Küresel Isınmanın Tetiklediği Mantar Enfeksiyonu
- 1996: Retrospektif taramalar, C. auris'in bilinen en eski suşunun 1996'da Güney Kore'de izole edildiğini göstermektedir.
Candida auris (C. auris), hastaneler ve huzurevleri gibi sağlık kuruluşlarında salgınlara neden olabilen, çoklu ilaca dirençli, ciddi bir mantar türüdür. İlk olarak 2009 yılında Japonya'da bir hastanın kulak kanalından izole edildi ve Latince'de "kulak" anlamına gelen "auris" adı verildi.
Candida auris ‘normalde’ tuzlu ve ıslak topraklarda yaşayan bir maya. Her canlı gibi o da bir grup arkadaşıyla beraber yaşar. Genel olarak birbirlerine benzemekle beraber canlılıklarının gereği olarak değişen şartlara uyum sağlamak konusunda yarışır ve daha güçlü ve uyum kapasitesi daha yüksek olan hayatta kalarak üremeye ve kendi topluluğunu oluşturmaya devam eder. İklim krizinin etkisi ile ısınan dünyada yaşam fizyolojik olarak bu sıcaklık artışına uyum sağlayamayan bazı canlılar için zorlaşırken kendini bu yeni sıcak dünyaya uydurabilen Candida auris’ler dünyanın değişik yerlerinde diğer arkadaşlarını geride bırakıp güçlenerek zaten hafif tuzlu ve ıslak bir ortam olan insan vücudunun sıcaklığında yaşayabilecek özelliği kazanmaya başlıyor..
Biz insanlar daha çok gıda yetiştirme hayaliyle toprağa mantar öldürücü ilaçlar uyguluyoruz. Bu ortamda hayatta kalabilenler ise bu mantar ilaçlarına direnç geliştirmeyi başarmış Candida auris’ler oluyor.
Sıcağa dayanabilen ve mantar ilaçları ile ölmeyen Candida auris’ler artık kendileri için güvenli bir başka yaşam alanı buluyorlar: insan vücudu.
Candida auris artık dünyanın pek çok yerinde özellikle yoğun bakımlarda yatan ve bağışıklık sistemi zayıf hastalarda ciddi ve tedavi edilmesi çok güç enfeksiyonlara yol açıyor.
Mantar ve Bakteriye karşı direniş nasıl oluşur?
Bakteriler ve mantarlar, aşırı ve yanlış ilaç kullanımı ve hayvanlarda antibiyotik kullanımı nedeniyle antibiyotiklere ve anti-fungallere karşı dirençlidir. Bakteriler antibiyotiklere ne kadar çok maruz kalırsa, o kadar çok uyar ve dayanıklı olur ki süper böcekler yaratır.
Candida Mantarı invazif (yayılımcı, saldırgan), yani enfekte bir hastahane sondası yoluyla kan dolaşımına girer. Ağız ve boğazdaki lokalize Candida enfeksiyonlarının veya vajinal mantar enfeksiyonlarının aksine invazif Candida Mantarı tüm vücutta yayılır,.
Bağışıklık sistemi zayıf hastalarda (örneğin AIDS hastaları, kemoterapi alan hastalar, kemik iliği nakli olmuş hastalar, diyabet hastaları) ve hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda enfeksiyona neden olan Candida auris’in şu an için hastane dışında enfeksiyona neden olduğu bir vakaya rastlanmadı.
Zaten hasta olan ve / veya zayıf bağışıklık sistemine sahip olan hastane ve bakım evinde hastalar enfekte olma riski altındadır. Candida aurileri sevdiklerinize ve başkalarına bulaşmasını önlemek için önemli sağlık güvenliği önlemlerini aldığınızdan emin olun. Düzenli el yıkama özellikle önemlidir.
Ne ilginçtir ki tek hücreli bir canlının uyum kapasitesi, yüksek beyinsel işlevleriyle dünyaya hükmettiğini zanneden karmaşık bir canlının savunma duvarlarını geçip onun yaşamını tehdit ediyor. Peki insan denilen canlı bilgi ve akıl kılavuzluğunda bir taraftan dünyada açtığı yaraları sarıp diğer taraftan da bu değişen dünyaya uyum sağlamayı başarabilecek mi, esas soru bu…
Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver
https://dunyahali.com.tr/yazilarimiz/candida-aurisin-topraktan-insana-yolculugu-2502
###################
The Last of Us’taki Kâbus Gerçek Oluyor: Katil Mantarlar Evrim Geçiriyor
Katil mantarlar iklim değişikliği ve doğal seleksiyonla birlikte gerçeğe yaklaşıyor. Bilim insanları yeni tehdidin hafife alınmaması gerektiğini söylüyor.
Kordiseps (Cordyceps) mantarı, The Last of Us mantarı olarak da bilinen ve hem oyun olarak hem de HBO’nun aynı isimli dizisiyle popülerleşen zombi mantarı, gerçek dünyada karıncaları “zombileştiren” bir parazit. Bilimkurgu ile gerçekliğin sınırlarını zorlayan bu organizma, insanları enfekte edip kontrol altına alabilir mi?
The Last of Us dizisinde kâbus gibi görünen senaryo, bilimsel araştırmalara göre sanıldığı kadar uzak değil. Uzmanlar evrim geçiren katil mantarların gelecekte ciddi bir tehdit oluşturabileceğini vurguluyor.
HBO’nun popüler dizisi The Last of Us’ta görülen Cordyceps mantarı, gerçekte karıncalar gibi böceklerin beynini ele geçiren bir parazit türü. Ophiocordyceps unilateralis olarak da bilinen mantar, konağının motor fonksiyonlarını ve zihinsel kontrolünü ele geçirerek mantarın üremesi için ideal koşulların bulunduğu yüksek ve güneşli bölgelere yönlendiriyor.
Yale Tıp Fakültesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Scott Roberts, şu an için Cordyceps’in insanlara bulaşma riskinin çok düşük olduğunu belirtiyor. Ancak iklim değişikliği ve artan sıcaklıklar nedeniyle mantar kaynaklı tehditlerin yükselişte olduğuna dikkat çekiyor.
British Columbia Üniversitesi’nden mikrobiyolog Dr. Jim Kronstad, mantarların spor üretmeyi “sevdiğini” ve bu yolla hızla yayılabildiklerini vurguluyor. Cordyceps örneğinde, mantar enfekte ettiği karıncanın kafasından çıkarak sporlarını etrafa yayıyor ve yeni konaklar arıyor.
Katil Mantarların Evrimi Yeni Tehditler Oluşturuyor
İklim değişikliğinin etkisiyle bazı mantar türleri insan vücut sıcaklığına uyum sağlayarak daha tehlikeli hale geliyor. Özellikle Candida auris adlı mantar türü uzmanları endişelendiren önemli bir örnek. 2009’da keşfedilen mantar, diğer türlerin aksine insandan insana bulaşabiliyor ve mevcut antifungal ilaçlara karşı dirençli.
Dünya Sağlık Örgütü’nün “kritik öncelikli patojenler” listesinde yer alan Cryptococcus neoformans gibi katil mantarlar da önemli tehditler arasında. Doğal ortamda özellikle kuş dışkılarında bulunan bu mantar, tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen menenjit türlerine yol açabiliyor.
Yeni Nesil Tehditlere Acil Önlemler Alınmalı
Uzmanlar özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerde görülen mantar enfeksiyonlarının artış gösterdiğini belirtiyor. Vadi hummasına neden olan Coccidioides ve önceki yıl ilk kez insanlarda tespit edilen Rhodosporidiobolus fluvialis gibi yeni tehditler de ortaya çıkıyor.
! Antibiyotik kullanımının yaygınlaşması ve yaşlanan nüfus da mantar enfeksiyonları riskini artıran faktörler arasında. Organ nakli ve kemoterapi gibi bağışıklık sistemini zayıflatan tedaviler de bu riski yükseltiyor.
Uzmanlar şu an için The Last of Us benzeri bir mantar kaynaklı kıyametin gerçekçi olmadığını ancak özellikle Candida auris gibi yeni nesil patojenlere karşı sağlık sistemlerinin yeterince hazırlıklı olmadığını belirtiyor. İlaç şirketlerinin antifungal tedavilere yeterince yatırım yapmaması da endişe verici bir diğer faktör olarak öne çıkıyor.
https://kayiprihtim.com/haber/katil-mantarlar-evrim-geciriyor/
###
Naim Güleç “Kordiseps çayını düzenli içiyorum”diyerek tehlikesiz olduğunu vurguluyor. Kordiseps mantarı, Çin tıbbında da binlerce yıldır şifa kaynağı olarak kullanılıyor. Mesane tümörlerinin büyümesini engellediği iddia edilen bu mantar, aynı zamanda enerji artırıcı etkisiyle Çinli atletlerin “gizli silahı” olmuş. 1993 oyunlarında beş dünya koşu rekorunu kıran Çinli Olimpiyat atletleri Wang Junxia, Qu Junxia ve Zhang Linli’den şüphelenilmişti. Yetkililer bu durumu araştırdı ancak atletler tüm doping testlerinden geçti. Onların sırrı dediklerine göre kordiseps özütüydü. Tüm bunlara ek olarak 2010’da yapılan bir araştırma, mantarın antikanser aktivite göstererek kanser hücrelerinin yayılmasını durdurabileceğini öne sürüyor.Ancak bu etkiler henüz kesinleşmiş değil.
https://www.youtube.com/watch?v=oGwgK0K71T4
*****************************************************************************
"Crohn" terimi, adını bu hastalığı ilk kez ayrıntılı olarak tanımlayan Amerikalı gastroenterolog Dr. Burrill Bernard Crohn'dan (1884-1983) almaktadır.
Burrill Bernard Crohn (1884 – 1983) was an American gastroenterologist.
Crohn hastalığı adını 1932 yılında onu ilk olarak tanımlayan Dr. Burril Crohn’dan alıyor.
- Klinik Antite: Hastalığın kendine özgü klinik belirtileri vardır. Bunlar arasında sağ alt kadran karın ağrısı (sıklıkla yemek sonrası), kronik ishal, kilo kaybı, anemi ve bazen obstrüktif semptomlar (tıkanıklık) yer alır.
- Beslenme bozuklukları: İnce bağırsağın son kısmının işlevini bozmasından dolayı, vitaminler (özellikle B12), mineraller, safra tuzları ve elektrolitlerin emilimi bozulabilir. Bu durum, anemi gibi beslenme yetersizliklerine yol açabilir.
Crohn hastalığı, kronik (süreğen) ve gastrointestinal kanalın herhangi bir yerinde oluşabilen iltihabi bir hastalıktır. Genellikle rektumu, kolonu ve ince barsağın alt kısımlarını (ileumun son bölümü) etkiler. Çok ender olarak mide, yemek borusu veya ağız da etkilenebilir.
Crohn hastalığı olan kişilerin yaklaşık üçte birinde sadece kalın barsak (bağırsak), diğer üçte birinde sadece ince barsak (bağırsak) etkilenir. Kalan üçte birinde ise hem kalın hem de ince barsak (bağırsak) etkilenmektedir. Inflamasyon (iltihap), bağırsağın tüm katmanlarına kadar yayılabilir. Bunun yanında, bazı bölümleri ‘atlayabilir', böylece hastalıklı bölümler arasında barsağın (bağırsağın) normal bölümleri yer alabilir.
Crohn hastalığı hemen her yaşta görülmekle beraber, çoğunlukla 15-30 yaşları arasında başlar. Görülme sıklığı gelişmiş batılı ülkelerde doğu ülkelerine kıyasla belirgin olarak daha yüksektir.
Crohn Hastalığı Nedir?
Crohn hastalığı ilk olarak 1932’de New York şehirinde çalışan Dr. Burrill Crohn ve arkadaşları tarafından tarif edilmiştir. Crohn hastaları tüm hayatları boyunca mukoza olarak bilinen gastrointestinal yolun en iç tabakasını etkileyen bir inflamasyona sahiptir. En sık tutulan yer ince bağırsağın kalın barsak ile birleştiği yerdir. Ancak Crohn hastalığı mide barsak sisteminin ağızdan anüse kadar her hangi bir yerinde görülebilir. Bu hastalığa kimin yakalanacağını ya a hastalığın ne zaman ortaya çıkacağını tahmin etmenin bir yolu yoktur.
Bu kronik ve hayat boyun devam ede bir durumdur ve her an ortaya çıkabilir, sebepsiz yere kaybolabilir ve belirli bir sebep olmadan nüks edebilir. Ülseratif kolit’in aksine Crohn hastalığı için mutlak tedavi yoktur. Ancak Crohn hastalığının medikal ve cerrahi yönetimi hastalara uzun süreli klinik iyileşme sağlar.
Ballaststoffenverzichtet werden. Stattdessen ist eine leichte Schonkost mit Gemüsesuppen empfehlenswert.
Bei schweren Durchfällen muss zudem auf eine ausreichende Flüssigkeitszufuhr geachtet werden. Dafür kommen vor allem stilles Wasser und ungesüßter Tee infrage. Warme Kräutertees, z.B. aus Kamille oder Fenchel, können auch bei Schmerzen und Krämpfen äußerst wohltuend wirken.
Für besonders schwere Krankheitsformen können auch Formula-Nahrungen verordnet werden, die als flüssiger Mahlzeitenersatz leicht verträglich sind und wichtige Nährstoffe enthalten.
Ernährung in der Ruhephase
Das Ziel der Ernährung in der beschwerdefreien Phase ist es, erneuten Schüben vorzubeugen und das Immunsystem im Darm gegen neue Entzündungen zu stärken. Hier sollte eine leichte Vollkost mit entzündungshemmenden Lebensmitteln gewählt werden. Achte hierbei darauf, dich nach einer Akutphase erst wieder langsam an andere Lebensmittel heranzutasten.
Besonders geeignet sind:
- Ballaststoffe (z.B. Haferflocken, Flohsamenschalen, Vollkornprodukte, Gemüse, Obst, Kartoffeln): regen die Darmtätigkeit an und fördern den Abtransport von Schadstoffen aus dem Darm.
- Obst und Gemüse: enthalten entzündungshemmende sekundäre Pflanzenstoffe und wertvolle Vitamine.
- Eiweiß (z.B. in Fisch, Hülsenfrüchten oder Eiweiß-Shakes): bildet den Baustoff für Verdauungsenzyme, hilft beschädigten Darmzellen bei der Neubildung und unterstützt das Immunsystem.
- Omega-3-Fettsäuren (z.B. in Fisch oder über Nahrungsergänzung): wirken entzündungshemmend.
- Gewürze und Kräuter (z.B. Kurkuma und Ingwer): haben entzündungshemmende Eigenschaften und wirken antioxidativ.
- Probiotika (z.B. Joghurt, Kombucha, Kefir, Milchsäurebakterien): sind reich an natürlichen Bakterienstämmen, die deine Darmflora bereichern.
Zerdeçal uzun
Zerdeçal ( Curcuma longa ), Kanon'da çeşitli inflamatuar hastalıkların ve ağrının tedavisi için önerilmektedir. Zerdeçalın onkolojik bozukluklar, kardiyovasküler hastalık, romatolojik hastalıklar, kronik ön üveit, gastrointestinal inflamatuar hastalıklar (Crohn hastalığı, ülseratif proktit ve kolit, irritabl bağırsak hastalığı, pankreatit, gastrik inflamasyon ve ülser ve kolesistit), lupus nefriti, iskemik beyin yaralanmaları ve edinilmiş immün yetmezlik sendromu (Gupta ve ark., 2013 ▶ ; Tamaddonfard, 2013 ▶ ; Arshami ve ark., 2013 ▶ ; Ghosh ve ark., 2014 ▶ ) dahil olmak üzere çeşitli proinflamatuar hastalıkları olan hastalarda ümit verici etkileri bildirilmiştir.
***********************************
Detoksifikasyon, vücudun zararlı toksinlerden arındırılması sürecidir ve bu, doğal yollarla (karaciğer, böbrekler gibi organların işleviyle) veya özel diyetler, takviyeler ve tıbbi tedavilerle desteklenerek gerçekleştirilir.
Bagirsak ile Karaciger arasinda bir iliski vardir.Bagirsakta birseyler oluyorsa, bu karacigeri de etkiler.
#
Safra karaciger'de birikir.
Safra sıvısının bileşenleri şunlardan oluşur. su, kolesterol, lesitin (bir fosfolipit), safra asitleri, safra pigmentleri (bilirubin ve biliverdin) elektrolitler ve safra tuzlarından oluşur (sodyum glikokolat, sodyum taurokolat).
Safra tuzları yağların sindirimine yardımcı olur. Ayrıca vücudun A, D, E, K1 ve K2 vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminlerinin emilmesine yardımcı olurlar. Karaciğerden atılmak istenen zararlı maddelerin dışkı ile atılmasını sağlarlar.
Vücuttaki işlevleri nelerdir?
Yemek yedikten sonra sindirim sisteminizde bulunan yağların sindirmesi için, hormonlarımız safra kesesine safra salgılaması için bir sinyal gönderir.
Safra, duodenum adı verilen ince bağırsağın mideye yakın ilk kısmına doğrudan salınır. Sindirim sürecinin çoğunun gerçekleştiği yer burasıdır. Safra, yiyeceklerde bulunan yağların parçalanmasına ve sindirilmesine yardımcı olur.
Safranın safra tuzlarının yardımcı olduğu bir diğer birincil işlevi vücuttaki toksinlerin (zehirli atık) uzaklaştırılmasıdır. Toksinler safra içine salgılanır ve dışkıyla dışarı atılır. Safra tuzlarının eksikliği vücutta toksinlerin birikmesine neden olabilir.
Safra tuzu eksikliği hormon oluşumunda da sorunlara neden olabilir, çünkü tüm hormonlar yağların parçalanmış kısımlarından yapılır.
Safra tuzu eksikliğiniz olduğunda, yağların emilmesi ve parçalanmasını başlatmak için yeterli işlevsel safra tuzu yoktur, ve böylece bunlar bağırsaklarda birikebilir ve başka sorunlara neden olabilir. Safra tuzu takviyeleri, yağların ve yağda çözünen vitaminlerin emilimine ve sindirilmesine yardımcı olabilmeleri için yemekle birlikte alınmalıdır. Hastalara daha düşük bir dozla başlanılması, yemek yedikten sonra nasıl hissettiklerinin izlenmesi ve genellikle suda daha fazla çözünür safra asidi olan daha fazla kolik asit içeren takviyeler tercih edilmelidir.
Çoğu safra tuzu takviyesi genellikle öküz veya sığır safrasından yapılır. Ayrıca sağlıklı safra oluşumunun geri kazanılmasına yardımcı olabilecek taurin içeren safra tuzu takviyelerinin alınması da önerilir. Kolinin oluşturduğu bir amino asit olan ve başka bir amino asit olan glisin ile birlikte çalışan betain’i de tavsiye ederim. Betaine aminoasidi safra tuzları ile birlikte yağların sindirilmesi sürecine yardımcı olur. Aynı zamanda karaciğer detoksifikasyonunu teşvik eder ve toksinleri ve kimyasalları uzaklaştırır, böylece karaciğerde birikip zarar vermeleri engellenir.
Konjuge olmak: bağlanmak, birleşmektir
Bilirubin: Yükseldiğinde ciltte ve göz altında sararma yapan, temel olarak karaciğerde alyuvarlar yıkımı sonrası açığa çıkan artık madde.
Primer safra asitleri kolesterolden sentezlenen safra asitleridir. Primer safra asitlerinin _taurin_ ve _glisin_ ile konjugasyonu sonucu safra tuzları oluşur.
Sekonder (ikincil) safra asitleri ise bağırsaktaki bakterilerce üretilir.
İrritabl Bağırsak Hastalığı: (Hassas Bağırsak Sendromu) mide ve bağırsak sisteminde meydana gelen işlev bozukluğudur.
Chronn hastalığı: sindirim sistemini herhangi bir bölgede yerleşim gösterebilen Chronn hastalığı, genel olarak ince bağırsak ve kalın bağırsak görülen iltihabi bir hastalıktır.
- Beslenme bozuklukları: İnce bağırsağın son kısmının işlevini bozmasından dolayı, vitaminler (özellikle B12), mineraller, safra tuzları ve elektrolitlerin emilimi bozulabilir. Bu durum, anemi gibi beslenme yetersizliklerine yol açabilir.
Kolin hangi hastalıklara iyi gelir? Genellikle vitamin ve mineral olarak karıştırılan kolin, ne vitamin ne de mineraldir. Karaciğer sağlığını destekleyen, kas kontrolü sağlayan, kardiyovasküler hastalık riskini azaltan, hafıza, metabolizma ve ruh hali gibi birçok işlevi düzenleyen kolin besinlerden doğal takviye olarak elde edilir.
Ben küçük bir çocukken bademciklerim çok sık şişer ameliyatlık durumda olurdum Annem limon ve tuz karışımını bana içirirdi her seferinde o günden bu yana 52 yaşındayım hiç Bademcik problemi yaşamadım limon ve tuzun mucizesi
Ben yollardır sirkeli su içiyordum artık içine biraz tuz ve limonda ekliyorum şeker seviyem de birden bir iyileşme oldu son zamanlarda
Elma sirkesi, limon, tuz ve bal limon içiyorum sabah aç karnına
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O