
Hamilelikte Hurma
Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalar sonucunda hamilelikte hurma faydaları hem anne hem de bebek için çok fazladır.
Hurma; içinde bulundurduğu şeker, protein, lif, folat (folik asit), K vitamini, demir, fosfat, magnezyum ve potasyumun anne ile bebeğin bütün ihtiyaçlarını karşılamaktadır.
* Hurmada bulunan şeker doğal haldedir. Yüksek enerji vermesi nedeniyle annenin halsizliğini ve yorgunluğunu giderir.
* Anne karnında bebeğin gelişiminin sağlıklı olması için proteinlere ihtiyacı vardır. Proteinler de büyümeyi destekleyen amino asitleri barındırır.
* Hurma lif kaynağıdır. Lifli besinler de sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Bu sayede hamilelik döneminde annenin kabız olması önlenmiş olur. Ayrıca kolesterol seviyesini düşürür. Gebelik süresinde tansiyon ve diyabet risklerini ortadan kaldırır.
* Doktorların önerdiği folik asit (folat), hurmada doğal şekilde bulunuyor. Folik asit yeni hücrelerin oluşmasını sağlıyor. Doğum süresinde yeni doğan bebeklerde omurilik ve beyin zararlarının önlenmesine yardımcı olur.
* K vitamini kemikleri geliştirir ve kanın pıhtılaşmasını sağlar. Doğum sırasında annenin aşırı kan kaybını önler. Bebeklerin de kemiklerinin güçlü gelişmesini sağlar.
* Demir kan yapıcı özelliğe sahiptir. Bu sayede anne ve bebeğin anemi olma riskini ortadan kaldırır.
* Potasyum kan basıncını dengeler. Bu sayede tansiyon riskini azaltır. Annenin kas fonksiyonlarını ve sinir sistemini düzenler. Hamilelikten doğan stres yükünü azaltır.
* Magnezyum kalp ritmini ve kas kasılmasını düzenler. Bu nedenle doğum esnasında yardımcı rol olur.
Hamileler Ne Zaman Hurma Yemeli?
Hamile kalan kadınların doktorlarına ve çevrelerine sıklıkla sordukları hamilelikte hurma yemeye ne zaman başlanmalı sorusudur. Çünkü kulaktan dolma bilgilerle “hurmanın erken doğuma ve düşüğe yol açtığı” hurafesi yayılıyor. Bu konuda hassas olan anne adayları da doğal olarak tedirgin oluyorlar.
❗️Ürdün bilim adamlarının 2011 yılında iki hamile grup kadın üzerinde yaptıkları deney yaptılar.
Normal doğuma 4 hafta kala grubun birine günde 6 hurma yedirildi. Ortaya çıkan sonuca göre; hurma yiyen kadınlarda rahim açıklığının daha fazla, dışarıdan tetikleme olmadan doğuma başladıkları, doğumun birinci evresinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu bilgiler ışığında hurmanın normal doğumda sadece dışarıdan takviye alınımını azalttığı tespit edilmiştir.
Bu tespit sonucunda hamilelikte hurma düşüğe sebep olur mu hurafesi çürütülmüş oluyor.
Bilinçli kadın doğum uzmanları, aşırıya kaçmamak koşuluyla günde 2-3 tane yenebileceğini söylüyorlar.
Hurmanın Anne Karnındaki Bebeklere Faydaları
Anne karnındaki fetüs, göbek kordonu vasıtasıyla anneden beslenir. Gelişiminin düzenli ve sağlıklı olması için öncelikle annenin sağlıklı beslenmesi gerekiyor. Bu nedenle hamilelikte hurmanın bebeğe faydaları çok olduğundan annenin düzenli olarak hurma yemesi gerekiyor.
⚠️Hurmada bulunan protein (amino asitler) bebeğin sağlıklı gelişimini sağlar. K vitamini kemik yapısının sağlıklı oluşmasını sağlar. Bebeğin anemi olmasını önler. Bağışıklık sistemini geliştirir.
Hurmayla İlgili Hadisler
Kuran’ın Rahman ve Meryem surelerinde hurma bahsi geçiyor. Peygamber Efendimiz de hamilelikte hurma yemek hadis söylemiyle hurmanın faydalarına değiniyor. Kadınların loğusa döneminde hurma yemelerini isteyen Peygamber Efendimiz, bu sayede çocukların “halim” olacağını buyuruyor.
Hamile olan Hz. Aişe’ye hurma yedirdiği fıkıh kitaplarında geçer.
Doğurganlığın bereketin meyvesi Nar
Sümerlerde Tanrıça İNANNA ile özdeşleşen HULUPPU ağacının nar ağacı olduğu düşünülmektedir. Çivi yazılı metinlerde GIŞ. NU.UR.MA olarak geçen kelime nar ağacı olarak değerlendirilir.
Assur metinlerinde nar sadece gebeliği sağlayıcı olarak değil gebeliği engelliyici (u MUNUS nu peš) hatta çocuk düşürmede de (u ša-mi arhuš šub-e) kullanılması dikkat çeker. Assur silindir mühürlerde nar ağacı motifi işlenir ve hayat ağacı olarak okunur. Bu durumda zıtlığı gösterir.
- NU.UR.MA: Bu fonetik okunuşlar ise nar meyvesi için kullanılır.
- Bağlam: Bu kelime, özellikle Mezopotamya mitolojisinde ve günlük metinlerde, cennet bahçeleri (Dilmun gibi), zenginlik sembolleri ve bazen de yaşamın veya doğurganlığın bir simgesi olarak geçer.
- Kelime Yapısı: Sümercedeki
GIŠ(ağaç belirleyicisi) ilenu-úr-makelimelerinin birleşiminden oluşur. Akkadca karşılığı ise nurmû (veya lurmû) şeklindedir. - Tarihsel Köken: Mezopotamya’da nardan bahseden ilk kayıtlar M.Ö. 3. binyılın sonlarına (Ur III dönemi) kadar uzanmaktadır.
- Kullanım Alanları: Tabletlerde nar; sadece tüketilen bir meyve olarak değil, aynı zamanda tıbbi reçetelerde ilaç bileşeni, dini ritüellerde sunu öğesi ve süsleme sanatında (özellikle takılarda) motif olarak sıkça karşımıza çıkar.
- 1. Imhur-līm (İmhur-lim)
- Tarihçesi: Akkadça "bin kişiyi karşılayan" veya "bin kişiye şifa veren" anlamına gelir.
- Kullanımı: Antik Mezopotamya tıbbında çok amaçlı bir şifa bitkisi olarak bilinir. Özellikle mide rahatsızlıkları ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanıldığına dair tıbbi reçeteler bulunmaktadır.
2. Ankinūtu- Tarihçesi: Sümer ve Akkad dönemine ait bitki listelerinde sıkça adı geçer.
- Kullanımı: Genellikle dini ritüellerde ve büyüsel iyileştirme süreçlerinde kullanılan aromatik bir bitkidir. Modern araştırmalar bu bitkinin papatya türü veya benzeri bir tıbbi bitki olabileceğini öne sürmektedir.
3. Haluppu (Huluppu)- Tarihçesi: Mezopotamya mitolojisinin en ünlü ağaçlarından biridir. "İnanna ve Huluppu Ağacı" mitinde, Fırat Nehri kıyısında yetişen kutsal bir ağaç olarak tasvir edilir.
- Mitolojik Rolü: Tanrıça İnanna, bu ağacı bahçesine dikmiş ve ondan bir taht ile yatak yapmak istemiştir. Ağacın köklerinde bir yılan, dallarında Anzu kuşu ve gövdesinde Lilith yaşamaktaydı; bu yaratıkları kahraman Gılgamış ağaçtan kovmuştur.
- Gerçekliği: İdari metinlerde de adı geçen bu ağacın meşe veya söğüt gibi gerçek bir ağaç türünü temsil ettiği düşünülmektedir.
Bu bitkiler, antik Mezopotamya'da doğanın sadece bir kaynak değil, aynı zamanda tanrılarla iletişim kurulan ve şifa aranan kutsal bir alan olduğunu göstermektedir. - Anavatanı İran’da yaygın bir inanış olan Zerdüştlük’te nar, doğurganlık, ölümsüzlük ve zenginlik sembolü olmuş. Zerdüştlerin evlilik ritüellerinde ve tapınma törenlerinde Nar kullanılırmış.
Mısır’da 1550’lerde yazılan Ebers Tıp Papirüsü’nde (M.Ö. 1551-1550) şifalanma için narı öneren reçeteler var.
Antik Yunan’a geldiğimizde, mitolojik öykülerde yerini alır yine. Hitit tanrıçası Kubaba gibi, Hera, Afrodit ve Demeter’in de sembolü nar’dır; saçlarında nar dallarından bir taç taşırlar.
Aynı biçimde Roma’da da gelinler, başlarını nar dallarıyla süslermiş.
Yunan mitolojisinde, Tanrıça Gaia’nın Tanrıça Hera’ya evlilik hediyesi olarak verdiği limon en çok bilinen mitolojik meyvedir. Anlatıya göre; Ladón adı verilen limon yüz başlı yılan ve bir ejderha tarafından korunur. Doğurganlık, ölümsüzlük atfedilen limonun ağacı, Hespérides Bahçesi’ne konulur. Hespérides Bahçesi, aynı zamanda kayıp kıta Atlantis’te var olduğu düşünülür.
Herakles'in Görevi: Bahçe en çok, Herakles'in on iki görevinden on birincisi olan "altın elmaları getirme" göreviyle bilinir. Herakles, elmaları çalmak için ejderhayı öldürmek veya Titan Atlas'ı kandırmak zorunda kalmıştır.
"Hesperos ya da Batı Kızları diye anılan Hesperid’ler Hesiodos’a göre Okyanus Irmağının ötesinde , geceyle gündüzün sınırlarında oturan ince sesli perilerdir.
"Dünyanın bittiği bir yerlerde
güzel sesli akşam perilerinin karşısında
dimdik durup ayakta tutuyor göğü
başı ve yorulmaz kolları üstünde.
Akıllı Zeus’un ona ayırdığı kader bu."
Atlas Homeros’a göre de yeri göğü birbirinden ayıran direkleri taşır :
"Bu Atlas görür denizin bütün uçurumlarını ,
ve koca direkleri omuzlarında taşır,
yeri göğü birbirinden ayıran direkleri." ( Odysseia I , 53-55 )
- En Eski Pembe Renk: Avustralyalı bilim insanları, Sahara Çölü'nde 1.1 milyar yıllık biyolojik kaynaklı parlak pembe bir rengin varlığını keşfetti, bu da pembe rengin çok eski kökenli olduğunu gösteriyor.
- Mısırlıların 6.000 yıl önce Lapis Lazuli'yi kullanmasıyla başlayan tarihi, MÖ 7. binyıldan beri Akdeniz dünyasına ihraç edilmiştir. Antik Mısırlılar bu taşı gökyüzü ve tanrılarla ilişkilendirmiş, firavunların mezar maskelerini süslemiş ve ölümden sonraki yaşamda koruma sağlayacağına inanmışlardır. Ayrıca lapis lazuli öğütülerek, Rönesans döneminde dahi sanatçılar tarafından Meryem Ana'nın giysileri gibi önemli figürlerin resmedilmesinde kullanılan değerli bir pigment olan lacivert (ultramarin) elde edilmiştir.
Kıymeti, değeri, derinliği ve zenginliği yaşarken –belki de hâlen – anlaşılmayan- ve ‘’Garip Akımı’’ içerisinde gerçekten de garip kalmış bir şairimiz var: Asaf Hâled Çelebi… Asaf Hâled Çelebi’nin de güzel bir şiiri var: ‘’Mâra’’ Ve şiir şöyle başlardı: ’’Bilmemek bilmekten iyidir. Düşünmeden yaşayalım Mârâ.’’
Birçok dilde (mesela Arapçada) “kadın” anlamına gelen Mâra, Budizm’de Buda’yı baştan çıkarmaya çalışan, dünyevi güzellikleri simgeleyen kadının da adıdır.
15’inci yüzyılda yaşamış, Trabzon imparatoriçesinin yeğeni, II. Murat’ın haremine girmiş, Bizans imparatorunun evlenmeye çalıştığı ama başaramadığı zengin bir kişidir Mâra aynı zamanda… Mâra’yı bazı kaynaklar da Sırp asıllı yapar. Yorgos Leonardos’un ‘’Hırıstiyan Sultan Mâra’’ (İnkılap Kitapevi, 2004) isimli tarihi romanı bir kişisel maceranın sürükleyiciliği çerçevesinde ortaçağ Balkanlar’ını canlandırır. Sırbistan hükümdarının kızı, II. Murad’ın eşi, Fatih Sultan Mehmet’in saygıdeğer analığı ve neredeyse son Bizans İmparatoru Konstantin Paleologos’un eşi olacak olan Mâra Brankoviç Komnenos’tur Mâra. 15’inci yüzyılda Güneydoğu Avrupa’nın tarihine yeni bir yön veren bu olaylar kitabın sayfalarında yeniden canlanır. Sırp kralı Brankoviç’in kızı Osmanlılar arasında çok ünlü olur ve Fatih ondan anamız diye söz eder… Bazı kaynaklarda Mâra Sultan diye geçer…
Fatih Sultan Mehmet kendisini yetiştiren bu saygıdeğer analığına Balkanlarda ‘’Küçük Ayasofya’’ diye bir yer alır ve bu konuda (halen Topkapı Sarayı’nın arşivinde bulunan) bir de ferman çıkarır. Fatih Sultan Mehmet fermanında saygıdeğer analığına ‘’anam Despina’’ diye hitap eder… Despina, Meryem Ana’nın isimlerinden biridir… Bakire anlamında olan ‘‘Despinis’’, İncil’de Meryem Ana’ya ithafen ‘’Despina’’ olarak geçer…
Fatih’in karısı Gülbahar Hatun da Hristiyan’dır, hiçbir zaman da dönmemiştir İslam’a. Hristiyan olarak da defnedilir. Alman tarihçi Franz Babinger, Gülbahar Hatun’un Arnavut kökenli olduğunu yazar.
- Diğer kaynaklar ve bazı Osmanlı tahrir defterleri ise, onun Anadolu'da Dulkadiroğulları Beyliği bölgesinden, yani şimdiki Kahramanmaraş civarından geldiğini ve kökeninin Türkmen olabileceğini belirtir.
Gülbahar Hatun (Bayezid II'nin annesi)
- Yazar ve İçerik: Eser, Papa II. Pius'un 1461 yılında, İstanbul'un fethinden sekiz yıl sonra kaleme aldığı, Hristiyanlık propagandası içeren uzun bir metindir. Papa, mektubunda Fatih Sultan Mehmet'i din değiştirmeye ikna etmeye çalışır ve eğer Hristiyan olursa tüm Hristiyan dünyasının lideri olabileceğini iddia eder.
- Adlandırma: Eser Latince başlığında "ad Mahumetem" (Muhammed'e) ifadesini kullansa da, hitap edilen kişi Papa'nın "Muhammed" olarak bahsettiği Sultan II. Mehmed'dir.
- Uzunluk: Eser bir mektup formatında yazılmış olsa da, bir kitap uzunluğundadır (yaklaşık yüz sayfa) ve diplomatik bir yazışmadan ziyade teolojik ve politik bir deneme niteliğindedir.
- Tarihsel Bağlam: Bu mektup hiçbir zaman Fatih Sultan Mehmet'e resmi olarak gönderilmemiş veya ulaşmamıştır. Papa'nın ölümü üzerine taslak halinde kalmış ve daha sonra yayımlanmıştır.
- Hadis-i şerif: Bu ifade, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) İstanbul'un fethini müjdelediği bir hadisidir ve Fatih Sultan Mehmet'in bu müjdeye nail olduğu belirtilir.
- Osman AYDOĞAN
KHTITILI SELDA =Kükürt ve İyot: Gölün suyundaki 21 mineral (çinko, kükürt, iyot) vücudun kaybettiği elektriksel iletkenliği geri kazandırır; bu da kısırlık ve cinsel fonksiyonlardaki "donmayı" çözer.
XXXXXXXXXXX

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O