4 Haziran 2024 Salı

Akşemseddin; Lokman-ı Sânî ''ikinci Lokman'' = ilk mikrobu buldu

aksemsettin













AKŞEMSEDDİN

(ö. 863/1459)
Fâtih’in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair.

Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza’dır. Ancak Akşemseddin veya kısaca Akşeyh adıyla şöhret bulmuştur. 

Akşemseddin ve tıp 🩺

Akşemseddin, bilimde ve tasavvufta olduğu gibi, tıp ve eczacılık alanında da büyük bir üne sahipti. Fakat kaynaklarda Akşemseddin’in tıp ilmini kimden ve nasıl öğrendiğine dair net bir bilgi yoktur. Bununla alâkalı İskoç oryantalist Elias John Wilkinson Gibb, History of Ottoman Poetry adlı eserinde, Akşemseddin’in tıp alanındaki ilmini, Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda elde ettiğini kaydetmekte ve kendisinden âlim ve mübarek bir kimse diye söz etmektedir.Sadece beden hastalıkların değil, aynı zamandan ruh hastalıklarının da hekimi olan Akşemseddin, ruh hastalıklarını da tedâvi ederdi.

                  İlmi yönü📚

Bahsettiğimiz gibi Akşemseddin Hazretleri birçok konuda ilim sahibi. Başta tıp, astronomi, matematik ve İslami ilimlerle meşgul bir zat. Bu hususlarda da pek çok talebe yetiştirmiş biri. Aynı zamanda kaynaklarda “tabîb-i ebdân” (beden doktoru) olduğu, devrinin iyi bir hekimi sıfatıyla da şöhret kazandığı bilinenler arasında. Nispeten eczacılık ile ilgilendiği de malumdur.

Kaynaklarda Sultan II. Murad’ın kazaskeri Süleyman Çelebi’yi ve Fatih Sultan Mehmed’in bir kızını tedavi ettiği belirtilmektedir. Hatta Fatih’in bu kızı ona kendi hastalığını tedavi etmesi üzerine Beypazarı’nda kendisine ait pirinç tarlalarını hediye etmiştir. Bu bağlamda Mâddetü’l-hayât (Hayatın Maddesi/Kaynağı) adlı eseri tıp ilmi anlamında oldukça önem arz eder. Ayrıca bu eserde bulaşıcı hastalıklar üzerine eğilerek dikkat çekici noktalar yakalamıştır.
“ Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülmeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.”
Mâddetü’l-hayât’taki bu iktibastan da anlaşılacağı üzere Akşemseddin Hazretleri mikrop meselesine temas etmiş biridir. Üstelik hastalıkların da bu yolla bulaştığı fikrini öne sürer. Hem de bu hususta kesin bilgiler veren Fracastor adlı İtalyan hekimden en az 100 yıl önce bu konuya değinen tabiptir. İşte onun İslam ve Osmanlı bilimi içerisinde ayrıcalıklı bir yerinin oluşu bu durumlardan mütevelittir. Hocalık vasfı yanında ilmi keşiflerin peşinden giden, bugünün modern tıbbına buluşlarıyla referans teşkil eden bir alimdir. Diğer eserlerinin büyük bir çoğunluğu ise tasavvufa dairdir.


                                                        Mikrobun kaşifi 🦠

Akşemseddin Hazretleri, yaşadığı dönemde yaygın olan çiçek hastalığını 400 yıl kadar önce keşfederek mikropların varlığından bahsetmiş ve bu konuda önemli bir bilim insanı olarak kabul edilmektedir. Bu keşfi, Maddetü'l-Hayat adlı eserinde yer alır ve çiçek hastalığına neden olan mikrobun çiçek hastalığına yakalanmayan kişilere bulaşmayacağını ifade ederek mikrop teorisinin ilk adımlarını atmıştır.                                                       

“Maidet-ül Hayat’ın ellinci sahifesinde geçen şu satırlar mikrop ve bulaşma fikrine öncülük etmesi bakımından önemlidir: ‘Cümle marazların (hastalıkların) suret-i neviyesi (çeşidi) itibariyle, nebat ve hayvanlarda olduğu gibi, tohumları ve asılları vardır.’ ”

 Hastalık, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülmeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” 

Akşemseddin hazretleri, yedi yaşında babası ile birlikte Anadolu’ya gelerek, o zamanlar Amasya’ya bağlı bulunan Kavak İlçesi’ne(bugün Samsun’a bağlıdır)yerleşmişler. Küçük yaşta hafız olan Akşemseddin Hz. ’leri babasının vefatından sonra, tahsiline devam ederek kısa sürede bütün şer’i ilimlerle beraber tıp ilmini de öğrenmiş ve Osmancık Medresesi’ne müderris (profesör) olmuştur. Onun hayatı hakkında tafsilatlı bilgilerin yer aldığı Enîsî’nin Menâkıbnâmesi’ne göre;”İlm-i bâtın lezzeti dimağından gitmediği için” yirmi beş yaşları civarında kendisine bir mürşid aramak üzere yola çıktı. , Tavsiye üzerine Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerine bağlanmak üzere Ankara’ya geldi.

AKŞEMSEDDİN PASTEUR’DAN DÖRT ASIR ÖNCE MİKROBU BULDU

Akşemseddin, tıp tahsilini Amasya Darüşşifası (hastanesi)’nda gördü. Özellikle bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışmıştır. Çünkü o dönemlerde salgın hastalıklar insanları perişan ediyor, toplu ölümler oluyordu. Bu konuda birçok araştırma yaptı.

Pasteur (Pastör)’ün teknik aletlerle Akşemseddin’den dört asır sonra varabildiği neticeyi dünyada ilk defa o haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi yanlış veya kasıtlı olarak Pasteur’a mal edilmiştir. Mikroskopun 17. Yüzyılda bulunduğu göz önüne alınırsa Akşemseddin Hazretleri’nin büyüklüğü bir kez daha anlaşılır.

Tıp ile ilgili Türkçe yazdığı Maddet-ül Hayat’ta mikrobu şöyle tarif eder: “Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu zannetmek yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşma suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülmeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur. ”diyerek, mikrobu tarif eder, mikrobun vücuda girdikten sonra kuluçka dönemi olduğunu, süreleri ile açıklar. Böylece mikrop teorilerinden birini ortaya koyup,tarihte mikroorganizmalardan bahseden ilk kişidir o. . Ve Mikrobiyolojinin babası sayılmaktadır. Aynı zamanda ilk kanser araştırmacılarından olan Akşemseddin, o devirde seratan denilen bu hastalığın tedavisini bulmak için çok uğraştı. . Bu hastalığa yakalanan sadrazam Çandarlı Halil Paşanın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etti. Ayrıca hangi hastalıkların hangi bitkilerden hazırlanan ilaçlarla tedavi edileceğine dair bilgiler ve formüller ortaya koydu. Türlü otlardan hazırladığı ilaçlarla çeşitli hastalıklara çare buldu. Hastaları şifaya kavuşturdu. Yıllarca çalışarak kudretli bir hekim oldu. Kendisine “Lokman-ı Sânî”(ikinci Lokman) ve “tabib-i ebdân” adları verildi. Fatih’in kızlarından Gevherhan Sultan’ı da tedavi ederek iyileştirdi. Fatih’in kızı da kendisine Beypazarı’ndaki pirinç mezralarını verdi.

Risâletü’n nûriyye (=Nur Risalesi): 1452 yılında Arapça yazılmıştır. Başta Muhyiddin İbn’ül-Arabî olmak üzere küfür ve dinsizlikle suçlanan mutasavıflar üzerinde yazılmış bir savunmadır. Akşemseddin Hazretleri; eserinde, bu mutasavvıflarla; Kuşeyrî, Gazzâlî, Cüneyd-i Bağdâdî gibi ulemâ ve meşâyihin sözleri arasında bir fark olmadığını ispata çalışır. Bu eserinin başlarında “Ben yüzleri nurlu olanları severim. Çünkü bunların yolu Kitab ve Sünnettir. ”diyerek, şeriatsız yani ibadetsiz, Kur’an’sız ve de Sünnetsiz tarikat olamayacağını ifade eder.

Yine bu eserinde Akşemseddin Hazretleri nefis terbiyesi için şu dört şeyi yapmak gerekir der:

“Az yemek, Az uyumak, Halka az karışmak,ve az konuşmak Allah’ı çok zikretmektir. ”


https://seyyidedergisi.com/2009/01/01/mikrobu-ilk-bulan-bilim-adami-tabip-aksemseddin/


                                    Mâddetü’l-hayât ve mikrop nazariyesi

Sözlük anlamı “sağlığın sermayesi, hayatın ana unsuru” gibi anlamlar taşıyan Mâddetü’l-hayât, Akşemseddin Hazretleri’nin tıp ve daha çok eczacılık alanındaki birikimlerini yansıtan bir eser olup bitkilerle tedavi konusunda iyi bir örnektir.

⚠️Nitekim bu eserde Anavarzalı antik çağ hekimi olan Dioskorides’in meşhur farmasötik eseri De Materia Medica’sına tekabül edecek şekilde bir isimlendirme yoluna gidilmiş, Mâddetü’l-hayât bu şekilde ortaya çıkmıştır.‼️

Neticede bitkilerle tedavi insanlık tarihi kadar eskiye götürülebilir. Akşemseddin Hazretleri de kendinden önceki birikimi yanına alarak eserine bu doğrultuda bir yön vermiştir.
Eserde sıtma türünden kan hastalıklarını ele almıştır. Zira bu meseleler o devre kadar incelenmiş değildir.

Yine, tıbbi hastalıkların kökenini ırsiyet ile ilişkilendirerek genetik bilimine işaret eder. İnsanların fiziki ve ruhi özelliklerinin nesep yoluyla aktarıldığını söyler. Bunun tedavilerde göz önünde bulundurulması gereken bir ilke olduğunun altını çizer. Tıpta teşhis ve tedavi noktasında soyaçekim yasasına vurgu yaparak hastalıkları bu minvalde değerlendirir. Esasında bu eser bitkilerden ilaç elde etme ve onlarla tedavi etme yöntemlerini ihtiva eder. Elbette o bu metotları sıralarken tıp bilgisi ile hastalıklara dair önemli meseleleri de açıklamıştır.
Baş ağrısı, göz ağrısı, nezle, vitiligo hastalığı, cüzzam, unutkanlık, melankoli, veba, bağışıklık sistemi, ahlat-ı erbaa (dört hılt) eserin çatısı altında yer alan mühim meselelerden bazılarıdır. Bu hastalıklar için çeşitli bitkilerin adları zikredilir ve reçeteler verir.

Ayrıca eski Mısır’a dayanan ahlat-ı erbaanın hastalıkların vuku bulmasındaki rolünün üstünde durur. Söz gelişi melankoli hastalığının ardında kişide çok fazla kan sıvısının oluşu yatar.

 Bu noktada “…bu durum vücutta orantılı bir şekilde bulunması gereken dört karışımdan olan ‘sevda’nın (kara safra) normal değerler üstünde çok olmasından kaynaklanır…’’şeklinde bir teşhis ileri sürerek “…işlenmiş karabaş otu kullanarak beyni temizlesinler ve toprak karışımdan yapılmış mağlayı ve ishal yapıcı ilacı kullanıp, bütün bedenini arındırsınlar…’’ biçiminde bir iyileştirme yöntemi sunar.

Eserin gövdesi bu hususlardan meydana gelir. Ona göre hastalıklar gözle görülmeyen tohumların bir tezahürüdür ve bu düşünce bizi bugünkü manada mikrop nazariyesine götürür. Elbette mikrobun keşfi mikroskoba bağlıdır. Bu durumda Akşemseddin Hazretleri kimilerine göre mikrobu bulan değil onu ihsas eden konumdadır. Ancak Orta Çağ Avrupa’sında görülen büyük salgınlar ve akabinde yaşanan ölümler Tanrı’nın cezası olarak değerlendirilirken, 15. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı tabibi olan bu alimin gözlem veya tecrübe olmaksızın mikrop fikrini ima etmesi tıp ilmine önemli bir katkıdır.

Tıp tarihinde antik dönem de dahil kimi isimlerce mikrop mefhumuna değinilmektedir. Akşemseddin Hazretleri de bunlardan biri olup kendinden önceki ilim merdiveninde bir başka basamak olarak yer almaktadır.


Buyururdu ki : 

“Her işe besmele ile başla. Temiz ol, daim iyiliği adet edin, tembel olma, namaza önem ver. Nimete şükür, belaya sabret. Dünyanın mutluluğuna mağrur olma. Ömrüm uzun olsun dersen, kimseye kızma, eziyet etme. Kimsenin nimetine haset etme. Senden üstün olan kimsenin önünden yürüme. Tırnağını asla dişinle kesme. Çok uyumak kazancın azalmasına sebeb olur. Akıllı isen yalnız yolculuğa çıkma. Gece uyanık ol, seher vakti Kur’an-ı kerim oku. Zikrin daima hamd-i Hüda (Allahü tealaya hamd etmek) olsun. Hem Cehennem azabından endişeli ol. Hasedi terk et, kendini başkalarına medh etme. Namahreme (harama) bakma, harama bakmak gaflet verir. Kimsenin kalbini kırma. Düşen şeyi alıp (temizleyerek) yersen fakirlikten kurtulursun. Edepli, mütevazi ve cömert ol. Cünüb kimse ile yemek yemek gam verir. Yalnız bir evde yatmaktan sakın. Çıplak yatmak fakirliğe sebep olur.”


Kaynakça
Yavuz Unat, Mikrop Kuramı ve Akşemseddin. Bilim ve Ütopya , Sayı: 295, Ocak 2019, s. 54 -58
TDV İslam Ansiklopedisi, Akşemseddin maddesi.
Muhammed b. Hamza Akşemseddin, Mâddetü’l-hayât (Yaşam Kaynağı) çev. Mehmet Sait Toprak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yayınları.
Hasan Ali Çetin, Akşemseddin’in Mâddetü’l-Hayât Adlı Eseri (İnceleme-Metin-Dizin-Tıpkıbasım). Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü. Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Türk Dili Bilim Dalı. Doktora Tezi. İstanbul, 2016.


De Materia Medica MS 70 – İlaç hazırlama ve dağıtma sanatının ilk örnekleri

De Materia Medica MS 70 – İlaç hazırlama ve dağıtma sanatının ilk örnekleri:

Antik çağın en önemli farmakoloji kitaplarından biri

Bin yıl boyunca, eczacılığın tarihi - tıbbi ilaçları hazırlama ve dağıtma sanatı - doğal kaynaklardan türetilen ilaçların incelenmesini içeren farmakognozi (ilaç bilimi) tarihi ile özdeşti. M.S. birinci yüzyılda, ordu cerrahı Pedanius Dioscorides, bitkiler ve diğer doğal maddeler hakkındaki bilinen tüm tıbbi bilgileri, 1.500 yıl boyunca okunacak ve tercüme edilecek bir eserde birleştirmek için dikkate değer bir arayışa başladı. Araplar başlangıçta İslami farmakolojinin temeli olan ve sonunda Latince olarak yeniden kopyalanan eseri korudular ve kopyaladılar.

Nero zamanında Roma'da çalışmış, şu anda Türkiye sınırları içerisinde olan bir yerde doğmuş bir Yunan doktor olan Dioscorides, yoğun bir şekilde seyahat etti ve beş ciltlik çalışması De Materia Medica'da ("Tıbbi Konulara Dair" yaklaşık M.S. 70), kusursuz çizimler üretti. Açıklamaları pratikti ve hastalara uygulama talimatlarının yanı sıra hazırlık için dozajlar ve tarifler içeriyordu. Afyonun ağrı için kullanımlarını açıklamanın yanı sıra, kenevir (esrar, marihuana), nane ve yaban mersini gibi bitkilerden de bahsetti. Tedavileri ülserler, yuvarlak kurtlar, zehirlere panzehirler ve çok daha fazlasıyla ilgiliydi.

Kimyager John Mann şöyle yazıyor: "Dioscorides’in bitkisel (kitabının) en büyük zaferi ve yeniliği, bitkileri botanik ailelerinden ziyade farmakolojik özelliklerine göre sıralamasıydı. Bitki özlerinin birçoğu şüphesiz etkiliydi, örneğin ağrıyı gidermek için kullanılan tropan alkaloidleri (doğal olarak oluşan nitrojen içeren organik moleküller) içeren banotu ve mandrake. Ancak baldıran otu kullanımı daha az ikna edici çünkü "Bakirelerin göğüslerinin büyümesini engelliyor." diye bir inançta yer alıyor. Diğer batıl inançlar arasında sıtmayı tedavi etmek için tahtakuruları kullanmak da vardı."

Modern zamanlarda, doktorların genellikle bitkilerde bulunan bileşiklerle ilişkili olan ilaçları reçete ettiklerini unutmayın. Örneğin aspirin, söğüt kabuğunda bulunan aktif bir bileşene sahiptir ve ateşi, ağrıyı ve iltihabı tedavi eder. Yaygın bir bahçe çiçeğinden elde edilen digitalis(yüksükotu), kalp atış hızını kontrol edebilir.

Yazı görselin açıklaması: Dioscorides'in De Materia Medica'sının (1224) Arapça çevirisinden sayfa.

Yazıda geçen tarihi kişiler: Pedanius Dioscorides (M.Ö. 40–90)


KAYNAK: Dioscorides’s De Materia Medica 70. Page 56. The Medical Book: From Witch Doctors to Robot Surgeons, 250 Milestones in the History of Medicine. 2012


✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨✨

Fatih’in akıl hocası Akşemsettin kimdir?

aksemresim.jpg

AKŞEMSEDDİN

Türk tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen İstanbul’un fethinin ve bundan sonra süratle geliştirilen Türk-İslam medeniyet ve biliminin manevi mimarlarından birisi olan Akşemseddin (dinin güneşi), daha çok devrinin bi- lim dili Arapça kaleme aldığı eserlerle bilim, kültür, edebiyat, tıp ve tasavvuf tarihimizde önemli bir yere sahiptir.

Akşemseddin’in, tıp ve tasavvuf konulu Türkçe ve Arapça mensur eserle- rinin yanında Şemseddin, Şemsî ve Şems mahlaslarını kullanarak Türkçe şiirle- riyle, Ahmed Yesevi, Mevlâna ve Yûnus Emre gibi şairlerin yolunda yürüyen önemli bir şair olduğunu göstermiştir.

Akşemseddin, devrinin büyük bir mutasavvıf, mürşit ve bilim insanı (mü- derris) olarak yazdığı pek çok önemli Arapça mensur eserinin yanında, sayısı çok fazla olmamakla birlikte hece ve aruz ölçüsü ile didaktik şiirler kaleme almıştır. Söz konusu şiirlerden beş tanesi, aşağıda verilmiştir.

Akşemseddin’in şairlik yönü, Müjgan Cunbur ve Kemal Eraslan’ın de- ğerli araştırma ve çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Yapılabilecek olan bazı yeni araştırmalar sonucunda, onun daha başka yeni şiirlerine de ulaşılabileceği tahmin edilmektedir.

Kemal Eraslan tarafından kaleme alınan ve kaynaklar kısmında adı geçen makalenin sonunda, Türkçe arkaik kelimelerin de yer aldığı bir okuma sözlüğü verilmiştir. Söz konusu okuma sözlüğünde, anlamları genel okuyucu kitlesi tarafından anlaşılabilecek olan kelimelere yer verilmemiştir.

Akşemseddin’in Şiirlerinden Bazı Örnekler 4

I

 Sâkiyâ gel bizi hayrân eylegil Ben garîbi ışka mihmân eylegil

Derd-i yârı cân içinde saklaram

Ol kadar kim derde dermân eylegil

Işk-ı ma‘şûk gönlümi yağmaladı Gel benüm karşuma cevlân eylegil

Bilmezem ma‘şûk ben mi yoksa sen Gel benüm müşkilüm âsân eylegil

Âşıkısan ma‘şûka ey Şems eger Ma‘şûkun sırrını pinhân eylegil

II

Âşık oldum sana cândan Hacı Bayram pîrüm Sultan Gönül himmet umar senden Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Irak mıdur yollarunuz Taze midür güllerünüz Hûb söyler bülbüllerünüz Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Ana varan olur hacı Başındadur nurdan tâcı Molla Hünkâr’un sagdıcı Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Al yeşil sancağı kalkar Türbesi mis gibi kokar Altın şem‘alarum yakar Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Al yeşil zeyn olmış üsdi Server Muhammed’ün nesli Yaradan Allah’un dostı Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Sensin Allah’un velîsi

İki cihânun dolusı Evliyâlarun ulusı

Hâcı Bayram pîrüm Sultan

Akşemseddîn dir varılur Azîm tevhîdler sürilür Yılda bir çağı bulınur Hâcı Bayram pîrüm Sultan

III

Zihî cân kim münevverdür bugün nûr-ı tecellâdan

Hârâbât içre uşşâkı görüp ta’n itme iy zâhid

Ki ol rüsvâ-yı ışk olmuş yanupdur derd-i Mevlâ’dan

Gönül dildâre virenler cihânda kılmadı ârâm Budur âvâre sergerdân geçer dünyâ vü ukbâdan

Temaşasın duyan ışkun nazar kılmadı ağyâra

Ki dâim ışk u şevk ister usanmaz ol bu sevdâdan

Cihânun mâverâsında kurupdur haymeyi âşık Bu âlemde haber bilmez dahi hem Arş-ı a‘lâdan

Hudâ’nun âşıkı çokdur velî Akşemseddîn gibi Kanı bir dertli âşık kim yana aşk-ı dilârâdan

Çün mest-i hayrân oldılar deryâ-yı ummân oldılar Katrede pinhân oldılar benzemez ad u sanları

Ey Şemseddîn âlemde bil âşıklara yokdur hicâb Kat‘-ı menâzil idicek arşdan yüce seyrânları

IV Ölümdür yârdan ayru zindegânî Belâdur ansuz olan şâdumânî

Belâsı âşıkun ayruksı olur

Ne bilsün ışkı yok kimseler anı

Belâlar âşıka cân râhatıdur Belâlu kişilerdür kâmurânî

Güzîn itdüm belâsın başum açdum Habîbün yolına kurbânı cânı

İlâhî lûtfınun pâyânı yokdur Seni kıl mûnisüm dâyim nihânî

V

Işk hastası olanlarun dost derdidür dermânları Işk esîri olanlarun dosta fedâdur cânları

Işka esîrdür ehl-i hâl bu ışka sığmaz kîl ü kâl Işkun acîb hâlâtı var kul eyledi sultanları

Işk ile bu cân milkini bir dem imâret kılmadın Henüz bu nefsin baykuşı terk itmedi vîranları

Hak’dan cüdâ görmen eri erdür dü âlem serveri Eğer kılurlarsa nazar altun iderler dağları

💮

2 Akşemseddin’in, İslam dünyasındaki pek çok şehri gezdikten sonra ancak ulaşabildiği ve çetin bir sınav sonucunda bağlanabildiği hocası Hacı Bayram-ı Velî ile olarak kaleme aldığı Hâcı Bayram pîrüm Sultan redifli şiiri, yazımızın son kısmında yer almaktadır. Anadolu’nun önemli manevi mimarlarından birisi olan Hamid el-Kayseri (Somuncu Baba)’nin talebesi Hacı Bayram-ı Velî’nin, Akşemseddin’in yanında İznikli Eşrefoğlu Rûmî gibi daha pek çok bilge kişiyi yetiştirdiği bilinir.

3 Emir Hüseyin Enîsî tarafından kaleme alınan Menâkıb-ı Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed’in hocası, Ankaralı Hacı Bayram-ı Velî’nin öğrencisi ve Osmanlı Devleti’nin manevi mimarlarından bilim ve gönül insanı Akşemseddin’in menkıbelerinin yer aldığı ve onun tasavvufi görüş ve öğretilerinin ele alındığı önemli bir eserdir. Akşemseddin’in hayatını konu alan en güvenilir kaynak Menâkıb-ı Akşemseddin’in, farklı nüshaları da dikkate alınarak ortaya konulan çeviri yazı ve günümüz Türkçesine aktarımı, okuyucu ve araştırmacıların hizmetine sunulmuştur (Bilal Aktan-Mustafa Güneş, Menâkıb-ı Akşemseddin, H Yayınları, İstanbul 2011).

Menâkıb-ı Akşemseddin örneğinde de görüldüğü gibi menakıp kitapları, Türk edebiyat, kültür ve anlatı geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Anadolu coğrafyasının her tarafına yayılarak bazı dinî-tasavvufî değerlerden beslenen söz konusu eserler, diğer halk anlatılarına göre daha inandırıcı bir özellik taşımaktadır. Eren ve alperen şeklinde adlandırılan din ve tasavvuf büyüklerinin, Anadolu kapılarının Türklere açılması sırasında ve devam eden fetihlerde önemli katkılar sağladıkları bilinir. Sözü edilen bilge kişilerin, Anadolu halkının ruh, gönül ve zihin dünyasında silinmez izler bıraktıkları söylenebilir (Ünsal Yılmaz Yeşildal, “Yozgat Menkıbeleri”, Bozok Üniversitesi, Uluslaraarası Bozok Sempozyumu (İnternational Bozok Symposium) 5-6-7 Mayıs/May 2016, Bildiri Özetleri Kitabı, s. 478).

4 4 Şemsî mahlasıyla daha çok beyit nazım birimiyle dinî-tasavvufî içerikli elliye yakın şiir yazmış olan Akşemseddin’in bu şiirlerinden (ilâhilerinden) bazıları, bestelenerek tekke ve dergâhlarda okunmuştur. Yazımızın Kaynaklar kısmından sonra verdiğimiz örnek şiirler, devrin ses özellikleri çeçevesinde yeni bir değerlendirmeye tabi tutularak belirtilen kaynaktan alınmıştır: Büyük Türk Klasikleri, C. III, “XV. Yüzyıl Tekke Şiiri, Akşemseddin”, Hazırlayan: Abdullah Uçman, İstanbul, 1986, s. 27–31.

http://www.noktavirgul.com/biyografi/aksemsettin-kimdir-hayati-eserle- ri (17.05. 2016)


###


“tohum” düşüncesi yeni bir kavram değildir ve Antik Yunan’a kadar giden bir kavramdır. Anaksagoras (M.Ö. 6. yüzyıl) ve Aristoteles’te (M.Ö. 384-322) tohum düşüncesi yer almaktadır.

              

Anaksagoras

                                       

                       Anaksagoras; Atina Ulusal Üniversitesi'nin sütunlu girişindeki bir fresk parçası.

Anaksagoras'a göre, evrenin temel ilkeleri (arkhe) olan "tohumlar" (sperma), her şeyi oluşturan sayısız, sonsuz küçük parçacıklardır. Bu tohumlar, sonsuz çeşitlilikte olup, her şeyin içinde farklı oranlarda bulunur ve bir araya gelip ayrışarak varlıkların oluşumunu ve değişimini sağlarlar. Bu süreci başlatan ve evreni düzenleyen güç ise "nous" (akıl) olarak adlandırılır. 

kendi sözleriyle, "her biri ... en açık biçimde içinde en çok olan şeylerdir" şeklinde tanımladı. Nous (Kozmik akıl, Cosmic Mind) kavramını, homojen veya hemen hemen homojen olan orijinal karışımı hareket ettiren ve ayıran bir düzenleyici güç olarak tanıttı.

Anaksagoras, kaotik bir başlangıçtan düzenli bir evrene geçiş sürecini açıklamaya çalışmıştır. Sıcak eter ile soğuk hava arasındaki ayrım, bir arada olma uyumunu bozmuş ve soğuğun etkisiyle su, toprak ve kayalar şekillenmiştir. Yaşam tohumları, havada taşınarak yağmurlarla yeryüzüne ulaşmış ve bitkileri oluşturmuştur. İnsan da dahil olmak üzere canlılar, sıcak ve nemli topraktan türemiştir. Ona göre, tüm varlıkların en üstünü, nous yani zihin olarak kabul edilir.

                                      

Aristoteles

Aristo, İslam düşünürleri tarafından "muallim-i evvel" yani "ilk öğretmen" olarak anılmış.
                              Jean Leon Gerome Ferris'in "Aristoteles İskender'e ders veriyor" adlı eseri.                            

Aristoteles için tohum, bir canlının potansiyel halini taşıyan, somut ve duyusal bir varlıktır. O, tohumun bir "mümkünlük" (potansiyel) halini temsil ettiğini ve bu potansiyelin, tohumun büyümesiyle "gerçekleştiğini" düşünür. Bu bağlamda tohum, Aristoteles'in madde (hyle) ve form anlayışıyla yakından ilişkilidir, çünkü madde tohumun kendisini; form ise bir ağaca veya bitkiye dönüşme potansiyelini ifade eder. 





XXXXXXXXXX






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selam 🙋🏼‍♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O