Elektromanyetik dalgalar/ X-ışını & Evrenin Temel Yapı Taşları
Metafizik, bilimsel yöntemlerle (deney ve gözlem) açıklanamayan, akılsal ve felsefi bir disiplindir.
Elektromanyetik, elektrik ve manyetik alanların birleşimiyle ortaya çıkan fiziksel etkileşimleri ifade eder. Doğadaki dört temel kuvvetten biri olan elektromanyetizma, elektrik yüklü parçacıkların birbirleri üzerindeki etkilerini açıklar.
Vücutta X-ışınını fazla geçiren (düşük yoğunluklu) yapılara radyolojide radyolüsent yapılar denir. Bu yapılar X-ışınlarını soğurmak yerine geçirdiklerinden, röntgen filminde koyu gri veya siyah renkte görünürler.
X-ışınını en çok geçiren vücut yapıları şunlardır:
Hava ve Gazlar: En düşük yoğunluğa sahip oldukları için ışını en fazla geçiren ortamlardır.
Akciğerler: İçerdikleri hava nedeniyle siyahtır.
Mide ve Bağırsak Gazları: Sindirim sistemindeki hava boşlukları.
Paranazal Sinüsler: Yüz kemikleri içindeki hava dolu boşluklar.
Yumuşak Dokular ve Sıvılar: Orta düzeyde geçirgendirler ve genellikle gri tonlarında görünürler.
Kaslar ve Yağ Dokusu:Kemiklere oranla çok daha fazla ışın geçirirler.
Kan Damarları ve Organlar:Kalp, karaciğer gibi organlar kemik kadar yoğun olmadıkları için ışın geçişine daha fazla izin verirler.
Diş ve Çene Yapısındaki Boşluklar:
Pulpa Odası: Dişin içindeki sinir ve damar boşluğu.
Periodontal Aralık: Diş kökü ile kemik arasındaki ince boşluk.
Mental Foramen ve İnsisiv Kanal: Çene kemiği içindeki sinir geçiş delikleri.
Buna karşın kemikler, diş minesi ve metal nesneler X-ışınını en az geçiren (radyopak) yapılardır ve filmde beyaz görünürler.
&
"insanın ışığı"=İnsan vücudu, biyolojik süreçlerin bir yan ürünü olarak sürekli bir ışık yayar; ancak bu ışık çıplak gözle görülemeyecek kadar zayıftır.
Mitokondriler="hücrenin enerji santralleri"
Kaynak: Işığın ana kaynağı, hücrelerimizde enerji üreten mitokondriler ve biyolojik metabolizmadır.
Kendi DNA’sına Sahiptir (mtDNA)
Mitokondriyi diğer organellerden ayıran en büyük özellik, çekirdekten bağımsız kendine ait bir DNA’sının olmasıdır.
Anneden Geçer: Mitokondriyal DNA, neredeyse tamamen anneden çocuğa aktarılır. Bu özellik, genetik soy ağacı araştırmalarında kilit rol oynar.
Bağımsız Hareket: Kendi proteinlerini üretebilir ve hücre bölünmesini beklemeden kendi başlarına çoğalabilirler.
Enerji İhtiyacına Göre Sayıları Değişir
Her hücrede aynı sayıda mitokondri bulunmaz. Hücrenin ne kadar enerjiye ihtiyacı varsa, o kadar çok mitokondrisi olur:
Kalp ve Kas Hücreleri: Binlerce mitokondri içerir (sürekli hareket için).
Karaciğer Hücreleri: Yoğun metabolik faaliyetler nedeniyle sayıları çok fazladır.
Alyuvarlar (Kırmızı Kan Hücreleri): Hiç mitokondri içermezler; böylece taşıdıkları oksijeni kendileri tüketmezler.
Biliyor muydunuz? Yaşlanma süreci ve birçok kronik hastalık, aslında mitokondrilerin verimli çalışmayı bırakması veya hasar görmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden "mitokondri sağlığı" uzun ömürlülük (longevity) çalışmalarının merkezinde yer alır.
&
Mitokondriler, hücrenin "enerji santralleri" olmalarının yanı sıra, X-ışınları gibi iyonlaştırıcı radyasyona karşı en hassas organellerden biridir. X-ışınlarına maruz kalmak, hücrelerin "güç santralleri" olan mitokondrilerde doğrudan ve dolaylı yollarla yapısal ve işlevsel bozukluklara (disfonksiyon) neden olabilir.
Mitokondrilerin X-ışınlarına verdiği tepkiler ve oluşan hasarlar şunlardır:
Oksidatif Stres ve ROS Üretimi: X-ışınları, mitokondri içinde reaktif oksijen türlerinin (ROS) üretimini artırarak aşırı oksidatif strese yol açar. Bu durum, mitokondrinin kendi kendini yok eden bir döngüye girmesine neden olabilir.
Mitokondriyal DNA (mtDNA) Hasarı: Mitokondriyal DNA, nükleer DNA'ya kıyasla histon proteinleriyle korunmadığı için iyonlaştırıcı radyasyonun neden olduğu hasara karşı daha hassastır. Radyasyon, mtDNA kopyalarında mutasyonlara ve "ortak delesyon" adı verilen büyük silinmelere yol açabilir.
Oksidatif Stres ve Serbest Radikaller
X-ışınları hücre içindeki su moleküllerini iyonize ederek Reaktif Oksijen Türlerinin (ROS) miktarını hızla artırır.
Mitokondri zaten doğal olarak ROS ürettiği için, dışarıdan gelen bu artış antioksidan savunma mekanizmasını çökertir.
Bu durum, mitokondriyal zarların hasar görmesine (lipid peroksidasyonu) neden olur.
Fonksiyonel Bozukluklar
Radyasyona maruz kalan mitokondrilerde şu değişimler gözlemlenir:
ATP Üretiminde Düşüş: Enerji üretimi yavaşlar, bu da hücrenin kendini onarma kapasitesini azaltır.
Morfolojik Değişimler: Mitokondrilerin kristaları (iç kıvrımları) kaybolur veya şekli bozulur.
Mitofaji: Hücre, hasarlı mitokondrileri temizlemek için "mitofaji" adı verilen otofaji sürecini başlatır.
******
Enerji ve Frekans: Evrenin Temel Yapı Taşları
Evren, sonsuz bir karmaşıklığa sahip büyülü bir yapıdır. Her şeyin enerji ve frekansla şekillendiği bu muazzam evrende, farklı boyutlarda gerçekleşen olaylar, tüm varlıkları etkileyen büyülü bir dansa dönüşmektedir. Enerji ve frekans, evrenin temel yapı taşlarıdır ve her şeyin arkasındaki sırrı çözmek için bu temel kavramları anlamak ve kavramak önemlidir.
Enerji, temel bir fiziksel kavramdır ve her şeyin kaynağıdır. Evrende bulunan her madde, enerji tarafından beslenir ve var olur. Einstein'ın ünlü E=mc² formülü, madde ve enerjinin birbirine dönüşebileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu da demektir ki, her şey aslında enerjiye dönüşebilir ve enerji de her şeyi oluşturan temel yapı taşlarından biridir.
Frekans ise enerjinin titreşim hızıdır ve her şeyin titreşim halinde olduğu kabul edilir. Evrendeki her parçacık, atom ve molekül titreşim halindedir. Bu titreşimler, belirli bir frekansla gerçekleşir ve her frekansın kendine özgü bir enerjisi vardır. Yani, her varlık kendi benzersiz frekansına sahiptir ve bu frekans onun kimliğini ve özünü belirler.
Enerji ve frekansın bir araya gelerek nasıl evrenin işleyişini şekillendirdiği ise oldukça ilgi çekicidir. Evren, birçok farklı boyutta ve boyutun içinde de birçok alt boyutta meydana gelir. Bu boyutlar arasında enerji ve frekansın etkileşimi, her varlık ve olayın ortaya çıkışını yönlendirir. Enerji ve frekansın birleşimi, tüm varlıkların birbirleriyle olan etkileşimlerini, olayların gerçekleşme biçimini ve evrende meydana gelen değişimleri belirler.
Bir parçacığın hareketi veya bir yıldızın patlaması gibi büyük olaylardan, bir insanın düşünceleri ve hislerine kadar her şey enerji ve frekansın etkileşimiyle gerçekleşir. Düşüncelerimiz ve duygularımız da enerji taşır ve bu enerji frekansı, evrene bir şekilde yansır. Negatif enerjiler düşük frekanslara, pozitif ve yaratıcı enerjiler ise yüksek frekanslara sahiptir.
Ancak enerji ve frekansın evrende yalnızca fiziksel olayları değil, aynı zamanda ruhsal ve zihinsel süreçleri de etkilediğini görmekteyiz. Bilinç düzeyimiz, enerji ve frekansın bir sonucu olarak şekillenir ve içsel farkındalığımızı yükseltiriz. Enerji ve frekansın bu zihinsel ve ruhsal boyutu, meditasyon ve farkındalık çalışmalarıyla keşfedilebilir.
Tüm bunların yanı sıra, enerji ve frekansın teknolojide de büyük bir önemi vardır. Elektrik enerjisi, manyetik alanlar ve radyo dalgaları gibi teknolojik gelişmeler, enerji ve frekansın uygulamalarına örnek teşkil eder. Teknolojideki ilerlemeler, enerji ve frekansın gücünü kullanarak insanlığa büyük kolaylıklar sağlar ve iletişimi evrensel boyuta taşır.
Sonuç olarak, evrenin temel yapı taşları olan enerji ve frekans, her şeyin temelinde yatan güçtür. Bu muhteşem dansın içinde yer alarak, evrenin sırlarını keşfetmek için enerji ve frekansın işleyişini anlamak ve içselleştirmek önemlidir. Enerji ve frekansın her yönü, hem bilimsel bir bakış açısıyla hem de evrenin gizemine duyulan hayranlıkla incelenmeyi hak eder.
“Eğer bir tanrı varsa, her şeyi particle (tanecik) halinde kontrol edebildiği bir kodla yönetiyordur.“.
“tanrı” fikrini ile “kodlar” fikri. Fakat, son dönemde pek fazla araştırmadığım sadece düşünce halinde olan 3’üncü etmeni bu yazıda inceleyeceğim: “Particle“lar.
11 boyutlu oluşuyla ilgili bir video izledim. Ilk seferde tam algılamadım ve biraz daha içine gireyim derken dünyanın şu andaki en genel ve en büyük teorisinin içinde buldum kendimi: The String Theory. (türkçeye “sicim teorisi“ diye çevirmişler ama çok vasat bir tercüme, “tel teorisi“ veya “ip teorisi“ deseler daha iyi olurmuş) Ya da popüler ifadeyle “Theory of Everything” (herşeyin teorisi) (Güç yüzüğü gibi bir şey olmalı diyor insan ilk başta)
Önceki Teorilerin Birbirleriyle Çelişkileri ve Yetersizlikleri
Kuantum dünyası içinde, “Güçlü çekirdek kuvveti“ (proton ve notron gibi atom altı parçacıkların nasıl bir arada durduğunu açıklıyor.) ve “Zayıf Çekirdek kuvveti“ (Atomaltı parçacıkların radyoaktif bozulmalarını açıklıyor) adları verilen particle’ların birbiriyle etkileşimini açıklayan 2 tane fiziksel yasa bulunmakta.
Kuantum ile Kütle Çekim Kanunu arasındaki farkı anlatan “What the Bleep do we know” isimli aşırı amerikan stilli bi belgesel var.
Bu “Tek“ kuvveti açıklayan yasa da işte “The String Theory“. Yukarıda bahsettiğimiz 4 temel gücü tek bir potada eritiyor.
“The String Theory“
String Theory esas olarak 90’larda popülerleşse de, kökleri 1919’da alman bir matematikçi Theodor Kaluza tarafından ortaya atılmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O