz tanınıyordu.
Emin tavırları ve yardımseverliliği ile epeyce saygı duyulan Hamon çekinmeden dindaşlarını müdafaa etti. 1545'te Amasia'da Hristiyan bir çocuğun dini ayinlerde kullanılmak üzere öldürüldüğü iddiasıyla Yahudiler suçlandı fakat kayıp kişi sağ olarak belirince Yahudilerin masumiyeti kanıtlandı; bunun ardından Hamon, kan iftirası iddialarının bundan sonra Osmanlı mahkemesinde yargılanması için sultanın fetva çıkarmasında etkili oldu.
Cemaat içi zorluklarda da Hamon çağrıldı. Selanik Yahudi cemaatinde çıkan kavga sonucu Hamon kavgaya karışanları İstanbul'a çağırttı ve sultanı Selanik'e bir hakim göndermesi ve suçluların cezalandırılması için teşvik etti.
Yiyecekveiçecek lerin hıltları etkilemesi bağlamında tıp ile beslenme arasında kurulan ilişki, klasik bilgi çerçevesindeelealınır ve dişlerde hastalık oluşturan durumlar şöyleanlatılır:
1-Birbirineuymayanyiyeceklerinbir likte yenmesi (Örneğin süt ile balık yenmez).
2-Buharı çok olan yaş yiyecekler yenmesi(Örneğin çiğ sebzeler)
4-Yapışkan ve tatlı nesneler yenmesi (Örneğin sakız,akideşekeri)
5-Dişi kamaştıran ekşi ve kekrek nesnelerin yenmesi
6-Çok soğuk veya çok sıcak ve birbiriardına sıcak ve soğuk besinlerin yenmesi
https://www.youtube.com/watch?v=EYKQIC5WIXc
Osmanlı ve Erken Dönem Cumhuriyet Döneminde Sefarad Bilim İnsanları
Moses Amon oftalmoloji üzerine el yazması
Hekim Yasef Hamon, aslen Gırnatalı (Granada) olup, İspanya'dan Yahudilerin sürülmesi üzerine 15. yüzyılın sonlarında (yaklaşık 1492 civarı) Osmanlı İmparatorluğu'na göç ederek İstanbul'a yerleşen ünlü bir Yahudi hekimdir.
İshak Hamon, aslen Gırnatalı ünlü hekim Yasef Hamon'un oğludur. Yahudilerin İspanya'dan sürülmesi üzerine Hamon ailesi, 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu'na göç ederek İstanbul'a yerleşmiştir.
Yasef Hamon'un bilinen iki oğlu vardır: İshak Hamon ve Moşe Hamon. Her iki oğul da babaları gibi Osmanlı İmparatorluğu'nda önemli görevlerde bulunmuşlardır.
İshak Hamon: Babası ve kardeşi gibi hem hekim hem de hakim (kadı) idi. Divan-ı Hümayun'da siyasi müşavir olarak bilgi ve fikirlerinden istifade edilen bir konumdaydı.
Moşe Hamon: Ünlü bir hekim olup, önce II. Bayezid'in, ardından Yavuz Sultan Selim'in özel doktoru (hekimbaşı) olarak görev yaptı. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Seferi'nde ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde de saray hekimleri arasında yer alarak Kanuni'nin Irakeyn Seferi'nde bulunmuştur.
Üç kuşaktır saray hekimliği yapan Hamon Ailesi’ni tanıtacağım. Ailenin bilinen ilk üyesi İzak Amon’dur. Oğlu Joseph Amon, Sultan II. Bayezid’in ve daha sonra Yavuz Sultan Selim’in başhekimiydi. Her zaman askeri seferlerde padişahlara eşlik ederdi. Joseph’in oğlu Moşe Amon, Yavuz Sultan Selim ve Sultan Süleyman’ın başhekimiydi. Babası gibi seferler sırasında padişahlara eşlik ederdi. Sultan Süleyman tarafından Macaristan’da tıbbi tesisler kurmakla görevlendirildi.
Moses Hamon
Musa Hamon (Moses Hamon); İspanya'dan göç eden Yahudi Hamon ailesine mensuptu. Aile, üç kuşak boyunca saray hekimi olarak görev yaptı ve Musa Hamon, Kanuni Sultan Süleyman'ın kişisel hekimlerinden biriydi.
Sultan Süleyman Sarayı’na üç kişilik bir heyet göndermeye karar verdi: Moşe Baruh, Yaakov Nahmias ve Moshe Almoznino. Ancak Sultan’dan randevu almak çok zordu. Randevu alabilmek 18 ay sürdü. Delegelerden olan Moshe Almoznino Selanik’te yazdığı yazılarla çok ünlüydü. İbranice ve Ladino dillerinde kitaplar yazmaktaydı. Dini kitapların yanı sıra coğrafya ve astronomi üzerine birer kitap yazdı: “Bet Elohim” (Tanrı’nın Evi) ve “Şaar Haşamayim” (Göklerin Kapısı). Bunların yanı sıra insan ve bilim etiği üzerine bir kitap olan “El Regimiento de la vida” ile astroloji için, astrolabia aletinin kullanımı üzerine olan “Tratado de Astrolabia” ve tıp üzerine kanonik yazılar içeren “Canon de Reloj de plata” adlı iki bilimsel el yazması daha yazdı.
I. Sultan Süleyman'ın (Kanuni Sultan Süleyman) doktorunu Musa Hamon (Moses Hamon) veya tam adıyla Musa bin Hamun'dur.
Musa bin Hamun (1490-1554), Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı sarayında başhekimlik yapmış, İspanya'dan göç etmiş Yahudi bir hekimdir.
Moses Hamon (veya Moşe Hamon, Amon) (1490; Granada, İspanya - 1567) Joseph Hamon'un oğlu olarak İspanya'da doğdu. Babasıyla birlikte İstanbul'a gelip I. Sultan Süleyman'ın doktoru oldu. Judah ibn Verga tarafından "ünlü prens ve büyük doktor" olarak tanımlanan Hamon, sultanın bütün keşiflerinde yanında bulundu; bilgisi ve yeteneği karşılığında kendisine imtiyaz tanınıyordu.
Musa bin Hamon, Sultan II. Bayezid döneminde saray hekimi olan Jozef Hamon'un oğludur. Musa bin Hamon (Moses Hamon olarak da bilinir), 16. yüzyılda yaşamış ünlü bir Osmanlı hekimidir. Babası Jozef Hamon gibi, kendisi de uzun yıllar Osmanlı sarayında hekimlik yapmıştır.
İshak Hamon, aslen Gırnatalı ünlü hekim Yasef Hamon'un oğludur. Yahudilerin İspanya'dan sürülmesi üzerine Hamon ailesi, 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu'na göç ederek İstanbul'a yerleşmiştir.
İshak Hamon hakkında bilinenler şunlardır:
Mesleği: Babası Yasef Hamon ve kardeşi Moşe gibi kendisi de hem hekim hem de hakim (kadı) idi.
Görevi: Divan-ı Hümayun'da bilgi ve fikirlerinden istifade edilen, bir nevi siyasi müşavir olarak görev yapmıştır.
Arka plan: Aile, özellikle tıp alanındaki başarılarıyla tanınıyordu ve bu gelenek nesiller boyu devam etti. İshak Hamon, ailenin bilinen ilk önemli üyelerinden biri olup, İspanya'dayken Granada (Gırnata) Emiri Abdullah'ın özel doktoruydu.
16. yüzyıla girildiğinde hahambaşılığın etkisinin azalmasıyla cemaat liderliğinde önemli rol oynayan Moşe Hamon,Yahudi kültürüne büyük ilgi duymaktaydı. Bahya ben Aser'e ait Kad ha-Kemahve Rabenu Yeroham'a ait Adam ve-Havvaeserlerinin baskılarında katkıda bulundu.Yahudi cemaatinin eğitilmesi için yardımda bulunan Hamon, öğrencilere de burs verdi.
Tıp ile ilgili eserleri bulunan Hamon'un 1526 ila 1551 yılları arasında diş bakımı ile ilgili yazdığı 200 sayfalık kitabı bugün hâlen İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü kütüphanesinde bulunur.Çocuk psikiyatrisine ve müzikle tedavi yöntemlerine önem veren Moşe Hamon, kitabında padişah çocuklarının müzikle uyutulmasını tavsiye etmektedir
Amon ailesinin hayatında beş yüz yıl
İspanya'nın teslim olmasından Kanuni Sultan Süleyman'ın sarayına ve ötesine kadar oradaydılar.
İsim ilk olarak Tevrat'ın ilk kitabında geçmektedir.
Her Şeye Gücü Yeten, Avram'a yeni bir isim bahşederek ona şunu duyurur: "Adın 'İbrahim' olacak, çünkü seni birçok [Av Hamon] ulusunun babası yaptım."
Dolayısıyla 'Hamon' adı 'çokluk' veya 'çok' olarak tercüme edilir.Üstelik Talmud bilginleri bu ismin daha derin bir anlamı olduğunu belirtmişlerdir. Gerçekten de yorumcular, "İbrahim" isminin "Av Hamon"un ('Birçoklarının Babası') kısaltmasından başka bir şey olmadığını, her harfin ise sadece Yahudi halkının değil, aynı zamanda tektanrıcılığın da atası olan İbrahim'in özel bir niteliğini veya karakter özelliğini ifade ettiğini belirtirler.Soyadı olarak değişken bir şekilde "Hamon" veya "Amon" olarak yazılacaktır.İbrahim'den İshak'aTarihsel kayıtlarda bu ismi taşıyan ilk kişi (ve dolayısıyla ailemin ilk ortaya çıkışı) 15. yüzyılın sonlarında Granadalı Isaac Amon gibi görünüyor.Granada'nın son Nasrid sultanı XII. Muhammed'in (veya Boabdil'in) özel doktoru olan Isaac, Ocak 1492'de Müslümanların yönettiği son şehrin Katolik Hükümdarlar Ferdinand ve Isabella'ya teslim edilmesine tanık oldu.
Granada'da bulunan daha genç bir akraba olan Joseph adında başka bir Amon'un varlığını kaydeder.Bir tarihçi, Joseph'in Bartenura'lı Haham Ovadia'nın ünlü ailesinin çocuğu olarak İtalya'da doğduğuna inanıyordu, ancak fikir birliği Amon ailesinin İber kökenli olduğu yönünde.Granada'nın ele geçirilmesinden ve bununla birlikte Reconquista'nın (Müslüman İspanya'nın Hıristiyanlar tarafından yeniden fethi) sona ermesinden üç ay sonra, Ferdinand ve Isabella, Yahudi olduğunu iddia eden tüm Yahudilerin 31 Temmuz 1492'ye kadar din değiştirmelerini veya ölüm acısıyla ayrılmalarını emreden kötü şöhretli Elhamra'dan Sürgün Fermanı'nı yayınladılar. O yılki Tisha B'Av'ın ardından, son Yahudiler, Kristof Kolomb'un keşif yolculuğuna çıktığı gün İspanya'yı terk etti.Sultanın sarayındaYusuf ve küçük oğlu Musa, çok sayıda dindaşıyla birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun güvenliğine kaçtı. Sayısız Yahudi Konstantinopolis'e geldiğinde, Sultan II. Bayezid'in (hükümdarlık dönemi 1481-1512), Ferdinand ve Isabella'nın ülkelerindeki Yahudileri sınır dışı ederek kendi ülkelerini yoksullaştırdıklarını ve kendi ülkelerini zenginleştirdiklerini ilan ettiği söylenir.Bu saygıdeğer hikayeye rağmen, Amon ailesinin inanışı, Sultan Bayezid'in Yusuf'a Şehadet ilan etmesini ve İslam'a geçmesini emrettiğini söylüyor.Karar vermesi için kendisine üç gün süre verildi.Yusuf bunu reddetti ve meydan okurcasına kendisinin, ailesinin ve kardeşlerinin dini özgürlük arayışı içinde atalarının anavatanlarından kaçtıklarını ilan etti. Hayatını feda etti ama inancına ihanet etmeyeceğini açıkladı.Onun sarsılmaz inancından etkilenen Bayezid, Yusuf'u doktoru ve danışmanı olmaya davet etti. Sonuç olarak Yusuf, Bayezid ve oğlu I. Selim'e (hükümdarlık dönemi 1512-1520) sadakatle hizmet etti ve Osmanlı İmparatorluğu geniş toprak varlıklarını artırmaya devam ederken, Mısır ve Suriye'ye yapılan askeri seferlerde onlara sık sık eşlik etti.Bebekken İspanya'yı terk eden Yusuf'un oğlu Musa, Sultan'ın ve Yahudi kardeşlerinin saygınlığı ve hizmetinde babasından bile daha yükseğe çıktı. En uzun süre hüküm süren Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın (hükümdarlık dönemi 1520-1566) 46 yıllık iktidarının büyük bölümünde doktor, danışman ve diplomat olarak görev yaptı.Musa bir yeşivayı finanse etti, Yahudi bilginlere büyük eserleri tercüme etmeleri için para ödedi ve kardeşlerini kötü şöhretli kan iftirası iddialarına karşı yiğitçe savundu. En önemlisi, Süleyman'ı Dona Gracia Nasi adına Venedikli yetkililere müdahale etmeye ikna etti ve böylece onun Konstantinopolis'e göç etmesine izin verdi.Çeşitli ansiklopedilerde ve kaynaklarda başka Amon'lardan bahsedilse de, hiçbiri hepsi ortaçağ doktorları olan bu üç atanın tarihi itibarını veya konumunu almaya layık değildi.Geç Osmanlı İstanbul'unun AmonlarıZamanımıza daha yakın bir zamanda, büyük-büyük dedem İshak Amon Efendi, doğrudan izlenebilir aile kolumun bilinen en eski üyesidir.İstanbul'da doğup büyüdü, matematik öğretmeni, haham ve Cemaat Konseyi üyesiydi. Torunu (dedem) bana, Haham İshak'a prestijinin bir işareti olarak, Türk Kurtuluş Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun Hahambaşı pozisyonunun bile teklif edildiğini söyledi.Siyasi entrikalara karışmak istemeyen Efendi, Mısır Hahambaşı olmak için ayrılan Haham Haim Nahum Efendi'nin yerine geçme teklifini reddetti. Bununla birlikte, Osmanlı hükümeti, kendisine duyulan saygının bir işareti olarak ona "Efendi" (İngiltere'de şövalye unvanına eşdeğer ve Yahudilere nadiren verilen bir soyluluk unvanı) bahşetti.Ağustos 2019'da, Hahambaşılığı, Neve Şalom Sinagogu, İsmail Baran Can Yıldırım adında iyi bir arkadaş ve birkaç mezarlık çalışanının (zar zor İngilizce konuşan) yardımıyla, Haham İshak'ın mezarı nihayet İstanbul'un Arnavutköy semtinde bulunan Sefarad mezarlığında bulundu.Haham İshak'ın oğlu Davit benim büyük büyükbabamdı. Atatürk ile aynı yıl olan 1881'de doğdu, İstanbul'da kendi ithalat-ihracat işinin sahibi ve işletmecisiydi. Türkiye'nin gelecekteki Hahambaşı Hahambaşı Raphael David Saban ile evlenen Davit'in iki erkek ve bir kız kardeşi vardı. 1977'de, babamın tıp fakültesine başlamasından bir yıl sonra ve ben Amerika Birleşik Devletleri'nde doğmadan bir düzine yıl önce öldü.Modern Türkiye üzerinden OrtabatıOğlu - büyükbabam - Rene Isaac Amon, kendi hayatımda biçimlendirici bir etkiydi. Aralık 1923'te, Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ni ilan etmesinden bir buçuk ay sonra doğdu, İstanbul'un çok etnikli, çok dinli, çok uluslu bir mahallesinde büyüdü. Anne ve babasıyla Fransızca, büyükanne ve büyükbabasıyla Ladino (Yahudi-İspanyol), arkadaşlarıyla Yunanca, sokaklarda Türkçe ve okulda İbranice konuşan çok dilli biriydi. Daha sonra eğitim amacıyla Almanca ve Rusça öğrendi ve Kore Savaşı sırasında Türk Ordusu ile İngiliz ordusu arasında ataşe olarak İngilizcesini mükemmelleştirdi.Büyükbabamın ilgi alanları çoktu ve merakı doyumsuzdu. Birden fazla dilde eserler okumaya, din, tarih, edebiyat tartışmaya, matematik problemleriyle ilgilenmeye ve geceleri bizimle film izlemeye devam etti.Nihayetinde, 15. yüzyıl Isaac Amon'dan 21. yüzyıl Isaac Amon'a kadar hikaye ve miras devam ediyor. https://www.jpost.com/diaspora/five-hundred-years-in-the-life-of-the-amon-family-654313 ######### Hâmân(Amon) binlerce derde dermen oldu.
Dioskurların metnine ek olarak, el yazması ona eklenmiştir; Rufus'a atfedilen Carmen de herbis, genellikle Philadelphia'lı Dionysius ile özdeşleştirilen belirli bir Dionysius'un ornitolojik incelemesinin bir açıklaması ve Kolofonlu Nicander'in yılan ısırıklarının tedavisi mevcuttur.
Kitabın kendisi için yapıldığı Anicia Juliana'nın iki yanında Megalopsychiave Phronesis'in portresi (folio 6v'den detay)
Tarih;
El yazması kitap artik bilim adamları tarafından Juliana Anicia Kodeksi olarak adlandırılmaktadır. Konstantinopolis'teki imparatorluk hastanesinde her gün ders kitabı olarak kullanılmış ve Konstantinopolis imparatorluk hastanesinde her gün ders kitabı olarak kullanılmış ve bir Orta Çağ notu, Nathanael adlı bir Yunan hemşirenin 1406'da hastalığın geri teptiğini kaydediyor.
İstanbul’da koca bir hazine bıraktım. Bu Dioscurides’in bir eseridir. Gayet eskidir, majüskül harflerle yazılmıştır. İçinde nebatat resimleriyle, eğer yanılmıyorsam, bazı Cratevas parçaları ve kuşlar hakkında küçük bir eser de vardır. Kitap: Hamon isimli bir Yahudi’nin oğluna aittir. Hayatında Süleyman’ın doktoru idi. Kitabı satın alacaktım. Fakat fiyatı beni korkuttu. Yüz düka altından bahsedildi. Buna benim kesemden ziyade imparatorun kesesi dayanabilir. İmparatoru, bu kadar muhterem bir muharriri böyle bir esaretten kurtarmak için teşvik etmekten geri kalmayacağım.
„
Ogier Ghislain de Busbecq’in önerisi üzerine satın alınan bu yazma eser şu anda Avusturya Millî Kütüphanesi'nin el yazmaları arasında tutulmaktadır. Viyana'da Codex Vindobonensis med. gr. 1. olarak tanımlanıyor. El yazması, tarihi önemi nedeniyle 1997 yılında UNESCO'nun Dünya Belleği Programı Kaydı'na kaydedilmiştir.
___De Materia Medica’nın Dioscorides tarafından yazılan orijinal hali, iki bin yıl önce verildiği ve çokça yer değiştirdiği için elimizde bulunmamaktadır. İstanbul Kodeksi veya Viyana Kodeksi olarak adlandırılan, 6. yüzyılda Konstantinopolis’te Bizans prensesi Juliana Anicia için yapılan el yazması, eserin bilinen en eski nüshasıdır. Bu eserde de 400’den fazla bitki ve hayvan türü listelenmekte; her dalın dikenleri ve kıvrımları sayfalara nakşedilmiştir. Kitabın hayvanlara dair betimlemeleri de oldukça etkileyicidir. Nüshanın İstanbul’daki kadim mekanından ayrılışı, Kanuni zamanında eserin bir sefir tarafından satın alınıp Viyana’ya götürülmesiyle olur. Bu eser, içinde nakış gibi işlenmiş motifleriyle, halen Avusturya Milli Kitaplığı’nda saklanır.___
Çizimler;
Folio 83r Rubus fruticosus (böğürtlen)
El yazmasında orijinal 435 resimden 383 tanesi tam sayfa bitki resmidir.
Folio 6 verso'da Anicia Juliana'nın ithaf minyatür portresi özellikle dikkat çekicidir. El yazması, Anicia'ya, Konstantinopolis'in banliyölerinde bir kilisenin inşasını finanse ettiği için minnettarlığından dolayı sunulmuştur.
El yazmasındaki ön yazılar dizisi, her biri yedi tanınmış farmakologdan oluşan bir grubun yer aldığı iki tam sayfa minyatürle başlamaktadır. İkinci resimde, en göze çarpan ve sandalyede oturan tek kişi Galen'dir. Yanında taşlara veya yere oturan üç çift doktor daha vardır. Galen'e en yakın olanlar Krateuas ve Dioscurides'tir. İkinci çift ise Apollonius Mys ve Nicander'dir. Galen'den en uzaktakiler Andreas ve Efesli Rufus'tur.
Dioscurides'in önünde, alt katta oturan bir sanatçı adamotu kökünün resmini çizmektedir. Doğadan resim yapıyor. Baktığı adamotu kökü kişileştirilmiş Epinoia (düşünce gücü) tarafından tutulmaktadır. Merkezi niş olan bir revaktan oluşan mimari bir arka plan bulunmaktadır.
Viyana Dioscorides'in 483v numaralı folyosundan bir kuş galerisi
Dionysius'un kuşlar üzerine yazdığı eserin farklı ifadeleri üç kitapta yer almaktadır.
Walther, Ingo F. and Norbert Wolf. Codices Illustres: The world's most famous illuminated manuscripts, 400 to 1600. Köln, TASCHEN, 2005.
Weitzmann, Kurt. Late Antique and Early Christian Book Illumination. New York: George Braziller, 1977.
Leslie Brubaker, "The Vienna Dioskurides and Anicia Juliana" in Byzantine Garden Culture ed. Antony Robert Littlewood, Henry Maguire, and Joachim Wolschke-Bulmahn (Washington, D.C.: Dumbarton Oaks Research Library and Collection, 2002).
Osmanlı İmparatorluğu'nun Yahudi hekimi binlerce derde deva oldu! Moşe Hamon kimdir?
Osmanlı Padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın başhekimi Moşe Hamon binlerce derde dermen oldu!
Vebadan, cüzzama birçok hastalığa tedavi üretti. Osmanlı'da saray hekimliğine dahi yükseldi. Seferad Yahudisi Moşe Hamon kimdir?
Seferad Musevileri'nden olan Moşe Hamon, 1490’da İspanya’da dünyaya geldi. Babası Josef Hamon’la birlikte sürgünden kurtarılarak Osmanlı'ya getirilmişlerdir. Moşe Hamon üstün zekası, birçok dili bilmesiyle dikkatleri hızlı şekilde üstüne çekmiştir. Hekimliğe başlaması ise II. Bayezid’in, sonra da Yavuz Sultan Selim’in özel hekimliğine uygun görülmesiyle başlamıştır. Padişahların çıktığı her sefere o da katılmıştır. 1518’deki seferden dönerken Şam’da hastalanır ve 68 yaşında ölür.
MOŞE HAMON SARAY HASTANESİNDE
Hekimliği ise hekim olan babasından öğrenen Moşe Hamon, çok küçük yaşından beri sarayhastanesi ve eczanesiyle iç içedir. Babasının ölümünü takiben Yavuz Sultan Selim’in ve daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın özel hekimliğini yapmıştır. Kanuni’nin emriyle 1526’da Macaristan’ın sağlık sistemini kurmakla görevlendirilmiştir.
🟥
Osmanlı Sarayında bir Yahudi hekim: Moşe Hamon ve Hamon Ailesi - Selin SÜAR
14 Mart 1827’de Osmanlı Padişahı II. Mahmud’un kurduğu Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire ile başlayan bir gelenek günümüzde Tıp Bayramı olarak kutlanır.
1919 yıllarında işgal altındaki İstanbul’da harekete geçen Tıbbiyeliler, tepkilerini yine 14 Mart tarihinde düzenledikleri yürüyüşlerle göstermiş. Ancak II. Mahmud’un bu okulu kurmasından aşağı yukarı 500 yıl kadar önce, Kanuni Sultan Selim’in emrinde ve himayesinde Yahudi bir doktor olan Moses Hamon, Osmanlı Sarayında hekim olarak çalışmaktaydı.
Gerek sarayda gerekse halk arasında ve kendi cemaatinde itibarı çok yüksekti; saygın bir kişiliği vardı. Bir Seferad Yahudi’si olan Hamon, 1490’da İspanya’da doğdu. Babası Josef Hamon’la birlikte daha sonra, malum ferman ile Osmanlı topraklarına geldiler.
Altın çocuk olarak da tanımlanabilecek olan Hamon’un bilgiye olan açlığı, merakı ve birden fazla dili akıcılıkla konuşabilmesi onu, çok genç yaşından itibaren itibarlı bir konuma yükseltmiş ve padişahın hekimi olarak görevlendirilmesine olanak sağlamıştı.
Değerli araştırmacı Naim Güleryüz’ün aktardığına göre Hamon veya İspanyolca telaffuz edilişine göre Amon Ailesinin Osmanlı’daki ün yapan bireylerinin ismi, İshak Hamon, Josef Hamon, bizim bu yazımızın kahramanı olan Moses veya Moşe Hamon, oğul İshak Hamon ve torun Josef Hamon’dur. İshak Hamon, Yahudilerin İspanya’dan ayrılması ile İstanbul’a yerleşir ve kısa zamanda buraya uyum sağlar. Josef Hamon ise ilk olarak II. Bayezid’in, sonra da Yavuz Sultan Selim’in özel hekimi olur. Padişahların çıktığı her sefere Sultan’ın yanında katılır. 1518’deki seferden dönerken Şam’da hastalanır ve 68 yaşında ölür.
Babası gibi hekim olan Moşe Hamon, çok küçük yaşından beri saray hastanesi ve eczanesiyle iç içedir. Babasının ölümünü takiben Yavuz Sultan Selim’in ve daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın özel hekimi olur. Kanuni’nin emriyle 1526’da Macaristan’ın sağlık teşkilatını kurmakla görevlendirilir.
Güleryüz, Moşe Hamon’un 1526 - 1551 yılları arasında Osmanlı Nakşî yazısı ile Türkçe yazdığı ve Kanuni’ye ithaf ettiği eserinin Arapça olan giriş bölümünde, diş hastalıklarını ve ameliyatlarını en ince ayrıntılarına kadar anlattığını ve dünya üzerinde bulunan dört değerli kitaptan biri olan bu eserin halen İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü kütüphanesinde bulunduğunu belirtmektedir.
En büyük dededen başlayarak sarayda iyi ve güvenilir bir yer elde edinen Hamon Ailesinde Josef ve oğlu Moşe, ayrıca kurdukları iyi ilişkiler ve diplomatlık mesleği ile de sarayın gözdeleri olmuşlardı. Daha sonra bu gelenek ve itibar torunları tarafından da devam ettirilmişti.
Bu süreç zarfında tarihsel kayıtlarda yer alan, ancak Hamon Ailesi için olup olmadığı belirsiz bir fermandan da söz edilmektedir. Evlad-ı Musa, yani Musa’nın Çocukları isimli ferman, söz konusu Yahudi ailenin devlete hizmetlerinin bir ödülü olarak bütün vergilerden muaf tutulmasını emreder.
Ancak aynı kaynakta bu fermanın Fatih Sultan Mehmet’in Portekiz kökenli Ribi Moşe Hamon’u özel hekimi olarak seçtiği ve Evlad-ı Musa namı ile anılan Ribi Moşe’nin kendisinin, ailesinin ve gelecekteki tüm sülalesinin vergilerden muaf tutulmasını buyurduğu belirtilirken, bir başka bölümde Moses Hamon için verilen bir fermandan bahseder. Bu fermana göre, Moses Hamon olmak üzere Hamon Ailesinin üyeleri vergilerden muaf sayılacak ve kendilerine gösterilecek saygıda kusur edilmeyecektir.
Düzen bozuculuğu engelleme, hakkı gasp etme gibi olumsuz olayların dışında bazı tarihçiler bu tarz fermanların gayrimüslimler için çok nadir verildiğini yazmaktadır. Kim için olursa olsun Evlad-ı Musa, Osmanlı içerisinde çağdaşlarının aksine antisemit faaliyetlerin yer almadığını gösteren ince bir ayrıntı olarak da değerlendirilebilir.
Osmanlı’da Hamon Ailesinden başlayarak birçok Yahudi hekim toplumun çok güvendiği ve itibarlı kişiler olarak tarihte yerlerini almıştı.
Jozef Hamon (veya Yosef Hamon, Joseph Hamon), 1450'lerde Granada'da doğdu. Her ne kadar Carmoly, Josef'in İtalya'da doğduğunu iddia etse de İmmanuel Aboab, Josef'in Endülüslüolduğuna emindir.
Önce II. Bayezid'in, ardından Yavuz Sultan Selim'in özel doktorluğunu yapan Moşe Hamon'un babası Josef Hamon, bu padişahların düzenlediği her seferde yanlarında bulunmuştur.
Galante'ye göre, Talmud'da görülen anbar, küpe, küfe gibi Türkçe sözcükler muhtemelen Yahudilere Kuzey Irak'taki Türklerden geçmiştir. Bu ihtimal ele alındığında Türklerle Yahudiler ilk defa Mezopotamya'da temas kurmuşlardır.
Anadolu'da kurdukları organize ve özgürlükçü yönetimle Selçuklu Hanedanı, gerek fethettikleri yerde karşılaştıkları Yahudilere, gerekse Bizans İmparatorluğu'nun zulümlerinden kaçıp gelen Yahudilere belirli bir vergi karşılığında din ve vicdan özgürlüğü tanıdılar. Galante, Selçuklu hükümdarlarından birinin vezirinin Yahudi olduğunu da dile getirir.
15. ve özellikle 16. yüzyıllar, Osmanlı Yahudilerinin altın çağı olmuştur.Osmanlı topraklarına ilk matbaayı getiren kişiler olan Yahudiler, ayrıca Osmanlı hükûmetinde önemli mevkilere gelmişlerdir.
1354'te Gelibolu, 1360'ta Ankara, 1361'deEdirne, 1422'de İzmir, 1430'da Selanik ve 1453'te İstanbul fethedilince, bu şehirlerdeki Yahudiler ülke genelindeki Yahudi nüfusunu da artırmış oldu.Edirne'deki Yeşiva (Yahudi din okulu),ülkenin her yerindeki Yahudi öğrenciler için bir eğitim ve kültür merkezi oluşturdu.
⚔️ II. Bayezid döneminde, 1492'de gerçekleşen Osmanlı topraklarına toplu Yahudi göçü dışında başka toplu göçler de gerçekleşmiştir.
Örneğin 1376'da Macaristan'dan, 1394'te Fransa'dan, 15. yüzyılın başında Sicilya'dan, 1420'de Venedik'ten ve 1470'te Bavyera'dan kovulan veya kaçan Yahudiler, kurtuluşu Osmanlı topraklarına sığınmakta bulmuştur.
Millet sisteminde Yahudiler diğer azınlıklarla aynı kapsamda düşünülmüşlerse de, özellikle 15 ve 16. yüzyıllarda teorik statü ile uygulama farklı idi. Osmanlılar Yahudileri, Hristiyanlara nazaran kendilerine daha yakın görmekteydi; bunun sebebi hem iki din arasındaki benzerlik hem de Hristiyan Avrupa'nın Osmanlılara karşı verdiği mücadeleydi. II. Mehmed bir süre sonra Yahudileri "bir takım vergilerden"[dn 2] muaf tutmuştur.
🔻Kökeni Arapçamilla'dan gelen millet teriminin Osmanlı Türkçesinde din, dini cemaat ve ulus olmak üzere üç temel anlamı vardı.Kur'an'da geçen kullanımından gelen ilk anlamı 19. yüzyıla kadar Osmanlı idari belgelerinde kullanıldığı görülmektedir.❗️ Örneğin Ermeniler tek bir millet olmayıp Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan milletlerine ayrılırlardı.
19. yüzyılın başlarında Sultan II. Mahmuddönemine dayanmaktadır. Bu dönemde resmi belgelerde gayrimüslim tebaanın Rum Ortodoks, Ermeni ve Yahudi olmak üzere üç resmen tasdik edilmiş millet olarak düzenlendiği belirtilmeye başlanmıştır.
1876 Osmanlı Anayasası'nın Osmanlı Türkçesiversiyonunda “millet” kelimesi Arapça ve Farsça versiyonundaki gibi kullanılmasına rağmen o zamanlarda Arapça “milla” kelimesinin kullanımı azalarak yerini “ümmet” kelimesi almaya başlamıştır.
Ermeni, Rum ve Yahudi yerleşikler “millet” kelimesini kullanmak yerine kendilerini ulus olarak tanımlamışlardır.
İslami çoğunluk üstün konumda olup, bir Müslümanın taraf olduğu herhangi bir anlaşmazlık şeriat temelli yasalara tabi olurdu.
Daha sonraları millet kavramı algısı 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'ndaki milliyetçiliğin yükselişi ile değişmiştir.
📖Evliya Çelebi'nin aktardığına göre Edirne'den İstanbul'a yerleşen Yahudiler el Mahallet ul-Yahudiyin el-Edirneviyinisimli semtte yaşamaktaydı.
Osmanlı İmparatorluğu'nda hakim dinler.
Yahudilerin dünden bugüne tarih boyunca okumaya ve eğitime özel bir önem verdikleri bilinir. Yahudilikte eğitim çocuklukta başlayan, ancak yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Esasen Musevi dininin, kültürünün temelini oluşturan Tanah, yani Tora (Tevrat) - Neviim (Peygamberler) - Ketuvim (Kutsal Yazılar) külliyatının değişik bölümlerinde, özellikle Yasanın Tekrarı, Süleyman’ın Özdeyişleri ve Mezmurlar’ın birçok ayetinde ‘eğitim, bilginin paylaşılması ve sonraki kuşaklara iletilmesi’ konusunda kesin ifadeler mevcuttur.~Sinagog bile çok kez Bet ha-Midraş, yani ‘öğrenim yeri’ olarak adlandırılır. Yidiş lisanında ibadethane sinagog schul (şul) yani okul olarak anılır.📚 Osmanlı Arşivleri,Ayrıca, Evliya Çelebi’nin ve bir kısmına Londra ile Oxford kütüphanelerinde eriştiğim yabancı ziyaretçi seyahatnamelerinden, yurdumuzda görevde bulunmuş kimselerin anılarından faydalandım.
Kişisel bir soru, tarih aşkı nasıl başladı?
Tarih aşkımın ilk tohumlarını atan kişi, İlkokulda (Taksim 29. İlkokul) sınıf öğretmenimiz Leman Hanım’dır. Bu tohumu sulayan ortaokulda (Saint Michel) tarih hocamız Ali Rıza Sağman, yeşerten ise milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Tarih tekerrürden ibarettir. Ders alınsaydı tekerrür etmezdi” sözüdür. Onun paralelinde Brecht’in “Bugün yarına, dünle beslenerek yol alır” görüşü de çalışmalarımı her zaman motive etti.
🔻Tarih tekerrürden ibarettir sözü geçmişte yaşanmış olan bir olayın veya durumun gelecekte de tekrar edebileceği manasına gelmektedir.❗️~ bir olayda kişiler geçmişte benzer yaşanmış olayları örnek vererek “Tarih Tekerrürden İbarettir.”
~Süleyman dönemi‘ne dönüs. ~
🔻Déjàvu; yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusu.Anı daha önceden yaşamışlık hâlidir.❗️
🗣️Kac romali taniyorsun ki? Hayatinda hic biriyle sohbet ettin mi ? Birini bile tanimazken hepsinden nefret etme …
Messala Brutus'un arkadaşıdır ve Brutus'un ordusunda bir subaydır. Brutus ve diğerleri Antony, Octavius ve Lepidus'a karşıdır.
⬇️
I. Serhas
Ahameniş İmparatorluğu'nun beşinci kralı.
I. Serhas veya Kserkses (Farsça: Haşayarşa; خشايارشا);Hükümdarlık: MÖ 486 – 465), Ahameniş İmparatorluğu'nun Pers kralıydı. YunancaEski Pers hükümdar adlarından Xšayāršā(Hşayarşa) sözcüğünden gelen Serhas, "kahramanlar kralı" anlamına gelmektedir.
MÖ 484'te Serhas komutasındaki ordu Anadolu'ya vardı. MÖ 480'de Çanakkale'de, Çanakkale Boğazı (Dardanel)'in karşı kıyısında yer alan Sestos'a Naraburnun'daki Abidos'tan gemilerden bir köprü yapıp askerlerini boğazdan karşıya geçirdi. Herodot, Serhas'ın beş milyondan fazla adamı olduğunu söylese de, ozan Simonides bu sayının üç milyon dolayında olduğunu belirtir. Herodot, ordunun içerek ırmakları kuruttuğunu ve koca kentlerin erzağını tükettiğini de öne sürmektedir.
I. Serhas, Ahameniş İmparatorluğu'nun M.Ö. 486'dan 465'e kadar hüküm süren dördüncü kralıydı. I. Darius ve Büyük Kiros'un kızı Atossa'nın oğlu olarak dünyaya geldi ve babasının sarayında büyüdü ve eğitim gördü. I. Darius'un ölümü üzerine Serhas onun yerine kral olmuş ve isyanları bastırarak ve imparatorluğun yönetimini merkezileştirerek gücünü pekiştirmeye çalışmıştır. En çok Atina ve Sparta önderliğindeki Yunan şehir devletlerinin isyanına karşılık olarak M.Ö. 480 yılında Yunanistan'ı işgal etmesiyle tanınır. İşgal, küçük bir Yunan kuvvetinin Pers ordusunu geri püskürttüğü Thermopylae Muharebesi ile başlamış ve nihayetinde Salamis Muharebesi ve Platea Muharebesi'nde Persler mağlup edilmiştir.
🔻Stoneman, Serhas'ın aldığı eğitimin, 17. yüzyıl Safavi İmparatorluğu'nun büyük hükümdarı Şah Abbas gibi kendisinden sonra gelen İran krallarınınkinden pek farklı olmadığını söylemektedir. Kserkes, MÖ 498 yılından itibaren Babil'deki kraliyet sarayında ikamet etmiştir.❗️
Serhas'ın tahta çıktığı sırada, sahip olduğu bazı topraklarda sorunlar baş göstermekteydi. Mısır'da bir isyan meydana geldi ve bu isyan Serhas'ın orduyu bizzat yönetip düzeni sağlamak için harekete geçmesini gerektirecek kadar tehlike teşkil ediyordu. Serhas, MÖ 484 Ocak ayında isyanı bastırdı ve kardeşi Achaemenes'i, isyan sırasında hayatını kaybeden satrap Pherendates'in yerine Mısır satrapı olarak tayin etti.
Akadcabāb-ilû sözcüğü Tanrı'nın kapısı demektir. Sümercede aynı anlama gelen sözcük Kadingirra'dır. Eski Ahit'te Babil sözcüğü Babelşeklindedir. Bu kelime İbranice Bavel kelimesinden gelir ve Eski Ahit'te "kargaşa, karışıklık" şeklinde açıklanır.
Babil'in Asma Bahçeleri içinde bulunan Babil Kulesi, Tanrı Marduk adına yapılmıştır. Sümerliler, yükseklere taparlar ve yer ile göğü bağlayan kutsal bir ağacın varlığına da inanırlardı. Sümerliler yeri göğe bağlayan bu ağacı temsil eden ve Tanrıdağı dedikleri kuleyi zamanımızdan 5000 yıl kadar önce yapmışlardır.
Kule temelde 90 metre genişlikte ve 90 metre yüksekliğe sahip 7 katlı bir bina idi. Kulenin çevresinde rahip sarayları, ambarlar, konuk odaları, Tanrı Marduk adına yapılmış bir diğer tapınak olan Esagila'ya giden aslanlı geçit ve dini tören yolu vardı.
Tanah ve Eski Ahit hemen hemen aynı olduğu için her iki dinde Babil bahsi aynıdır. Babil kulesinden Tevrat'ın Yaratılış (Tekvin) kısmında bahsedilir. Nuh'un oğulları Büyük Tufan'dan sonra Sinar (Sümer)'da yerleşmiş, burada bir şehir ve göklere yükselen bir kule yapmak istemişlerdir.
🔻Kulenin yıkılışı Tevrat'ta anlatılmaz ancak veya Leptogenesis olarak bilinen Yahudi belgelerinde anlatılır.❗️
Hâmân, Eski Ahit'teki Ester Kitabı'na göre Pers kralı Ahaşveroş'un veziri idi. Ester'in planlarını bozması ve Yahudileri yok etme girişimi sonucu, Hâmân hem kendisi hem de oğullarıyla birlikte asılmıştır. Kur'an-ı Kerim'de ise Hâmân, Hz. Mûsâ dönemindeki Firavun'un ileri gelenlerinden biri olarak anılır.
Ha-amen veya Thebes şehri
Mısır’da buna benzer isimler var mı diye araştırdığımda Ha-Amen ve No-Amon ismini buldum. No-Amon, Thebes kentinin İncil’de geçen adıdır. Bu kentin ana Tanrı’sı Amon’dur. Ve “ENCYCLOPAEDIC DICTIONARY OF THE BIBLE” adlı kitapta belirtildiğine göre şehrin diğer bir adı da Ha-Amen’dir. Şehrin bilinen diğer bir adı da Waset’tir. Ha-Amen, Amon’un meskeni, Amon’un diyarı demektir. Aşağıda ilgili pasajın görüntüsü verilmiştir.
Ayı saptamaya çalıştı, ama her ay için aynı şeyin geçerli olduğunu gördü; böylece Nisan, Fısıh Kurbanı nedeniyle Yahudiler için elverişliydi; İyyar, küçük Fısıh nedeniyle...Ama Adar'a vardığında burcunun Balık olduğunu gördü ve "Şimdi onları birbirini yutan balıklar gibi yutabileceğim" dedi (Ester Rabbah 7; Targum Şeni 3).
Ester Kitabı'nda anlatılanlara göre, Haman gururlu ve hırslı bir adamdı ve herkesin bir saygı göstergesi olarak kendisine boyun eğmesini istiyordu. Ancak, Mordekay adında bir Yahudi ona boyun eğmeyi reddetmiş ve bu da Haman'ı öfkelendirmiştir.
Ester Festivali, antik Pers İmparatorluğu'nda yaşayan Yahudilerin, kötü niyetli Haman'ın planından kurtuluşunu kutladığı Purim bayramıdır. Hikayesi, Tanah'taki Ester Kitabı'nda (Megillat Ester) anlatılır ve günümüzde coşkulu şenlikler, kostümler ve özel yiyeceklerle kutlanır. Festival, İbrani takvimine göre Adar ayının 14'ünde (bazı şehirlerde 15'inde) kutlanır.
Tarihçesi: Bayramın kökeni, Tanah'ın (Eski Ahit) Ester Kitabı'nda anlatılan hikayeye dayanır. Pers Kralı Ahaşveroş'un başveziri Haman, krallıktaki tüm Yahudilerin öldürülmesi için bir plan yapar. Ancak Kralın Yahudi kraliçesi Ester ve kuzeni Mordehay'ın cesareti sayesinde plan bozulur, Haman cezalandırılır ve Yahudiler kurtulur.
Mü’min Suresi, 36. ayet: Firavun (alayla) dedi ki: “Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim,”
Kuran’da Haman diye bahsedilen kişi muhtemelen Firavun’un vezirlerinden biriydi. Eski Mısır tarihinde Haman ismi geçiyor mu diye bazı Mısır tarihi kitaplarına baktım. Georgetown Üniversitesi tarafından hazırlanan Kuran ansiklopedisi “Encyclopaedia of the Qur’an” adlı kitapta Haman’ın Mısırlıların Ha-Amen kelimesinin Arapça ifade ediliş şekli olduğunu söylüyor. Ha-Amen’in antik Mısır’da başrahibin ünvanı olabileceğini de söylüyor. Yani Tanrı Amon ile ilgili bir unvan olması gerekir. Aşağıda kitaptaki bu pasajın görüntüsünü bulabilirsiniz.
Kur'an'daki yazılış şekliyle Hâmân isminin Eski Mısır'da bir kişi adının tam bir harf çevirisi olduğu anlaşılmış olup sözkonusu adın hiyeroglif imlâsı bilinmektedir. Bu kişinin “taş ocakları işçilerinin şefi” olup inşaat işlerinden sorumlu en yetkili şahsın bu şekilde adlandırıldığı tespit edilmiştir.
Arkeolojik olarak Babilde bir kule’den söz edilebilir olmasına rağmen, Mısır arkeolojisinde kayda değer böyle bir yapıdan bahsedilmez. Yerel şartlar gereği inşaatlarında Babilliler kerpiç, Eski Mısır ise taş işçiliği kullanır.
İslami kaynaklarda Haman için olasılıklar şöyle sıralanır;
Kur'an'da "Firavun" kelimesinin bir unvan olarak kullanıldığı savına benzer "Hâmân"'ın da bir şahıs değil, Amon rahiplerine verilen bir unvan olduğu ileri sürülür.
ilahın adı zaman zaman "Hâmân" şeklinde de telaffuz edilmiş ve onu temsil eden rahip de aynı adla anılmıştır.
Bir kitâbede Amon'dan en önemli mâlî memur ve hazinedar olarak bahsedilmektedir. Amon, bütün orduların kumandasından ve tanrılara adanan binaların yapımından da sorumlu idi. Amon'un başrahibinin mabetlerin inşasından sorumlu olması ile Kur'an'da, Firavun'un Hâmân'dan bir kule inşa etmesini istemesi arasında tarihi bir ilgi bulunmaktadır.
Kur'an'da yer alan Hâmân bir şahıs adı veya inşaat işlerinden sorumlu en üst düzeydeki yetkiliyi ifade eder. Mısır tarihinde de bu görevin Amon başrahibine ait olduğu belirtilmektedir.
Hâmân'ın kimliği için Mûsâ zamanında yaşayan Firavun'un veziri, sarayındaki önemli bir şahsiyet veya Amon kültünün başrahibi gibi olasılıklardan birisi olabileceği düşünülür.
Yeni Krallıktaki İnsanlar sözlüğünde Hâmân'dan "taş ocaklarının başı" olarak bahsedildiği iddia edildi.
➡️Böylece onlara yeryüzünde kuvvet ve hâkimiyet vermeyi; Firavun, Hâmân ve ordularına da, İsrâiloğulları eliyle geleceğinden korktukları şeyleri başlarına geçirip göstermeyi diliyorduk.~Kasas,6
➡️Firavun da Hâmân da askerleri de yanlış bir yolda idiler.~Kasas,8
➡️Bunun üzerine Firavun: “Ey ileri gelenler!” dedi, “Şimdiye kadar sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyordum! Ey Hâmân! Haydi benim için tuğla ocaklarını tutuştur, balçığı pişir, fazlaca tuğla imal ettirip öyle yüksek bir kule yap ki, belki çıkıp oradan Mûsâ’nın ilâhını görürüm! Gerçi ben onun kesinlikle yalancılardan biri olduğuna inanıyorum, ama neyse!” ~Kasas,38
➡️Kârûn, Firavun ve Hâmân’ı da helâk ettik. Halbuki Mûsâ onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Fakat onlar ülkede büyüklük taslayıp insanları ezmeye devam ettiler. Neticede onlar da, azabımızdan kaçıp kurtulamadılar.~Ankebut,39
➡️Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a. Ama onlar Mûsâ için: “Bu bir sihirbaz, büyük bir yalancı!” dediler.~Mümin,24
➡️Firavun: “Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap” dedi, “Umarım ki böylece yollara ulaşırım.” ~Mümin,36
Zelotlar genellikle ferisiler gibi düşünmekle beraber tanrı'dan başka bir yönetici tanımamaktaydılar.
🎥 House of David (dizi)
🎥 Ben-Hur 1959
🟥
Antoine Laurent de Jussieu
Fransız bitki bilimci (1748 – 1836)
Antoine Laurent de Jussieu (12 Nisan 1748, Lyon- 17 Eylül 1836, Paris), Fransızbotanikçi. Çiçekli bitkileri ilk defa sınıflandıran bilim insanıdır ve sınıflandırma sistemi günümüzde büyük ölçüde kullanılmaya devam etmektedir. Sınıflandırması, amcası botanikçi Bernard de Jussieu'nun başladığı ancak yayımlamadığı bir çalışmanın genişletilmiş halidir. Bitki bilim mahlası Juss.'tur.
🟥
Achille Richard
Fransız bitki bilimci (1794 – 1852)
Achille Richard (27 Nisan 1794, Paris - 5 Ekim 1852), Fransız bir botanikçi, botanik illüstratör ve doktordur.
🟥
Adrien-Henri de Jussieu
Fransız bitki bilimci (1797 – 1853)
Adrien-Henri de Jussieu (23 Aralık 1797 - 29 Haziran 1853), Fransız bir botanikçidir. 1824'te Euphorbiaceaebitki Familya üzerine yazdığı bir incelemeyle tıp doktoru unvanını aldı. Babası 1826'da emekli olduğunda, Jardin des Plantes'te onun yerine geçti; 1845'te bitki organografisi profesörü oldu.
🟥
Édouard Spach
Fransız bitki bilimci (1801 – 1879)
Édouard Spach (23 Kasım 1801 – 18 Mayıs 1879) Fransız botanikçi.