Kalp düşünür mü?
- Gizemli Sır: Papirüs, kalpten çıkan ve tüm vücuda dağılan "Metu" (kanallar) sistemini tarif eder. Sadece kan değil; hava, su ve ruhun da bu kanallardan aktığına inanırlardı.
Amerika’da kalp üzerine bilimsel araştırmalar yapan bir enstitü: HeartMath enstitüsü
Kalp ve beyin arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı bir çalışmada, HeartMath (Kalp matematiği) enstitüsünden Dr. Rollin McCraty ve ekibi, kalp ve beynin nasıl senkronize hareket ettiklerini uzun bir yazılarında anlatmışlardır.

Yazılarında, beyinde düşünce sırasında açığa çıkan elektromanyetik dalgaların beynin düşünce işlemlerinde önemli görevleri olduğu bilindiği gibi, aynı şekilde duygu durumlarına göre kalbin elektrokardiyogram yapılarının değiştiğini ve bu bulguların tekrar edilebilir olduğunu bildirmişlerdir. Her duygu durumu ile birlikte kalbin ayrı bir ritme girdiğini belirtmişlerdir. Kalp ritmini çeşitli sinyal parametrelerinin formüle edilmesiyle bulmuşlardır ve bu kalp vuruş sayısından farklıdır.
106 sayfalık yazılarının hepsini veremeyeceğim için burada özet olarak bazı cümlelerini tercüme edeceğim:
“Kalbin beyin ve bedenle iletişim kurduğu ana yollar hakkındaki bu çalışmamız, kalbin ürettiği sinyallerin duygusal deneyimleri sürekli olarak nasıl bilgilendirdiğini ve bilişsel işlevi nasıl etkilediğini gösterir…
Kalp, vücut fonksiyonları için gerekli olan sistem bilgisinin tutarlı bir bütün olarak üretilmesinde ve aktarılmasında merkezi bir rol oynar. Bu önermeyi destekleyen çok sayıda kanıt vardır: Kalp, vücuttaki ritmik bilginin en tutarlı ve dinamik jeneratörüdür; onun kendi sinir sistemi, beyinden bağımsız olarak çalışan karmaşık bir bilgi şifreleme ve işleme merkezidir; kalp çoklu vücut sistemlerinde işlev görür ve böylece sistemler arasında ve tüm vücut boyunca bilgileri entegre etmek ve iletmek için benzersiz bir şekilde konumlanır; ve tüm bedensel organlar içinden kalp, beyinle en geniş iletişim ağına sahiptir.
Daha sonra açıklanacağı gibi, kalp sinyalleri sadece beyindeki homeostatik düzenleyici merkezleri etkilemekle kalmaz, aynı zamanda algısal, bilişsel ve duygusal işlemede yer alan daha yüksek beyin merkezlerinin aktivitesini de etkiler, dolayısıyla davranış ve deneyimlerimizin birçok ve çeşitli yönlerini etkiler.”
Kalp bilgiyi beyinden önce işliyor
Dr. Schaffer tarafından yapılan bir araştırmada, kalbin beyinden önce bilgiyi işlediğini ve bu sezgisel bilgiyi merkezi sinir sistemi aracılığıyla beyne gönderdiğini bildirilir.
Bir çalışmada Mc Carty ve ekibi deneklere uyarıcı fotoğraflar göstermişler ve kalp dalgalarının beyin dalgalarından önce oluştuğunu ve beyne iletildiğini belirlemişlerdir. Yine McCraty 2014 yılında bir araştırmasını yayınladı, bu araştırmada Rulet oyunu oynarken denekler izlendi: Kalp dalgalarının, katılımcılara iyi ya da kötü bir bahse ilişkin bir gösterge verecek şekilde değiştiğini gözlemlediler. Katılımcıların iç kalp tepkilerine göre hareket etmeleri halinde, daha iyi bahis seçimleri yapmış olduklarını tespit ettiler. Bu da eskiden beri söylenen kalbinin sesini dinle sözünün hiç te küçümsenmeyecek olduğunu gösteriyor.
Nöral hücrelerle örülü kalp beyni
Nörokardiyoloji uzmanları beyin ve kalp arasındaki bağlantıyı son 20 yıldır artan oranda araştırıyor. “Şu anki tespitlere göre Kalplerin manyetik enerjisinin, beyin tarafından üretilenlerden 5000 kat daha güçlü olduğu bulunmuştur. Buna ek olarak, kalplerimizin çok zeki olduğunu gösteren “kalplerin kendi beyni” veya “kalp-beyni (heart-brain)” olarak da adlandırılan “nöral hücreler” olarak adlandırılan beyin hücrelerini içerdiklerini bildiren çok sayıda araştırma var. [2, 5-8]”

Kalp tüm beyin fonksiyonlarını etkileyebilme gücüne sahip
Araştırmalar, kalbin sinir sisteminin, beynin ön korteksini etkilediğini beynin motor korteksini etkilediğini, dikkati ve motivasyonu sağladığını bilişi ve hafızayı ve duyguları etkilediğini bildirmişlerdir. Dr. Shao ağrılı bir olaya maruz kalındığında kalpten gönderilen sinyallerin beyinde ağrı algısı oluşturmuş olduğunu yaptığı klinik çalışmalarla ortaya koymuştur.
Bu yüzden araştırmacılar ağrının seviyesinin ölçümü için kalpten çıkan sinyallerin kullanılmasını önermişlerdir.
Kalp sinyallerinin dua etme anındaki sonuçları Dr. Edward tarafından yayınlanmıştır. Bu çalışmaya göre dua, kalp sinyalleri ile çok yakından ilişkilidir, dua edenlerde psikolojik iyileşme, beyin-kalp tutarlılığı olduğu ortaya konmuştur.

Duygular ile kalp sinyalleri arasındaki bağlantı
Mc Craty 2015 yılında yayınladığı çalışmasıyla duygular ile kalp sinyallerinin bağlantısını gösterdiğini bildirmiştir. Whitney kendi tez çalışmasında kalbin, duyguları, düşünceleri ve aklı düzenleyen bir organ olduğunu açıklamıştır.
Kalbin haritası isimli bu tez çalışması okumaya değerdir. Armour ise kalp nöron yumaklarının ön korteksi ve böylece duyguları etkilediğini, bunun için nörotransmitterler benzeri bir yol kullandığını bildirmiştir.
Yine Mukesh Kumar (2020) yaptığı klinik çalışmaların sonucunu rapor etmiş ve beyin kalp etkileşiminin insan bilincini yönlendirdiğini söylemiştir.
Max Planck Enstitüsü, İnsan Bilişi ve beyin bilimleri departmanı, nöroloji bölümünden Dr. Esra Al ve ekibi tarafından yürütülen bir araştırma da kalp ritminin bilişsel algıyı etkilediğini bildiriyor. Makalenin giriş bölümünde kalp ritmi zamanlamasının görsel ve işitsel algıyı etkilediğini gösteren gittikçe artan kanıt bulunduğunu haber veriyor. Yine kalp fonksiyonlarının bilişsel algıyı etkilediğini bildiren çok sayıda araştırma olduğunu da bildiriyor.
Kaynağa bakmaya üşenenler için aşağıya kısa bir ekran görüntüsü koydum.

Aşağıdaki şekil McCarty 2015’ten alınmıştır ve beyin ile kalp arasındaki etkileşim yollarını göstermek için çizilmiştir.

Kalp hastalıkları
Kalp hastalıklarında insan bilincinin zayıfladığını gösteren araştırmalar da çok sayıda vardır. Örneğin İtalya’da yapılan bir araştırmada bilişsel bozukluğu olan kişilerin kalpten beyne gelen sinyallerinin de bozuk olduğunu göstermiştir. Wookyoung Jung kalp sinyal bozukluklarının insan bilişsel yeteneğini nasıl etkilediğini gösteren araştırmaları derlediği çalışmasında kalp bozukluklarının insanlarda şizofreni, major depresyon, posttravmatik strese yol açtığını gösteren birçok araştırmayı kaydetmiştir.
Ya yapay kalp varsa?
Buraya kadar anlaşıldı ki kalbin beyni yönlendirme kapasitesi var ve muhtemelen beyin yanlış düşünebildiği halde kalp onun yanlış düşünmesini engelleyecek mekanizmalarla sinyaller gönderiyor. Tabi bu demek değildir ki kalpten sinyaller gelmezse beyin düşünemez. Zaten Kuran’da bazı insanların kalplerinin mühürlenmiş olduğu belirtilir ki bu kalplerden beyne doğru düşünme sinyallerinin artık gitmediğini anlıyoruz. Yani kalp düşünceyi doğruya yönlendirir fakat düşünce için olmazsa olmaz değildir.
Kalbinden gelen sinyaller olmadan düşünenler kalbin rehberliğinden yoksun kalırlar. Kalpleri açık olanların sadece müslümanlar olduğunu söylemek te doğru olmaz, kalpleri kötülükle dolu olmayan, kalbinde sevgi ve şefkate de önemli yer olan isterse budist veya şamanist olsun herkes kalbinin yol göstericiliğinden faydalanır. Bu açıdan gerçek kalp çıkarılıp yapay kalp takılmış biri düşünebilir fakat kalbin yol göstericiliğinden, rehberliğinden yararlanamayabilir. Fakat günümüzdeki yapay kalpler gerçek kalbe yardımcıdır. Gerçek kalbin olmama durumu yoktur.
Kuran beyinden neden bahsetmiyor?
Ayetlerin amacı insanın düşünüp düşünmemesini belirtmek değil, çünkü insanlar yanlış da olsa yine de düşünür.
Kuran beyin düşünür, karaciğer kanı süzer, akciğerler hava değiştirir gibi asıl maksatlarını ifade etmeyen bilimsel gerçekleri ifade etmek için gelmemiştir (Ama mucize olarak bazen bilimden bahsedebilir.)
⚠️Buradaki ayetlerin amacı, kalbinin yönlendirmesini dinlemeyen insanları belirtmek ve onların kalplerinden gelen düşünceyi yönlendirici sinyalleri dinlemediklerini belirtmektir.‼️
Kısaca kalbin beyine rehberlik ettiği bilimsel bir gerçek ve rehberlik edici kalp sinyalleri varsa iman kolaylaşabilir, beyin daha doğru düşünür.
Fakat kalp sinyalleri olmazsa iman mümkün değil diyemeyiz. Bu yüzden gelecekte organik kalp yerine organik olmayan kalp takılırsa sonuçta yine iman mümkün olur.
Fakat bilim bu kalp sinyalleri eksikliği için ne der bilemiyoruz, o da bilim adamlarının araştırma konusu olacaktır.
Evet insanlar kalplerinden gelen sinyallerin rehberliğini dinlemezse düşünmeleri onları doğru sonuca vardırmayacaktır, Kuran içinde önemli olan ise bu istikametli düşünce şeklidir.
⚠️Bu yüzden ayetlerde salt düşünme merkezi olan beyin değil beyine kılavuzluk edecek sinyaller gönderen kalbin bu eşsiz rolünden bahsedilmiştir. Çünkü Kuran’ın ve Allah’ın mesajını anlamak için düşünmek değil doğru düşünmek gerekiyor. Salt beyinle müthiş bir zeka sahibi olabilirsiniz ama zekanız şeytani bir zekaya kısa sürede evrilecektir. Kalbin kılavuzluğundaki bir zeka ise akıl olur, akletmek ve doğruyu yanlıştan ayırıp mesajı ve hakikatleri anlamak kalbin kılavuzluğuna bağlıdır.‼️
Kalpler kör olur
Çoğu meallerde Hac 46’da “gözler kör olmaz, kalpler kör olur diye çeviri yapılmış. Fakat bu ayetin gerçek çevirisi “kör olan gözleri değil; kör olan, göğüslerdeki kalpleridir!” şeklinde Muhammed Esed’in çevirdiği gibi olmalıdır. Zaten ayetin genel anlamda gözlerin kör olmadığından bahsettiğini anlamak akla aykırı olur, çünkü gözlerin kör olduğunu Peygamber zamanındaki insanlar da biliyorlardı.
Kalplerin düşünmesi mecaz mıdır?
Soru: Kuran’da bir çok ayette kalplerin düşünme üzerindeki rolünden bahsedilir fakat bu tabir bir mecaz olabilir mi?
Cevap: Bu sorunun cevabını anlamak için müteşabih ayetler konumuzu okumuş olmanız gerekiyor (Bkz: 75 nolu yazı).
Özetleyecek olursak Kuran’da bazı ayetler vardır ki müteşabihtir. Müteşabih, benzeşen demektir. Yani hem ilk asrın insanlarının bilgilerine benzer hem de bilim asrı insanlarının bilgilerine benzer, fakat Kuran’a göre doğru açıklaması bilim asrı insanlarının yani alimlerin bildikleridir.
Bu şekilde Kuran’da çokça ayet vardır. Bir taraftan eski insanların görüşlerini incitmeyip onların Kuran’ı bir çırpıda reddetmesini engellerken diğer taraftan haber verilen konu bilimsel gerçeklikle de çok iyi uyumludur.
İşte bu konulardan biri de kalbin düşünce üzerindeki etkisidir ki, hem eski insanların inanışlarına uyar, hem de bilimsel bir karşılığı da vardır. Bilimsel bir hata değildir. Kalbin düşünme üzerine etki etmesi, Kuran’ın kendiliğinden üretmiş olduğu bir mecaz da değildir. Hem eski zaman insanlarının bir inanışıdır, hem de bilimsel bir gerçekliktir.
Kalp mi akleder beyin mi?
Soru: Kuran’da kalbin düşünceye yardım ettiği yazmıyor, Kuran’da düşüncenin kalpten geldiğini söylüyor diyorlar. Ne dersiniz?
Hac 46: Kendisiyle akledecekleri bir kalplerinin ve işitecekleri bir kulaklarının olması için yeryüzünde dolaşmazlar mı? Çünkü gözler kör olmaz. Asıl kör olan sinelerdeki kalplerdir.
Bu ayet aklın bütün mekanizmalarının kalpte olduğunu göstermez. Bir örnekle anlatayım:
İki arkadaş bir arabaya biniyor.
A kişisi dedi ki arabayı çalıştıracak anahtarın yok mu?
B kişisi de dedi ki ama arabayı çalıştıran motordur, arabanın çalışmasında asıl işlevin motorda olduğunu bilmiyorsun galiba.
Bu durumda B kişisi mantık hatası yapmış olur. Çünkü evet arabanın çalışması motor ile olur ama motorun çalışmasını uyarıcı da anahtar olduğu için anahtar arabayı çalıştırıyor denir. Teknik detayları bilmeyen birine arabayı çalıştıran anahtardır dersin, teknik detayları biliyorsa ve gerekli ise motordan da bahsedersin.
İşte Kuran da insanların çok fazla teknik detaylar bilmediği bir dönemde aklı çalıştıranın kalp olduğunu söylemiş ki, yazıda belirttiğimiz gibi yeni araştırmalar da kalbin sinyallerinin beyin sinyallerinden önce çıkıp beyne ulaşarak onu çalıştırdığını gösteriyor. Ne kadar doğru bir ifade kullanmış. Yanlış yok. Tıpkı anahtar ve motor örneğinde olduğu gibi.
Kaynaklar
- McCraty, R., et al., The Coherent Heart Heart-Brain Interactions, Psychophysiological Coherence, and the Emergence of System-Wide yOrder. Integral Review: A Transdisciplinary & Transcultural Journal for New Thought, Research, & Praxis, 2009. 5(2).
- Shaffer, F., R. McCraty, and C.L. Zerr, A healthy heart is not a metronome: an integrative review of the heart’s anatomy and heart rate variability. Frontiers in psychology, 2014. 5: p. 1040.
- McCraty, R., M. Atkinson, and R.T. Bradley, Electrophysiological evidence of intuition: Part 1. The surprising role of the heart. The Journal of Alternative & Complementary Medicine, 2004. 10(1): p. 133-143.
- McCraty, R. and M. Atkinson, Electrophysiology of intuition: pre-stimulus responses in group and individual participants using a Roulette paradigm.Global advances in health and medicine, 2014. 3(2): p. 16-27.
- Goldstein, D.S., Neuroscience and heart-brain medicine: the year in review. Cleveland Clinic journal of medicine, 2010. 77(0 3): p. S34.
- McCraty, R. and F. Shaffer, Heart rate variability: new perspectives on physiological mechanisms, assessment of self-regulatory capacity, and health risk.Global Advances in Health and Medicine, 2015. 4(1): p. 46-61.
- Armour, J.A., Anatomy and function of the intrathoracic neurons regulating the mammalian heart. Reflex control of the circulation, 1991: p. 1-37.
- Armour, J.A., Potential clinical relevance of the ‘little brain’on the mammalian heart.Experimental Physiology, 2008. 93(2): p. 165-176.
- McCraty, R., M. Atkinson, and R.T. Bradley, Electrophysiological evidence of intuition: Part 2. A system-wide process? The Journal of Alternative & Complementary Medicine, 2004. 10(2): p. 325-336.
- Lane, R., et al., 21. Activity in medial prefrontal cortex correlates with vagal component of heart rate variability during emotion. Brain and cognition, 2001. 47(1-2): p. 97-100.
- Svensson, T. and P. Thoren, Brain noradrenergic neurons in the locus coeruleus: inhibition by blood volume load through vagal afferents. Brain Research, 1979. 172(1): p. 174-178.
- Schandry, R. and P. Montoya, Event-related brain potentials and the processing of cardiac activity. Biological psychology, 1996. 42(1-2): p. 75-85.
- Hassert, D., T. Miyashita, and C. Williams, The effects of peripheral vagal nerve stimulation at a memory-modulating intensity on norepinephrine output in the basolateral amygdala. Behavioral neuroscience, 2004. 118(1): p. 79.
- Zhang, J.-X., R.M. Harper, and R.C. Frysinger, Respiratory modulation of neuronal discharge in the central nucleus of the amygdala during sleep and waking states. Experimental Neurology, 1986. 91(1): p. 193-207.
- Shao, S., et al., Effect of pain perception on the heartbeat evoked potential. Clinical neurophysiology, 2011. 122(9): p. 1838-1845.
- Edwards, S.D. and D.J. Edwards, Contemplative investigation into Christ consciousness with Heart Prayer and HeartMath practices. HTS Theological Studies, 2017. 73(3): p. 1-5.
- Whitney, A., Map of the Heart: An East-West Understanding of Heart Intelligence and its Application in Counseling Psychology. 2017, California Institute of Integral Studies.
- Armour, J.A. and J.L. Ardell, Basic and clinical neurocardiology. 2004: Oxford University Press.
- Kumar, M., Singh, D., & Deepak, K. K. (2020). Identifying heart-brain interactions during internally and externally operative attention using conditional entropy. Biomedical Signal Processing and Control, 57, 101826.
- Al, E., Iliopoulos, F., Forschack, N., Nierhaus, T., Grund, M., Motyka, P., … & Villringer, A. (2020). Heart–brain interactions shape somatosensory perception and evoked potentials. Proceedings of the National Academy of Sciences, 117(19), 10575-10584.
- Riganello, F., Vatrano, M., Carozzo, S., Russo, M., Lucca, L. F., Ursino, M., … & Porcaro, C. (2021). The Timecourse of Electrophysiological Brain–Heart Interaction in DoC Patients. Brain Sciences, 11(6), 750.
- Jung, W., Jang, K. I., & Lee, S. H. (2019). Heart and brain interaction of psychiatric illness: a review focused on heart rate variability, cognitive function, and quantitative electroencephalography. Clinical Psychopharmacology and Neuroscience, 17(4), 459.
########################
Kalpteki Küçük Beyni Keşfetmek: Kalp-Beyin İletişimine Bir Yolculuk
Kalpteki Küçük Beyni Keşfetmek:Kalp-Beyin İletişimine Yolculuk
Giriş: Kalbin Gizemlerini Ortaya Çıkarmak
Genellikle sadece bir pompa olarak düşünülen kalbin kendine ait bir beyni olduğunu biliyor muydunuz? Nörokardiyologlar ve çok sayıda bilim insanı tarafından desteklenen bu olağanüstü fikir, kalp ile beyin arasında daha önce anlaşılandan daha derin bir iletişimin altını çiziyor. 1991 yılında Dr. J. Andrew Armour, çığır açan "kalp beyni" kavramını tanıttı.
Karmaşık Kalp-Beyin Bağlantısı
Kalp anlayışımız zaman içinde önemli ölçüde gelişti. Kalp ve beyin, sempatik ve parasempatik dallardan oluşan otonom sinir sistemi aracılığıyla iletişim kurar. Bu karmaşık ağ, çoklu sinaptik yolları içeriyor ve bu keşfin büyüleyici bir yönünü ortaya çıkarıyor: Kalp aslında beyne, beynin kalbe gönderdiğinden daha fazla sinyal gönderiyor. Bu sinyallerin algımızı, duygularımızı ve hatta daha yüksek bilişsel süreçlerimizi etkileyen geniş kapsamlı etkileri vardır.
Kalpteki küçük beyin ne yapar?
Kalpteki "küçük beyin", beyin beynine benzer karmaşık bir sistemdir. Çok çeşitli nöronlar, nörotransmiterler, proteinler ve destek hücreleri içerir. Bu gelişmiş ağ, kalbin bağımsız olarak öğrenmesini, hatırlamasını, hissetmesini ve hissetmesini sağlar. HMI araştırmacılarının akıllı kalp olarak da adlandırdığı "kalp beyni" hakkında yaptığı en önemli keşiflerden biri, kasıtlı olarak duyguların deneyimlenmesinin, kalbin beyne gönderdiği bilgileri değiştirebileceğidir. HeartMath Enstitüsü çalışmaları, şefkat, ilgi, sevgi ve genel olarak olumlu duygu durumları gibi duyguların aslında bize birçok yönden fayda sağlayabileceğini göstermiştir. Bu tür yetenekler, kalbin beynin sinyallerine verdiği tepkileri hassas bir şekilde ayarlamasını sağlayarak duygusal ve bilişsel deneyimlerimizde çok önemli bir rol oynar.
Öncü Araştırma ve Çalışmalar
Stanford Üniversitesi'nde psikiyatri profesörü olan Dr. Lisa Garfinkel'in çalışmaları da dahil olmak üzere son araştırmalar, kalbin beyne korku uyandıran sinyaller gönderebileceğini ima etti. Bu iki yönlü iletişim, bu duygusal durumların kesin kaynağını belirlemeyi zorlaştırır. Bunu daha da genişleten HeartMath Enstitüsü'nün (HMI) "Kalp Bilimi" e-kitabı, "kalp beyninin" serebral beyne benzer şekilde nasıl çalıştığına dair kapsamlı bir bakış sunuyor. HMI'nın en önemli keşiflerinden biri, kasıtlı olarak olumlu duygular yaşamanın, kalp tarafından beyne iletilen bilgileri değiştirebilmesidir. Bu bulgunun duygusal refahımız üzerinde aydınlatıcı etkileri vardır.
Kalp Tutarlılığının Gücü
HMI tarafından incelenen tutarlılık kavramı, zihinsel algının, sezgisel farkındalığın ve performansın arttığı psikofizyolojik bir durumu vurgulamaktadır. Bir çalışmada, katılımcılardan bilinçli olarak olumlu duygular hissetmeleri istendi. Sonuç, özellikle olumsuz duygular yaşadıktan sonra daha yumuşak ve daha istikrarlı hale gelen kalp ritimlerinde gözle görülür bir değişiklik oldu. Bu tutarlılık durumu yalnızca fizyolojik bir olgu değildir; kişisel performans, sağlık ve genel refah için somut faydaları vardır.
Sonuç ve İleri Öğrenme
Kalpteki küçük beynin keşfi, duygu ve düşüncelerimizin fiziksel durumumuzla nasıl iç içe geçtiğini anlamada yeni ufuklar açıyor. Bu heyecan verici konu ilginizi çekiyorsa, zengin bilgiler mevcuttur - görsel temsiller ve daha fazlası New Science of the Heart Cilt 2, Bölüm 1'de bulunabilir. Kalp-beyin iletişimini ve kalp tutarlılığına ulaşmanın faydalarını daha derinlemesine incelemek için kaynaklar ve araştırma makaleleri HeartMath Enstitüsü'nün araştırma sayfasında mevcuttur. Kalbin gizli beynine yapılan bu yolculuk, yalnızca biyolojik bir olguyu değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlığımızı artırmanın yolunu da ortaya koyuyor. Görüntüler görüntülenebilir okuyun.
Bu görüntüler J. Andrew Armour, M.D., Ph.D. ve meslektaşlarının çalışmalarından türetilmiştir.
https://www.youtube.com/watch?v=bPDoU3nL_WA
https://www.heartmath.org/articles-of-the-heart/little-brain-in-the-heart/
####
____________"Mini beyin" ____________
Otonom sinir sistemi ya da özerk sinir sistemi, periferik sinir sisteminin, istemsiz yapılan hareketleri ve organ fonksiyonlarının kontrolünü gerçekleştiren bölümüdür.
Kalbin sinir sistemi, otonom sinir sistemi tarafından kontrol edilen sempatik ve parasempatik sinir sisteminden oluşur. Sempatik sinir sistemi "savaş ya da kaç" tepkisini tetikler, kalp atışını hızlandırır ve kan basıncını artırır; parasempatik sinir sistemi ise "dinlen ve sindir" durumunu sağlar, kalp atışını yavaşlatır ve vücudu sakinleştirir. Bu iki sistem denge içinde çalışarak kalp ritmini ve genel vücut fonksiyonlarını düzenler. = Vagus siniri (parasempatik sistemin ana sinirlerinden biridir) bu işlevlerden sorumludur.
Kalbin kendi bağımsız sinir sistemine sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Kalpteki "küçük beyin", kalbin kendi sinir sistemi olup, kalp atış ritmini düzenleyen bağımsız bir yapıdır. Bu "mini beyin" yaklaşık 40.000'den fazla nöron içerir ve kalbin, beyin tarafından kontrol edildiği düşüncesinden farklı olarak karmaşık işlevlere sahip olduğunu gösterir. Bu keşif, kalp hastalıklarının tedavisinde yeni yollar açabilir.KARMASIK YAPI:Kalp duvarında yer alan bu sinir ağı, başlangıçta düşünüldüğünden çok daha karmaşıktır ve farklı işlevlere sahip birden fazla nöron türü içerir.
Organoidler veya "mini beyinler" (beyin organoidleri) adı verilen yapay organlarla ilgili olabilir; bu yapılar, insan beynindeki beyin dokusunu taklit eden hücre kümeleridir ve bazen 40.000'den fazla nöron içerebilirler. Bu "mini beyinler", bilim insanlarının beyin gelişimi ve hastalıklarını araştırmalarına olanak tanır.
##################
İbn Rüşd'e göre bilim ve din, aynı kaynaktan beslenen, birbirini destekleyen iki kardeş gibidir. Ona göre felsefe (bilim), dinin bir kardeşi gibidir ve din ile felsefenin karşıt olması söz konusu değildir; aksine din, felsefe yapmaya teşvik eder. Bu anlayışa göre her ikisi de "hakikate" ulaşmayı hedefler ve bu iki farklı yol, birbirini tamamlar.
♻️
Koroner arterler aortadan ilk ayrılan damarlardır ve kalbin yüzeyinde seyrederler. Görevleri kalp kasını beslemek ona oksijen taşımaktır. Koroner Arter Hastalığı (KAH) kalp kasını besleyen bu koroner arterlerde daralma ya da tıkanma sonucunda kan akımının azalması ya da tamamen kesilmesi sonucunda ortaya çıkmaktadır.
🔻Kalbe kandaki besin ve oksijeni taşıyan damarlar koroner arter dediğimiz atardamarlardır. Kalp krizlerinin sorumluları da işte bu damarlardır.
🔻Aort damarı, vücudun en büyük atardamarı olup, kalpten çıkarak vücudun her yerine besin ve oksijen açısından zengin kanı taşır.

Kalbin Elektrik Sistemi Nedir?
Yazar: Emin Evren Özcan 30.11.2020
Bir pompa gibi çalışan kalbimizin sürekli ve düzenli çalışmasını sağlayan bir elektrik sistemi vardır.
Sağ kulakçıkta yer alan ana merkezden (sinus düğümü) çıkan uyarılar, kalp içerisinde yer alan özelleşmiş kas hücreleri ile tüm kalbe yayılır ve kalbin kasılması sağlanır.
Sağlıklı bir kalpte bu elektriksel döngü bir ömür boyunca her kalp atışında tekrarlanır.
Yukarıda bahsettiğimiz özelleşmiş hücreler pompanın içindeki elektrik kabloları gibidir fakat gözle görülmezler.
Bir kısmı elektriksel uyarıların oluşturulmasından, bir kısmı ise iletilmesinden sorumludur.
Bu düzen içerisinde meydana gelen aksamalar, kalbin düzensiz çalışmasına, ritm bozukluklarına neden olur.
Kalp ritm bozukluklarının bir çok çeşidi olmakla beraber, hastaların anlayabileceği dilde kabaca iki gruba ayrılabilir:
- Kalbin ana merkezinden uyarı çıkmasının yavaşladığı veya kalbin içerisindeki elektrik kablolarında iletinin yavaşladığı veya durduğu hastalıklarda, doğal olarak kalp atışları da yavaşlar, hatta durabilir. Bu durumdaki hastalara, kalbi dışarıdan uyarmak için kalp pili takılması gerekebilir.
- Diğer grup ritm bozuklarında ise kalp gerektiğinden daha hızlı çalışır. Elektrik sisteminde meydana gelen bozulmalar kısa devrelere neden olarak taşikardi dediğimiz hızlı kalp atışlarına neden olabilir. Bu kısa devreler sıklıkla doğuştan olabildiği gibi, kalp krizi gibi hastalıklar sonrasında da ortaya çıkabilir. Ayrıca kalbin ana uyarı merkezi dışında başka odaklardan da uyarılar çıkabilir ve düzensiz kalp atışları gözlenebilir.
Kur'an'da Kalp Kavrami
Kalb; akıl, mârifet, ilim, niyet, iman, hikmet ve kurbet gibi insan için çok hayatî hususların kalesi mesabesindedir. Kalb ayakta ise, bu duygular da hayatta sayılır; o, yıkılmış veya bir kısım mühlikâtla sarsıksa, bu latîfelerin hayatiyetinden, devam ve temadisinden bahsetmek de oldukça zordur.
Kalbin bir fizikî bir de manevî mânâsı vardır. Fizikî anlamda kalb, bilindiği gibi göğsün sol tarafında bulunan, bütün vücudumuzu besleyen damarlara kan akışını sağlayan, yumruk büyüklüğündeki en merkezî organımızdır. Bunun yanında bütün derunî yaşantılarımızı, duygu, düşünce ve niyetlerimizi kendisine atfettiğimiz ruhî/manevî boyutta yer alan bir benliğimiz vardır. Bu ikisi arasında bir bağlantı olduğu düşünülse de, bu konuda bir açıklamada bulunmak maksadımız dışındadır. Şu kadarı var ki, fizikî kalb bedeni düzenler, manevî kalb ise kişiliğimizi (=Nefs) düzenler. Burada bizim kalbden kastımız fizikî kalb değil, manevî ve ruhî kalbdir. Kalb kelimesi Arapçada, bir şeyin içini dışına çıkarmak, altını üstüne getirmek, ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek gibi mânâlara gelmektedir. Bu değişken özelliği sebebiyle bu şekilde “kalb” olarak isimlendirildiği belirtilmektedir (İbn-i Manzur, I, s.687). Kur’ân-ı Kerîm’deki ifadelere bakıldığında, mânevî kalbin tıpkı fizikî kalbin beden yapımızdaki konumu gibi, bütün ruhî/mânevî hayatımızın merkezinde yer aldığı görülür. Çeşitli duygu ve heyecanlar, inançlar, idrakler, niyet ve iradeye bağlı faaliyetler, ahlâkî tutum ve davranışlar kısacası bütün psikolojik fonksiyon ve süreçler doğrudan kalb ile bağlantılıdır. Düşünme, akıl yürütme ve anlama, hidâyet ve itmi’nân, iman, takva, zikir, teslimiyet, acıma ve şefkat, mânevî olarak arınma ve temizlenme kalble ilgilidir. Aynı şekilde korku ve ürküntü, sıkıntı ve bunalma, hasret ve hiddet, sapıklık ve şüphe, nifâk ve inkâr, öfke ve hastalık gibi süreçler kalbde oluşur ve kalbimizde yaşanır. Kalb eğrilik ve doğrulukla vasıflanır. Sağlıklı veya hastalıklı kalbler vardır. Kalb, vahyin iniş yeridir. İlâhî imtihan kalbde başlar ve devam eder (bkz. Mû’cemu elfâzı’l-Kur’ân, II, 415-416). Kısacası kalb insan kişiliğinin ruhî merkezi, benliğin ve şuurun kaynağı, eşyanın hakikatini anlayıp bildiğimiz mânevî benliğimiz; benlik idraki ve şuurun ortaya çıktığı ruhî/manevî özümüzdür (er-Râzi, s. 61, Gazzali, III, 29, 32).
Kalble alâkalı kavramlar
Kalb kavramı tekil ve çoğul, izafetli veya izafetsiz biçimleriyle Kur’ân-ı Kerîm’de 135 yerde geçmektedir. Bunun yanında kalb ile yakın alâkalı birçok kavram yer alır. Bunlar sadr, fuâd, lübb, nühâ, hılm ve hicr’dir.
42 yerde geçen sadr kelimesi, bir şeyin baş tarafı veya en üst kısmı, bir bölümü, kişinin yöneldiği taraf, boyundan karın boşluğuna kadar olan vücudun ön kısmı, göğüs ve bağır; reis ve kumandan (İbn-i Manzur, IV,445; Müfredât, s.276) gibi mânâlara gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de sadrın “genişleme ve daralma” (En’âm 6/125; Zümer 39/22), sıkıntılardan şifa bulma (Yunus 10/57; Tevbe 9/14) özelliklerinden bahsedilir. Ayrıca sadr; kalbleri çevreleyen, kalblerin içinde yer aldığı mekân (Hacc 22/46), arzu ve ihtiyaç mahalli (Mümin 40/80; Haşr 59/9), bilgilerin korunduğu yer (Ankebut 29/49), kin (A’raf 7/43), kibir (Mümin 40/56), korku (Haşr 59/13) ve vesveselerin yer ettiği mahal (Nâs 114/5) olarak tasvir edilir.
Fuâd; Kur’ân-ı Kerîm’de 16 yerde zikredilir. Kelime mânâsı “yanıp tutuşmak” demektir. Maddenin aşırı sıcak ve hararet üzere çevrilmesidir. Kalbin, çeşitli duygularla çok fazla, aşırı etkilenmesi, yanıp tutuşması sebebiyle kalbe bu isim verilmiştir. Dilimize “gönül” olarak çevrilir. Kalbin ortası, kılıfı, içi gibi mânâlarda kullanılır. Kalb sadrın ortasında olduğu gibi, fuâd da kalbin ortasında yer alır. Sorumlu tutulan (İsrâ 17/36), doğrulayan ve yalanlayan (Necm 11/20); gönlün meyletmesi (İbrahim 14/37), gönüldeki yakıcı ateş (Hümeze 104/7), hâlden hâle dönüşen (En’âm 6/110) nitelikleri ile Kur’ân’da yer aldığı görülür.
Lübb; bir şeyin özü, hakikati, cevheri demektir. Kalb ve akıl insanın cevheri ve hakikati olduğu için bu kelime ile ifade edilir. Her tür şaibeden uzak, saf, temiz ve tam akıl mânâsında Kur’ân-ı Kerîm’de yer alır (Mu’cem, II, 560; Müfredât, s.646). Lübb, normal akıldan ziyade, hidayet nuruyla “aydınlanmış akıl”dır. İlâhî hükümlerin inceliklerini (Bakara 2/179; Sâd 38/9, 29, 38), takvanın en önemli azık olduğunu (Bakara 2/197), hikmetin önemini (Bakara 2/269), ilâhi öğütlerin kıymetini (Âl-i İmran 3/7; Râd 13/19; Mümin 40/54; Zümer 21/39), yerlerin ve göklerin yaratılış hikmetlerini (Âl-i İmran 3/190; Yusuf 12/111) görüp anlayan ve ibret alanlar, kalbin bu derecesine ulaşmış mümin kimselerdir.
Kalb ve Allah münasebeti
Kalb; Allah’la münasebet ve iletişimin başlıca organıdır. Allah sürekli insanların kalblerine bakar (Müslim Birr 34), orada olup biten her şeyi bilir (Âl-İmran 3/154) ve onları sorgular (Bakara 2/74). Yani Allah kişi ile kalbi arasına girer (Enfâl 8/24). İnsan kalbi ile hangi yöne yönelmek istiyorsa, Allah onu o yöne yöneltir. Kalblerinde hayır olduğunu bildiği kimselere Allah daha fazla hayır verir (Enfâl 8/70). Mânevî anlamda sağlıklı bir kalb, bir bakıma tıpkı sürekli dönen ve tarayan bir radar gibi, asla bu dünyada hiçbir şeye sabitlenmez veya bağlanmaz; daima kutsalı arar. Kalb bize bu dünyada hiçbir şeyin tapınmaya değer olmadığını, her yerde hâzır ve nâzır olan bir Yaratıcı’ya bağlanarak huzur, sükûn ve nihai tatmin ve sürur bulacağını hatırlatıp durur. “Bunlar, Allah’ın zikri ile kalbleri huzura kavuşarak iman edenlerdir. Evet, bilin ki, kalbler ancak Allah’ı anmakla tatmin ve huzur bulur.”(Ra’d 13/28,68 ). Mânevî hayatın merkezinde yer alan kalb, Rabb’ini arama saikıyla sürekli bir hareket ve arayış hâlindedir. Bu yüzden insan ancak Allah’ı hatırlayarak ve O’na yakınlaşmaya çalışarak hayatını mânâlı ve değerli kılabilir.
İnsan, Yüce Yaratıcı’sını kalbiyle hisseder; bağlanır, inanır ve tanır. Allah’a inananın kalbi hidayete erer, doğru yolda gelişimini sürdürür (Teğabün 64/11). Allah’ı bilen, Allah’a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden kalbdir. Diğer âzalar ise kalbin yardımcıları, onun çalıştırdığı âletlerdir. Bu bakımdan Allah nezdinde insanın değeri, kalbinde Allah’a ayırdığı yer ile doğrudan alâkalıdır. Allah’ın dışındaki şeylerden ve ilgilerden kalbin uzaklaşması, Allah’ı hatırlama ve anma ile birlikte ibadetin çoğalmasıyla birlikte mânevî gelişme ve olgunlaşma yolunda mesafe kat edilir.
Kendi nefsini ve İlâhî hakikati anlama kabiliyetini suiistimal eden kimselerin kalblerinin işleyişini Allah tersine çevirir (Tevbe 9/ 87, 127). Öyle ki, onlar doğru ve iyi yaptıklarını sanırken, kötü ve yanlış işlerle hayatlarını tüketirler. Böylece, kendi arzuları ve tutkuları peşinden sürüklenen ve böylece kalbini asıl amacından koparıp eğriltenlerin kalblerini de Allah eğriltir (Muhammed 47/16; Saf 61/5). Zamanla, bütün fıtrî safiyetini ve doğruyu bulma kabiliyetini kaybeden, inkâr ve aşırılıkta direnen, kendi gururlu ve mütehakkim benliğine bağlanan bu kimselerin kalblerini Allah mühürler (Nisâ 4/155; Tevbe 9/87, 93; Yunus 10/74; Rum 30/ 59; Gâfir 40/35; Câsiye 45/23; Muhammed 47/16). Kalbi mühürlenmiş olanlar ise, mânevî hakikatler hakkında kör, sağır ve dilsiz hale gelirler; hayvanlardan daha aşağı bir hayat derecesine mahkum olurlar (Bakara 2/7,18-20).
“İnsanların kalbi Allah’ın iki parmağı arasındadır, istediği gibi evirir çevirir.” (Tirmizi, Kader 7) mealindeki hadîste dile getirildiği gibi, insan tabiatında bir istikrarsızlık, değişkenlik vardır. İnsanın ruhî merkezi olarak kalb, nefsin içinden (hatıralar, istek ve arzular, hayaller, idrakler) veya dış dünyadan gelen uyaranlar (telkin, eğitim, toplumsal olaylar, vb.) yahut İlâhî ilhamlar ve şeytani vesveseler neticesi sürekli değişip durmaktadır (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’ân, 35). Bu değişim iyiden kötüye doğru olabildiği gibi, kötüden iyiye doğru da olabilmektedir.
Bir hadîs olarak nakledilen, “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” sözü, Allah’a ulaşmada kalbin ilk hareket noktası ve temel vasıtası olduğunu ortaya koyar. Her kalb, içindekini dışarıya sızdırır. Kalb, öyle bir şeydir ki insanoğlu onu tanıdığı zaman, kendini tanımış olur. Kendini tanıdığı zaman Rabb’ini tanır. İnsan kalbini tanımadığı zaman, kendi nefsini tanımamış, nefsini tanımadığı zaman da Rabb’ini tanımamıştır. Kalbini bilmeyen de kalbinin ötesini elbette ki bilemez. İnsanların çoğu, kalblerini ve nefislerini bilmemekte, kalbleri ve nefisleri arasında perdeler gerilmiş bulunmaktadır. Çünkü Yüce Allah bazen insanoğlu ile kalbi arasına kuvvet ve kudretiyle girer. Kalbini murâkebe ve gözetmek için melekût âleminin hazinelerinden kalbinin üzerine akan ve kalbde beliren incelikleri gözlemek için kalbini tanımayan bir kimse Allah Teâlâ’nın mealen şu âyetinin mefhumuna dâhil olmuş olur: “O kimseler gibi olmayın ki, Allah’ı unutmuşlar, Allah da onları kendilerine unutturmuştur. İşte bunlar fâsık olanlardır.” (Haşr 59/19).
Kendi yaratılış gayesini unutarak nefsanî ve dünyevî arzular içinde bir hayat süren kimselerin kalbleri zamanla fıtrî işlevini ve hassasiyetini yitirir, daralır ve katılaşır. “..Kalbleri Allah’ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; onlar apaçık sapıklık içersindedirler.” (Zümer 39/22). Allah dışında başka ilgi ve düşüncelere dalmış, O’nu hiç hatırlamayan kimseler, kalbleri katılaşmış kimselerdir. Kalbleri katı olanlar Allah’tan en uzak kimselerdir (Tirmizi, Zühd 62). Bir kısım insanların ise kalbi hastalıklıdır; sabit bir merkezi ve tutarlı bir istikameti yoktur. İman ile küfür, doğrulukla eğrilik, iyilikle kötülük arasında sürekli bocalayıp dururlar (Bakara 2/10; Maide 5/52; Enfâl 8/49, Tevbe 9/125; Ahzab 33/32). Bunlar kalblerindeki gerçek niyet ve tasavvurları gizlemeyi çok iyi bilen, görünüş ve konuşmaları ile etkileyici fakat gerçekte hakikat düşmanı, yıkıcı ve düzen bozucu sakınılması gereken “en yaman hasım” durumundaki kimselerdir (Bakara 2/ 8-16, 204-205).
İnançlı bir insanın sabah akşam Rabb’ini anan kimselerle bir arada olması kalb selâmeti bakımından önemlidir. Eğer, Allah’tan uzak bir hayat yaşayan kimselerle bir arada olmak kaçınılmaz ise, en azından onlara uymama, kalben onlardan uzaklaşma ve onlar gibi bir hayat tarzını benimsemekten kaçınmak gerekir. “Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdiğimiz kimseye itaat etme..” (Kehf 18/28). Bu kimselere uymak, onlar gibi kalbin katılaşmasına ve daralmasına yol açar. Arkadaş ve dostluk yapılan kimsenin ahlak ve davranışından etkilenmemek mümkün değildir. Fakat bazı kimseler bunun farkına çok geç varırlar (Furkan, 25/29).
Buna karşılık Allah’ın âyetlerine dikkat kesilen, ayakta, otururken, yürürken, hemen her durumda ve hayatının her anında Yüce Yaratıcı’sını hatırlayıp O’nun yüceliğini ve lütfettiği nimetlerin sonsuzluğunu düşünen (Al-i İmran 3/191) mümin kimselerin kalbleri ise gittikçe yumuşar ve hassaslaşır. Öyle ki, Allah’ı andıkça kalbleri titrer, tüyleri ürperir. “Rablerinden korkanların, bu Kitaptan tüyleri ürperir, sonra hem derileri ve hem de kalbleri Allah’ın zikrine yumuşar..” (Zümer 39/23). Kalbi derinden etkileyen ve onu uyaran en önemli kaynak İlâhî Kelâm’dır. Bu yüzden Kur’ân’ı dinlemek, onunla meşgul olmak, onun mânâlarını düşünmek, müminin duygularını coşturur, inancını pekiştirir, kalbini yumuşak ve hassas bir hâle getirir: “Kendilerine Rahman olan Allah’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlar (Meryem 19/58; İsra 17/109). “Bunlar o kimselerdir ki Allah anılınca kalbleri titrer, kendilerine isabet eden musibetlere karşı da sabırlıdırlar” (Hacc 22/35).
Bir Müslüman’ın hayatın her türlü şartları altında kararlılıkla inancının gereğini yerine getirmesi gerekir. Güçlükler karşısında sabır ve azimle hareket edebilmek için kalbin pekiştirilmesine ihtiyaç vardır. İnancı uğrunda mücadele eden ve büyük zorluklarla karşılaşan ve bu durumda kendisine sığınan müminlerin kalbleri Allah’ın yardımı ve manevî desteği ile sakinleşir; güven, huzur ve itminan duygusu ile dolup taşar (Enfal 8/10-11; Fetih 48/4).
Kalb selâmeti
Kalbin fıtratında iyilik ve temizlik vardır; kötü duygular yoktur. Kalb helâlden, doğrudan huzur duyar, haramdan, yalandan ise rahatsızlık duyar (Tirmizi, Kıyamet 60). Bir şey kalbe huzursuzluk veriyorsa işte o günahtır. Çünkü kalb her zaman doğruyu ilham eder (Müslim Birr 14,15; Tirmizi, Zühd 52; Darimi, Büyu’ 2). Fakat içimizden ya da dışımızdan kalbe ulaşan olumsuz uyaranlar ve bunlara bağlı olarak geliştirilen kötü alışkanlıklar, din ve ahlak dışı davranışlar kalbin kirlenmesine ve işlevini yitirmesine yol açabilir. Hz. Peygamber (a.s): Dikkat ediniz, insan vücudunda bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur, bozuk olursa bütün vücut bozulur. O, kalbdir.” (Buhari, İman 39; Müslim, Müsakat 107, 108) buyurmuşlardır. Bir insanın kalbi kararmamış, tabiî saflığını, selim fıtratını koruyor ise doğruyu kolayca bulabilir (İbn Mâce, Zühd 29; İbn Hanbel, Müsned II, 297). Kalbi en çok yalan, haram lokma gibi davranış ve yaşayışlar, kibir gibi huy ve tutumlar, Allah’ı anmaktan ve O’na karşı sorumlulukları yerine getirmekten uzak bir hayat tarzı karartır. Kalbin bozulması, idrak ve anlam dünyasında karmaşa ve kaosa yol açar. İyi ile kötü, doğru ile yanlış, helâl ile haramın sınırları ayırt edilemez hâle gelir. İnsan hakikate karşı kör ve sağır, duygusuz ve duyarsız olur: “Gerçekte hakikat şudur: gözler körelmez, sinelerdeki kalbler körelir.” (Hac 22/46). Bu yüzden kalbin doğal safiyetini koruması, yaratılış amacına uygun olarak görevini yerine getirebilmesi açısından büyük önem taşır. Mânevî kirlerle kararan, katılaşan bir kalb, iyilik ve hakikate ulaşma arzusunu bütünüyle yitirir. Kalbin muhafazası ve mânevî kirlerden arındırılması o derece önemlidir ki, kirli bir kalble yapılan ibadetler makbul sayılmaz. Kalbi dürüst olmadıkça kişinin imanı yerini bulmaz (İbn Hanbel, Müsned, III, 198). Buna karşılık az ama temiz bir kalble yapılan ameller daha feyizli ve daha şerefli olarak değer kazanır.
Kalb, Yüce Allah’ın insanların içine yerleştirdiği bir mabettir. İçimizdeki kutsal kıvılcımın mekânıdır. Sufi geleneğin çok önem verdiği ve kutsi hadîs olarak naklettikleri “Bütün göklere ve yerlere sığmayan Ben, ihlâslı müminin kalbine sığarım” (Bkz. Aclunî, Keşfu’l-hafa, 2/255) mealindeki müteşabih rivayet, aslında insan kalbindeki en güçlü ve en etkili psikolojik faktörün Allah olduğunu, inanan kimsenin bunun şuurunda olması gerektiğini anlatır; Mümin için Allah’ın huzuruna “selîm” ve “münîb” bir kalb ile çıkmaktan başka bir şeyin faydası yoktur (Şuarâ 26/89, Safât 37/84; Kaf 50/33). İman öncelikle kalbî bir tasdiktir. İbadetlerin temeli olan ve onlara gerçek değerini kazandıracak olan “niyet” de kalbde gerçekleşir (Buhari, İman 41). Kalb ilim, hikmet, Allah’ı bilme, Allah’ı sevme, Allah’ı düşünmekten zevk almak, Allah’ı bütün arzularına tercih etmek ve nefsi ile mücadelede Allah’tan yardım istemek için yaratılmıştır. Bu bakımdan kalbin mârifeti ve vasıflarının hakikati dinin temeli, mânevî yolculuğa çıkanların yolunun esasıdır (Gazzali, İhya, c.III, s.6, 62). Fakat kalbin İlâhî tecelliye mazhar olabilmesi için, nefsanî kirlerden, dünyevî arzulardan temizlenmesi, ıslah ve imar edilmesi gerekir. Bu konuda Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) nakledilen şu hadîs bu gerçeğe işaret eder: “Kul bir günah işlediğinde, kalbinde siyah bir leke oluşur. O, bu yanlışı tekrar ettiğinde yeni bir iz daha meydana gelir. Günah işlemeye devam ettikçe bu izler artar ve sonunda bütün kalbi kaplar ve karartır. Kul tövbe ettiğinde onun kalbi yeniden parlamaya başlar.” (Müslim, İman 231; İbn Mace Zühd 29; Ahmed b.Hanbel, Müsned II, 297). Kalblerin temiz kalması için kötü duygu ve düşüncelere yol açacak durumlardan ve uyarıcılardan uzak durmak önemli bir esastır (Ahzâb 33/53). Kalbin temizlenmesi öncelikle işlenen günahların, yapılan kötülüklerin ve yanlış davranışların farkına varma, bunlardan pişmanlık duyma ve tövbe etmekle mümkündür. Bunun yanında kalbin sürekli olarak eğitilmesi, olgunlaştırılması, parlatılması gerekir. Kalbin eğitilmesi, öncelikle doğru bilgi ile mümkündür. Bilgi ve hikmet sayesinde kalb aydınlanır ve hakikat sevgisi ile dolup taşar. Kalbi aydınlatan ve parlatan bu bilginin kaynağı da elbette ki İlâhî Kelâm’dır: “Fakat o Kur’ân, kendilerine ilim verilmiş kimselerin kalblerinde ışıldayan âyetlerdir…” (Ankebut 29/49). İman, kalb tatminin en önemli kaynağıdır. İnanan insanlar, bu inançlarının sağladığı güven ve huzur ile hayatlarını sürdürürler. Fakat bu imanın yeterli ve doğru bilgi ile de zaman zaman desteklenmesi gerekir. Çünkü tam bir tatmin duygusu elde edene kadar kalbde şüphe ve arayışlar sürüp gider. Bir kısım insanlar için inanmak kadar, anlamak, tecrübe etmek, müşahede etmek de önemlidir. Kalb tatmini, iman ve teslimiyeti artırır, huzur ve sükûnete vesile olur. Hz. İbrahim’in “yeniden diriliş” (Bakara 2/260) konusundaki ve Havarilerin Hz. İsa’nın nübüvveti (Maide 5/112-113) konusundaki merak ve taleplerinin gerekçesi kalb tatminidir. Allah’ın âyetleri üzerinde düşünmek ve her durumda O’nu anmak kalbi yumuşatır (Zümer 29/23). Kalb yumuşaklığı, eğitilebilirliğin en önemli şartıdır.
Buna göre, kalb hem bilginin hem de ahlâkın kaynağı olması bakımından önem taşır. Riya, kibir, nifak, küfr, haset gibi olumsuz davranış eğilimleri kalbde ortaya çıktığı gibi, ihlâs, tevazu, takva, tövbe, sabır, şükür, muhabbet, rıza, tevekkül vb. hallerin hepsinin merkezi de kalbdir (Gazali, İhya, c.III, s.3-4). Kalb, Allah’a doğru bir yolculuğu gerçekleştirmek ve menzilleri bir bir aşarak O’na kavuşmak için yaratılmıştır. Allah’ı tanımak, beş duyunun ötesine geçip, İlâhî güzellikleri kalb ile müşahede etmekle mümkün olur. Kalbi bu bilgiye ulaştıracak olan ise ilim, hikmet tefekkür ve daha da önemlisi güzel huy ve davranışlardır. Kalbde yerleşmiş olan kötü huylar ve olumsuz davranış eğilimleri Allah’a giden yolda birer engeldir. Onlardan kurtulmadıkça bu yoldaki makamları geçmek mümkün değildir. İlim ve ahlâk birbiri ile bütünleştiği zaman kişiye fayda verir; mânevî olgunlaşmaya hizmet eder. Kişi her şeyden önce kalbini kötü ahlâktan temizlemeyi ön plânda tutmalıdır. Nasıl beden temiz olmadan namaz sahih olmazsa, kalbin ibadeti olan ilim de kalb kötü huy ve çirkin vasıflardan arınmadıkça sağlıklı olmaz. Ahlaksız ilim, en öldürücü ve yıkıcı bir âlete dönüşebilir. İlim kişiyi doğruya, iyiye yöneltmelidir, aksi takdirde Allah’tan uzaklaşmasına sebep olur. Akıl, ancak sınırlı bir alanda, duyulan ve görülen gerçekler âlemi üzerinde bilgi edindiğinden, bu alanda yetersizdir. Ancak kalbin doğru ve güvenilir bir bilgi vermesi için olgunlaşması, günah kirinden, bilgisizlikten, taklit ve taassuptan temizlenmesi gerekir. “Kendi istek ve arzularını ilah edinen, bilgisi olduğu hâlde Allah’ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü?” (Câsiye 45/23). Bir Müslüman’ın kalb selâmetini koruyabilmesi için Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sık sık tekrarladığı şu duaları da unutmaması gerekir: “Ey kalbleri yönlendiren Allah’ım! Kalblerimizi sana itaate yönelt.” (Müslim Kader 17; İbn Hanbel, Müsned II, 168). “Ey kalbleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizi, Kader 7; Daavât, 90, 124; İbn Hanbel, Müsned, IV, 182; VI, 251, 294, 304, 315).
Netice
İnsan kişiliğinin (=Nefs) merkezinde kalb yer alır. Bütün duygu, düşünce, niyet ve tutumlarımızın kaynağında kalb vardır. Şuur ve benliğimiz kalbde yer tutar. Kalbin kendi içinde çeşitli derinlik tabakaları vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Sadr, kalb, fuâd, lübb ve nühâ kavramları dıştan, en derin ve nihai boyuta kadar açılan kalbdeki akıl, şuur ve idrak derecelerini ifade etmektedir. Kısacası, bilmenin ve hissetmenin sonsuza açılan yolları kalbin içinde saklıdır. Bunları harekete geçirmek insanın doğru bir yol tutmasına ve dikkatini kendi gerçeğine yöneltmesine bağlıdır. Fıtratı bakımından temiz ve saf olan, Rabb’ini ve İlâhî hakikatleri bilmeye ayarlı olan insan kalbi, içimizde beslediğimiz kötü arzular ve vesveseler veya çevreden aldığımız menfi tesirlerle her an kirlenmeye ve asıl rotasından çıkmaya eğilimlidir. Kötü bir yolda tüketilen hayat tecrübesi ile yapılanan bir kalb, zamanla katılaşır ve tabiî safiyetini yitirebilir. Bu durumda kişi hakikatlere karşı kör ve sağır hâle gelir; kendi sübjektif yönelim ve davranışlarını mutlaklaştırarak, bunları hakikatin yerine koyar. Hayatının sonuna kadar da bu yanılsamalı benlik algısını sürdürür.
Kendi insanî tabiatımızın farkına varmakla, varlığımızın sahibi ve gayesi olan Yüce Allah’ı her yerde ve her zaman hatırlamakla, hata ve günahların kalbde meydana getirdiği kirlenmeyi giderici iyi ve olumlu işlere yönelmekle ve Allah dostu insanlarla bir arada bulunmakla kalb sağlığı korunabilir.
Kaynaklar
Cürcâni, Seyyid Şerif, Ali b. Muhammed, Kitabü’t-Ta’rifât, Beyrut 1983.
Çift Salih, Hakim Tirmizi ve Tasavvuf Anlayışı, İnsan Yayınları, İstanbul 2008.
Ergin Zafer, Haris Muhasibi ve Nefis Kavramı, Karadeniz Basın Yayın, Rize 2008
Ergül, Âdem, Kur’ân ve Sünnette Kalbî Hayat, Altınoluk Yayınları, İstanbul 1421/2000.
Frager, Robert, Kalp, Nefs ve Ruh (çev. İbrahim Kapaklıkaya) Gelenek Yayınevi, İstanbul 2003.
Gazzali, İhyau Ulumid’-Din (çev. Ahmet Serdaroğlu), Bedir Yayınevi, İstanbul,2011
el-Isfahani, Rağıp, Ebu’l-Kasım Hüseyin b.Muhammed, el-Müfredât fi ğaribi’l-Kurân, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut ts.
İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, Dâru’s_Sadr, Beyrut 1410/1990.
Mu’cemu elfâzı’l-Kur’ân, 2.bas., c.II, Mısır 1390/1970.
Er-Râzi, Fahreddin, Kitâbü’n Nefs ve’r-Rûh ve şerhu kuvâhümâ, İslamâbad/ Pakistan 1388/1968.
Uludağ, Süleyman, “Kalp”, T. Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, c.24, s.230-231.
⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️⚠️
Kuranda beyinle ilgili hiç bir ayet olmadığı gibi, kalbin düşündüğü yazar.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde profesör olarak çalışmalarına devam eden Beşer, “Kur'an-ı Kerim’i anlamakla Kur’an’dan anlamak ayrı şeylerdir”başlıklı köşe yazısında “Kur'an-ı Kerim’e göre anlama beynin değil kalbin işidir” dedi ve şu ifadeleri kullandı:
Hayır, beynin işidir, çünkü Kur’an, anlamayanlara beyinsizler diyor.
Bunu hangi ayet söylüyor?
A’râf/7, 155 te ‘içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak eder misin Ya Rab’ denmiyor mu?
Orada geçen kelime ‘beyinsizler’ değil ‘süfeha/sefihler’ kelimesidir. Senin okuduğun meal bu kelimeyi beyinsizler diye çevirdiği için sen de anlamayanların beyinsizler, anlamanın da beyinle olduğunu sanmışsın.
Kuranıkerim’i anlamada muhkem ve müteşabih kavramları anahtar düzeyinde iki temel kavramdır ve bunların geçtiği ayetlerde Allah anlama ile ilgili üç önemli kavram daha zikreder: Rasihûn, tezekkür ve ulü’l-elbâb. Rasihûn, gereken bilgiyi sonuna kadar götüren âlimlerdir. Tezekkür, bilinenleri akla getirmekle anlamanın tefekkür boyutudur. Ulü’l-elbâb ise bu iki özelliği oluşturan âlimlerin birlikteliği ile oluşan ortak akıldır. Ya da ulü’l-elbâb’ın özelliği, ilimde râsih olma ve tezekkürle birlikte, ilimleriyle gururlanmadan, tevazu gösterip, Allah ne derse ona imanlarını vurgulamalarıdır. Bütün bunlarla birlikte ‘rasihûn’ ve ulü’l-elbâb’ olabilmek için münferit davranmama, ortak aklı kullanma gerekir. Belki buna işaret olarak bu kelimeler Kuranıkerim’de böyle yerlerde hep çoğul olarak kullanılır.
‘Rasihûn’ ve ulü’l-elbâb’tan olma kolay değilse Kuranıkerim’in tefekkür, toplum ve felsefi boyutunu anlamak da kolay olmasa gerektir. Her şeyden önce ilim, tevazu ve teslimiyet ister.
Beşer'in bahsettiği A’râf suresinin ilgili ayeti şöyle:
Mûsâ tayin ettiğimiz vakit ve yerde bulunmak üzere kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Mûsâ dedi ki: "Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.
Diyanet'in mealinde "beyinsizler" kelimesi için özetle şunlar yazıyor:
“Beyinsizler” diye çevirdiğimiz 155. âyetteki süfehâ’ kelimesi, “cahillik, ahmaklık, akılsızlık, beyinsizlik, malı boş yere harcama veya barbarlık, küstahlık” gibi anlamlara gelen sefeh kelimesinden sefîhin çoğuludur. Sefîh “akıllı, olgun ve ağır başlı davranışlarıyla uygar olduğunu gösteren kişi” anlamındaki halîmin, fıkıh dilinde ise “belli bir zihnî olgunluk düzeyine erişmiş kişi” mânasındaki reşîdin zıddıdır. Türkçe’de sefihin karşılığı olarak genellikle “akılsız, beyinsiz” deyimleri kullanılmaktadır. Âyette süfehâ’ kelimesiyle, buzağı heykeline taparak ahmak ve akılsız oldukları gibi tutum ve davranışlarıyla aynı zamanda küstah, hoyrat ve barbar olduklarını da ortaya koyanlar kastedilmiştir.
1981’de Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan David L.Felten bağışıklık sisteminin kan damarlarına da açılan sinir ağlarını keşfetti. Araştırmalar lenfosit hücreleri, makrofaj hücreleri ve mast dolaşım sistemi üzerinden bağışıklık sistemi üzerinde ki etkisini gördü. Bu hücreler sinir sistemi üzerinde ki etkinin indirekt olarak bağışıklık sisteminin kontrolüne yardımcı oldu. Bu keşif, nöro-bağışıklık etkileşiminin nasıl başladığının ilk belirtilerinden birini sağladı.
Ader, Cohen ve Felten, 1981’de beyin ve bağışıklık sisteminin tek bir entegre savunma sistemi oluşturduğunu öne süren ve dünya tıp tarihinde çığır açacak olan psikonöroimmunoloji kitabını düzenlemeye yönelik çalışmalarını sürdürdü.
1985 yılında, Georgetown Üniversitesi Ulusal Sağlık Enstitülerinden nörofarmakolog Candace Pert’in araştırması, hem beyin yani merkezi sinir sisteminin hem de bağışıklık sisteminin hücre duvarlarında, nöropeptit-spesifik reseptörlerin mevcut olduğunu buldular ve ortaya koydular.
BURHAN
Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere İslâm mantıkçıları beş sanatı şu şekilde sıralamışlardır:
1. Burhan. Öncülleri yakīniyyâttan olan kıyastır. Mantıkçılara göre burhan bütün delillerin en kesin ve güvenilir olanıdır.
2. Cedel. Meşhûrât veya müsellemâttan sayılan öncüllerden oluşan kıyastır. Cedel bu öncüllerin kabul edilebilirlik derecesine göre bir değer taşır.
3. Hatâbe. Ya sırf zanniyyâttan veya hem zanniyyât hem de makbûlâttan oluşan kıyastır.
4. Şiir. Mantıkçılar şiiri kısaca muhayyelât türünden öncüllerin oluşturduğu kıyas diye tarif etmişler.
5. Safsata veya Mugalata. Safsata “genellikle öncülleri vehmiyyâttan oluşan kıyas”, mugalata ise “sûreti, maddesi veya her ikisi bakımından da geçersiz olan kıyas” diye açıklanır. Bazı mantıkçılar beşinci sanat olarak safsatayı, bazıları da mugalatayı göstermişlerdir (bk. Tehânevî, II, 1097).



















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O