
269# Hz. İbrahim’in ateşe atılması hikayesi yanlış mı? Midraş’ta nasıl geçiyor?
Burada iddia ediliyor ki UR kelimesi ateş anlamına da geldiği için Midraş’ı yazan Yahudi âlimleri UR kelimesini yanlış olarak yorumlayıp İbrahim’in kardeşi Haran’ın UR şehrinde öldüğünü değil de ateşte yandığını düşünmüşler ve İbrahim’in de ateşe atılması olayını uydurarak senaryo yazmışlar, daha sonra bu ifadeler Kuran’a geçmiş. Bu olay Midraş’ın Genesis Rabbahbölümünde geçmektedir. Genesis Rabbah ise M.S. 300 ile 500 arasında bir dönemde yazılmıştır.
Pseudo-Philo kitabı Hz. İbrahim’in ateşe atıldığını daha önce yazıyor
İslam karşıtı bu iddialar doğru değil ve bazı bilinen gerçeklerin üzeri örtülüyor. Mesela İbrahim’in ateşe atılması olayı bu tarihlerden çok daha eski kayıtlarda da geçmektedir. Örneğin M.S. ilk yüzyıl civarında yazılmış olan Hristiyan kaynağı olan Pseudo-Philo (Book of Biblical Antiquities) kitabında [4] şöyle yazılıdır (6: 16-17):
“Onu (= Abram) alıp bir fırın yaptılar ve ateşle yaktılar. Tuğlaları ateşlenmek üzere fırına attılar. Sonra YOKTAN (kralın adı) dehşete kapıldı, Abram’ı aldı ve tuğlalarla birlikte ateşli fırına attı. Ama Tanrı büyük bir deprem yarattı ve yanan ateş fırından alevler ve alev kıvılcımları sıçradı ve fırının önünde duran herkesi yaktı. O gün ölenlerin hepsi 83.500 kişi idi. Ancak yangının yanmasıyla Abram’da en ufak bir yaralanma bile olmadı”
Bu anlatı Hz. İbrahim’in ateşte yanmasının çok daha eskilere dayandığını gösteriyor, Yahudi kaynaklarından farkı ise kralın adı Nemrut olarak değil YOKTAN olarak geçmektedir.
Hz. İbrahim’in ateşe atılması kadim bir bilgidir
Aynı olayı birbirinden biraz farklı anlatan bu tefsirlerin hangisinin gerçek hikâyeyi daha doğru aktardığını tarihsel olarak bilemeyiz. Fakat buradan çıkaracağımız sonuç, Hz. İbrahim’in bir kral ile mücadelesi sonucu yakılma ve yanmaktan mucizevi şekilde kurtuluşu ilk önce Midraş’ta yazılmamıştı, Hristiyan kaynakları elimizdeki Midraş’tan daha eski bir şekilde bu olaydan haber vermektedir.
Demek ki bu olay eski Yahudi ve Hristiyan âlimleri arasında çok iyi biliniyordu ve belki bu olayı daha düzgün yazan daha eski kitaplar tarih sahnesinde kaybolmuşlardı. Çünkü bu kadim olayı bilen Yahudilerin Hristiyanlardan öncede bu bilgileri kitaplaştırması beklenir, fakat zaman içinde bu kitaplar kaybolmuş olmalı ve elimizde en eski tarihli Yahudi kaynağı olarak Midraş kalmıştır.
Hz. İbrahim ve ateş Jübile kitabında da var
M.Ö. ikinci yüzyılda yazılmış daha eski bir kitap olan Jübile kitabında ise İbrahim’in putların evini yaktığından bahseder:
“Abram’ın yaşamının altmışıncı yılında, yani dördüncü haftasında, dördüncü yılında Abram gece kalkıp putların evini yaktı. Ve evdeki her şeyi yaktı. Ve bilen kimse yoktu. Ve gece kalktılar ve tanrılarını ateşin ortasından kurtarmak istediler. Ve Haran onları kurtarmak için koştu ve üzerinde ateş alevlendi. Ve yangında yakıldı ve Keldanilerin Ur kentinde babası Terah’ın önünde öldü. Ve onu Kildanilerin Ur’una gömdüler“
Yine bu yazıtta da İbrahim ve büyük bir ateşten farklı bir versiyonla bahseder. Fakat belirttiğimiz gibi tarihsel olarak bunların hangisi doğrudur bilemeyiz. Bize bu olayın yaşanmış olduğu hakkında antik ipuçları verebilirler, fakat anlatım şekilleri insanlara ait olduğu için her anlatıcı farklı anlatmıştır. Sözlü kültürde olağan görülebilecek bir durumdur bu.
UR kelimesi yanlış mı çevrildi?
İbrahim ve ateş arasındaki bağlantıyı gösteren daha eski kayıtları gördüğümüze göre UR kelimesinin yanlış çevrildiği iddiasına da bakalım. UR kelimesi hem İbrahim’in yaşadığı kentin ismi iken hem de ateş anlamına gelmektedir. Midraş’taki bilgilere göre buranın hükümdarı ateşe tapmaktaydı. Bu durumda şehirde ateşe tapınılıyor, merkezi büyük bir ateşleri var, ateşe tapmayan insanlar bu ateşin içine atılıyor. O halde bu şehre neden ateş anlamına gelen UR isminin verilmiş olduğu anlam kazanıyor. Yani şehrin ismi ATEŞ ŞEHRİ.
O halde Tevrat’ta geçen Haran’ın UR’da ölmesi onun ateş içinde öldüğü tezini çürütmez. Çünkü UR’da o dönemde ateşe tapılıyor ve şehirde tapındıkları büyük bir ateşin içine atılmış olması UR kentinin isminden farklı bir olgudur. Tevrat nasıl öldüğünü söylemiyor, bu bilgiyi kadim bilgilere dayandırarak Midraş bize aktarıyor.
UR isminin şehir ismi olduğu Tevrat’ta açıkça belli
Ek olarak UR kadim bir şehirdir ve Yahudi âlimleri UR şehrini bilemeyecek kadar bilgisiz değillerdi. Kaldı ki Tevrat’ta UR kelimesinin açık açık bir şehir olduğu belli iken Yahudi âlimleri neden UR kelimesini ateş ile karıştırıp Hz. İbrahim için ateşe atılma olayı uydurmuş olsunlar. Genesis 11:31 ayetine baktığınızda Hz. İbrahim’in babası bu olaydan sonra İbrahim ve Lut da dahil kendine inanan birkaç kişiyi alarak UR kentini terk ettiği de yazılı. UR kelimesinin Tevrat’ta şehir ismi için kullanıldığı bu kadar açık iken Yahudi âlimlerinin UR kelimesini karıştırdığını iddia etmek hiç de mantıklı bir iddia değildir.
Genesis 11:31: “11:31 Terah, oğlu Abramı, Haranın oğlu olan torunu Lutu ve Abramın karısı olan gelini Sarayı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildanilerin Ur Kentinden ayrıldılar. Harrana gidip oraya yerleştiler.”
Kuran’da Hz. İbrahim’in ateşe atılması
Kuran ise olayı Midraş’daki veya Hristiyan kaynağı olan Pseudo-Philo’daki gibi anlatmaya çalışmıyor, aynı olguyu biraz daha farklı anlatıp İslam mantığı çerçevesinde yanlış bilgileri düzeltip olayların doğrusunu aktarmış oluyor. Kısaca, Kuran’ın anlattığı Hz. İbrahim’in ateşe atılması olayını çürütecek bir veri yoktur ve zaten kadim anlatılar bu olayın yaşanmış olduğuna dair ipuçları da verir.
Ayrıca yaşamış peygamberler hakkındaki yazımızı 55# Peygamberler sadece Ortadoğu’ya mı gönderildi? Çin’e peygamber gönderildi mi? linkinden okuyabilirsiniz.
Referanslar
- https://biblia.com/books/nasb95/Ge11.28.
- http://archive.org/stream/RabbaGenesis/midrashrabbahgen027557mbp#page/n357/mode/2u.
- https://en.wikipedia.org/wiki/Genesis_Rabbah.
- http://www.earlyjewishwritings.com/pseudophilo.html.
- https://www.thetorah.com/article/why-the-midrash-has-abraham-thrown-into-nimrods-furnace.
- https://islamansiklopedisi.org.tr/keldaniler.
- https://www.sacred-texts.com/bib/wb/trk/gen.htm.
- Williams, B. (2015). DOUBTING ABRAHAM DOUBTING GOD: THE CALL OF ABRAHAM IN THE OR HA-SEKHEL. Atheism, Scepticism and Challenges to Monotheism, 31.
Mithra, Vedik tanrısı Mitra ile bağlantılı olup MS 100-400 yılları arasında Roma İmparatorluğu içinde gelişen “Mithra’nın Gizem Kültleri” ile de ilişkilendirilir. Mithras ismi, Mithra’dan üzerinde çok düşünülmemiş bir şekilde türetilse de bu iki tanrı birbirlerinden farklıdır. Roma Mithra’sı ve onun kültünün Hz. İsa ve Hristiyanlığa öncülük edip model olduğu iddia edilir ancak bu iddiayı savunacak tarihi bir belge yoktur.
Mithra’nın ismi, Akhamenid İmparatorluğu (MÖ 550-330) özellikle de II. Artaserhas’ın (MÖ 404-358) hükmü boyunca yazıtlarda anılmış ve Sasani İmparatorluğu (MS 224-651) dönemi boyunca da tanınmaya devam etmiştir. Sasani İmparatorluğu, MS 651’de Müslüman Arapların eline geçtikten sonra Mithra’ya tapma ve Zerdüştçülük bastırılmıştır. Ancak daha sonra Zerdüştçülük metinleri ve gelenekleri Parsiler tarafından Hindistan’a taşınmış ve burada Zerdüştçülük bozulmadan devam etmiştir. Mithra hâlâ geleneklerini korumaya devam eden modern Zerdüştçülük ayinlerinde rol oynamaktadır.
Köken, Karakter ve Tasvir
Mithra, MÖ 3. binyıl öncesinde günümüzdeki Hint-İran ve Hint-Aryan olarak bilinen göçmen insan toplulukları, sırasıyla İran ve Kuzey Hindistan bölgelerine yerleşmeye başladıklarında ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, aralarında Persli Mithra ve Vedik Mitra da bulunan Eski İran inancının tanrıları ve Veda tanrıları arasında benzerlikler görülmektedir.
Vedik Mitra (bazen Mitra-Varuna olarak da geçer) anlaşmaların, gün doğumunun, iyi mahsul ve yağmurla kendini gösteren bereketliliğin tanrısı ve doğruluğun koruyucusudur. Gün doğumu inancı Mitra’nın güçlü bir gökyüzü tanrısı olan Varuna ile birleşmesi sonrası ortaya çıkmış ve ikilinin, her sabah görkemli at arabalarını sürerek geçtikleri bin tane kapıya sahip olan cennette altın renkli bir mekânda ikamet ettiği düşünülmüştür.
Pers Mithra’sı Avesta’da (bir Zerdüşt yazıtı) şöyle anlatılır:
Cennetteki tanrılardan olan O, Hara’ya (Elburz dağları) hızlı ve ölümsüz güneşten önce ulaşır ve muhteşem bir nizamla önce o güzel tepelerdeki yerini alarak daha sonra oradan Aryanları (İranlılar) yardımsever gözlerle gözetir.” (Yasht 10.13, as cited in Curtis, 14)
Mithra, beyaz atlar tarafından çekilen parlak tekerlekli bir araba sürer. Kozmik düzeni koruması ve krallık anlayışını meşrulaştırması özelliklerini simgeleyen gümüş bir mızrak, bir yay, altın renkli oklar, hançerler, baltalar ve bir gürz kuşanmış şekilde atını sürerek güneşin yörüngesine girmesini sağlar. Mithra her zaman tetiktedir ve asla kandırılamaz çünkü insanların kalplerini ve gerçek niyetlerini bilir, karanlık güçleri uzakta tutar. Mithra’nın, diğer tanrıların silahlarından daha çok kendi gürzünden korkan İblis Lordu Angra Mainyu’ya (Ahriman olarak da bilinir) karşı duran en büyük kudret olduğu düşünülmüştür.
Zerdüştçülük (ve büyük ihtimalle Zerdüştçülüğe dayanıp ondan yararlanan Eski İran İnancı) iyilik ve düzen ile Angra Mainyu tarafından yönetilen kötülük ve kaos arasındaki çatışmayı odaklanmıştır. İnsan hayatının esas amacı bu yollardan hangisini takip edeceğini bulmak olmuş; insanlara doğru yolu seçmelerinde yardım etme, onları kötü olanın yalanlarından ve tuzaklarından koruma görevi ise Mithra gibi tanrılara düşmüştür. Profesör John R. Hinnels, Angra Mainyu’nun karakteristiğini şöyle tanımlar:
Kötü Ruhun, ‘gerçek’ hayatın içinde iyi olan her şeyle tamamen zıt bir konumda olan ‘Hayat Dışı’ ile ‘En Kötünün Varoluşu’nu yarattığı söylenir. Buna uygun bir şekilde, hayattaki iyi şeylerin takdirini öğreten bir inanç sisteminde de sapkınların kaderinin ‘Çorak Yer’ olduğu ve burasının ‘Yalanlar Evi’ olduğundan bahsedilir. Zerdüşt, kötülüğün güçlerinin öfke, kibir ve kötü niyet olduğunu söyler. Bu güçler, canlıları yok ederek insanı iyi hayat yaşamaktan ve ölümsüzlükten alıkoyar. (52)
Mithra bu güçlere karşı kuvvetli bir savunma görevi üstleniyordu. İnsanlığı Angra Mainyu’nun entrikalarından korumak -aynı zamanda onların ekinlerini ve çiftlik hayvanlarını korumak- Mithra’nın sorumluluğuydu. Bu uğurda gerçekleştirdiği en önemli görevlerden biri ise krallık anlayışını meşrulaştırarak insanlarını koruyup önemseyecek layık bir hükümdara kutsal bir lütuf bağışlamaktı. Mithra, verdiği bu lütfu hükümdar yapması gerekenleri yapmadığında ise geri alırdı.
Mithra, ayrıca ruhların iyiliklerinin ve kötülüklerinin tartılıp ölümden sonra nereye gideceğinin belirlendiği Chinvat Köprüsü’nde (yaşayanların dünyası ve öbür dünya arasındaki köprü) ölülerin ruhlarının yargıcı rolündedir. Yaşamları boyunca Ahura Mazda’yı takip edenler “Şarkı Evi”ne; Angra Mainyu’nun yolunu izleyenler ise tüm hayatları boyunca benimsedikleri “Yalanlar Evi”ne gönderilmiştir.
Zerdüştçülük ve Akhamenid İmparatorluğu
Tanrının bu tasviri ve düzeni korumaktaki rolü Zerdüşt metinlerinden gelir ama asıl olarak onun Eski İran inancındaki konumunu ve sorumluluklarını yansıttığı düşünülür. Eski İran inanç sistemi Zerdüştçülük gibi sözlü bir gelenekti ve Sasani dönemine kadar hiçbir şey yazıya dökülmedi. Bu yüzden Mithra’nın Eski İranlılar tarafından nasıl anlaşıldığı, Zerdüşt metinlerinin hangi parçalarının bu eski anlayışı yansıttığı ve bu İran inancının hangi kısımlarının Zerdüşt’ün reformlarından ve yeni bir din olarak Zerdüştçülüğün kurulmasından etkilendiğini bilmek zordur.
Zerdüşt, bu dinin bir rahibiydi (magi). Bir gün kendisine insanların maneviyat anlayışlarının yanlış olduğunu belirten bir görüşten bahsedildi: aslında bu kadar çok tanrı yoktu, sadece bir tane Ahura Mazda vardı ve artık insanlarının bu hatasını düzeltmek Zerdüşt’e düşmüştü. Zerdüşt bunu yaparak yeni bir inancın temelini attı ve bu inanç Zerdüştçülük olarak tanındı. Artık eski tanrılar ise tek gerçek tanrının büründüğü şekiller olarak düşünülmeye başlandı.
Uzun zamandır, Akhamenid İmparatorluğunun ilk kralı olan II. Kiros’un (Büyük Kiros, MÖ 550-530) bir Zerdüştî olduğu varsayılır çünkü onun zamanında bölgede Zerdüşt inancı pekişmişti. Yine de bu varsayımın doğruluğu kesin değildir çünkü Büyük Kiros’un, içinde Ahura Mazda’yı konu eden yazıtları, Ahura Mazda’dan yeni inancın tanrısı olduğu kadar eski inançtaki tanrıların da kralı olarak bahsetmektedir. Aynı şekilde Kiros’un ardılları I. Darius (Büyük Darius MÖ 522-486) ve I. Serhas (MÖ 486-465) da Ahura Mazda’dan bu şekilde bahsetmektedir. I. Darius, ünlü Behistun Yazıtı’nda “diğer tanrılar”a bir referansta bile bulunur.
Akhamenid İmparatorluğu’nun Zerdüştçülük ile ilişkilendirilmesinin sebebi Yunan ve daha sonra da Romalı yazarlardır. Akhamenid halkının Zerdüştî olmaları muhtemeldir ama (en azından imparatorluğun ilk hükümdarlarının öyle olmadığı için) kesin değildir. II. Artaserhas yazıtlarında Ahura Mazda, Anahita ve Mithra isimlerini birlikte anarak bu tanrılardan kendisinin inşa planlarını korumalarını dilemiş ve bu da geçmişteki akademisyenlerin Zerdüştçülüğün çok tanrılı olduğu sonucunu elde etmelerine sebep olmuştur. Ama bundan daha kesin bir çıkarım ya II. Artaserhas’ın bir Zerdüştî olmadığı ya da onun Ahura Mazda’yı tek gerçek tanrı, Anahita ve Mithra’yı ise Ahura Mazda’nın suretleri/yandaşları olarak anmış olduğu çıkarımıdır.
Hangisi olmuş olursa olsun, Mithra’nın düzeni koruyan ve her şeyi gören bir adalet tanrısı olma statüsü her zamanki gibi devam etmiştir. Eski İran inancı da Zerdüştçülük de tanrıların insan eliyle yapılmış bir şey ile sınırlanmak için fazla güçlü olduklarını düşündüklerinden, tanrılar için inşa edilen tapınaklara inanmamışlardır. Bu yüzden şu ana kadar elimizde Mithra’ya adanan tapınak olmaması (ama işin daha ilginç tarafı açık bir şekilde Anahita ile ilişkilendirilmiş olan birçok sayıda tapınak vardır) şaşırtıcı değildir. Diğer tüm tanrılar gibi Mithra’ya da ateş, hava, su ve toprak gibi elementlerinin (Atar, Mithra, Haoma, Anahita gibi tanrılarla kişileştirilmişlerdir) hürmet edildiği açık hava ibadethanelerinde tapılmıştır. Mithra’ya tapılması ya da en azından bir avatar olarak düşünüldüğü için geniş bir coğrafyada hürmet edilmesi, daha sonra da devam etmiş olabilir çünkü bir iddiaya göre Kilikya korsanları (birçok farklı ulustan insanlardan oluşan bir grup) Büyük Pompei tarafından (MÖ 106-48) Ovalık Kilikya’ya yaşamaları için yerleştirildiklerinde orada Mithra’ya tapmış olabilirler.
Mithra’nın Roma Kültü
Mithra’ya tapan bu Kilikyalı korsanların daha sonra Roma’da popüler Mithra kültü hâline gelecek hareketi başlatmış olmaları muhtemeldir. Kilikya’da Pompei’ye hizmet eden Romalı askerler Mithra inancının esaslarını tanıyıp bunu lejyonlar içinde popüler hâle getirmiş olabilirler. Ama bu teoriyle ilgili problem şu ki, Mithra kültünün kökeni konusunda ileri sürülen diğer tüm teorilerde olduğu gibi, kimse bu kültün nasıl başladığını, nereye yayıldığını, hatta bu kültte neye inanıldığını bile bilmiyor.
Kilikyalı korsanların Mithra’ya taptıkları iddiası Plutarkhos’un Pompei’nin Hayatı isimli eserinden gelir. Plutarhos bu eserinde Kilikyalı korsanların “orada, ilk kendilerinin başlattığı, aralarında Mithra inancında yer alıp günümüze kadar gelen bazı şeylerin de olduğu birtakım gizli ayin uygulamaları gerçekleştirdiklerini” söyler (24.5). Bunun sonucunda, özellikle de Mithra kültünün Roma ordusunda yaygın olması gerçeğiyle birlikte söyleyebiliriz ki korsanların bu dinî uygulamaları, Roma lejyonları tarafından benimsenmiş ve oradan başka yerlere yayılmıştır.
Yine de kültün ilkeleri ya da Kilikyalı korsanların hangi tür “gizli ayinler” gerçekleştirdikleri belirsiz olduğu için Kilikya, Pers Mithra’sının Roma Mithra’sına dönüştüğü bir nokta olarak ele alınamaz. Ama açık olan şudur ki bu iki tanrının ve tapılma şekillerinin arasında büyük farklar vardır.
Roma Mithra’sı tıpkı Pers Mithra’sı gibi sözleşmelerin, arkadaşlığın ve düzenin koruyucusu bir Güneş tanrısıydı ama aralarındaki benzerlik bu kadardır. Bu karakteristikler, kült hakkındaki diğer her şey gibi mozaiklerde, heykellerde ve Hristiyan yazarların yazılarında bulunan fiziksel kanıtlarda kendini belli eder. Kültün yandaşlarının ritüellerini ve inançlarını gizli tutan ve kapalı grup niteliğinde olan bir gizem kültünün üyesi oldukları için hiçbir şeyi yazıya dökmediler ve üye olmayanlarla bilgi paylaşmaya ne istekleri ne de izinleri vardı.
Mithra, evrensel bir şekilde, sanatta kutsal boğayı öldüren genç bir adam olarak tasvir edilir ve bu eylemin, ölümü ve yeniden doğuşu simgelediği düşünülür. Ayrıca elinde meşale tutarak (ışığın/aydınlığın getiricisi rolünü vurgular) bir taşın içinden doğarken, başka bir eserde ise bir bulutu ya da bir taşı okla vurarak su fışkırmasını sağlarken (bu, onu hayat ve bereketle bağdaştırır) tasvir edilmiştir. Mithra’ya tapma, mağaralarda veya mağaralara benzeyecek şekilde inşa edilen yeraltı tapınaklarında gizli şekilde yapılmaktaydı ve kadınların bu törenlere katılması yasaktı. Bu ritüellerin ve tasvirlerin hiçbirinin Pers Mithra’sı ile alakası yoktur. Buna rağmen, Hinnel’in de belirttiği gibi o zamanın insanları Roma Mithra’sını Pers Mithra’sıyla ilişkilendirmişlerdir.
Mitraizm, çağdaşlarınca ‘Pers Gizemleri’ olarak biliniyor, Mithra’nın kendisinden ise ‘Pers Tanrısı’ olarak bahsediliyordu. Pers kalıntıları, gizemlerde yer alan bazı detaylar tarafından da doğrulanmaya devam ediyor. Mesela kullanılan bazı Pers sözcükleri vardır ve 7 üye sınıfından bir tanesi Perslere aittir. (78)
Şüphesiz, Roma Mitraizmi Pers Mithra’sından esinlenmiştir ama bu, Eski İran inancından ve Zerdüştçülükten de Roma Mitraizmine geçen bir şeylerin olduğu anlamına gelmiyor. Arkeolojik bulgulara ve bu külte karşı yapılan bazı Hristiyan tenkitlerine göre Mitraizm; kehanet, insanın aydınlanması, yaşam ve ölümden sonra dirilme konularına odaklanan astrolojik bir dindi. Üyeler birçok teste tabi tutuldular ve birini geçtiklerinde toplam 7 kademe bulunan hiyerarşik bir sistemde en üste (aydınlanmış ve koruyucu rahip figürlerini içeren sınıf) gelene kadar yükselebildiler. Üyeler beraber yediler, beraber ibadet ettiler. Aynı zamanda tatil günlerini de Pazar olarak benimsediler ve bunun sonucunda Hristiyanlar, Mitraizm’in Hristiyanlığı kopyaladığını iddia ederek o zamana kadar külte yapılmış en büyük eleştiriyi ortaya attılar.
Mithra ve İsa
İlginçtir ki bu iddia, yüzyıllar sonra Fransız aydınları, Mitraizm’in Hristiyanlığı değil de asıl Hristiyanlığın Mitraizim’i kopyaladığını ve İsa’nın hiçbir zaman var olmadığını söylediklerinde tersine çevrilmiştir. Bu iddia o zamandan beri çeşitli formlarda tekrar edilmiştir ve savunduğu başlıca konular şunlardır: Hz. İsa karakterinin yaratılışında Mithra’nın model olarak alındığı, Mithra’nın aynı İsa gibi bir bakireden 25 Aralık’ta doğduğu, “magi” tarafından ziyaret edildiği, “Son Akşam Yemeği”ni kutladığı ve haçta öldüğüdür. Ama nihayetinde bu iddiaların hiçbiri doğruluk taşımaz.
Bu sözde İsa Efsanesi[1] teorisi 18. yüzyılda iki Fransız akademisyen tarafından popülerleştirilmiş ya da oluşturulmuştur: Charles Francois Dupuis (MS 1742-1809) ve Constantin Francois Chasseboef de Volney (MS 1757-1820). Dupuis, Paris Lisiexus Koleji’nde bir retorik profesörü, Volney ise felsefeci ve doğubilimciydi. 1789 Fransız Devrimi sırasında birçok devrimci, Hristiyanlığı (özellikle Katolik Kilisesi) üst tabadaki insanların yükselişi uğruna alt tabadakilerin harcanmasını destekleyen bir mit olduğu gerekçesiyle kınamış ve reddetmişti. Tüm bu iddiaları, birçok insan ve Dupuis, 13. Cilt Origine de Tous les Cultes kitabında (1872’de İngilizce The Origin of All Religious Worship olarak yayımlanmıştır) desteklemiş ve popülerleştirmiştir ama aslında söz konusu iddiaların hepsi kendi gündemini yaratmak isteyen Anti-Hristiyan ve devrim yanlısı yazarların uydurmalarıydı.
Mithra’nın, hatta İsa’nın kendisinin, 25 Aralık’ta doğduğu yönünde hiçbir kanıt yoktur. Mithra, bir taşın içinden ortaya çıkar hâlde tasvir edilir ama asla bir “magi” tarafından ziyaret edilirken veya bakire doğumu ile ilişkilendirilen bir şekilde tasvir edilmez. Ayrıca Mithra hiçbir zaman müritlerle birlikte ifade edilmemiş, “Son Akşam Yemeği” kutlamamış ve haç üzerinde ölmemiştir. Hatta Mithra’nın herhangi bir şekilde ölürken tasviri bulunmamaktadır.
Dupuis ve de Volney’in iddialarının düpedüz yalan olduğu gerçeği yine de bu iddiaların Anti-Hristiyan yazarlar ve alimler tarafından 1872’deki yayından günümüze kadar olan zamanda tekrar edilmesine engel olamamıştır. Bu uydurmalar, geçtiğimiz yıllarda yapılan ve Acharya S’nin (Dorothy Milne Murdock’un kalem adıdır -MS 1960-2015) The Christ Conspiracy: The Greatest Story Ever Sold adlı kitabının konusuna dayanan Zeitgeist: The Movie adlı belgeselde komedyen Bill Maher’in, söz konusu iddialardan kesin ve köklü gerçekler olarak bahsetmesiyle popülerleştirilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O