Harvey ve Kan Dolaşımının Keşfi
William Harvey’in (1578-1657) kan dolaşımını açıkladığı Exercitatio anatomica de motu cordis et sanguinis (Canlılarda kalbin ve kanın hareketleri üzerine anatomik bir inceleme) adlı 1628 yılında yayımlanan (72 sayfa) kitabı, büyük bilimsel devrim döneminin (1543-1687) temel kitaplarından biridir.
Harvey’in bu kitabının yayımlanması, bilim tarihçileri tarafından modern anlamda tıp biliminin gerçek başlangıcı olarak kabul edilir. Vesalius (1514-1564) insan anatomisinin esaslarını 1543 yılında yayınladığı kitabında ilk defa kapsamlı bir biçimde açıklamıştı. Fakat Vesalius kitabında kalbin çalışması ve kan dolaşımı hakkında açıklama getirmemişti. Vesalius, Galen’in öne sürdüğü kanın kalpte sağ karıncıktan sol karıncığa, bunları ayıran duvarın gözeneklerinden geçtiği düşüncesine de, bu duvarın geçirgen olmadığını söyleyerek karşı çıkmıştı. Ama kendisi açıklayıcı başka bir öneride bulunmamıştı. Bu nedenle Harvey’in kan dolaşımını açıklayan eserinin yayınlanmasıyla, Vesalius ile başlayan insan anatomisinin esaslarının ortaya konulmasının genel hatlarıyla tamamlanmış olduğunu söyleyebiliriz. Harvey’in kitabı bu bakımdan büyük bir tarihsel bir değere sahiptir.

Harvey’in çalışmalarının ve eserinin bir başka özelliği de doğaya ilişkin bilgilerin ancak gözlem ve deneylerle geliştirilebileceği düşüncesini güçlendirmesi ve yayması olmuştu. “Doğayı kitaplardan değil, diseksiyon (vücudu açarak inceleme, eski deyimle teşrih) masasında öğrenebiliriz” sözleri, onun kitabının önsözündeki cümlelerden biridir. Harvey 80’den fazla farklı türde hayvan üzerinde yaptığı diseksiyon çalışmalarıyla kan dolaşımının esaslarını saptamayı başardı.
Teşrîh; Canlıların temel yapısını ve organların birbiriyle ilişkisini inceleyen bilim dalı, anatomi; otopsi.
'' Sözlükte “kesmek, kesip yarmak; açmak, açıklamak” anlamlarındaki şerh kökünden türeyen teşrîh tıpta “cesedin açılarak incelenmesi, otopsi” demektir; ilmü’t-teşrîh ise anatomi bilimidir.''
* Milâttan önce 3000’lerden kalma Mısır hiyeroglifleri o çağlarda bile insan anatomisine dair bazı bilgilerin bulunduğunu göstermektedir. Eskiçağ’larda ölünün bedeni kutsal sayıldığından otopsi yapmak günah kabul ediliyordu. Milâttan önce 500 yıllarında bazı durumlarda otopsiye izin verilmiş ve ilk defa Cronlu Alcmeon bir kitap telif edip zihnî faaliyetlerin merkezinin beyin olduğunu göstermişti. Yıllar sonra insan cesedi üzerinde otopsi yaparak anatomiyi cerrahîden ayıran, onu bağımsız bir alan telakki eden ve yazdığı eserde ilk defa “anatomia” terimini kullanan hekim İskenderiyeli Herophilus’tur (el-Mevsûʿatü’l-ʿArabiyye, VI, 449).
* İslâm tıbbında anatomiyle ilgili en ayrıntılı bilgileri veren âlim, el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıb adlı eserinin birinci cildine ait ilk üç bölümün kırk faslını anatomiye ayıran İbn Sînâ’dır. Onun verdiği bilgiler arasında kalp-damar sistemi, mide, göz ve kafa çiftlerine ilişkin görüşleri dikkat çekmektedir. İbn Sînâ, Galen’in konuyla ilgili açıklamalarını zaman zaman eleştirerek kendi görüşlerini ortaya koyar. Meselâ ceninin teşekkülünde gelişimini tamamlayan ilk organın kalp olduğunun tesbiti, kafa çiftleri denilen beyinden çıkan sinir çiftleriyle ilgili koku sinirini beyinden çıkan sinir çiftleri sınıflamasına birinci çift olarak dahil etmesi ve iç organlarda duyu bulunmadığından acıyı algılamadığını, acı hissinin organları kuşatan zarlardan kaynaklandığını keşfetmesi büyük önem taşımaktadır.
Harvey, Cambridge’teki Caius Kolej’inde eğitim gördükten sonra 1597’de tıp eğitimi görmek üzere o dönemin en iyi üniversitesi olarak ünlenmiş olan İtalya’daki Padua Üniversitesi’ne geldi. (16. yüzyılın sonunda bile bilim yapmak isteyen insanların en iyi üniversitelerde eğitim görmek için yabancı ülkelere yöneldiğini görüyoruz). Burada ünlü İtalyan anatomisti Fabricius’un (1533-1619) öğrencisi oldu. Eğitimini burada tamamladıktan sonra 1602’de İngiltere’ye döndü. En önemli bilimsel araştırmalarını, 1609 yılında hekim olarak atandığı Londra’daki St. Bartholomew’s Hastanesi’nde çalışırken yaptı.
Harvey, kısa söylenişiyle De Motu Cordis adlı kitabında, öncelikle kalbin kanı atardamarlara pompalamasıyla ilgilendi. Kalpteki ve büyük toplardamarlardaki kapakçıkların kanın yalnız bir yönde akmasını sağladığını ve karıncıkları birbirinden ayıran bölmede Galen’in ileri sürdüğü gibi küçük deliklerin bulunmadığını gösterdi. Ayrıca kanın, karıncıkların kasılmasıyla (sistol) kalpten dışarı atıldığını, gevşemesiyle (diyastol) kalbe dolduğunu, vücut yüzeyine yakın atardamarlardan parmaklarla duyulan nabzın, atardamarların kasılmasıyla değil, kanın damar çeperine baskısıyla oluştuğunu ortaya koydu. Ayrıca kirli kanın akciğerler aracılığıyla temizlenmesini sağlayan küçük dolaşım sistemini açıkladı (Böylece atardamarlar ile toplardamarlardaki kanın rengindeki farklılığın “temizlik” ve “kirlilikten” kaynaklandığını göstermiş oldu. Galen vücutta iki çeşit kan olduğunu düşünüyordu).
Harvey’e göre toplardamarlardaki kapakçıkların işlevi, kalpten gelen kanın akışını önlemekti. Kalp kapakçıkları ise kanın sadece tek yönde akmasını sağlıyordu. Harvey, kanın atardamarların görünebilen en ince dallarından, toplardamarların görünebilen en ince dallarına geçtiğini ve kalbe yeniden döndüğünü kabul ediyordu. Ancak bunun nasıl olduğunu çıplak gözle belirlemek imkansızdı. Mikroskopu henüz kullanmadığı için dokulardaki atardamarlar ile toplardamarlar arasındaki bağlantıyı sağlayan kılcal damarların kan dolaşımındaki işlevini gösteremedi. (Dokuları, damarları ve kılcal damarları mikroskopla inceleyerek bu konuda yeni bilgiler üreten -1661’de – ilk bilim insanı İtalyan fizyolog Marcello Malpighi (1628-1694) oldu).
William Harvey, kılcal damarların dolaşımdaki işlevini deneysel olarak gösterememiş olmakla birlikte hipotez olarak ortaya koymuştu. Kalbin birim zamanda pompaladığı kan miktarını da niceliksel olarak analiz etti ve kalbin bir saatte pompaladığı kanın ve vücudun tümündeki kanın miktarını hesaplayan ilk bilim insanı oldu. Bu özelliği nedeniyle de Harvey, bir biyolojik problemin çözümünde matematiği kullanmanın öncüsü olarak da kabul edilmektedir.
Harvey’in kan dolaşımıyla ilgili bu keşifleri sırasında, oksijenin solunumdaki ve kanın temizlenmesindeki rolü henüz bilinmiyordu. Bunun için daha birbuçuk asır kadar zamanın geçmesi gerekecekti.
Osman Bahadır
https://www.youtube.com/watch?v=tZ01HBNbNNU
- Kalp Sağlığı: Kan damarlarının sağlıklı çalışmasını destekleyerek kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabilirler.
- Bağışıklık Sistemini Güçlendirme: Antioksidan etkileri sayesinde, hücrelere zarar verebilecek serbest radikalleri nötralize ederek bağışıklık sistemini desteklerler.
- İltihaplanmayı Azaltma: Anti-enflamatuar özellikleri, artrit veya alerji gibi durumlarla ilişkili semptomları hafifletmeye yardımcı olabilir.
- Cilt Sağlığını İyileştirme: Ciltteki kılcal damarları güçlendirerek morarma ve varisli damarların oluşumunu önlemeye yardımcı olabilirler.
- Göz Sağlığı: Rutin ve hesperidin gibi bazı flavonoid türleri, gözlerdeki kan damarlarının sağlığı için faydalıdır.
- Kanser Önleme: Bazı flavonoid türleri, antikanser özellikler göstermiştir.
- Bilişsel Fonksiyonlar: Yeşil yapraklı sebzeler ve elma gibi P vitamini açısından zengin gıdaların dikkat, hafıza ve genel beyin fonksiyonlarını iyileştirerek bilişsel faydalar sağlayabileceği öne sürülmüştür.
- Narenciyeler: Portakal, limon ve greyfurt (özellikle beyaz kısımları).
- Karabuğday: En yüksek rutin kaynaklarından biridir.
- Meyveler: Kuşburnu, kiraz, vişne, üzüm ve elma.
- Sebzeler: Brokoli ve yeşil yapraklı sebzeler.
#
Keller ve Mayo, varisli yüzeysel venlerin (özellikle büyük safen veni) cerrahi olarak çıkarılması (stripping) tekniğinin geliştirilmesinde öncü rol oynamışlardır.
Ven Cerrahisine Katkıları
Keller Yöntemi: 1905 yılında W.L. Keller, invajinasyon yoluyla stripping tekniğini tanımlamıştır. W.L. Keller, varisli damarların tedavisi için invajinasyon (içe kıvırma) yöntemiyle safen venin (büyük yüzeyel toplardamar) sıyrılması tekniğini (stripping) tanımlamıştır.
- Mayo Yöntemi: 1906 yılında C.H. Mayo, eksternal (dışsal) stripping tekniğini bildirmiştir. Mayo'nun tekniği, venin baş kısmında bir halka bulunan özel bir alet (stripper) kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
- Babcock Yöntemi: Aynı dönemde (1907'de) W. Babcock da, birkaç on yıl boyunca popülerliğini koruyan, ucu zeytin şeklinde olan sert bir stripper kullanarak endolüminal (damar içi) stripping tekniğini geliştirmiştir.
Vasküleranomalilerin sınıflandırılması
1.hemanjiomalar ve konjenitalvasküler tümörler (bunlar kaybolarbilirler)
2. vaskülermalformasyonlar
– Yavaş akımlı vaskülermalformasyonlar
1. Venözmalformasyon
2. lenfatik malformasyon
3. kapillermalformasyon
– Hızlı akımlı vaskülermalformasyonlar
1. arteriovenözmalformasyon (AVM)
2. arteriovenöz fistül (AVF)
Boehringer Ingelheim Tarafından Yapılan Araştırmalara Göre Kırmızı Üzüm Yaprağı Ekstresinin Bacak ve Damar Sağlığı için Çok Faydalı Olduğu Saptandı.
Kırmızı üzüm yaprağının ekstresinde bulunan flavanoid maddesi; ağrılı, yorgun, şişkin bacaklar ve varis gibi şikâyetleri rahatlatıyor ve tedavi ediyor. Uzmanlar, sözkonusu rahatsızlıkların özellikle 25 yaş ve üzeri bayanlarda, sürekli oturmak ve ayakta durmak, dengesiz beslenmek, egzersiz yapamamak, sigara içmek, doğum yapmak, kabızlık ve sıcak iklim veya ortamda bulunmak gibi nedenlerden dolayı hayli yaygın olduğuna dikkat çektiler.
Flavanoid etken maddeli kırmızı üzüm yaprağı ekstresi sonbaharda, kırmızı üzüm yapraklarından 70-80 derecede sıcaklıkta özel yöntemler kullanılarak elde ediliyor.
- Oral Takviyeler (Kapsül/Tablet)
- Healthspan Vein Vine: Sağlıklı bacak damarı fonksiyonlarını sürdürmek için tasarlanmış 360 mg'lık tabletler sunar. Kullanıcılar şişlik ve rahatsızlıkta azalma bildirmiştir.
- Organic Red Vine Leaves 400Mg: AB Organik sertifikalı bu tabletler, dolaşım desteği için kullanılır.
- VITAHERB Red Vine Extract 360mg Tablet: Kan dolaşımını iyileştirmek ve küçük şişlikleri azaltmak için kullanılır.
- Topikal Kremler ve Jeller
- Krauterhof Kırmızı Asma Yaprağı ve At Kestanesi Bacak Kremi: Yorgun bacaklar için rahatlama hissi sağlayan, sıkça önerilen bir kremdir.
- Pullach Hof Red Vine Leaf Gel: Yorgun ve stresli bacakları ve ayakları serinleten ve canlandıran bir jeldir.
- Kullanım ŞekliOral takviyeler genellikle günde bir kez alınır. Kremler ve jeller ise genellikle ayağın altından uyluğa doğru masaj yapılarak uygulanır ve gerektiğinde günde birkaç kez kullanılabilir. En iyi sonuçlar için tutarlı kullanım önerilir.
- Krauterhof Kırmızı Asma Yaprağı Kremi: At kestanesi ekstresi gibi diğer etkili maddelerle zenginleştirilmiş, bacak ve ayaklara canlılık kazandırmaya yardımcı olan yüksek kaliteli bir kremdir. Kullanıcılar genellikle bacak ağrıları ve huzursuz bacak sendromu şikayetlerinde memnuniyet bildirmektedir.
Safra sıvısının bileşenleri şunlardan oluşur. su, kolesterol, lesitin (bir fosfolipit), safra asitleri, safra pigmentleri (bilirubin ve biliverdin) elektrolitler ve safra tuzlarından oluşur (sodyum glikokolat, sodyum taurokolat).
Safra tuzları yağların sindirimine yardımcı olur. Ayrıca vücudun A, D, E, K1 ve K2 vitaminleri gibi yağda çözünen vitaminlerinin emilmesine yardımcı olurlar. Karaciğerden atılmak istenen zararlı maddelerin dışkı ile atılmasını sağlarlar.
Vücuttaki işlevleri nelerdir?
Yemek yedikten sonra sindirim sisteminizde bulunan yağların sindirmesi için, hormonlarımız safra kesesine safra salgılaması için bir sinyal gönderir.
Safra, duodenum adı verilen ince bağırsağın mideye yakın ilk kısmına doğrudan salınır. Sindirim sürecinin çoğunun gerçekleştiği yer burasıdır. Safra, yiyeceklerde bulunan yağların parçalanmasına ve sindirilmesine yardımcı olur.
Safranın safra tuzlarının yardımcı olduğu bir diğer birincil işlevi vücuttaki toksinlerin (zehirli atık) uzaklaştırılmasıdır. Toksinler safra içine salgılanır ve dışkıyla dışarı atılır. Safra tuzlarının eksikliği vücutta toksinlerin birikmesine neden olabilir.
Safra tuzu eksikliği hormon oluşumunda da sorunlara neden olabilir, çünkü tüm hormonlar yağların parçalanmış kısımlarından yapılır.
Safra tuzu eksikliğiniz olduğunda, yağların emilmesi ve parçalanmasını başlatmak için yeterli işlevsel safra tuzu yoktur, ve böylece bunlar bağırsaklarda birikebilir ve başka sorunlara neden olabilir. Safra tuzu takviyeleri, yağların ve yağda çözünen vitaminlerin emilimine ve sindirilmesine yardımcı olabilmeleri için yemekle birlikte alınmalıdır. Hastalara daha düşük bir dozla başlanılması, yemek yedikten sonra nasıl hissettiklerinin izlenmesi ve genellikle suda daha fazla çözünür safra asidi olan daha fazla kolik asit içeren takviyeler tercih edilmelidir.
Çoğu safra tuzu takviyesi genellikle öküz veya sığır safrasından yapılır. Ayrıca sağlıklı safra oluşumunun geri kazanılmasına yardımcı olabilecek taurin içeren safra tuzu takviyelerinin alınması da önerilir. Kolinin oluşturduğu bir amino asit olan ve başka bir amino asit olan glisin ile birlikte çalışan betain’i de tavsiye ederim. Betaine aminoasidi safra tuzları ile birlikte yağların sindirilmesi sürecine yardımcı olur. Aynı zamanda karaciğer detoksifikasyonunu teşvik eder ve toksinleri ve kimyasalları uzaklaştırır, böylece karaciğerde birikip zarar vermeleri engellenir.
Konjuge olmak: bağlanmak, birleşmektir
Bilirubin: Yükseldiğinde ciltte ve göz altında sararma yapan, temel olarak karaciğerde alyuvarlar yıkımı sonrası açığa çıkan artık madde.
Primer safra asitleri kolesterolden sentezlenen safra asitleridir. Primer safra asitlerinin taurin ve glisin ile konjugasyonu sonucu safra tuzları oluşur.
Sekonder (ikincil) safra asitleri ise bağırsaktaki bakterilerce üretilir.
İrritabl Bağırsak Hastalığı: (Hassas Bağırsak Sendromu) mide ve bağırsak sisteminde meydana gelen işlev bozukluğudur.
Chronn hastalığı: sindirim sistemini herhangi bir bölgede yerleşim gösterebilen Chronn hastalığı, genel olarak ince bağırsak ve kalın bağırsak görülen iltihabi bir hastalıktır.
#
VENÖZ YETMEZLİK ve VARİS
Yerçekimi nedeniyle toplardamarlardaki (venler ya da venalar) patolojiler, esas olarak vücudun alt kısmında, yani bacaklarda kendisini gösterir.
Kollarda da oluşabilen venöz tıkanma ve yetmezlikler, insanoğlunun doğal iki bacak üzerinde duruşu nedeniyle bacaklardaki kadar ciddi problemlerle seyretmez.
Bacaklardaki ven sisteminde gelişen “tıkanıklık ya da yetmezlikler” başlıca 3 ana şikâyet yaratırlar.
1- Bacaklarda şişme /ödem (daha çok en aşağıda; ayak bileğinden dize kadar olan mesafede kendini gösterir) hidrostatik basınç artışına bağlı kanda bulunan suyun,doku içine geçmesi şeklinde özetlenebilir. Burada “doku” dan kastedilen, cilt, cilt altı ve kas dokusudur.
2- Bacaklarda kızarıklık; dokuya gelen kanın geriye yani ana venöz sisteme geri dönememesi sonucunda ortaya çıkar, her zaman şişmeyle birliktedir. Dokuda kızarıklık varsa ya o bölgede dolaşımı artıran bir enfeksiyon (lenfanjit, erizipel gibi), ya da venöz dönüşün tıkanıklığı (derin ventrombozu) akla gelmelidir.
3- Ağrı. tipik olarak hastanın bacaklarını yukarı kaldırdığında azalan, yürüyüş yapıp uzun süre ayakta kaldığında artan bir karakterdedir.
Tedavi Edilmemiş Ateroskleroz Hangi Ciddi Komplikasyonlara Yol Açabilir?
Ateroskleroz ilerlemesine izin verildiğinde, sonuçları genellikle ani ve hayatı tehdit edici olabilir. Başlıca komplikasyonlar şunlardır:
- Kalp krizi (Miyokard enfarktüsü)
- İnme (Felç)
- Anevrizma (Damar duvarında balonlaşma) ve rüptür (yırtılma)
- Kritik bacak iskemisi ve kangren (Uzuv kaybı, amputasyon)
- Son dönem böbrek yetmezliği (Diyaliz ihtiyacı)
- Ani kardiyak ölüm
Bacaklar İlk Neden Güç Kaybediyor? | Dr. Berg
Damar Sertliği ( Ateroskleroz)
- Tahıllar ve Ürünleri: Buğday, pirinç, yulaf, arpa, çavdar ve mısır gibi tahıllar yüksek oranda nişasta içerir. Ekmek, makarna, erişte, kahvaltılık gevrekler ve kuskus gibi bu tahıllardan yapılan ürünler de nişastalıdır.
- Patates ve Kök Sebzeler: Patates, tatlı patates, manyok (kassava), yam ve taro gibi sebzeler önemli nişasta kaynaklarıdır.
- Baklagiller: Kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye ve barbunya gibi baklagiller nişasta ve lif açısından zengindir.
- Bazı Sebzeler: Mısır ve yeşil bezelye gibi sebzeler de diğer sebzelere kıyasla daha fazla nişasta içerir.
- Diğerleri: Yeşil (olgunlaşmamış) muz gibi bazı meyveler ve kestane gibi kuruyemişler de nişasta bulundurabilir.
- Nişasta, sindirim hızına göre farklı türlere ayrılır (hızlı sindirilen, yavaş sindirilen ve dirençli nişasta).
- Dirençli nişasta, kalın bağırsakta fermente olarak bağırsak sağlığına fayda sağlar ve tam tahıllar, soğutulmuş pirinç/makarna gibi besinlerde bulunur.
Dirençli nişasta, sağlıklı bireylerin ince bağırsağında sindirilemeyen, kalın bağırsağa geçerek prebiyotik olarak işlev gören bir diyet lifi türüdür. Normal nişastadan farklı olarak, vücut tarafından enerjiye dönüştürülmek üzere parçalanmaz; bunun yerine bağırsak mikrobiyotasındaki faydalı bakterileri besler.
- Bağırsak sağlığını destekler: Kalın bağırsakta fermantasyona uğrayarak, bağırsak hücreleri için temel yakıt olan bütirat gibi kısa zincirli yağ asitlerinin oluşumuna katkıda bulunur. Bu durum sağlıklı bir sindirim sistemini destekler ve kolon kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
- İnce bağırsakta sindirilmez: Normal nişastadan farklı olarak, dirençli nişasta ince bağırsaktaki enzimler tarafından parçalanmaz ve enerji sağlamaz.
- Kan şekeri kontrolü: Sindirime dirençli olduğu için kan şekerinin aniden yükselmesini önlemeye yardımcı olur, bu da insülin duyarlılığını iyileştirebilir.
- Doğal kaynaklar: Baklagiller (fasulye, mercimek, bezelye), tam tahıllar ve yeşil (ham) muz gibi gıdalarda doğal olarak bulunur.
- Pişirme ve soğutma yöntemleri: Patates, pirinç ve makarna gibi nişastalı gıdalar pişirildikten sonra soğutulduğunda, nişasta yapısı değişerek dirençli nişasta (retrograde form) içeriği artar. Örneğin, haşlanmış ve buzdolabında bekletilmiş soğuk patates, sıcak patatese göre daha fazla dirençli nişasta içerir.
**************
Tripterygium wilfordii veya léi gōng téng (Mandarince) (Çince: 雷公藤, Japonca: raikōtō), bazen gök gürültüsü tanrısı sarmaşığı olarak adlandırılsa da daha doğru şekilde gök gürültüsü dükü asması olarak çevrilir, geleneksel Çin tıbbında kullanılan bir sarmadır.
Latince İsimler: Tripterygium wilfordii
- Antik Dönem (Han Hanedanlığı - MS 220): İlk tıbbi kayıtları Han Hanedanlığı dönemine kadar uzanır. O dönemde gut, ödem ve ateş gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır.
- Tang Hanedanlığı (618–907): Kullanımı daha da yaygınlaşmış; iltihaplanma, şişlik ve eklem ağrılarını dindirmek için reçete edilmeye başlanmıştır.
- Klasik Literatür (1476 - 1848): 1476 yılında "Dian Nan Ben Cao" adlı eserde ve 1848 tarihli "Illustrated Catalogues of Plants" (Wu Qijun) kitabında detaylıca belgelenmiştir. Bu dönemde özellikle böcek ilacı olarak da kullanıldığı kaydedilmiştir.
- Modern Tıp (1960’lar - 1970’ler): 1960'larda Çin'de romatoid artrit tedavisinde modern tıbba entegre edilmiştir. 1972 yılında ise bitkinin en önemli aktif bileşeni olan triptolide izole edilerek kanser ve bağışıklık sistemi araştırmalarında kullanılmaya başlanmıştır.
"Gök Gürültüsü Tanrısı Asması" (Thunder God Vine), Çin tıbbında kullanılan ve bilimsel adıyla Tripterygium wilfordii olan bir bitkidir; Doğu ve Güney Çin'e özgü çok yıllık bir sarmaşık türüdür. Geleneksel Çin tıbbında "Lei Gong Teng" adıyla yüzyıllardır iltihaplı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.Kökleri, romatoid artrit ve lupus gibi iltihaplı ve otoimmün hastalıkların tedavisinde anti-inflamatuar ve bağışıklık baskılayıcı (immünosüpresif) özellikleri nedeniyle kullanılır, ancak yaprakları ve çiçekleri zehirli olduğu için kullanımı uzmana danışarak ve dikkatli yapılmalıdır.
- Zehirlilik: Bitkinin tüm kısımları (özellikle yaprakları, çiçekleri ve kabuğu) son derece zehirlidir. Tıbbi amaçla sadece Kökünden iç odunsu kısmından elde edilen özel özler kullanılır. tıbbi amaçla
- Otoimmün Hastalıklar: Romatoid artrit, lupus ve multipl skleroz gibi durumların tedavisinde semptomları azaltmak amacıyla kullanılır. Yapılan araştırmalar, geleneksel ilaçlarla benzer veya daha yüksek etkinlik gösterebildiğini ortaya koymuştur.
- İltihap Giderici: İçeriğindeki triptolit ve celastrol gibi bileşikler güçlü anti-enflamatuar özelliklere sahiptir.
- Kanser Araştırmaları: Klinik öncesi çalışmalar, bitkiden elde edilen bileşiklerin kanser hücrelerini öldürme potansiyeli olduğunu ve özellikle pankreas kanseri üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini göstermektedir.
- Etki Mekanizması: Bağışıklık sistemi üzerindeki baskılayıcı etkisi (immünosupresif) ve anti-inflamatuar özellikleri sayesinde bilinir.
- Kullanım Alanları (Araştırma aşamasında): Romatoid artrit, lupus, sedef hastalığı gibi otoimmün rahatsızlıklar ve bazı kanser türleri.
- Yan Etkileri: Ciddi yan etkileri vardır (kısırlık, böbrek hasarı, kemik iliği süpresyonu, yüksek tansiyon).
Celastrol, geleneksel tıbbi bitki Tripterygium wilfordii'nin kökünde üretilir (kredi: Nikolaj Hansen)
&
Oturduğunuz Yerde Hareket Ettirerek Metabolizmayı Aktif Tutmanızı Sağlayan Organ: Soleus Kası
Soleus kası, baldırın derinlerinde, dizin hemen altında topuğa kadar uzanan, ayakta durma ve denge için hayati önem taşıyan yassı bir kastır; aynı zamanda kan dolaşımını destekleyerek “ikinci kalp” gibi çalışır, metabolizmayı hızlandırır ve kan şekeri regülasyonunda kritik rol oynar, bu nedenle oturarak yapılan özel egzersizlerle (soleus push-up) aktif tutulması önerilir.
- "İkinci Kalp" Fonksiyonu: Bacaklardaki venöz (toplardamar) kanın kalbe geri pompalanmasına yardımcı olan bir kas-iskelet pompası görevi görür. Bu işlevi sayesinde, uzun süre oturmaya bağlı ödem ve derin ven trombozu (DVT) riskini azaltabilir.
https://www.youtube.com/watch?v=yaK6TThRMdE&t=15s
soleus push up nasıl yapılır?
oturmuşsun, kaslar rahatlamış, ayakların yere düz basıyor. ayaklarının önü yine yere basarken topuğu hafifçe yükseltiyorsun ve yere indiriyorsun. kalf kasın kısalırken, soleus motor nöronlar aracılığıyla etkinleştiriliyor.
yürürken soleus kası minimum enerji harcamamız için tasarlanmışken, otururken aktive edildiğinde maksimum enerji için tasarlanmış. biz yıllarca boşuna kalbe ve beyne aşık olmuşuz; al sana gül gibi kas. tam aşık olunası hareketler bunlar.
karbonhidrat tükettikten sonra 3 saat içinde 600 kas bir araya gelir ve oksidatif metabolizmanın %15'ine katkıda bulunurken, soleus kasları vücut ağırlığının %1'i kadar bile değilken soleus push up esnasında bu oranın iki-üç katı hatta tüm oksidatif metabolizmayı sırtlanacak güçte. gel de sevme şimdi bu kası.
- DR MARK HAMILTON ; kas fizyolojisi alanında uluslararası bir uzmandır. Metabolizma ve biyokimya ile ilgili en zor bilimsel sorunları çözmeye odaklanır.
Mevcut deneyler, yağ metabolizmasını optimize edebilecek biyokimyasal mekanizmaları incelemek, kası beslemek (öğünler arasında oruç tutarken) ve aynı zamanda glikoz metabolizmasını maksimize etmek, aynı zamanda karbonhidrat tüketiminden sonra ilgili plazma hiperinsülinimemisi ve kronik iltihabı azaltmayı içermektedir.
Son zamanlarda
odak noktalarından biri, diyabet/pre-diyabetin önlenmesi için metabolik sağlığı iyileştirmek olmuştur. Bu, glukoz toleransını iyileştirmeyi de içerir; çünkü araştırmalar bunun özellikle endişe verici bir metabolik sorun olduğunu ve çoğu insanın düşündüğünden daha zor tedavi edildiğini göstermiştir.
İlgili iki diğer çalışma alanı da şunlardı: 1) hem hayvanlarda hem de insanlarda yaşlanma sırasında yavaş seğiren oksidatif kaslarda LPL'ye bağlı bir mekanizma nedeniyle kan trigliserit (yağ) metabolizmasının neden büyük ölçüde yavaşladığını anlamak; 2) belirli kas kasılma aktiviteleriyle kronik inflamatuar biyobelirteçlerin en iyi şekilde nasıl azaltılacağını belirlemek.
https://www.youtube.com/watch?v=q7RWL8d5QF4
Bu basit gerçekleri bilmek, hepimize metabolik sağlığı iyileştirmek, iyi yaşlanmak, metabolik hastalıklarla mücadele etmek ve insan performansını optimize etmek için büyük bir potansiyel fırsat sunar.
*****************
Bize unutturulan hareket: Çömelme!
Jonathan İsbit’in yazdığı
'Doğamız En İyisini Bilir' adlı kitapta,
çömelerek değil de oturarak tuvalet alışkanlığı ile apandisit, mesane sorunları ve idrar kaçırma, enfeksiyon, kolon kanseri, bağırsak hastalıkları ve karın fıtıkları, doğum ve doğum ile ilgili problemler, kabızlık, hemoroid, prostat hastalıkları, cinsel işlev bozuklukları, omurga sorunları vb. sıkıntıların ortaya çıktığı anlatılmaktadır.
"Medenileşme" adı altında anatomik yapımız ile ters düştük.Yerde oturmayı ve çömelmeyi, sandalyelere ve klozetlere tercih ettik. Tabiatımızı unutup daha fazla konfora yönelmekle aynı zamanda yavaş yavaş çürümeyi de tercih etmiş olmadık mı?
Buradaki küçük incelememi sonuna kadar okuyanlara, şimdi YouTube'da "World Without Cancer - The Story of Vitamin B17" adlı G. Edward Griffin (1974) kitabını izleyin veya Amazon'dan kitabı edinin. Isbit ve Griffin'in tavsiyelerini erken aşamada benimsemek, ileride pahalı ameliyatlar ve tedaviler için sizi çok fazla acı ve kaybetme mücadelesinden kurtarabilir.Jonathan Ispıt'ın "doğal çömelme pozisyonu" hakkındaki kitabı Nature Knows Best: Health Benefits of the Natural Squatting Position başlığını taşımaktadır.
&
- Doğal Hareket Kalıbı: "Arketip" (ilk örnek/temel kalıp) ifadesi, bu hareketin insan anatomisinin doğal olarak yapmaya programlandığı en temel ve sağlıklı çömelme veya diz hareketini temsil etmesinden gelir.
- İşlevi: Diz çevresindeki kasları (quadriceps, hamstring ve kalça kasları) dengeli bir şekilde çalıştırarak diz kapağı (patella) üzerindeki baskıyı azaltmayı ve eklem stabilitesini artırmayı hedefler.
- Kullanım Alanı: Genellikle fizyoterapi, spor rehabilitasyonu ve fonksiyonel antrenmanlarda; diz ağrısı olanlar veya dizini güçlendirmek isteyen sporcular için önerilen bir egzersizdir.
XXXXXXXXXXX
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O