14 Mart 2025 Cuma

Ad Kavmi=(Aram (İram) şehri & Wabar Meteoru

 NASA İrem’in peşine düştü!

Ahkaf(Dehna): Necid, Yemen, Hadramevt sıradağlarıyla çevrili bir kum deryasıdır..

Ad kavminin peygamberi Hz. Hûd (a.s.)'dır. Kur'an-ı Kerim'de, Âd kavminin Allah'ın elçisi Hz. Hûd'u yalanladığı ve ona karşı geldiği belirtilir.

AD KAVMİ'NİN KÖKENİ - Araplar Sami ırkından gelen büyük bir millettir. Başlangıcı, eski zamanlara doğru uzayıp gider. Sami milletler, Hz.Nuh'un büyük oğlu Sam'a mensup olup, ilerlemiş milletlerin ayrıldığı büyük kollardan biridir. Sami dillerden bugün hala mevcut olan yalnız arap dilidir. Sami milletlerin asıl beşiği, Babilistan olmayıp Arap yarımadasıdır.

yarımadanın en eski halklarındandır. Arab-ı Aribe, Sam'ın 2 oğlu Lavez ve İremden türemiştir. Adı Ula, İrem'in 5 oğlundan biri olan Avs bin Ezm'den gelmektedir. Avs bin Ezm oğulları, Adı Ula diye yad olunur..

                                         

Ad kavmi nerede yaşadı? İrem şehri nerededir?

 Kurtuluş Berzan : 26 Ocak 2021

Ad kavmi ve İrem şehri ile ilgili gerçekleri bilimsel veriler eşliğinde derlemeye çalışacağız.

Kuran’da bildirildiğine göre İrem şehri Ad kavminin şehirlerinden biridir. Ad kavmi, Peygamberleri olan Hud’u dinlemeyip zalimlik yapmaya devam ettikleri için, Allah’ın yolunu bırakıp şeytanın adımlarını takip ettikleri böylece azgınlaştıkları için helak olmuştur. Ad kavmi, Kuran’da şiddetli rüzgâr ile helak olduğu bildirilen bir kavimdir. Rüzgâr yedi gece sekiz gün sürmüştür. Ad kavmi ufuktaki kara bulutları ilk gördüklerinde yağmur geliyor diye sevinmişler fakat bu kara bulutların Hud peygamberin hep haber verdiği azap olduğuna hiç ihtimal vermemişlerdir.

Elde ettiğimiz arkeolojik verilere göre Ad kavmi, Akad devletidir. Bu yazıda ad kavmi nerede yaşadı, ad kavmi nasıl helak oldu konusu belgeleriyle açıklanacaktır.

İrem şehri nerededir?

Kuran’da İrem şehri

Ad kavmi Kuran’da 24 kere geçerken, İrem şehri bir kere geçmektedir. Bu ayetin bir ayet öncesinde Ad kavminden bahsettiği için Ad kavminin şehri olarak düşünülmüş. Fakat ayrı bir kent olabileceğini düşünenler de var.

Fecr suresi:

6 – Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?

7 – Sütunlar sahibi İrem’e?

8 – Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

9 – Vâdide kayaları yontan Semud kavmine?

10 – Kazıklar sahibi (güçlü, kuvvetli) Firavun’a?

11 – Bunlar ülkelerde azmışlardı.

12 – Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.

13 – Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı.

Fecr suresinin başında Ad kavminin, İrem şehrinin, Semud kavminin ve Firavun’un helak edilişi konu edilmektedir. İrem şehrinin (Kuran’da İram) sütunlar sahibi olduğu yazılmıştır. Bu sütunların kale burçları olduğunu veya sütunlarla döşenmiş sarayları ifade ettiğini düşünenler var.

Ad kavmi nereye yerleşmiştir?

Al-Qaum (Veya El kaim) Nebatilerde Gece ve savaş tanrısı, kervanların koruyucusu idi.

G. Ryckmans'a göre tanrıça el-Lât, SemûdSafaî ve Lihyanî kavimlerine ait kitabelerde adı geçen tanrıça İlât ile aynıdır. el-Lât'ın ismi Palmira ve Nabat kitabelerinde de geçmektedir. Güney Arabistan'da rastlanan ve el-Lât'a gönderme yapan kişi isimleri güney Arabistan'da da el-Lât'a tapıldığına dair kanıt olabilir.

''Hicr" kelimesi Arapça kökenli olup, sözlükte "engellemek, mahrum bırakmak" gibi anlamlara gelir ve Kur'an'da hem Semûd kavminin yaşadığı bölgeyi (Hz. Salih'in peygamber olarak gönderildiği yer) 
Aram kabilesi (veya topluluğu), tarihsel olarak Aramiler olarak bilinen, MÖ 2. binyılın sonlarından itibaren Suriye ve Mezopotamya bölgesinde etkili olmuş Sami kökenli kadim bir halktır.
  • Anavatan ve Göçler: Bazı araştırmalara göre MÖ 14. veya 15. yüzyıllarda Arabistan'dan Suriye'ye göç etmişlerdir. Dağınık kabileler halinde yaşayan bu topluluklar, MÖ 11. ve 9. yüzyıllar arasında Kuzey Mezopotamya, Suriye ve Güneydoğu Anadolu'ya yayılarak buralarda çeşitli beylikler ve krallıklar kurmuşlardır.
Köken ve Adlandırma:
  • İncil Kaynakları: Tekvin (Genesis) kitabına göre Aram, Sam'ın oğlu ve Aramilerin atasıdır..
  • Coğrafi Köken: Arabistan'dan Suriye'ye göç ettikleri düşünülür ve 'Dağlılar' anlamına gelen Aramiler olarak adlandırılmışlardır.
  • Dil: Aramice, Sami dillerinden biridir ve bu kabilelerin adını taşır; Suriye'nin eski adı da Aram'dır. 

M.Ö. 2300 dolayında yazılmış Ebla tabletlerinde bu bölgede İram şehrinin olduğu yazılıdır. Yine Akad kralı Naram-sin’e ait tabletlerde de Arame  ismi geçmektedir.  Bu dönemler Akad devletinin kurulduğu ve Akad’lıların tüm Mezopotamya’ya hakim olduğu yıllardır. Daha sonra M.Ö. 1050 dolaylarında bu bölgeye gelip yerleşen insanlara da Aramlılar denmiştir. Bu Aramlılar daha eski Aramlıların topraklarına varis olan kişilerdir. İlginçtir ki bu arkeolojik bilgileri bilmesi mümkün olmayan Fahreddin Razi ve İbni Kesir gibi müfessirler de Ad kavmini önceki Ad kavmi ve sonraki Ad kavmi olarak ikiye ayırmıştır.

Akad imparatorluğuna ait Aram şehrinden bahseden Ebla devletinin ve Akad devletinin konumu.
Ebla Tabletleri ve İrem Şehri Bağlantısı:
  • Keşif: Ebla tabletleri, Suriye'deki Tell Mardikh antik kentinde yapılan kazılarda bulunan kil tabletlerdir ve üzerlerinde dönemin ticari, idari ve kültürel bilgilerini içeren yazılar bulunur.
  • İçerik: Tabletlerde Hz. İbrahim, Hz. Davud gibi peygamber isimleri, melekler ve Sodom/Gomore gibi olaylardan bahsedilir.
  • İrem'in Yeri: Bu tabletlerde, Kur'an-ı Kerim'de geçen ve yüksek binalar inşa eden Ad kavminin yaşadığı, 'sahte cennet' olarak tanımlanan İrem şehrinden bahsedilir.
  • Sahte Cennet: Rivayetlere göre Âd kavminin lideri Şeddâd, yeryüzünde bir cennet inşa etme amacıyla bu şehri kurmuştur ve bu yüzden "sahte cennet" tabiri de kullanılır.
  • İrem Şehri: Fecr Suresi'nde "sütunlar sahibi İrem" (İrem-u zati’l-imad) olarak geçer. Şehir, eşi benzeri görülmemiş yüksek binaları ve ihtişamıyla tanınır.
  • Tevrat kaynaklarında "Aram" ismi, Nuh'un torunu ve Aramilerin atası olarak zikredilmektedir.
  •  “Nuh’un oğlu Sam’dan itibaren, insanlık arasında ilk ırkî ayrım başlamıştır. Geleneksel Yahudi anlayışına göre, Nuh’un fazileti oğlu Sam’a, Sam’ın fazileti İbrahim’in büyük babası Ebere geçmiştir. Nuh’dan itibaren devam eden bu fazilet, sonra İbrahim’e intikal etmiştir. İbrahim, Eber’in faziletini taşıdığı için ona, Eber’e atfen İvrî (İbrâni) denmiştir.”

  • Konum Tahminleri: Tarihçiler ve müfessirlere göre Âd kavminin yaşadığı Ahkâf bölgesi, bugünkü Yemen, Aden ve Umman arasındaki verimli topraklardır.
  • Ubar ile Özdeşleşme: 1990'larda Umman'da keşfedilen antik ticaret merkezi Ubar (diğer adıyla Wabar), modern araştırmacılar tarafından sıklıkla İrem şehri veya "Kumların Atlantisi" olarak adlandırılmaktadır. Bu keşif, efsanenin gerçek bir temele dayanabileceği fikrini güçlendirmiştir.
  • Qatna Şehri Teorisi: Bazı araştırmacılar, Tevrat'ta defalarca "Aram" olarak geçen ve Suriye'de bulunan M.Ö. 3000'lere dayanan antik Qatna şehrinin, Akkad dilindeki "İrimu" kelimesiyle bağlantılı olabileceğini öne sürmektedir. Bu şehir de kendine özgü planlı yapısı ve büyük kalıntılarıyla bilinir.
Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında uzanan Rub' al-Khali, yani "Boş Bölge", uzun yıllar boyunca yaşam barındırmayan, uçsuz bucaksız bir kum denizi olarak biliniyordu. 
Kayıp Ubar şehrini de yeniden akıllara getirdi. Rivayetlere göre Ubar, tanrıların gazabına uğrayarak kumların altına gömüldü. İngiliz yazar ve subay T.E. Lawrence da bu efsanevi kenti “kibir yüzünden yok edilen” bir yer olarak tanımlamıştı.
____ Hz. Hud gönderilmiştir. Ancak şehir halkı ve hükümdarları (efsanelerde adı geçen Şeddad), kibirleri nedeniyle bu uyarıyı reddetmişlerdir. ___
2002 yılında yaşanan bir rastlantı 
Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid El Maktum, bir uçuş sırasında çölün ortasında alışılmadık izler fark etti: Sıra dışı kumul biçimleri ve siyah lekeler… Bu küçük ayrıntılar, büyük bir keşfin kapısını araladı.     

Ad kavmi neden helak oldu?

Akadlılar zamanında Naram-Sin’e ait bulunan tabletlerde ve Mari tabletlerinde bahsedilen Arame kentinden başka bu isim 1973 yılında Ebla tabletlerinde de bulundu. Alfonso Archi tarafından yazılan “Armi’yi aramak” adlı bir makalede Ebla tabletlerinde Ebla’nın ticaret yaptığı Armi kentinden gelen tüccarların alışverişleri anlatılıyor. Bu tüccarlardan bazılarının adı ise İram-Malik ve İram-Damu, İram-Malik gibi isimler olarak tabletlerden okunmuş. Aram (İram) şehrinden bahseden tabletlerde insanların isimlerinin başında İram geçmesi de ilginç. Bu insanlar kentlerinin ismiyle anılmış olabilirler. Aşağıda makalenin ilgili ekran görüntüleri verilmiştir:

Ayrıca Alfonso Archi isimli Sümerolog, Armi kentinin yerinin tam olarak bilinmediğini yazmış fakat Türkiye ve Suriye sınırında olduğunu tahmin etmiş. Yine Mari de Suriye’de antik bir şehir adıdır ve kalıntıları bulunmuştur. [4] Bunlar, tabletlerde bahsedilen Aram kenti olabileceği gibi farklı bir şehir de olabilir. 

Rüzgar Tanrısı Mer’e tapan toplumlar

       MÖ 2. binyılda Mezopotamya.    

__'' Mari (bugün Tel el-Hariri, Suriye), bugün Suriye'de bulunan Abu Kemal kasabasının 11 km kuzey batısında, Fırat Nehri'nin batısında bulunan eski bir Sümer ve Amori şehir devletidir. Milattan önce 5. binyılda kurulduğu düşünülen kent, en parlak dönemini MÖ 2900 ile Hammurabi tarafından yıkıldığı MÖ 1759 yılları arasında yaşadı.'' __

--Mari'nin bir şehir ve bölgesel güç olarak tarihi MÖ 2950'den MÖ 1760'a kadar sürdü ve bu 1.200 yıllık tarih, Margueron tarafından üç ana döneme ayrıldı: Şehir I, Şehir II ve Şehir III. Hammurabi, MÖ 1760 ile MÖ 1757 yılları arasında şehri yerle bir ettikten sonra durgun bir su haline geldi.

 --Margueron tarafından "Şehir II" olarak adlandırılan bu döneme ait Mari'nin tarihsel bilgilerinin çoğu, Mari'nin ara sıra rakibi ve müttefiki olan Ebla'nın bulunduğu yerde bulunan metinler tarafından bilgilendirilmiştir. Mari'nin Kuzey Mezopotamya'nın önemli bir bölümünü kontrol ettiği biliniyor ve İşbi-Irra'nın hükümdarlığı sırasında, şu anda güneydoğu Irak'ta bulunan ve o zamanlar bir kıyı kenti olan Ur'a kadar güneydeki bölgeleri bile kontrol etmiş olabilir. MÖ 25. yüzyılın ikinci yarısında, Mari ve Kish'in, Lagaş Kralı Eannatum'a karşı başarısız seferinde Akshak'lı Zuzu ile ittifak kurdukları bilinmektedir.

((( Bu harita Ebla ve Mari'nin bölgelerini MÖ 2380 civarında göstermektedir. İki güç ara sıra rakip ve müttefikti ve birlikte günümüz Suriye'sinin ve Batı Irak'ın çoğuna hakim oldular.)))


-- Mari, Erken Tunç Çağı ve Orta Tunç Çağı'nda Kuzey Mezopotamya'da (şimdi doğu Suriye) Fırat Nehri'nin batı kıyısına yakın bir yerde bulunan bir şehir devletiydi. Bilinen en eski planlı şehirlerden biri olan Mari'nin, Güney Mezopotamya'daki Babil ile modern Türkiye'nin kaynak zengini Toros Dağları arasında bir ticaret merkezi ve bakır ve bronz eritme merkezi olarak kurulduğuna inanılıyor. Mari, MÖ 1760 ile MÖ 1757 yılları arasında Babil Hammurabi tarafından yıkılana ve yavaş yavaş hafızalardan silinene kadar 1.200 yıl boyunca Kuzey Mezopotamya'nın önemli bir merkezi olarak hizmet etti ve kelimenin tam anlamıyla - bugün şehrin sadece üçte biri hayatta kaldı ve geri kalanı Fırat tarafından yıkandı.'' __


İşin çok ilginç bir yanı ise Mari şehrinde rüzgar (fırtına) Tanrısı diye bilinen Mer adlı puta tapıyorlardı ve bu put şehrin baş tanrısıydı. Mer, rüzgâr, fırtına, kasırgalar gönderen baş tanrı olduğuna inanılıyordu.

Tabletlerde geçen Aram şehrinin neresi olduğunu bilemiyoruz fakat Mari kentinin farklı olarak telaffuz edilmiş biçimi olması muhtemeldir. Çünkü Mari sütunlu sarayı ile meşhurdu. Kuran’da da sütunlar sahibi İram olarak geçer. Şehrin kalbinde, aynı zamanda tapınak olarak da hizmet veren bir kraliyet sarayı inşa edildi.  İkinci krallığın sarayından art arda gelen dört mimari kat gün ışığına çıkarıldı. Son iki tabaka Akad dönemine tarihlenmektedir.  İlk iki tabaka kazılmıştır; buluntular arasında bilinmeyen bir tanrıya adanmış bir tapınak (Enceinte Sacrée veya Kutsal Muhafaza),  sütunlu bir taht odası ve tapınağa giden üç çift ahşap sütunlu bir salonbulunmaktadır. Mari Akad kralı Sargon tarafından fethedilirken yıkılmış daha sonraları devletin önemli bir kanti haline gelmişti. O kadar ki Naram-Sin’in kızları bu kentte tapınağa adanmışlardı.  İşte bu Mari kenti rüzgar tanrısına tapıyordu. Kuran’a göre Ad kavmi de rüzgar ile yok olmuştu.

Hakka suresi:

4 – Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.

5 – Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.

6 – Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.

7 – Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

Akad devletinin sonu

Mari tabletlerinde ve Naram-Sin’e ait tabletlerde geçen Aram şehri Akad’lılarındır ve Kuran’da da Ad kavmi diye zikredilir. Akad’lıların da sonunu doğal felaketlerin getirdiği bilimsel olarak bilinen bir olgudur. Akad kavminin sonunu getiren de şiddetli bir soğuk rüzgardır ki  tüm bölgede bir metre yüksekliğinde alüvyon toz birikimine sebep olmuştur.

Kamer 19: Biz onların üzerine, uğursuzluğu devamlı bir günde, dondurucu bir rüzgargönderdik.

Hakka 6: Âd kavmi ise, gürültülü ve dehşetli bir fırtına ile yok edildi.

Hakka 6: Âd kavmi de şiddetli bir rüzgâr ile helak olup gitti.

Resim: Science Daily’nin haberine göre Akad kavmi soğuk kum fırtınalarıyla yok olmuştur. Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/10/191024093606.htm
Ad kavmi Akadlılar
Çevirisi: Umman mercanları güçlü bir dondurucu rüzgar mevsiminin Akad İmparatorluğu’nun (Mezopotamya) çöküşüne neden olduğunu gösteriyor. Kaynak: https://pubs.geoscienceworld.org/gsa/geology/article-abstract/47/12/1141/573874/Oman-corals-suggest-that-a-stronger-winter-shamal

Akad kavmi, Nemrut kimdir yazımızda bahsettiğimiz Naram-Sin’in ölümünden sonra oğulları zamanında kesintisiz soğuk bir rüzgarın devam etmesi sonucu oluşan kıtlık, açlık ve kargaşa sonucu kısa sürede yok olmuştur. Araştırmacılar bu rüzgara kış şamali diyor ve şöyle açıklıyorlar:

“Bu rüzgar muhtemelen Mezopotamya’da tarımsal başarısızlıklara neden oldu ve bu bölge kış yağışlarına bağlı olduğu için Akad İmparatorluğu’nun çöküşüne yol açtı. Bir kış şamali, Batı Asya toz fırtınasının bir şeklidir.” 

Araştırmalar Akad devletinin sonunu getiren bu rüzgar olayını, toz çökeltileriyle ve arkeoelojik kazılarla tespit etmişlerdir. Bazı şehirlerdeki alüvyonal toz bir metre yüksekliğindedir. Aşağıdaki grafikte bu rüzgar ve toz oluşum olayı anlatılmaktadır. Kırmızı alan o dönemde Avrupa’da oluşan yüksek hava basıncı bölgesidir ve mavi alan ise İran civarında oluşan düşük hava basıncı bölgesidir. Yüksek hava basıncından düşük hava basıncına uzun süren bir rüzgar oluşmuş ve kuzeyin soğuk rüzgarları hem çetin rüzgarlı bir kış oluşturmuş, hem de turuncu ile gösterilen bölgeyi toz altında bırakmıştır. Koyu turuncu alan toz altında kalan Akad bölgesini göstermektedir. 

ad kavmi
Görsel kaynağı: https://link.springer.com/article/10.1007/s13143-013-0027-9.              

REFERANSLAR

  1. Web-archive: https://web.archive.org/web/20210125154156/https://en.wikipedia.org/wiki/Aram_(region).
  2. Fahreddin er-Râzî, 31, 166; İbn Kesîr, 8, 394.
  3. Freedman, D. N. (1978). The real story of the Ebla tablets: Ebla and the Cities of the Plain. The Biblical Archaeologist, 41(4), 143-164.
  4. Webarchive: https://web.archive.org/web/20210105003935/https://en.wikipedia.org/wiki/Mari,_Syria.
  5. Archi, A. (2011). In search of Armi. Journal of Cuneiform Studies, 63(1), 5-34.
  6. https://www.sciencedaily.com/releases/2019/10/191024093606.htm
  7. Weiss, H., Courty, M. A., Wetterstrom, W., Guichard, F., Senior, L., Meadow, R., & Curnow, A. (1993). The genesis and collapse of third millennium north Mesopotamian civilization. Science, 261(5124), 995-1004.
  8. https://pubs.geoscienceworld.org/gsa/geology/article-abstract/47/12/1141/573874/Oman-corals-suggest-that-a-stronger-winter-shamal
  9. https://www.foxnews.com/science/ancient-mesopotamian-empire-collapsed-dust-storm
  10. Hamidi, M., Kavianpour, M. R., & Shao, Y. (2013). Synoptic analysis of dust storms in the Middle East. Asia-Pacific Journal of atmospheric sciences49(3), 279-286.
  11. Margueron, Jean-Claude (2003). “Mari and the Syro-Mesopotamian World”. In Aruz, Joan; Wallenfels, Ronald (eds.). Art of the First Cities: The Third Millennium B.C. from the Mediterranean to the Indus. Metropolitan Museum of Art. ISBN 978-1-58839-043-1.
  12. Margueron, Jean-Claude (2013). “The Kingdom of Mari”. In Crawford, Harriet (ed.). The Sumerian World. Translated by Crawford, Harriet. Routledge. ISBN 978-1-136-21912-2.
  13. Astour, Michael C. (2002). “A Reconstruction of the History of Ebla (Part 2)”. In Gordon, Cyrus Herzl; Rendsburg, Gary (eds.). Eblaitica: Essays on the Ebla Archives and Eblaite Language. Vol. 4. Eisenbrauns. ISBN 978-1-57506-060-6.
♻️

NASA İrem’in peşine düştü!

Fecr Suresi'nde İrem için şu ayetler yer alıyor:.

NASA İrem’in peşine düştü!

Görmedin mi Rabbin ne yaptı Âd kavmine?


NASA İrem’in peşine düştü!

Rabb'inin, Ad (Kavmi'ne) ve yüksek sütunlar sahibi İrem'e, ne yaptığını görmedin mi? Ki, şehirler içinde, onun bir benzeri yaratılmış değildi..

NASA İrem’in peşine düştü!

Muazzam şehir İrem büyük sütunlardan oluşan eşi benzeri olmayan güzel bir şehirdi.

NASA İrem’in peşine düştü!

Şedid'le Şeddad'ın Beni Himyer'den oldukları, tarih araştırmaları ile ortaya çıkıyor. Ad, sonradan ikiye ayrılmış, birine Hulcan, diğerine Hulcan'ın kardeşi Lukman hükümdar olmuştur. Bunlara, Allah-u Teala tarafından Hud gönderilmiş. Hulcan'ın kabilesi isyan etmiş ve helak olmuş.

♻️

Fecr Sûresi

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Andolsun fecre, on geceye, hem çifte, hem teke, gelip geçeceği dem geceye;"

Yüce Allah "fecir vaktine" yemin ediyor. Fecir ikidir. 

🔻Birisi, geceye doğru uzunca bir aydınlık süresidir. Buna "Fecr-i kâzip" de derler. Şâfiilerin ibâdeti bu vakittir. Bu, Hanefîlere göre geceden sayılır. Bunun İçin sabah namazı Hanefîce o zaman caiz olmaz. 

🔻Birisi de ortalığın iyice ağarması vaktidir. Hanefî mezhebinde olanların sabah namazı vakti. O zaman girer. Hatta güneşin doğumuna yakın namazı kılmak (isfâr) müstehâbdır. Buna "fecr-i sâdık" derler. 

 🟠Gerçek aydınlanma (tanyeri) dir. Şâfiilerin vakti "gece"den, Hanefîlerin vakti "gündüz"dendir. "On geceMen maksat "zilhiccenin ilk on günü"dür. 

Bunda Hacc-Kurban gibi ibâdetler ihya edilir. Veya "muharremin ilk on günü"de denilmiştir. "Çift11 bütün yaratıklardır. "Tek" ise yalnız Allahü Zülcelâtdir. Veya "tek olan" (vitir, akşam namazları gibi) "çift olan" sabah, öğle, ikindi ve yatsı namazları gibi) Namazın sânı yüce olduğu için ona da andiçiliyor. Zilhiccenin 9. gecesi "Are-fe" ve 10. gecesi "Bayram" hakkı için (yemîn olsun).


Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Bunlarda akıl sahibi için birer yemin vardır."

(Cüz: 26 Ayet: 6) Fecr Sûresi     419

Bu yemîn edilen şeylerden insan menedildiği için "Hicr" denilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Görmedin mi, Rabbin nice yaptı Âd (kavmin) e"

Bildin rai,, sana haber verilmedi mi ey şanlı Peygamberim? Ki bu azan-azdıran İrem, Âd kavminin batırılmasını sana Biz Azîmüşşan bildirdik. Onlar "zâtül İmâd- direkler sahibi" dirler. İREM Âd'in adıdtr. 

Kimisi de "Cen-cennet bahçeleri ve bağlandır, derler. Kaabül-Ahbâr der ki: "Evvelki Âd Hûd kavmi değildir. Hûd kavmi de Âd'ın oğulanndan biridir.

 Âd'ın İki oğlu vardı.

Birisinin adı (Şeddâd), diğerinin adı ise Şedîd) idi. İkisi de padişah oldular. Zorbalıkla bir yeri zaptetuler. Şedîd ölünce Şeddâd zorbalığı südürdü. Bütün diyarlara sahip oldu. Yeryüzünün bütün kralları ona ister-istemez boyun eğdiler. Şeddâd; zorba, kaba ve çok hırslı bir herifti. 

Kitaplardan hep yükselmeyi, uçmayı araştırır, kafasını bu türlü konulara yorardı. Bağ-bahçeye de düşkündü. Yüksek bina yaparak yüce Allah'a kafa tutar bir rûh bozukluğuna giriftar olmuştu. Dedi ki: "Öyle bir şehir yaptırmalıyım ki dünyâda eşi benzeri olmasın." Bunun için "yüz kişi" seçti. Onların herbirine de "biner kişi yardımcı" verdi. Oldu "yüzbin"kişi. Bir de fermanla şu emri yaydı: Dünyâda onun hükmü altında, onun adına icraat gösteren ne kadar padişahlar varsa hepsinin bulundukları yerlerde olan kıymetli cevherler, taşlar varsa hepsini kendi meskûn olduğu bölgeye getirsinler. Onun hükmünü yürüten "ikiyüzaltmış yardımcı-padişah" vardı. O yüz kişinin hepsi mîmar-mühendisti. Bu işin tam üst adlarıydılar. Bu yüz-bin kişi bu muazzam şehre uygun mekânı bulmak için "araştırma gezisine" çıktılar.

Yemende yüce bir kayasız, deresiz-tepesiz düz bir "sahrâ-çöl" buldular. Dediler ki: "Bu İrem sıfatıdır." Padişah, oranın şehre münâsipliğinden, şehri oraya kurmalarını emretti. 

Şehrin enini-boyunıı ölçtüler-biçtüer. Yemen akîk taşlanyla-temelini kazdıktan sonra-ördüler. Düzlüğe çıktıktan sonra da "bir kerpiç altundan, bir kerpiç gümüşten olmak üzere" duvarları ördüler. Çeşit çeşit incilerle de süslediler. Harç yerine misk ü anber kullandılar. 

Evlerin aralarına da bağlar-bahçeler diktiler. Her çeşit meyva ağaçlarını o bahçelerde bulmak mümkündü. Bahçelerde ağaçlar altına ve evlere incilerden, mercanlardan, yakutlardan oluşmuş yâni süslenmiş yüksek yüksek tahtlar yaptılar. Tabiî bunun için bütün beldelerden halkın elinde bulunan altın-gümüş, inci, yakut, mercan ne varsa aldılar... Kadınların boyunlarında, bileklerinde bir adet bile takıdan birşey bırakmadılar.

420

Fecr Sûresi (Cüz. 26 Ayet: ı

Hepsini aldılar... Halkın canı sıkıldı. Açlıktan çok kişi Öldü... Fakat hazînesi bir türlü dolmuyordu. Padişah buna hayret ediyordu. ^Kendisi sebebini bulamadı. Vezirine akıl danıştı. O da dedi ki: "Ey padişahım! Beni mazur gör ki Senin devletinde rahat olayım. Bana ilişme, fikrimi açık söylediğimden. Halkın nesi var-nesi yok hepsini senin Hazînene verdiler. Gönülleri de daraldı. Hepsinin gözü senin hazînendedir. Rızâlarına hiç bakılmadı." Padişah dedi ki; "Bu halkın gerçekten elinde hiçbir şeyin kalmadığım bir denemeyle anlayabiliriz. Hemen inanmamak gerektir. Bakalım gerçekten mi fakir düştüler, yoksa ellerinde daha kjymeöi servet var mı? Bunu anlayacak bir düzen kuralım:

Pâdişâh dedi ki: Ey Vezirim! Cariyelerimden en güzelinden birini seç. Onu güzelce giyindir. Makyaj yaptır. Bir deveye bindir. Bir de tellâl o deveyi hem çeksin, yedsin, hem de (bu cariyeye, kim bir altın verirse, o sahip olacak) dersin." Bu talimat üzerine hareket edildi. Şehrin bir ucundan girildi, öbür ucundan çıkıldı. Hiç müşterisi çıkmadı. Ancak şehre dışardan gelmiş genç bir delikanlı cariyeye tâlib oluverdi. Hemen anasına durumu açü ve: Eğer onu almazsam kendimi Öldürürüm veya ölürüm," dedi. Annesi: "—Oğlum! Sen bana o cariyeden daha yakınsın. Seni severim. Ancak onu alacak altınımız yok. Hem bu halkdan da hiç kimse almadı. Sen de isteme, dedi. Çocuk bu "ana nasihatini" duyunca ümitsizleşti. Canı çok sıkıldı. Canına kıymayı düşledi. Anası bu durumu görünce hayret etti ve dedi ki: "—Ey Oğlum! Senin bu işinde çaresiz kaldım. Ne yapacağımı bilemiyorum. Ama aklıma bir çâre geldi: Senin baban evde tapucuydu. Bu evde tapucuların âdeti şöyleydi: Tapucu ölünce ağzına bir altın bırakılırdı. Eğer başkası almadıysa sen mezarını aç o altım al. Senin meramına yeterlidir" Çocuk hemen babasının kabrini açU Kafası çürümüştü. Ama "altını" buldu. Derhâl aldı, eve döndü. Bu bir düzen olduğu için, o altın karşılığı cariyeyi ona vermediler. Pâdişâhın katına, huzuruna çıkardılar. Genç çaresiz kaldı, o altını nereden aldığını söyledi. Padişah vezîrini huçûruna çağırdı. Onu ihtiyatsız buldu. "Bu işi ya bilmiyorsun. Yahut hainlik yapıyorsun. Bu ikisi de taşıdığın sıfata yakışmaz. Padişaha bu kadar yakın birinin ehliyetsizliği cezasız bırakılmaz. Fakat eski hizmetlerinin çokluğu sebebiyle seni bağışladım," dedi.

Bunun üzerine kabirler kazıldı. Mevcut altınlar toplandı. Üçyüz yıl çalışıldı. 

Görkemli bir şehir kuruldu. Şeddâd yedi yüz yıl yaşadı. 

Mimarlar iş bitince huzuruna geldiler. Padişah dedi ki; "Şehrin etrafını kalelerle çevreleyin. Onlartn içinde "bin köşk" yapın. Her birine bin vezirim otursun. Onların işleri oradan yürütsünler. Buna thO direk sahibi irem"derier. Bir yirmi yıl daha yaşadı padişah. Onların niyeti ilahî yapıya, kainata kafa tut-makdı. Zâten çok cürümler işlediler. Allah'ın gazabına müstehâk oldular.

\         (COz: 26 Ayet: 7-11) Fecr Sûresi        421

Cebrail (a.s) bir yüksek sesle bağırdı. Hepsinin "ödü koptu", yok oldular. Bir kişi bile canlı kalmadı. Sebebi: Dünyâya çok ağırlık verdiler. Taparcasına ona bağlandılar. Bundan herkesin öğüt alması gerekir. Dehşetli bir hâdisedir bu!

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"(Yâni) O direk sahibi İrem'e? Ki o, şehirlerde bir benzeri yaratılmayandı."

"Keşşaf'da geçtiğine göre bu Âd kavminin benzeri dünyaya gelmemiştir. Çok iri-yarı vücutluydular. Çok uzun boyluydular. Öyle güçlü idiler ki büyük bir kayayı tutup götürürlerdi. Onu bir topluluğa atarlar ve onları öldürürlerdi. 

Hasan Basri (r.a) diyor ki: "İrem, Âd'ın oğludur. Âd İse Si-yem'in oğludur. Siyem de Sâm oğludur. Sâm ise Hz. Nuh (a.s)' in oğludur." "O direk sâhibi"nden maksat "kaleler ve o kalelerdekî köşkler"dir. Çok uzaktan onlar görünürdü.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ve vadilerde kayaları oyan Semûd'a"

Semûd, sâlih peygamberin isyankâr kavmidir. Onlar da Öyle güçlü insanlardı ki "normal ikiyüz kişinin götüremediği taşı", onlardan bir kişi yalnız rahatça taşırdı. Böyle güçlü-kuvvetli kimselerdi...

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"O kazıklar sahibi Firavun'a. Ki bunlar memleketlerde azgınlık ederlerdi."

Yâ Muhammed! Rabbin "zülevtad" vasıflı zâlim Firavun'a neler yaptı bilmez misin? "Zül-evtâd" şudur: Firavun kime eziyet etmek istese onu yere yatırtır, ellerini-ayaklarını da gerdirir, her birine birer büyük çivi çaktı-rırdı. Bu çivileri gergin olan el ve ayaklarını yere çakılan kazıklara çakıldığı için "zülevtâd-kazıklar sahibi" ismini almıştır. 

Çok işkence için askerleri bulunurdu. Bir yere gidince oraya hesapsız çadırlar kurdururdu. Yerlere

422    Fecr Sûresi (Cüz: 26 Ayet: 12-14)

çok mıh çakılırdı. Âd, Semûd ve Firavun böyle azmışlardı. Aliah'a-Peygambere muhalefet ederek zâlim olmuşlardı.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"O suretle ki oralarda fesadı çoğaltmışlardı. Bundan dolayı Rabbin de üzerlerine azap kamçısı yağdırıyordu. Çünkü Rabbİn şüphesiz ki gözetleme yerindedir."

Yâ Muhammedi Bunlar yeryüzünde sapıklıkları ve fesatları çoğalttılar. O fesatlarının bedelini hepsini dayanılmaz azaplar indirerek onlara ödetti. Sûre-î şerîfenin başında yapılan yeminlerine cevâb, "Şüphesiz ki senin Rabbin her an gözetleme mevkiindedir" âyet-i kerîmesidir. 

Yâ Muham-med! Kıyamet gününde hiçbir kimsenin Rabbinden gizlenecek yeri yoktur. Herkesin amelinin ne yaptığını sürekli gözedeyendir. 

⚠️Bu sırat yoludur. Cehennem üzerinde yedi zor geçit" vardır.

İbn-i Abbas (r.a) bu hususta şöyle diyor:

"Rabbinin melekleri insanları cehennem köprüsü üzerinde yedi durak yerinde gözetlemeye alırlar.

Bunlar:

1.) Kul birinci durakta îman'dan suâl edilir. Eğer onu nifaktan, riyadan korumuşsa kurtulur. Yoksa cehenneme gönderilir.

2.)  "Beş vakit namazdan" cumadan sorgulanır. Onları "tâdili erkan" ölçülerine göre îfa etmişse kurtulur. Değilse cehenneme yollanır.

3.) "Zekât'tan sorguya çekilir. Veremezse cehenneme düşer.

 4.)  Ramazan orucundan ve kullara yaptıkları zulûmdan hesap verir. Eğer hesabını düzgün verirse geçer. Yoksa cehenneme düşer. 

5.) Hacc ve umreden sorulur. Farz olduğu halde Hacc etmediyse cehenneme düşer.

 6.) Abdestten ve cünüplükten yıkanmadan sorulur. Abdest organlarını eksik yıkadıysa veya su iktizâ ettiği halde yıkanmadıysa bundan dolayı azap edilir.

7.) Ana-baba hakkında ve "sılayırahimHden suâl edilir. Ayrıca kullara yapılan haksızlıklardan da sorulur. Düzgün hesap veremezse cehenneme yuvarlanır.

 Bu "akabeleri-sarp yokuşları" geçebilenler Cennete girmeye yol .
bulurlar."‼️

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Amma (kâfir) İnsan ne zaman Rabbi onu imtihan edip de kendisine ihsan eder, ona nimetler verirse (Rabbim beni şerefli kıldı), der!"

Ümeyye bin Halef ve benzeri kâfirler Allah'ın imtihan etmek için lûtfuyla, keremiyle ikram etmesini kendi faziletinden bilirler. Kendilerinin buna lâyık oldukları için verildiği zannına kapılırlar.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Fakat ne vakit de onu deneyerek üzerine rızkını daraltırsa şimdi de (Rabbim bana İhanet etti) der!"

Yâni, Rabbinden çok yönlü şikâyetler etmeye başlar. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Hayır. Siz bilâkis yetime İyilik etmezsiniz. Yoksula yedirmek için birbirinizi kandırmazsınız."

Hayır, gerçek o kâfirlerin, nankörlerin sandığı gibi değildir.

 "Benim ihanet etmem" onların zannettiği gibi, mallannda-evlatlannda noksanlık yapmam değildir. Veya bir makamdan onları indirmem değildir. Bilâkis mârijet-i ilahîyi onlardan çekip almam (yâni Ben Azîmüşşanı sânıma uygun bir biçimde bilmelerini önlemem) ve hayırlı işlerde başarı vermeyip rüsvâyhğı tattırmamdır. 

İkram ettiğim ise faziletli kıldığım ve mârifetullah'a ve Ona itaate muvaffak kıldığım kimselerdir. Benim katımda ancak tâat-ibâdetle izzet-şeref bulunur. İsyan edenler de huzurumdan kovulmuş hâinlerdir. 

Ancak îman edenler ve tevbe edenler hâriçtir. Bir de buyurduğum gibi yetimlerin mallarını zulüm yoluyla yiyenler ikramımdan kovulanlardır. 

Evliniziiyâlinizi, konunuzu-komşunuzu ihmal ederek vermemenizde razı olmadığım hallerinizdir. 

Hatta birbirinizi kandırmanız da mevzubahistir. Yoksulu doyurmak için birbirinizi teşvik etmezsiniz. Bunlar, tarafımdan ihanete uğradığınızın belirtileri, alâmetleri ve sıfatlarınızda.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Mirası, helâl-haram demeyip alabildiğine yersiniz. Malı da pek çok seversiniz."

Yetimlerin mallarını-sorumluluklarını üzerinize aldığınız çocukları rahat kandirabildiğinizden helâl-haram demeden babanızın mallanymış gibi, pişkin pişkin, vicdanınız sızlamadan yersiniz. 

Bu gibi gayrimeşrû yollarla mal toplamayı de pek çok seversiniz. Siz evlâtlar olarak babalarınızın topladığı bu malları tam helalmiş gibi yersiniz. Devlet malının "ganimet sayılarak talan edilmesinin" de dolaylı yollardan "yetim malını yemek" olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Hakka ki yer (zelzeleyle) parça parça dağıtıldığı zaman, Rabbi (nin emri) geldiği, melekler de saf saf (indiği zaman)."

Kıyamet koptuğu zaman, yer dümdüz olur. Güneş düştüğü zaman hiç gölge olmaz. Çölde serap gibi her taraf aynı olur. 

Rabbinin hükmü o gün de geçerlidir. O gün saltanat ve hüküm Onundur. Melekler de o gün gökten yere yedi saf olacak bir biçimde inerler. İnsanların etrafını sararlar.

Yüce Allah şöyle buyurdu:

"Kİ o gün cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün (herşeyO hatırlayacak. Fakat hatırlamadan ona ne (filide)!"

Cehennem, yetmiş bin zebaniye yapıştırılıp götürülecek. Cehennem'in dehşetini, heybetini görenler istisnasız yerlere kapanacak! 

Peygamberler bile "nefsî nefsi!" diyecekler! O gün herkes bütün melekeleri "fultayım-tam kapasite" çalışacak... 

Günahlarını bütün ayrıntılarıyla hatırlayacak. Ama derin pişmanlıktan başka bir sonuç olmayacak. Allah'ın diledikleri hâriç, kimse kurtulamayacak... Allah da, kendine manevî yakınlığı olanı sever...

Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Âh, diyecek, keşke hayâtım için önden (sâlih ameller) yapsaydım!"

Dünyâda İslamî ölçüler içinde inanmayanlar veya böyle inandığını sanıp da gerçek îmana eremeyenler ve onun gereği sâlih ameller, yararlı işler yapamayanlar pişman olacaklar. 


Cehennemin heybetini görünce akılları başlarına tam gelecek. İçinde bulundukları boşluğu tam kavrayacaklar... Ama kuru bir ilenmektir bu. Onlara yararı asla olmayacak...

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Artık o gün (Allah'ın) azabı gibi hiçbir kimse azap yapamaz. Onun vurduğu bağ gibi de kimse bağ vuramaz"

Kâfirlere, onlara inançta ve yaşayışta benzeyen münafıklara kıyamet gününde öyle azap edilecek ki hiçbir azap ona benzemez. Orada öyle kelepçe, bağ vurulacak ki, dünyada benzeri yoktur. 

Hatta insan hayali bunları canlandıramaz... 

İbn-i Haldun, Mukaddime isimli eserinde İrem hakkında şöyle söylemektedir:

"İrem Kenti, İrem oğlu Avs oğlu Ad'ındı. Şedid ve Şeddad diye iki oğlu vardı. Ad'ın. Ki, Şeddad kendinden sonra hükümdar olduydu. Şedid ölünce hükümdarlık Şeddad'a kalmıştı. Ve tüm hükümdarlar boyun eğmişti ona. Şeddad Aden sahrasında İrem kentini yaptırdı. 300 yılda yaptırdı bu kenti. Kendisi de 900 yıl yaşadı. İrem, çok büyük bir kentti. Sarayları altından, sütunları zeberceden ve yakuttandı. Kentte türlü ve birbiriyle uyumlu ağaçlar ve ırmaklar vardı. "

Arkeolog Nicholas Clapp tarafından 1990'lı yılların başında Yemen'de bulunan ve Ubar adı verilen şehrin İrem olduğuna inanılır.

Arap bilgini İbni Haldun’un Arap tarifi” başlığıyla paylaşılan metin şu şekilde:

İbni Haldunun Arap tarifi;

Arap hırsız ve talan ruhludur.
Vahşi, kaba ve haşindir.
Ayak bastığı yeri çöle çevirir.
Hırsız ve yalancıdır.
Başkasına ait ne varsa çalma geleneğindedir. (ganimet)
Uygarlık düşmanıdır, gittiği yerde uygarlığı söndürür.

https://www.youtube.com/watch?v=h2bz_JaSwGs



♻️



Antere bin Şeddad

Arap savaşçı ve şair.      
Antere ve Eble, 19. yüzyıl Mısır'dan bir tasvir.   

(AntereAntere bin Şeddad b. Amr el-Absî (Arapça: عنترة بن شداد العبسي‎, ʿAntarah ibn Shaddād al-ʿAbsī), hem şiiri hem de maceracı hayatıyla ünlü İslam öncesiArap şövalyesi ve şairiydi

Baş şiiri, efsanevi olarak Kabe'de askıya alındığı söylenen yedi askı (muallakat-i seb'a) koleksiyonu olan Muallakat'ın bir parçasını oluşturur. Hayatının açıklaması uzun ve abartılı bir romantizmin temelini oluşturur.



Babası, Şef Zuhayr'ın altında Beni Abs'in saygın bir savaşçısı olan Şeddad bin Amr idi. Annesi Zebîbe adında Etiyopyalı bir kadındı.


Beni Abs ile Beni Zübyân arasında vuku bulan Dâhis ve Gabrâ Savaşı'nda büyük kahramanlıklar göstermiş, meşhur muallakasını da bu savaştan sonra söylemiştir.

MiRASI;

Antere bin Şeddad'ın bir resmi.

Antere ve Eble'nin hikâyesi, geleneksel olarak Harun Reşid mahkemesinde bir şair olan Abdulmelik el-Esmaî'ye aktarılan şiirsel bir destan haline getirildi.

Hala Arap kahvehanelerindeki geleneksel hikâye anlatıcıları tarafından okunmaktadır. Önemi İngiliz edebiyatının Arthur romantizmleriylekarşılaştırılmıştır. 

Beytüllahim'in yedi klanından birine Antere'nin adını taşıyan Anatreh denir. Eskiden Doğuş Kilisesi'ninkoruyucusu olarak görev yapıyordu.

Rus besteci Nikolay Rimski-Korsakov, 2 numaralı Senfonisini Antere'nin efsanesine dayanarak yazdı. 

1898'de Fransız ressam Nasreddine Dinet, Antere bin Şeddad'ı Avrupa gündemine getiren 13. yüzyıldan kalma destansı bir Arap şiirinin çevirisini yayınladı. Bunu, Diana Richmond'un Antere ve Eble  gibi Batının Antere bin Şeddad efsanelerine maruz kalmasını ilerleten bir dizi türemiş çalışma izledi. 

"Antar", 1988'de Filistinli müzisyen Mustafa el-Kurdi tarafından bestelenen ilk Filistin operasının adıydı.

Antera'nın muallakasına yönelik bazı mu'ârada'lar yazıldığı bilinmektedir. Ayrıca Antera'nın Uzri gazelin doğuşuna katkı sağlayan şairlerden olduğu düşünülmektedir. Able'ye duyduğu aşk, ölümsüz aşklar arasında sayılmaktadır.

KAYNAKCA;





Kürtlerin tarihi çok daha eskiye dayanır.
Pers dediğiniz MÖ 600lerden başlar. 
Halbuki Kürtler yine aşiretler şeklinde ve dağ insanları olarak MÖ 3000lere kadar dayanan ve Bugünkü İran dağlarında yaşayan insanlardı. Atalatı olarak Gutiler gösterilir. Bir krallık kurmuşlar hatta bölgede. Akad imparatorluğuna son veren krallık olatak bilinir. Savaşçı, uzun boylu ve güçlü yapılı insanlar diye Akad kayıtlarında geçiyorlar.. Persler Acem ırkı olup bugünkü İranlıların atalarıdır.

*Akadlar, m.ö. 4 binde "arap yarımadası"ndan mezopotamya'ya ilk gelen ve yerleşen sami asıllı bir kavimdir. 

*Menât Adı Nabat kitabelerinde geçer ve Semud kavmi tarafından da bilinirdi. 

*Antik Mezopotamya Dönemi’nde yaşamış İbrâhîm Peygamber’in (as) büyük ihtimalle içinde yetişmiş olduğu 🐎Akad İmparatorluğu’nun ardılı olan Asur, Babil ve Keldâni toplumlarında da bu gezegene -geceleri çok parlak göründüğü için özel bir önem verilip ibadet edilmiştir.🤴🏻Sümer-Akkad ilminin mirasçısı olan Keldâniler, Mezopotamya (batıl) dinlerinin menşeine kadar giden birtakım formül ve uygulamaları bütün dünyaya yayıyorlardı.


*Tebuk üzeri Suriye’ye doğru devam ettiğimizde Medain-i Salihin ismiyle bilinen harabelere ulaşılır. Hz. Salih as’ın ve kavminin imtihan alanı olan bölge üzerine gezi araştırma yazım internet sitelerinde bulunabilir. O bölgenin de oluşumunun bir volkanik patlamaya bağlı olduğunu biliyoruz.


!!!   Keldâniler astroloji ve gökyüzüyle ilgili araştırmalarda çağdaşı olan diğer kavimlere göre çok ilerilerdi. Babil ezoterik (gizemli) bilimlerini, özellikle kâhinliği tekellerinde tutan ve bunları bütün Akdeniz havzasına yayan Mezopotamyalı rahip, bilgin ve kâhinlere Yunanlılar ve Latinler “Kaldeliler” diyorlardı. Batı’nın bütün ezoterizm (gizli bilim) geleneği Keldânileri ata olarak kabul eder.


Kur’ân’ın kendisi, öğretmene değil, bir öğretmenin olmadığına referans göstermekte ve bilgilerin direkt Allah’tan alındığının altını çizmektedir




♻️



Ad Kavmi ve Wabar Meteoru


Wabar MeteoruSuudi Arabistan'ın Er-Rub'ül Hali (Boş Mahalle) çölünde yaklaşık 300-400 yıl önce gerçekleşen bir çarpışma sonucu oluşan kraterleri ve bu bölgede bulunan meteoritleri ifade eder.

  • Konum: Riyad'ın yaklaşık 550 km güneydoğusunda, Er-Rub'ül Hali çölünün iç kesimlerinde yer alır.
  • Keşif: 1932 yılında İngiliz kaşif Harry St. John Philby (Abdullah Philby) tarafından, efsanevi "Kumların Atlantisi" olarak bilinen Ubar şehrini ararken keşfedilmiştir.
İlginç Detaylar

  • Oluşum Şekli: Meteorun kumun üzerine çok sığ bir açıyla (yaklaşık 22 dereceden az) çarptığı tahmin edilmektedir. Bu çarpışma sırasındaki yüksek ısı ve basınç, çöl kumunu eriterek siyah ve yeşilimsi cam benzeri "etki camları" (impactites) ve "Wabar incileri" denilen damlacıkları oluşturmuştur.
  • Hacer-ül Esved Bağlantısı: Halk arasında ve bazı eski teorilerde Kabe'deki Hacer-ül Esved taşının bu meteorla bir bağı olabileceği öne sürülmüşse de, bilimsel tarihlendirmeler Wabar çarpışmasının çok daha yakın bir zamanda (yaklaşık 17. veya 18. yüzyılda) gerçekleştiğini göstermektedir.
  • Sergileme: "Devenin Kamburu" (Camel's Hump) olarak bilinen ve yaklaşık 3,5 ton ağırlığında olan ana parça, şu an Riyad'daki Suudi Arabistan Ulusal Müzesi'nde sergilenmektedir.


Çok genç Wabar kraterleri, demir bir göktaşının çarpmasıyla oluşmuş ve 1933'ten beri bilim camiasına bilinmektedir. Wabar çarpma alanına yapılan bir ziyaret sırasında yapılan saha gözlemlerini anlatır, toplanan materyal hakkında analitik veriler sunar ve bu verileri en büyük göktaşlarının kurtarılması sırasında keşfedilen az bilinen bilgilerle birleştiririz. Mart 2008'deki ziyaretimiz sırasında sadece iki krater (Philby-B ve 11 m) görünüyordu; Philby-A tamamen kumla kaplıydı. Atılma alanının haritalanması, çıkıntıların zamanla güçlü şekilde değiştiğini gösterdi. Farklı ziyaretçilerden gelen bilgileri kendi ve uydu görüntüleriyle birleştirerek, çarpma alanındaki büyük kumulların yaklaşık 1,0–2,0 milyon yıl boyunca göç ettiğini tahmin ediyoruz−1 güneyde.




Kudar b. Salif adinda birisi Hz Salih'i yalanladi.Sonra deveyi kestiler.Onlardan kalan harabeler hala mevcuttur. -Sems,11'den 15'e kadar



*******************************************************




EYKE HALKI

Medyen dağlık, Eyke ise, ormanlık olan iki yerleşim yeriydi. Eyke ashabına, Eykeliler yahut Leykeliler de denir. Eyke, yumuşak ağaç bitiren bataklık demek olup, Medyen'e doğru, deniz sahilinde bir yerin adıdır. Burada yaşayan bir topluluk vardı. Şuayb (as), bunlara da elçi olarak gönderilmişti.

"Ve Musa'nın kaynatası Keni oğulları, hurma ağaçları şehrinden Yahuda oğulları ile beraber, Arad güneyinde olan Yahuda çölüne çıktılar ve gidip kavm ile beraber oturdular"

Daha sonra, İÖ 700 yıllarına ait bir "çivi yazısı"nda; "Ayapa" denen ve Hicaz'ın kuzeylerinde ikamet eden bir "kabile"den bahsedilmektedir. Konuyu araştıran Friedrich Delitzczch, bunların, "Eyfa kabilesi"(Medyan'ın oğlunun neslinden) olabileceğini, kitabında yazmıştır. Bazı araştırmacılar, Hz. Mumammed (sav) zamanında Medine yakınlarında yaşayan Gifar kabilesini, Medyan'ın ikinci oğlu Eferle ilişkilendirilmişlerdir.

Arabistan sahilinde, Modyan diye bir yerden bahseden ünlü coğrafya bilgini Ptolemy (Batlamyus), Modyan'ın, Arap coğrafyacılarının, Medyen diye tanımladığı bölge olduğunu söyler. Bu yerin, Sina Yarımadası uzantısının tam karşısında ve Ain'Una'ya komşu olduğunu ifade etmiştir. Ain'Una, zamanımızda, "Mağairi Şuayb"(Şuayb'in mağaraları) ismiyle bilinmektedir.
Medyenlileri, Hiksoslarla ilişkilendirmişlerdir. Hiksoslar, MÖ 1730 ila 1575 yılları arasında, Mısır krallığını ele geçiren Sami ırkından bir millettir. Hiksoslar, çoban krallar olarak bilinmektedir. Bilindiği gibi Hiksoslar, Mısır'dan sürülünce de, çöle gidip yerleşmişlerdi. Bu nedenle, Medyen toplumuna katıldıkları zannedilmektedir. Ayrıca, Hiksoslar, Mısırlıların, "Shasu" adını verdikleri bir toplumun tamamı ya da bir parçası sayılırlar. Bir eski Mısır hiyeroglifinde, "Shasu diyarında Yehova"ya işaret edilmektedir.

Hicr Suresi ve Hz. Şuayb İlişkisi:
  • Surenin Adı: Hicr, Sâlih (a.s.)'ın kavmi olan Semûd'un yaşadığı korunaklı bölgenin adı olmakla birlikte, Hicr Suresi 78-79. ayetlerde Medyen halkı ve Eyke cemaati anlatılırken, bu bölgeye gönderme yapılır.
  • Hz. Şuayb'ın Görevi: Hz. Şuayb, Medyen ve Eyke halkına peygamber olarak gönderilmiştir; bu topluluklar ölçü ve tartıda hile yapma, bozgunculuk gibi kötülüklerde bulunmuşlardır.
  • Surenin İçeriği: Hicr Suresi 78. ve 79. ayetleri, bu kavmin peygamberlerine karşı çıktığını, haksızlıkta direndiğini ve sonuç olarak ilahi azaba uğradıklarını anlatır, bu da Hz. Şuayb kıssasının bir parçasıdır.
  • "Hatîbü'l-Enbiyâ": Hz. Şuayb'ın, peygamberler arasında güzel konuşması ve etkili tebliğ metoduyla "Peygamberlerin Hatibi" olarak nitelendirildiği belirtilir. 
                               

Özetle, Hicr Suresi'nde geçen "hicr" kelimesi hem bölge adını ifade eder hem de surenin genelindeki ciddi ikazları ima eder; bu surede bahsedilen kavimlerden biri de Hz. Şuayb'ın gönderildiği Medyen ve Eyke halkıdır. 




XXXXXXXXXXXXX






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selam 🙋🏼‍♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O