Silpiyus Dagı/Kel Dağ/Cebel-i Akra/Tartarus Dagı & Gog ile Magog =Yecüc ve Mecüc
'Hiç konuşmadıysam, yazdığım içindi.'
Araf üzerinde herkesin birbirini simalarindan taniyan adamlar vardir.-Araf,46
Araf, cennet ve cehennem arasında bir perde olup, bu perdede bulunan kişiler cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanır, cennettekilere selam verirler ama henüz cennete girememişlerdir, bu durumu ancak orada bulunanlar bilir. Araf'taki bu insanlar, sevap ve günahları eşit olanları temsil eder, bu durum Kur'an-ı Kerim'de belirtilir.
&
Berzah;iki şey arasındaki "perde", "engel" veya "ayırıcı sınır" demektir.
Berzah, Arapça kökenli bir kelime olup, anlam olarak iki şey arasındaki engel, perde veya ara bölge demektir; dinî terim olarak ise ölümden sonra diriliş (kıyamet) gününe kadar geçecek olan dünya ile ahiret arasındaki geçici kabir hayatı veya alem anlamına gelir. Kur'an-ı Kerim'de de kullanılan bu kavram, ruhun dünya ile ahiret arasında beklediği yer olarak tanımlanır, kabir hayatı olarak da bilinir.
Aralık Âlemi: Dünya ile ahiret arasında geçici bir bekleme istasyonudur.
"(Elestü bi rabbiküm, kalû belâ), Allah tüm ruhlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğu ve ruhların da "Evet, şahit olduk!" diye cevap verdiği, Araf Suresi 172.
Ayette geçen, insanın yaratılışından önceki ebedi zamanda gerçekleşen ilahi bir sözleşmeyi ifade eder; bu, kıyamette "Biz bundan habersizdik" denilmesin diye yapılan bir anlaşmadır.
Mü'minûn Suresi: Kur'an-ı Kerim'de, ölenlerin önünde dirilecekleri güne kadar bir "berzah" (engel) bulunduğu belirtilir (Mü'minûn, 23/100).
Enbiya Suresi (21:35): "Her can ölümü tadacaktir.. Sizi bir imtihan olarak fenalık ve iyilikle deneyeceğiz. Bize döndürüleceksiniz."
Bakara Suresi 28. Ayeti; "Siz cansız (ölü) iken sizi O diriltti; sonra sizi öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döndürüleceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkâr edersiniz?".
'' Ölüm,sonra hayat sonrasinda yeniden ölüm ortami berzah ve üzerine yeni bir hayat gelince 4 evremiz olacaktir.''
Dini ve Felsefi Bakış (Kur'an ve İslam Düşüncesi)
Maddenin Oluşumu: İnsan, topraktan, çamurdan, yapışkan çamurdan başlayarak şekil alır.
Biyolojik Gelişim: Su (meni/sperm) evresi, embriyo (alak/yapışan) haline gelme, şekil verilme (tesviye) aşamalarından geçer.
Ruhsal Nefes: Bu fiziksel sürecin sonunda İlahi nefha (ruh) üflenir, bu da insanı akıl, irade ve bilinç sahibi yapar.
Varlık Sebebi: İnsan, Allah'ı tanımak, O'na kulluk etmek ve dünyada halife olmak üzere yaratılır; akıl ve irade sahibi olmasıyla sorumlu bir varlıktır.
Kur’ân-ı Kerim’de insanın yaratılış gayesi Allah’a kulluk olarak ifade edilmiştir (Zariyat, 56). Bazı tefsir görüşlerine göre bu kulluk Allah’ı bilmek ve tanımak olarak açıklanmıştır.
İbn Haldûn'un hiyerarşik varlık evreni, cansız varlıklardan melekler âlemine dek uzanan bir yapıdadır.
Mülk Suresi 2. ayeti;Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi sınamak için ölümü de, hayatı da yaratan O'dur.
*****************************************
Keldağ (Casius/Akra Dağı)
Amanos Dağları (bölgenin genelini kapsayan sıradağlar) ve güneyde bulunan Kel Dağı'dır (Cebel-i Akra olarak da bilinir).
Hatay'ın güneyinde, Samandağ ve Yayladağı ilçeleri arasında, Akdeniz'in hemen kıyısında yükselir.
Özelliği: Antik çağlarda kutsal kabul edilen bu dağ, doğrudan denizin içinden yükselen heybetli görüntüsüyle dikkat çeker.
ANTAKYA HATAY
Antik Yunan ve Roma dönemlerinde Silpiyus Dağı (bugünkü Kel Dağ/Cebel-i Akra) ile antik Finike (Phoenicia) şehirleri arasındaki tarihi ticaret ve geçiş yolunu ifade eder ve bu, özellikle İskender'in fethinden sonra önem kazanmış, tarihte Kuzey Levant'taki stratejik yolu anlatır, ancak günümüzdeki bir yolun adı değil, tarihi bir coğrafi rotadır.
Tarih kaynaklarına göre Antakya, M.Ö 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından Seleucus Nicator tarafından kurulmuştur. Antik kaynaklara göre Antakya üç yüz bin nüfusuyla Roma İmparatorluğu’nun 3. dünyanın ise 4. büyük kentiydi. Babası Antiochus’un isminden ‘Antiocheia’ adıyla kurduğu şehir, Silpius Dağı (bugünkü Habib-i Neccar Dağı) eteğinde ve Asi Nehri (Orontes) kenarında yer almıştı.
Tarihsel Arka Plan:
Cassius Dağı (Silpiyus Dağı): Bugün Antakya'nın güneyinde yer alan Kel Dağ'ın (Cebel-i Akra) antik adıdır. Fırtına tanrısı Teşup'a tapınım merkezi olarak kutsal kabul edilirdi.
Finike (Phoenicia): Akdeniz'in doğu kıyısındaki (bugünkü Lübnan, Suriye'nin bir kısmı) antik kentler topluluğuydu, özellikle « Tyre» (Sur), Sidon (Sayda) gibi denizcilik ve ticaret merkezleriyle ünlüydü.
Kalkolitik Çağdan (M.Ö 5000-4000) itibaren yörenin yerleşim için kullanıldığını göstermektedir. Anadolu’yu Filistin ve Suriye’ye bağlayan yol üzerinde, Mezopotamya’yı Doğu Akdeniz’e bağlayan noktalardan biri olması nedeniyle Hatay’ın eski bir yol güzergahı olduğu çok açıktır. Burası Hitit ve Eski Mısır İmparatorluklarının sınırlarını oluşturan bölgenin eşiğindeydi.
Illuyanka ve Gök Tanrısı arasındaki savaş Malatya Aslantepe Kent Duvarı Kabartması.
Silpius Dağı (veya Kasyus Dağı), Antik Çağ'da Hititler ve diğer uygarlıklar için önemli bir kutsal dağ olup, Antakya'nın kuruluş efsanelerinde yer almıştır; bugün ise Türkiye'nin Hatay ilindeki Yayladağı'nda bulunan, deniz kenarından yükselen volkanik yapılı, yerel halk tarafından Cebel-i Akra (Kel Dağ) olarak bilinen dağdır.
Albrecht Altdorfer, 1529 Kanvas tuval kumaş üzerine yüksek çözünürlüklü görsel kullanılarak hazırlanmıştır..
Bu savaşın hemen ardından İskender, Pers donanmasını limansız bırakmak amacıyla kıyı boyunca güneye ilerledi. Suriye, Filistin ve Mısır’ı ele geçirdikten sonra M.Ö 331 yılında, Fırat nehri üzerinde yapılan Gaugamela Savaşı ile Mezopotamya’da Makedonyalıların eline geçmiş oldu.
İskender ve III. Darius, M.Ö. 331 yılında Gaugamela Savaşı’nda karşı karşıya geldiğinde, Doğu ile Batı arasındaki denge yeniden değişecekti. “Savaşın Efsaneleri” TRT Belgesel’de.
Yolun Anlamı:
Bu yol, Halep (antik Beroea), Antakya (antik Antioch), ve Kel Dağ civarındaki bölgelerden güneye doğru, Akdeniz kıyılarına inen ve oradan Kuzey Levant'ın içlerine bağlanan önemli bir kara ticaret yoluydu & İskender'in Asya seferleri sırasında bu güzergah kullanılmış, Roma döneminde de önemli bir bağlantı noktası olarak işlev görmüştür.!
Helenistik bir kasaba, Seleukosad-Orontes'in (Suriye Prima) limanıydı; Seleukos başkenti ve günümüz Antakya (Türkiye) bölgesindedir. Şehir, Orontes nehri'nin halajının biraz kuzeyinde, Amanus Dağları'nın güney zirvelerinden biri olan Coryphaeus'un batı yamaçlarındaki küçük nehirler arasında inşa edilmiştir. Pausanias ve Malalas'a göre, burada Palaeopolis ("Eski Şehir") adında eski bir şehir vardı. Şu anda, Türkiye'ninHatay Eyaleti'ndeSamandağ kasabasının yakınlarındaki Çevlik sahil köyündeyer almaktadır.
&
#Tartarus Dağı
Tartarus Montes , Mars gezegeninde 1070 km boyunca uzanan ve Orcus Patera ile Elysium volkanik bölgesi arasında 15.46º K, 167.54º D koordinatlarında bulunan bir dağ sırasıdır .
VİRGİL, 50 BAŞLI HİDRA TARAFINDAN KORUNAN TARTARUS'TAN GİRİŞİ VEYA KAÇIŞI ÖNLEYEN BÜYÜK BİR KAPI ANLATIR.
Tartarosya da Latinleşmiş hâliyleTartarus,Yunan mitolojisi'nde, hem bir tanrı hem de yeraltında bir yer adıdır. Ünlü şairHesiodos'a göre tunç bir örsün cennetten dünyaya düşmesi dokuz gün almaktadır. Şaire göre örs, bir dokuz gün daha sonra Tartaros'a ulaşır. Ilyada'daZeus'un söylemiyle Tartaros'unHades'e olan uzaklığı dünyanın cennete uzaklığı kadardır.
Yunan mitolojisine göre ölüler diyarıdır. Katiller, günahkarlar, tanrılara karşı çıkmış olanlar ve bunun gibileri yeraltının en dipteki katmanı olan Tartaros'a mahkûm edilir. Tartaros'a hükmeden kişi Hades'tir. Bu diyar ölülerin mekanı olmasına rağmen yeryüzünden girilebilir. Burayı üç başlı köpek Kerberos korur. Bu konuyla ilgili Orpheushikâyesi vardır: Orpheus, dillere destan olmuş bir lir ozanıdır.
Lidya Kralı Tantalus'un kendisini Tartarus'a yollatan, yaptığı kötülüğün üç farklı versiyonu mevcuttur fakat en bilineni de en çirkin olanıdır.
mitolojik öğeler; İster Rönesans'ın yağlı boya tablolarıyla, Shakespeare'in dizeleriyle ister modern çağın fantastik dizileri ve filmleriyle karşımıza çıkıyor.
Casius adıyla iki dağ bulunmaktadır. Biri Sina bölgesindeki Casius Dağı, bir diğeri de büyük bölümü Hatay sınırlarında kalan Casius Dağı (Kel Dağ).
Strabon Geographia adlı eserinde Mısırdaki Pelesium çevresindeki Casius dağından bahsetmiştir. Eratoshenes’ten alıntı yapan Strabon “Gerha denilen bölgede, her tarafı sığ sularla kapalı alanda Casius Dağı…”, “Casius Dağı’ndan Fenikeye giden yol” demektedir. Günümüzde adı Cebel-i Kas olan bu dağ Sina bölgesindedir. Strabon, Antakya kıyılarındaki Casius Dağı’yla Mısır’ın Sina bölgesindeki Casius Dağı’nı karıştırmakta ve yer yer yanlış bilgiler vermektedir.
MÖ. 8. Yüzyılda yaşamış olan Şair Euboean’lı Archemachus, Hazzi’de, yaşayan Typhon’u (Ejderha) şiirlerinin birine konu etmiştir: “Omuzlarından yüz tane yılan başı çıktı [. . .] karanlık, titreyen diller [. . .] ateş başından yandı [. . .] korkunç kafalarındaki sesler, ağza alınmayacak her türlü sesi çıkarıyordu”
Zeus ile Typhon arasında ki savaş Hitit mitolojisinde Ejder İlluyanka’yla Göktanrı (Theogonia) arasında geçmektedir.
Hattuşaş’taki Hitit metinlerinde Hazzi, Fırtına tanrısı Teššub’un hem tahtı hem de mabedinin yeridir. Ullikummi söylencesinde Teššub devasa bir taş canavar olan Ullikummi’ye karşı Hazzi’ de savaşmış ve zafer kazanmıştır.
"Cassius Dağı'ndan Finike'ye giden yol", Likya Yolu'nun bir parçası olan, zorlu ancak manzaralı bir yürüyüş parkurunu ifade etmektedir. Bu dağ, günümüzde Hatay'daki Kel Dağ ile karıştırılmamalıdır; Likya Yolu'ndaki ilgili bölüm Antalya'dadır.
Likya Yolu’nun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşlar ve gönüllülerin çabalarıyla bakımı yapılmaktadır. Bu yürüyüş yolu üzerinde bulunan Sdyma, Phellos, Letoon, Xanthos, Patara, Apollonia, Simena, Myra, Limyra, Arykanda, Olympos, Phaselis gibi bir çok antik yerleşim alanlarını görebilirsiniz. Finike bu rotanın tam ortasında bulunduğundan yürüyüşçülerin kamp ve mola yeri olma özelliğini taşımaktadır.
Mürted “Reddetmek, geri çevirmek ve bir işten rücû etmek” gibi anlamlara gelir. “Dinden dönmek” gibi bir anlam da taşır. Peki bir mekana niye böyle bir ad verilir..
“Mürted”in adı daha sonra “Akıncı” oldu.. Niye “Akıncı”? Bir gerekçesi var mı? Niye “Suvari” değil mesela.
Oraya “Mürted” denmesinin sebebi 1402 yılındaki Ankara Savaşı’nda yaşanan bir olayla ilgilidir. Yıldırım Beyazıt ile Timur arasında yaşanan Ankara Savaşı sırasında Yıldırım Beyazıt’ın komutanlarından bazıları saf değiştirerek Timur’un yanına geçti. Osmanlı ordusu yenilgiye uğradı ve Fetret Devri başladı. Onun için de nasıl halk Şeyhülislamı tekmeleyen padişaha “Gavur Padişah” dedi ise, bu yenilgiye sebeb olan bir ihanetin gerçekleştiği mekana “Mürted” adını verdi. Yani o adın arkasında 600 yıllık bir tarihin acı bir hatırası var..
“Gavur Dağı” adı nereden geliyor?. Dağın asıl adı “Amanos” Gavur Dağı denmesinin sebebi, Hz Lut’a ihanet eden bir kavmin helak olduğu yer olmasındandır.. Dağın Güney yakası, bugün “Amik Ovası” denen yerin eski adı “Gavur Gölü”dür. Burası 1960’larda büyük bir bataklıktı. Geçmişte Hz. Lut aleyhisselama ihanet eden halkın helak olduğu bölgenin kuzeydeki son noktasıdır.. Bugün Maraş’ın sırtını dayadığı “Ahır Dağı”nın adının “Ahir Dağı” olması boşuna değil. Orası vadilerinden bal ve süt aktığı vadilerden biridir. Burasının bir diğer önemi Müslümanların Melheme-i Kübra, Hristiyanların Armegedon dedikleri kıyamet savaşının tabii platosu olmasıdır..
Lut Gölü’nün güneydoğusundaki el-Lisan Yarımadasının güneyinde sığ suların altında kalan ve bir ucu “Gavur Dağı”na kadar uzanan,“Gor çukuru” olarak da bilinen Sina’dan başlayıp Anadolu’ya doğru uzanan fay kırığı üzerindeki beş ova kentini oluştururlar. İşledikleri günahlardan, fuhuş ve benzeri ahlaksızlıklardan ötürü gökyüzünden yağan ateşle yok edildiği anlatılan, İsrail’deki Ürdün Irmağından, Güneye doğru Doğu Afrika’da Zambezi Irmağına uzanan “Rift Vadisi”nde MÖ 1900’de meydana gelen bir depremle yok olduğu rivayet edilir. Hz. İbrahim’in yeğeni ve ona inanan ilk kişilerden biri olan Hz. Lut, Sodom ve Gomora’nın yer aldığı Siddim Vadisinde halkı irşad etmeye çaba gösterdi. Halkın Hz. Lut’un uyarılarına itibar etmemeleri sebebi ile (Lut Gölü) olarak da anılan, adını denizin güneybatı ucundaki Sodom Dağından alan “Sodom ve Gomore” halkı yerden ve gökten gelen ateş ve taş yağmuru ile helak oldu. “Gavur Dağı”, “Gavur Gölü” aslında bu olayı anlatır.
Hiç düşündünüz mü, “Samandağı” niye “Saman Dağı”dır.. Orası Hz. Musa ile Hızır aleyhisselamın buluştuğu yerdir ve onun içinde orada denize bakan dağın tepesinde “Simon Manastırı” yapılmıştır. O dağın adı “Simon dağı”dır.. “Simon dağı”nın adını bizimkiler “Saman Dağı”na çevirmişler..
“Stilit’ler tarikatı”nın yani “Terki dünya tarikatı”nın kurucusu Saint Simon (İ.S.389- 459) tarafından burada bir manastır inşa edildi.. “Saman Dağı” adını buradan alır. İnşası İslam öncesi döneme ait olduğu için hanif geleneğe bağlı olarak kabul etmek gerekir.. “Saman” ve “Simon”.. Hangisini kabul edeceğiz..
Adana Romalı general “Adanüs”den geldiği için değiştirilmeli mi? Mesela “Kayseri” ne demek, Kayser’in şehri.
Mesela “Muğla” adı Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın komutanlarından “Muğlu” Beyin adından gelmekte imiş.. “Muğlu” zamanla Muğla’ya dönüşmüş. 1889 Aydın Vilayet salnamesinde rastlanan “Mobella” adı ise kentin ortaçağdaki adı imiş. Orası Likyamedeniyetinin merkezi Likya’nın tarihteki önemini anlasak Grek, Yunan gibi sentetik isimlerin yerini alabilirdi mesela. Yunan dediğiniz İon denizibölgesindeki halkları ifade eder. Grekçe de Likca’nın Likya’dan giden denizciler tarafından kullanılan Likca’nın avamicesi olan bir dili. Peki Yunanmedeniyetine ne oldu?
Keşke isim değiştirme konusunda daha dikkatli olsak..
“Bolu” ne demek, nereden geliyor bu ad: İki bin sene önce “Bitinyalılar”ın kurduğu bu kente “Claudio Poli” demişler, zamanla “Poli” olarak anılmış ve 11. asrın başından itibaren de “Bolu” ya dönüşmüş. Mesela bakın bakalım “Ankara” ne demek?.
Mesela “Antakya” nereden geliyor? Şehir MÖ 300civarında Büyük İskender’in komutanlarından Seleucus Nicator tarafından kurulmuş. Zaten “İskenderun” Büyük İskender’e izafeten verilmiş bir isimdir. Hatay o zamanlar Roma İmparatorluğu’nun 3., dünyanın ise 4. büyük kentiydi. Şehir Antiochus’un adına kurulduğu için zamanla bu adla anılmaya başladı. Hatay derseniz, Hititlilere “Hatti”ler deniyordu ve bunlar da, Hatay bölgesine “Hattena” diyorlardı.. Arap tarihçiler bu bölgeye “Antakiye” dediler. Selökit’ler ise “Antiokheia” adını verdiler.
Önce şunu kabul edelim. Biz buraya 1071’de gelmedik. Biz hep buradaydık. Bazılarımız Hindi Çin’e gitti, orada kaldı. Kimimiz gitti-geldi. Kimimiz hiç gitmedi. 1071’de Anadolu halkları Alparslan’ın önderliğinde zalim Bizans yönetimine karşı “hayır” dediler.. Biz buralara dışarıdan gelmedik. Oğuz Han’ın Hatay’a gelişi 7. YY’dır ya hu. Ondan önce de vardır buralarda.
Derviş Paşa gayrı kına yakınsın
Böbür böbür dört bir yana bakınsın
Amma bizden gece gündüz sakınsın
Öc alırız ilk fırsatı bulanda.
Abdurrahman Dilipak
abdurrahmandilipak@yeniakit.com.tr
NOT:S.O= Hz. Musa ile Hızır kıssası, Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'nde (ayet 60-82) anlatılır ve bu kıssanın başlangıcı, iki denizin birleştiği noktaya varmak için yola çıkmaları...
Kıssanın Balıkla İlgili Bölümü:
Ayet 60: Hz. Musa (a.s.), genç yardımcısına (Yuşa) iki denizin birleştiği yere varana kadar durmayacağını söyler.
Ayet 61: İki denizin birleştiği yere vardıklarında, bir kayanın yanında mola verirler ve balığı (yem olarak getirdikleri) yoklamayı unuturlar.
Ayet 62: Yolculuğa devam ettikten sonra, Hz. Musa genç adamına yemeklerini getirmesini söyler. Genç adam, kayanın yanına geldiklerinde balığın canlanıp suya atladığını ve bunu kendisine söylemeyi unuttuğunu belirtir. Balığın şaşırtıcı bir şekilde denizde yolunu bulup gittiğini söyler.
Ayet 63: Hz. Musa genç adamına "İşte bizim aradığımız da buydu!" der ve geri dönüp o noktayı tekrar ararlar.
&
Geç Dönem: Asur ve Pers Hakimiyeti
Asurlular: Mısır'ın Geç Dönemi (MÖ 664-610) Asur kontrolü altında başladı.
Persler: MÖ 525'te Pers Kralı II. Kambises tarafından fethedilerek Ahameniş İmparatorluğu'nun bir parçası oldu (27. Hanedan). Pers yönetimi birkaç kez yıkılmaya çalışılsa da Mısır, Pers hakimiyetinden çıkamadı ve MÖ 343-332 arasındaki kısa süreli ikinci Pers dönemini (31. Hanedan) yaşadı.
MÖ 332: Büyük İskender'in Fethi ve Hellenistik Dönem Başlangıcı
MÖ 332'de Büyük İskender, Pers yöneticisi tarafından savaşılmadan Mısır'a girdi ve Pers hakimiyetine son verdi.
Mısır'ı ele geçiren İskender, burayı imparatorluğunun bir parçası yaptı. Ölümünden sonra generaller arasında bölüşülen imparatorluğun Mısır kolu Ptolemaios Hanedanı'nı kurdu.
Ptolemaios Dönemi ve Son Çöküş (Roma'ya Geçiş)
Ptolemaios Hanedanı: Mısır'ı Helenistik dönemde yöneten bu hanedan (MÖ 305-30), kendilerini firavunların varisi ilan ederek Yunan ve Mısır kültürlerini birleştirdi. Başkent İskenderiye oldu, bu dönem ekonomik ve mimari gelişmelere sahne oldu.
Kleopatra ve Roma: Hanedanın son hükümdarı VII. Kleopatra'nın ölümünün ardından (MÖ 30) Mısır, Roma İmparatorluğu'na katıldı ve bağımsız bir güç olarak tarihi son buldu.
Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın, Romalı General Marcus Antonius ile buluşmak amacıyla MÖ 41 yılında Anadolu'ya geldiği bilinmektedir. Ancak kaynaklar, bu buluşmanın Tarsus'ta (günümüz Mersin ili sınırlarında) gerçekleştiğini ve Kleopatra'nın Antakya'ya (Hatay) doğrudan bir geliş tarihinden bahsetmemektedir.
İskenderiye (Mısır) ve Antakya (Türkiye), Helenistik dönemden itibaren Doğu Akdeniz'in en önemli iki kültür, ticaret ve teoloji merkezi olarak birbirleriyle yarışan iki tarihi şehirdir.
Kuruluş: Büyük İskender, Mısır'daki küçük bir kasaba olan Rhakotis'i geliştirerek şehri kurdu.
Batlamyus Hanedanlığı: İskender'in ölümünden sonra Ptolemaios I Soter tarafından başkent yapıldı; döneminde bilim ve kültür merkezi haline geldi, Kütüphane ve Mouseion (Bilimler Tapınağı) kuruldu.
Önemli Yapılar: İskenderiye Feneri (Pharos) ve İskenderiye Kütüphanesi bu dönemde inşa edildi.
&
Antakya Tarihi
Kuruluş: MÖ 300 civarında Büyük İskender'in generallerinden Seleukos Nikator tarafından kuruldu, babası Antiokhos'un adıyla anıldı.
Helenistik Dönem: Baharat Yolu, İpek Yolu'nun kesişiminde yer alarak hızla büyüdü, Yakın Doğu'nun en önemli şehirlerinden biri oldu.
Roma İmparatorluğu: Roma'nın doğudaki en büyük üçüncü şehri (İskenderiye ve Roma'dan sonra), yarım milyon nüfusa ulaştı.
Hristiyanlık Merkezi: Hz. İsa'ya inananlara ilk kez burada "Hristiyan" denildi, Erken Hristiyanlığın ve Yahudiliğin ana merkezlerinden biri oldu.
Orta Çağ:Haçlı Seferleri sırasında Antakya Prensliği'ne başkentlik yaptı (1098-1268). Memlükler ve diğer güçler arasında el değiştirdi.
Osmanlı Dönemi: 1516'da Yavuz Sultan Selim tarafından fethedildi ve Osmanlı'ya bağlandı.
İskenderiyeli Artapanus, M.Ö. 3. veya 2. yüzyılda Mısır'da yaşamış Yahudi bir tarihçi ve yazardır. Yahudi inancını Helenistik dünya ile sentezleme (senkretizm) çabasıyla tanınır.
Artapanus ve çalışmaları hakkında öne çıkan bilgiler şunlardır:
Eseri: "Yahudiler Üzerine" (Peri Ioudaiōn) adlı, bugün tamamı mevcut olmayan ancak diğer yazarların alıntılarıyla günümüze ulaşan bir tarih kitabı yazmıştır.
Musa Tasviri: Artapanus, Hz. Musa'yı sadece bir peygamber olarak değil, Mısır medeniyetinin, teknolojisinin ve hatta dininin asıl kurucusu olarak tasvir eder. Onu Yunan mitolojisindeki Musaeus ve Mısır tanrısı Thoth (Hermes) ile özdeşleştirir.
İcatlar ve Katkılar: Eserlerinde Musa'nın gemiler, taş kaldırma makineleri, silahlar ve su kanalları icat ettiğini; Mısır'ı 36 idari bölgeye (nomos) ayırdığını iddia eder.
İnanç Sentezi: Diğer Yahudi alimlerden farklı olarak, Mısır'daki hayvan kültlerinin (kedi, köpek, ibis tapınımı) Musa tarafından hiyerarşik bir düzen kurmak için başlatıldığını savunur. Bu yaklaşımı, Yahudiliğin tüm medeniyetlerin kaynağı olduğunu kanıtlama çabası (apolojetik) olarak yorumlanır.
Kaynak Değeri: Artapanus'un anlatıları Kitab-ı Mukaddes metinlerinden ciddi sapmalar gösterdiği için modern tarihçiler tarafından daha çok "tarihi bir roman" veya o dönemdeki kültürel rekabetin bir yansıması olarak görülür.
Balık Yiyenler (İhtiyofajlar): Antik Yunan kaynaklarında (Herodot, Agatharchides vb.) Nil boyunca veya Kızıldeniz kıyısında yaşayan ve temel gıdası balık olan topluluklara bu isim verilmiştir. Sabaluka bölgesi, tarih boyunca balıkçılıkla geçinen toplulukların yaşadığı bir alan olarak bilinir.
Artapanus ve Mısırlı Musa: İskenderiye'de Yahudi Sinkretizmi
Josephus'a göre, İskender'in yaşamında (ö. MÖ 323) Yahudiler zaten o şehirde yaşıyordu, ancak en azından MÖ üçüncü yüzyılın başlarında önemli bir nüfus oluşturdukları kesindir.
Yahudiler ile İskenderiye hükümeti arasındaki ilişkiler, birkaç küçük çatışma dışında fena değildi. Ancak İskenderiye'deki Yunan vatandaşlarıyla Yahudi ilişkileri, Romalıların yönetimi altında kan dökülmesine dönüştü; Romalılar, şehirde 50.000 Yahudinin (yaklaşık 116 CE) etkisiyle yürütülmüş bir Yahudi isyanını bastırdılar. Ancak bundan önce, Ptolemailer döneminde (MÖ 323-30), birçok İskenderiye Yahudisi, hem kültür hem de din açısından Yunan-Mısır dünyasına uyum sağlamakta pek zorlanmamıştı.
İskenderiyeli Philo (MÖ 25 - MS 50)
İşte bu felsefi ve kültürel erime kazanında,Philo(MÖ 25-50 CE) gibi Yahudiler, Yahudilik, Orta Platonizm ve Stoacılık arasında dramatik bir senteze ulaştılar. Yahudi filozof Aristobulous, Philo'dan bir asırdan fazla önce çalışarak, Orpheus ve Musaeus gibi Yunanlıların kendi doktrinleri için Musa'ya ve Tora'ya bağımlı olduklarını iddia etmişti. Bu tür spekülasyonlar hem Yahudi hem de Yabancı filozoflar tarafından açıkça biliniyordu ve sonraki yüzyıllarda da yapılmaya devam etti. Bazı Yunanlılar, Platon'un gerçeğinin evrenselliğini kanıtlamak için kendileri de bu fikirlere yaklaştı—bu yüzden Numenius'un (M.S. 2. yüzyıl aklında) ünlü cümlesi şöyle deniyor: "Platon Attik Yunanca konuşan Musa dışında ne olabilir?"[ Elbette, Yunanlıların özellikle Musa'ya bağımlı olduğu fikri Yahudi eğilimiydi.
Philo, Mısır dininden nefret ederdi ve Yahudilik ile Yunan felsefesinin birleşimini Mısır'ın saf çok tanrılılığından uzaklaştırmaya çalışırdı. Ancak diğer Helenistik Yahudiler, hem Yunan hem de Mısır dünyalarını Yahudi dini ve tarihine dahil etmeye çalıştı.
MÖ ikinci yüzyılın sonlarında, IV. Ptolemaios'un yönetimi altında İskenderiye'de yaşamış olan Yahudi tarihçi Artapanus'un eserlerinde en belirgin şekilde yansıtılmıştır. Artapanus'un çalışmaları büyük ölçüde Mısır topraklarındaki Yahudi patriklerinin kahramanlıklarını tanıtmaya odaklandı: İbrahim ve Yusuf gibi İncil figürlerini, astroloji, din ve silah yapımı gibi Mısır kültürünün çeşitli yönlerinin yaratıcıları olarak tasvir etti.
Aristobulous'a benzer şekilde, Artapanus Musa'nın ilk olarak Yunan kültürünün mitolojik babası Orpheus'a öğrettiğini ve sonrakı kültü Helenistik filozofları büyük ölçüde etkilediğini söylemiştir.
Musa ayrıca Mısır'ı 36 nomese (bölgeye) bölmüş ve her birine farklı bir Mısır tanrısına tapınma görevi vermiştir. Yahudi bir kişiden gelen bu tür iddia, merkezi Yahudi peygamberin Mısır politeizmine hoşgörüsü göstermesi dikkat çekicidir. Niehoff, "Philo'nun tam aksine, Artapanus Mısır dininden nefret etmedi, onu kendi geleneğine tabi etti ve böylece ikisi arasında derin bir uyum olduğunu düşündü."
John Barclay'in yazdığı gibi, "Kralın sarayında bulunan Musa, (Çıkış 2:10) [Artapanus] için Yahudi ve Mısır kültürünün bütünleşmesinin bir simgesidir"; Mısır Musa'sı, Yahudi ve Mısır dini dünyalarının gerçek kesişim noktasıydı.
Musa'nın toprakları Mısır tanrıları arasında böldüğü fikrine ilginç bir paralellik İbranice OT'ta, Tesniye 32:8'de bulunabilir. Michael Heiser'in ikna edici şekilde gösterdiği gibi, bu metin şöyle olmalı: "Yüce Tanrı'nın oğullarını ayırdığında, milletlere miras verdiğinde, Tanrı'nın oğullarının sayısına göre halkların sınırlarını belirledi."[6] Heiser'ın görüşünde, eski İsraillilerin "daha küçük ilahi varlıkların ilahi konseyi/toplantısı" inancını vurgular,[7] Kanun 32:8, toprakların daha küçük tanrılar arasında bölünmesini temsil eder.
Artapanus'un eserlerindeki bir diğer ilginç özellik ise Musa'yı nihai olarak Mısır tanrısı Thoth ile özdeşleştirmesidir. Thoth-Moses'in kendisinin sadece felsefeyi Helenistik dünyaya ilk kez göstermekle kalmayıp,[10] aynı zamanda ulaşılması zor Mısır hiyerogliflerini Yunancaya çeviren kişi olduğunu söylüyor. Birçok dilbilimcinin gözlemlediği gibi, dil kültürün kuruluşunda etkili ve belki de belirleyici bir rol oynar; [11] Böylece Artapanus'un Musa'sının sadece farklı dinler için değil, Yunan, Yahudi ve Mısır halklarının tüm yaşam tarzı için bir erime noktası olduğunu söyleyebiliriz. Sonunda, Artapanus'a göre bu Thoth-Moses o kadar saygı görmüştü ki, "kutsal harflerin yorumlanması nedeniyle rahipler tarafından tanrısal onura layık görüldü ve Hermes olarak adlandırıldı." [12] Ve burada başka ilginç bir yakınlaşma daha buluyoruz: Musa, hem Mısır tanrısı Thoth hem de Yunan tanrısı Hermes ile eşittir.
1. "Onlar dediler ki: "Zülkarneyn, gerçek şu iki Ye'cüc ve Me'cüc (bu) yerde bozgunculuk çıkaran (kabile)lerdir" (Kehf, 18/94);
2. "Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc (ün seddi) açılıp da her tepeden saldıracakları ve gerçek vaad olan (kıyamet) yaklaştığı zaman o küfr (ve inkâr) edenlerin gözleri hemen belirip kalacak."(Enbiya, 21/96-97).
Bir İran minyatürü, 16. yüzyıl, Zülkarneyncinlerin yardımıyla Yecüc ve Mecüc'ü medenilerden uzak tutan seddi inşa ediyor.
Zülkarneyn (bk. Muhtasaru Tefsiri İbn Kesir II, 433) dindar kimsedir. İşte bu zat Cenab-ı Hakkın lütfuyla bir batıya, bir doğuya, üçüncü kere de kuzey tarafa doğru gitti ve iki sed arasında bir yere vardı ki, işte buradan Ye'cüc ve Me'cüc hücum ediyor, bozgunculuk çıkarıyor; ekinleri ve insanları yok ediyor. Orada halkın isteği üzerine, Zülkarneyn, Ye'cüc ve Me'cûc'ün zararından onları kurtarmak için bir sed yaptı. (Seddin yapımı bitince), artık Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşabildiler ve ne de delebildiler (bk. Kehf, 18/97). Buradan anlıyoruz ki, artık Ye'cüc ve Me'cüc, saldırganlıklarını sürdürmediler. İşin tarihi yönü böyle. Zülkarneyn, sed yapmış ve Ye'cüc ile Me'cüc'ûn fesadını önlemiştir.
Ye'cüc ve Me'cüc
Kuran'da kıyamet alameti
Yecüc ve Mecüc (Arapça: يَأْجُوج وَ مَأْجُوج; İbranice: גּוֹג וּמָגוֹג, Gōg ū-Māgōg), kimi dinlerde bahsi geçen efsanevi varlıklar (topluluk, insanlar ya da cüceler). Bu varlıklar çeşitli dinlerde, mitolojilerde ve kültürlerdecüceler veya dev, şeytan, kavimler veya ülkeler olarak anılır.
Yaratılış 10'da ise Magog bir insandır, Gog'dan bahsedilmez. Bundan yüzyıllar sonra Yahudi rivayetlerinde Ezekiel'in “Magog’dan Gog” deyimi "Gog ve Magog"’ Yeni Ahit vahiy kitabında ise "Gog ve Magog kavmi"ne dönüşmüştür.
Roma döneminde İskenderin “İskender kapısı”nı inşa etmesiyle onlar adına bir efsane üretilir ki buna göre kapı bu kavmi engellemek üzerine inşa edilmiş olmaktaydı.
Derbent, Dağıstan'da Hazar kapısı, sıklıkla İskender kapısı olarak nitelendirilir.
Romalı Yahudi tarihçi Josephus onları Yaratılış'ta bahsedilen Magog'un soyundan gelenler olarak tanımladı ve onların İskitler olduğunu söyledi. Erken Hristiyan yazarların elleriyle onlar kıyamet alameti olan sürülere dönüştürüldüler.
Hezekiel 38:1-10 RAB bana şöyle seslendi: “İnsanoğlu, yüzünü Magog ülkesinden Roş'un, Meşek'in, Tuval'ın önderi Gog'a çevir, ona karşı peygamberlik et. De ki, ‘Egemen RAB şöyle diyor: Ey Roş'un, Meşek'in, Tuval'ın önderi Gog, sana karşıyım. Seni geldiğin yoldan geri çevirecek, çenelerine çengel takacağım. Seni ve bütün ordunu, atları, tam donanmış atlıları, küçük büyük kalkanlı, hepsi kılıç kullanan büyük kalabalığı dışarıya sürükleyeceğim. Onlarla birlikte hepsi kalkanlı, miğferli Persleri, Kûşluları, Pûtluları, Gomer'in bütün ordusunu, uzak kuzeydeki Beyttogarma'nın bütün ordusunu ve yanındaki "birçok ulusu" da sürükleyeceğim.
Hazır ol! Yanındaki bütün toplulukla, evet çevrene toplanmış olanların hepsiyle birlikte hazırlık yap. Onlara sen önderlik edeceksin. Uzun zaman sonra seni yoklayacağım. Yılların sonunda, milletler arasından toplanıp çoktandır viran durumdaki İsrail dağlarına getirilmiş, kılıçtan kurtarılmış insanların diyarına gireceksin. O sırada milletler arasından çıkarılıp bu diyara getirilmiş halkın tümü güvenlik içinde yaşıyor olacak. Ve sen mutlaka çıkıp geleceksin. Bir fırtına gibi üzerlerine yürüyeceksin. Sen, tüm orduların ve yanındaki halklarla, diyarı kara bulutlar gibi kaplayacaksın.
Magog, Ulusların Çizelgesinde Tekvin'de 10:02 bir halka veya ulusa adını veren atası olarak görünür: Yafes oğulları: Gomer, Magog, Maday, Javan, Tubal, Meşeç ve Tiras.
Gog MÖ 5. yüzyılda Eski Ahit'in iki tarih kitabı 5: 3. 4.'de Reuben (İbranice: רְאוּבֵן, re'uwên; kökleşik: Rəʾuven; Tiberianca: Rəʾûḇēnde patrik Jacob'un en büyük oğlu) bir torunu olarak listelenmiştir.
Yeni Ahit vahiy kitabı
Vahiy 20:7 Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. 8 "Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları" –Gog'la Magog'u saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur. 9 "Yeryüzünün dört bir yanından gelerek" kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı, onları yakıp yok etti.
🌀
Mezopotamya İsminin Kökeni
Eski Yunanlar, iki büyük nehir Fırat ile Dicle arasındaki bölgenin kuzey kısmına Mezopotamya, güney kısmına ise Babilonya diyorlardı. Toroslar’ın güney yamaçlarından, yani Aladağlar’dan Basra Körfezine kadar uzanan bölgenin tamamı ilk kez M.S. 1. yüzyılda Yaşlı Plinius tarafından Mezopotamya olarak adlandırıldı
Deniz 6000 yıldan beri ağır ağır geri çekildiğinden, bugün Fırat ile Dicle Basra Körfezine iki ayrı kol halinde dökülmez, denize ulaşmadan Önce Şattülarap olarak birleşir.
İki nehir bölgesi, daha doğrusu, iki nehir arasındaki bölge anlamına gelen Mezopotamya adından da anlaşıldığı gibi, Eskiçağda Purattu ve İdiglat diye bilinen bu iki büyük nehir tüm bölgenin can damarıydı. Dicle’nin en Önemli kolları Suriye’nin kuzeyindeki Habur, Irak’ın kuzeyindeki Büyük Zap ve bugünkü Bağdat yakınlarından geçen Diyala Irmağıydı. Fakat tarım alanları verimliliğini sadece bu ırmaklara borçlu değildi. Mezopotamya’nın güneyinde yılın üçte ikisinde yağmur yağmaz, buna karşın kışın yağmurlar bir o kadar şiddetlidir. İlkbaharda karlar eriyince, Fırat ve Dicle taşar ve etrafı su altında bırakır. Dolayısıyla, dış koşullar -uzun kuraklık dönemleri, şiddetli yağışlar ve olur olmaz zamanlarda su baskınları- hiç de elverişli değildir aslında. Bu duruma ancak insan bir çare bulmuş, mükemmelen örgütlenmiş karmaşık bir sulama sistemi yaratmıştı. Kanalların sadece kazılması değil, binlerce yıl boyunca tekrar tekrar onarılması, yenilenmesi, genişletilmesi de gerekiyordu. Mezopotamya’nın özellikle de güneyindeki efsanevi verimliliğe ancak bu sayede ulâşılabildi.
Kuşkusuz bugünkü Irak’ın büyük bir kısmı bozkırımsı, hatta çölümsü bir karakterdedir; antik harabe tepeleri (Arapçası tel, çoğulu tulul) genellikle tarım arazilerinin dışındadır. Kısa süre öncesine kadar buna 13. yüzyıldaki Moğol tahribatının neden olduğu düşünülüyordu. Bunda bir doğruluk payı da olabilir, ama bölgenin, kulağa bir paradoks gibi gelse de, yapay sulama yüzünden eninde sonunda bozkırlaşması kaçınılmazdı. Tarlalara verilen nehir suyu hayli tuzluydu; suyun buharlaşmasıyla çökelen tuz, toprağı verimsizleştiriyordu. Yani bölgenin zenginliği ani bir yıkımla yok olmadı, yavaş yavaş ortadan kalktı.
Uygarlıkların Beşiği:"İki nehir arası" anlamına gelen Mezopotamya'da (Dicle ve Fırat toprakları) Sümer, Akad, Babil, Asur gibi medeniyetler kurulmuş, ilk tarım ürünleri (buğday, arpa, mercimek) burada yetiştirilmiştir.
Tarım Bölgesi Ortadoğu
Toros Dağları'nın Rolü:
Kaynak ve Sınır: Toros Dağları, Bereketli Hilal'in kuzey sınırını teşkil eder ve özellikle Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağıdır, bu da Mezopotamya ovasının sulanmasını sağlar.
Yukarı Mezopotamya: Torosların eteklerinde yer alan bu bölüm, Bereketli Hilal'in kuzeyindeki verimli toprakları kapsar.
Çiviyazısı Kil Tablet
Kaynakça:
Barthel Hrouda – Mezopotamya: Dicle ve Fırat Arasındaki Kadim Uygarlıklar.
***
"Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı" adlı Sümer şiirinin giriş bölümünde şöyle anlatılmaktadır:
Sümer heykelciği
Gök yerden uzaklaştıktan sonra,
Yer gökten ayrıldıktan sonra,
İnsanın adı konduktan sonra,
Anu göğü ele geçirdikten sonra,
Enlil yeri ele geçirdikten sonra,
Ereşkigal Kur'un ödülü olarak ele geçirilip götürüldükten sonra,
O denize açıldıktan sonra,
Baba Kur'a doğru denize açıldıktan sonra,
Enki Kur'a doğru denize açıldıktan sonra;
(Kur) krala ufak taşlar fırlattı,
Enki'ye koca taşlar fırlattı;
Onun küçük taşları, el kadar taşlar,
Onun koca taşları,... kamışların taşları,
Enki'nin gemisinin omurgası,
Saldıran kasırgaya benzeyen savaşta yenildi;
Krala karşı, geminin serenindeki sular,
Kurt gibi yutuyordu,
Enki'ye karşı, geminin ardındaki sular,
Aslan gibi vuruyordu'.
Şiirden anlaşıldığı üzere başlangıçta bütün olan gök ve yer birbirlerinden ayrıldı ve böylece insanın yaratılışı buyruldu. Ardından gök tanrısı Anu göğün, yer tanrısı Enlil de yerin hâkimi oldular.
Kaynak: Türkiye'de Ardahan'ın Göle ilçesi dolaylarından ve Allahuekber Dağları'ndan doğar. Kura Nehri Türkiye'de doğup Azerbaycan'da denize dökülen bir akarsudur.
Allahuekber Dağları, Doğu Anadolu Bölgesi'nde Erzurum, Kars ve Ardahan illerinin kesiştiği noktada yer alan ve Türk tarihi açısından büyük öneme sahip bir dağ sırasıdır.
Konum: Erzurum (Şenkaya, Oltu), Kars (Sarıkamış, Selim) ve Ardahan (Göle) illerinin sınırları içinde uzanır.
Tarihi mezar taşlarını (özellikle Tunceli'deki koç, koyun taşları gibi) veya değerli doğal taşları (akik, kuvars, diaspor) ifade eder. Bu taşların yerleri, büyük kaya kütleleri, sıcak su kaynakları çevresi, maden ocakları ve nehir/deniz kenarları gibi jeolojik oluşumların olduğu yerlerdir.
Rus ve Suriyeli arkeologlar, Suriye sahili açıklarında Antik Roma döneminden kalma liman keşfetti.
Kılıç Dağı: Antakya'nın güneybatısında, Suriye sınırına kadar uzanan volkanik bir dağdır.
Apameia, Suriye’nin Asi Nehri kıyısında, MÖ 300 civarında Seleukos I Nikator tarafından kurulmuş, oğlu Antiochos’un anısına adını aldığı büyük bir Helenistik şehirydi. Seleukos İmparatorluğu’nun ikinci büyük merkezi olan Apameia, 500.000’e varan nüfusu, dev askeri fili ve at ahırları, Zeus Belos tapınağı ve kehanet merkeziyle ünlüydü. Roma döneminde de zenginliğini korudu; 2 km uzunluğunda, 36 metre genişliğinde görkemli sütunlu caddesiyle dikkat çekti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O