
288# Hz. Yunus balığın karnında mı kalacaktı yoksa alana mı atılacaktı?
Cevap
Özetle Hz. Yunus’u anlatırsak; Kavmi onu dinlemeyince o da sinirleniyor ve kavminden ayrılıyor. Oysa Allah ona ayrıl demeden ayrılması doğru değildi. Bir şehre gitmek üzere gemiye biniyor. Bu başına buyruk hareketinden dolayı denizin ortasında çıkan fırtınanın sebebinin Yunus olduğunu anlayan denizciler onu denize atıyor. Daha sonra bir balık onu yutuyor, fakat tesbihlerinden dolayı balığın karnında ölmesine müsaade edilmiyor ve çorak bir alana atılıyor. Daha sonra üzerinde yaktin bitkisi bitiyor ve şifa bulduktan sonra kavmine geri dönüyor. Kavmini yaklaşmakta olan bir azap içinde buluyor, kavmi ise Yunus’u gördüğüne memnun oluyor. Çünkü bu azap Yunus’un haber verdiği azap idi. Yunus’a iman edip şirk koştukları putları reddediyorlar ve azap ortadan kalkıyor.

Hz. Yunus’un balığın karnından geri çıkması
Şimdi soruya konu olan ayetlere bakalım;
Saffat suresi:
139 – Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
140 – Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
141 – (Oradakilerle) kur’a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
142 – Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
143-144 – Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
145 – Biz onu hasta bir halde çorak bir alana çıkardık.
Kalem suresi:
48 – Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
49 – Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanmış bir halde çorak bir alana atılacaktı.

İki olay peşpeşe gelen durumları anlatır
Saffat 144’de, Hz. Yunus çok tesbih eden kişilerden yani Allah’ı çokça anan kişilerden olduğu için bu özelliği onun balığın karnında kalmasını engelledi, balık onu tutamadı ve bıraktı deniyor. Daha sonra Yunus’un bedeni çorak ve ıssız bir arazide karaya vurmuş veya bırakılmış.
Kalem 49 ayetinde ise Yunus’un bedeninin karaya vurma aşaması anlatılıyor ve diyor ki eğer Rabbinin bir rahmeti yetişmeseydi kınanmış olarak karaya vururdu. Burada kınanmaktan kurtuluşu anlatılıyor. Yani iki ayet birbirinin alternatifi değil, birbirinin peşi sıra olan olayları anlatıyor. Birinci ayette Yunus balığın karnından kurtuluyor ve suya atılıyor, ikinci ayette ise bize diyor ki Rabbinin rahmeti orada yetişmeseydi kınanmış olarak çorak bir alana atılacaktı. Yani iki olay peşpeşe gelen olaylar zincirini anlatır, birbirleriyle çelişmez.

Allah’ın rahmeti yetişmese idi
Burada Rabbinin rahmetinden kasıt nedir bilmiyoruz. Kimler Yunus’u kınayarak bırakacaktı da Allah’ın rahmeti yetişti kınanmadan kurtuldu bilmiyoruz. Aklıma şöyle geliyor ki balığın karnından çıkarıldıktan sonra 281 nolu yazımda bahsettiğim gözcü melekler Allah’ın bu peygamberinin bedenini karaya çıkarmış olabilir, hatta muhtemelen balığın Yunus’u geri çıkarmasına da onlar sebep oldu. Onlar Yunus’u kınayarak ve zemmederek karaya bırakacakken Allah’tan onlara gelen haberle birlikte kınanmaksızın güzel bir şekilde şefkatle karaya konuluyor ve üzerinde Yaktin ağacının büyüyüvermesi için bir şeyler yapıyorlar.
Bildiğimiz gibi Kuran’da Rasullerin gözcü melekler tarafından sürekli takip edildiği yazmaktadır.
Cin 26-28: O, gaybı (geleceği ve tüm bilinmeyen şeyleri) bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Ancak seçtiği resûller başka (Onlara bildirir). Fakat O, Resûlün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki, resûller Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsinler. Allah, onların her hâlini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.

Kınayarak sahile atacaklar kimdi?
Rabbinin rahmeti yetişmeseydi kınanmış olarak atılacaktı ifadesinden kınayanın Allah olmadığı sonucuna varıyorum. Çünkü Allah burada kendi gönderdiği nimetle kendi kınamasını değiştirmesi olası görünmüyor. Yardım eden meleklerin kınayarak sahile bırakacak olması daha olası görünüyor. Üstelik denizin ortasına hasta ve şuursuz olarak atılan bir adamın meleklerin yardımı olmadan karaya çıkması da pek mümkün görünmüyor ve Allah da Resullerin gözcü melekler tarafından sürekli gözetim altında bulunduğunu haber vermesi bende ayrıntıları yerine oturtuyor. Bu durumu kuvvetli ihtimaller arasında gösteriyor.
Bu ayrıntıya neden girdim? Çünkü ayetin anlaşılmaz noktalarını açıklayacak bilmediğimiz ayrıntıların olabileceğini gösterebilmek için… Yoksa amacımız gereksiz ayrıntılara gereksiz senaryolar üretmek değildir.
Yunus’un balığın karnında dirilme gününe kadar kalması
Balığın karnında dirilme gününe kadar kalması ise Yunus’un balığın karnından bir daha asla çıkmayacak olmasını ifade etmenin daha nitelikli ve dikkatleri çekici bir tarzda ifade edilmesidir. Yani Yunus oradan artık kurtulamayacaktı ve ölecekti ta ki yeniden diriliş gününe kadar ayağa kalkamayacaktı… demektir. Yoksa balık kıyamete kadar yaşayacak veya Yunus’un bedeni balığın karnında hiç erimeden kalacak demek değildir. Burada Yunus’un balığın karnında ölmesi ve diriliş gününe kadar artık yok olması edebi bir ifadeyle aktarılmıştır.

Balığın Yunus’u yutması
Yunus’u yutan ne tür bir balıktı bilemiyoruz ama tarihte yaşamış çok devasa balıklar olduğunu biliyoruz. Bugün yaşayan sperm balinaları da 35-57 ton ağırlığındadır. 19 metre uzunluğuna kadar boyları olabiliyor ve insan vücudundan daha geniş bir kafaya sahip olan dev mürekkep balıklarını canlı canlı yuttukları biliniyor.
Hz. Yunus’un balığın karnında ne kadar kaldığı belli değil ama gözcü melekler tarafından çok geçmeden müdahale edildiği ve dışarı çıkarılmış olması halinde vücut derisi yarı sindirilmiş hasta ve şuursuz bir vaziyette olabilir.

Kısaca
İki ayet arasında bir çelişki yok, peşpeşe gelen durumları aktarmaktadır. Yani Yunus a.s. çok tesbih edenlerden olduğu için balığın karnında ölmesine izin verilmedi ve dışarı atıldı. Hz. Yunus balığın karnından atıldıktan sonra ise elçilik görevini terk ettiği için kınanmış olarak, hakir olarak karaya bırakılacaktı fakat Allah’ın rahmeti yetişti, yani emir yetişti ve kınanmış olmadan, azarlanmadan, iyi muamele ile karaya çıkarıldı ve iyileşmesi için üzerine Yaktin ağacı da bitirildi.
Ayrıca Yaktin ağacı hakkındaki görüşümüzü okumak için 143 nolu yazımızı ziyaret edebilirsiniz.

143# Yunus peygamber ve Yaktin ağacı
Bu sabah Kuran okurken Saffat 146 ayetine aklım takıldı.

Bildiğiniz gibi Hz. Yunus’u denizde balık yutmuş ve bir müddet balığın karnında kaldıktan sonra oradan kurtulmuştu. Bitkin bir halde sahile atılan Hz. Yunus’un üzerinde Kuran’ın ifadeleriyle Yaktin ağacı bitiyordu. Tevrat’ta kikayon bitkisi diye geçiyor. Bu Yaktin ağacının altına kendi girdi veya Yunus’un yanında kendiliğinden büyüdü, kesin bilemiyoruz.
Meallerde Yaktin ağacı (kikayon bitkisi) kabakgillerdenbir bitki olarak verilir. Yaktin Arapça’da kabak, kavun, karpuz benzeri yerde meyve veren geniş yapraklı bitkilere deniyor.

AĞACIN ÖZELLİKLERİ
Burada yaktin AĞACI (kikayon bitkisi) denmesinin nedeni öncelikle bu ağaç kabakgillerden bir bitki olmalı ve bu gizemli bitkinin sarmaşık şeklinde dolanarak dikine yükseliyor olması gerekebilir. Tabi Yaktin ağacının Hz. Yunus’a faydalı olabilmesi için güneşten koruması ve susuzluğu giderici hem de besleyici kabak benzeri bir meyvesi de olması gerekiyor. Meyvelerinin şifa özelliği olması da yine Yunus açısından rahmet olurdu.
Ben de, aradığımız şartları taşıyan bir tür var mı diye Kabakgiller (Cucurbitaceae) ailesine (familya) bir göz gezdirdim. Evet ilginç bir şekilde Kiwano denilen bir bitki tam aradığımız özellikleri içeriyordu. Kiwano yerde yetişen bir kavun türü olmasına rağmen, bir sarmaşık olarak ağaçlara ve diğer bitkilere sarılarak sarmaşık bir ağaç gibi davranır. Yani dikey yükselebilen bir bitkidir.
Meyvelerinin tadı salatalık ve muz karışımı olarak tanımlanmıştır.[1, 2] Diğer kabakgiller gibi geniş yapraklıdır. Sarmaşık şeklinde bir ağaca tırmandığında altında serinliğinde oturup bol sulu, besleyici ve şifalı meyvelerini yiyip uzun bir müddet başka birşeye gerek kalmadan hayatta kalmayı devam ettirebilirsiniz. Kiwano meyvesinin yüzde 89’u sudur. Kalan yüzde 11’inde ise besleyici karbonhidratlar, proteinler, vitaminler var. Yunus peygamberin balığın karnından çıktığında derisinin tahrip olduğunu düşünürsek, bu bitkinin deri iyileşmesi için önemli olan Çinko ve A vitaminini bolca barındırması da dikkat çekici.[2] Afrika’da yerel halk tarafından tedavi amacıyla kullanıldığını fark eden araştırmacılar, bu meyveyi araştırmışlar ve çok sayıda özelliğini bulmuşlardır. Bazıları:
Meyvenin Saponin içerdiği için ağrı kesici özelliği vardır.[2]
Viral hastalıkların klinik belirtilerini azaltmıştır.[3]
Enfeksiyonları durdurur.[4]
Yüksek antioksidan etkiye sahiptir.[7]
Yangı giderici ve antikanser özellikleri vardır.[8]
Deri ve cilt düzeltici özelliğinden dolayı kozmetik sektöründe kullanılır.[5]
Yara iyileştirici özelliği mide ülserleri üzerinde de kanıtlanmıştır.[6]
Aşağıda kiwano meyvesinin besin değerleri verilmiştir. Kaynak: Wikipedia

Eğer Hz. Yunus balığın karnında derisi sindirime uğradıysa ve bundan dolayı hareket edemiyorsa bu serinletici bitki besleyici ve şifalı meyveleriyle harika bir nimet olurdu. Bu bitki doğada kendiliğinden yetişebiliyor, anavatanı Güney Afrika, fakat Yemen’de de doğal olarak yetiştiği kayıtlara geçmiş.[2, 9] Daha sonraları İsrail, Yeni Zelanda ve Avustralya’da da yetiştirilmeye başlanmış.
YOLCULUK ROTASI
Hz. Yunus Ortadoğu’da Fırat’ın kıyılarında kurulan Ninova şehrinde yaşadığı bildirilir. Yunus peygamberin dev balık ile karşılaşması ancak okyanusa inmesi ile mümkün, çünkü dev balıklar denizlerde değil okyanuslarda yaşayabilen balıklardır. Yemen’in bir tarafı okyanusa bir tarafı ise Kızıldeniz’e bakar. Aradığımız türden bir bitkinin Yemen’de yetişmesi ise parçaları daha kolay birleştirmemizi sağlıyor. Ninova şehrinden Yemen taraflarına ulaşmanın en kestirme yolu ise Basra körfezine kadar karadan gelmek ve daha sonra Basra körfezinde bir gemiye binmektir (birinci yol) veya Kızıldeniz üzeri gelmektir (ikinci yol). Yunus’un yolculuğu da bilindiği gibi gemi ile olmuş daha sonra dev bir balık tarafından yutulmuştur.

Özetle: İçinde hep mucize bilgilere rastladığınız Kuran-ı Mecid bize Hz. Yunus’u iyileştiren bir bitkinin ipuçlarını vermiş ve böylece arayıp bulmamızı işaret etmiştir. Biz bu yazıda bu bitkinin taşıması gerektiği özelliklere uyan ve Ortadoğu coğrafyasının okyanuslara açılan kısmında yetişen kabakgiller ailesinden bir bitkinin mevcudiyetini gösterdik. Literatürü incelediğimde sağlığa çok faydalı olan ve deri hastalıkları ve güzelliği için de kullanılan böyle bir bitkinin varlığını ve Yunus’un bu bitkiyle karşılaşmak için yapabileceği yolculuğun rotalarını gösterdik. Kuran’ın biraz dikkatli incelenince bizlere verdiği çok fazla mesajlar var ve bizler Kuran’ımızı daha dikkatli okumalı ve bilim ve akla uygun objektif sonuçları araştırmalıyız.
KAYNAKLAR
- Burkill, H.M., The useful plants of West Tropical Africa. Vol. 1. Families AD. 1985: Royal Botanic Gardens.
- Usman, J., et al., Uses of Cucumis metuliferus: A Review. Cancer Biol, 2015. 5: p. 24.
- Wannang, N.N., S.O. Ede, and H.O. Kwanashie, Antiviral activity of the fruit extract of Cucumis metuliferus E. Meye (Curcubitaceae) in chicks.2010.
- Usman, J.G., O. Sodipo, and U. Sandabe, In vitro Antimicrobial Activity of Cucumis metuliferus E. Mey. Ex. Naudin Fruit Extracts against Salmonella gallinarum. International Journal of Phytomedicine, 2014. 6(2): p. 268.
- Manjula, B., et al., Clot promoting and dissolving properties of cucumber (Cucumis sativus) sap, validating its use in traditional medicine. Int J Pharm Pharm Sci, 2015. 7(1): p. 101-11.
- Wannang, N., et al., The Effect Of Cucumis Metuliferus E Meye (Cucurbitaceae) On Rat Gastric Functions And Mucosa Intergrity. Nigerian Journal of Natural Products and Medicine, 2008. 12(1).
- Ismail, H.I., et al., Phenolic content and antioxidant activity of cantaloupe (Cucumis melo) methanolic extracts. Food Chemistry, 2010. 119(2): p. 643-647.
- VISHWAKARMA, V.K., J.K. GUPTA, and P.K. UPADHYAY, Pharmacological importance of Cucumis melo L.: An overview. Asian Journal of Pharmaceutical and Clinical Research, 2017. 10(3): p. 8-12.
- Lim, T.K., Edible medicinal and non-medicinal plants. Vol. 1. 2012: Springer.
🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀🌀

Milâttan önceki yıllarda Musul bölgesinin de içinde bulunduğu Mezopotamya üzerinde çok önemli uygarlıklar kurulduğu bilinmektedir. Bunların en önemlileri Asur ve Babil uygarlıklarıdır.
⚠️Asurlularda “kanatlı boğa” olarak tasvir edilen semâvî varlığa Alpu deniyor. Alpullu ile olan ilişkisini incelemek zorundayız.
Asur Devleti’nin merkezi olan Ninova; Dicle nehrinin karşısında ve doğu yönünde, Musul’un yanıbaşındadır. Ninova şehrini kuran Ninova veya Ninos. Ninova;, Asurluların hükümdarı olup 52 sene hükümran olmuştur. Asur Devleti yaklaşık 1300 yıl varlığını sürdürmüştür.
Kerkük şehrini bina eden Asur Hükümdarı Sartnabal’ın (MÖ 800 yılında) bu şehre “Kerhsuluh” adını verdiği tarihî kaynaklarda rivayet edilmektedir.
Asurlulardan sonra Babil Devleti’nin bölgeye tamamıyla hâkim olduğu görülmektedir. Musul-Kerkük bölgesi Perslerin eline geçtikten sonra buraya çok kalabalık şekilde Pers nüfusu iskân ettirilmiştir.
İskender’in işgaline de marûz kalan Musul bölgesi ahâlîsi, Hristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu dine yöneldi. Hristiyanlığın nüfuz etmiş olduğu Musul, 2. yüzyılın başından itibaren Asurluların dinî merkezi olan Ninova’nın yerini aldı. Kur'an'da adı geçen Yunus peygamber Ninova halkındandır.
Bâbil-Asur mitolojisinde Tanrı’nın tahtını taşıyan “kanatlı öküzler” olarak tasvir edilmiştir. Öküz veya sığır biçiminde betimlenen bu varlığa alpu denir ve aynı zamanda Lenormant’ın keşfine göre kirûbu ’dur. Karabû ile rûbû sözcüğü aynı anlama gelir, “büyük” ve “güçlü” demektir.
Ahit Sandığı’nın Çerûb denen kanatlı varlıkları hakkında Rahip Tefsirleri’nde yazılanlar yüzlerinin yönü ve kanatları dışında başka bir bilgi vermiyormuş. Çerûb’ların dış görünüşlerine bakılırsa, Süleyman Mabedi’nin insan biçimli, ayakta duran, dev cüsseli, kanatlı varlıkları oldukları anlaşılıyor… Diğer taraftan Ezekiel’in (Zülkifl’in) kitabında Çerub değişik ve farklıdır. Onda ne Ahit Sandığı’nı taşıyan meleklere, ne de Cennet Kapısı’nın bekçilerine atıf vardır. Tanrı’nın Tahtı’nı taşımayı konu edinen “Mercabah vizyonuna” göre Merkeb; insan, aslan, kartal ve öküzü kombine edip bir araya getiren bir taşıma aracıdır. Bu yapıda “semâvî varlık” olarak değerlendirilen öküz (alpu, çerub veya kirûbu) gezdireç olan Merkeb’in en temel ögesidir (Delitzsch, 1888).
Ukush Bağı: Sümercede ukush (veya ú-kúš), "salatalık" veya genel olarak "kavun/hıyar türü bitkiler" için kullanılan bir terimdir. Uruanna listelerinde bu tür tarımsal ve tıbbi bitkilerin sınıflandırılması ve isimlendirilmesi yer alır.
İran
İbn Fadlan, Hazar Denizi'nden İdil Ön Bulgarları'na doğru kuzeye doğru devam etmek için yön değiştirdikleri, çok önemli bir nokta olan kuzeydoğu İran'a ulaşmıştır. İran, dünyadaki birçok Müslüman için dini ve manevi bir helal tatil destinasyonudur. Akdenizin sıcak yaz iklimi ve önemli dini noktaları ile İran birçok Müslümanın ziyaret etmek isteyeceği ülkelerden biridir. İran'ın kuzeyi, Hazar Denizi ve İbn Fadlan ve ekibinin yol aldığı güzel Elburz Dağları ile sınır komşusudur. İsfahan'ın görkemli sarayları, Şiraz'ın karmaşık bir şekilde inşa edilmiş mozaik benzeri camileri ve Tahran'ın modern başkenti ve antik tarihi ile İran'ın diğer şehirleri de görülmeye değer. İran'daki en popüler cazibe merkezleri, muhtemelen, mimarisi ile iç içe köklü tarihi ve kültürü ile camiler, kalıntılar ve çarşılardır.


315# Oannes ve Yunus benzerliği
Oannes kimdir?
Oannes, Sümer tabletlerinde Uanna ve Uanna-adapaolarak geçen Tanrısal mitolojik bir kişidir. Uanna, Mezopotamya panteonunda denizden çıkan yarı balık yarı insan bir kişidir. Bütün vücudu balıktır. Fakat kafası, kolları ve bacakları insan gibidir. İnsanlarla konuşur ve insanlığa yaratılışın sırları hakkında bilgiler vermiştir.[1, 2]

Oannes ismini Babil’li rahip Berossus’un kitabında görüyoruz. Berossus’un Uanna ismini Oannes diye yazmasının nedeni kitaplarını Yunanca yazmasındankaynaklanıyor. Uanna ismini Yunanca şekilde Oannes olarak telaffuz etmiştir. Aslında kendisinin asıl ismi de Berossus değildir. Asıl ismi Bel-re’ûshunu ‘dur.[3] Kendi ismine de Yunanca telaffuza uyması için –s takısı almıştır..
Oannes’in yazarı bir hellenistik dönem bilginidir
Onun yaşadığı yıllar Hellenistik döneme denk gelmişti. Yani büyük İskender Mezopotamya’ya hâkim olmuş ve İskender’den sonra bölgeyi I. Seleukos yönetiyordu. İşte Berossus bu şartlar altında hellenistik dönem başlarken doğmuştu (M.Ö. 323) ve 250 yıl boyunca ülkeyi yönetecek olan Seleukos imparatorluğunda Helen kültürü altında yetişip Yunanca’yı da iyi öğrenmişti.[4]

Yunanca konuşan imparatorluk yöneticileri için Mezopotamya tarihi kitaplarını Yunanca dilinde yazdı. Tıpkı kendi ismini sonuna –s takısı getirip Yunanca telaffuzla ifade ettiği gibi Uanna’nın isminin sonuna da –s takısı getirmiş ve Oannes olarak yazmıştır.[5]
Oannes isminin sonundaki –s takısı
Yunanca’da eril insan ve Tanrı isimleri genelde –s takısı alarak bitmektedir. Yunan Tanrılarının erkek olanlarından örnek verirsek, Zeus, Hades, Ares, Hermes, Dionisos, Artemis, gibi.
Berossus, Cos adasında bir Yunan astroloji okulu açmıştı ve ünü Atina’da o kadar yaygınlaşmıştı ki başkent Atina’ya heykeli dikilmişti.[6]

Oannes’in hikayesi
Berossus, Oannes’ten şöyle bahseder:
“Babil’de Kalde’de bulunan ve yerin canavarları gibi kanunsuzca yaşayan büyük bir topluluk vardı. Birinci yılda Babil’i çevreleyen Eritre denizinin o parçasından sebepsizce vücudu balık olan bir yaratık çıktı. Öyle ki kafasının altında başka bir kafa, bir balık kuyruğuna bağlı insan ayaklarına benzer ayaklara sahipti. Ve bir tasviri bugün bile hala mevcuttur. Bu varlık gününü insanlar arasında geçirdi; ama o sezon hiç yemek almadı. Ve insanlara yazıları ve bilimleri ve sanatların her çeşidini kavrama yeteneği verdi. Onlara şehir inşa etmeyi, tapınaklar yapmayı, kanunlar derlemeyi ve geometrinin tüm prensiplerini öğretti. O, o insanlara toprağın tohumlarını ayıt etmeyi, meyvelerin nasıl toplanacağını; kısaca davranışları yumuşatan ve hayatlarına insanî vasıflar katacak her şeyi gösterdi. Bu zamandan sonra, öğretilerini üzerine getirilecek bir şey yoktur. Ve güneş battığında, bu Oannes denen varlık suya döndü ve geceyi derinlerde geçirdi; çünkü amfibi idi. Bundan sonra Oannes gibi başka yaratıklar da ortaya çıktı.”[7]

Sonuç: Oannes ve Yunus
İşte Mezopotamya’da uanna-adapa olarak bilinen yarı insan yarı balık Tanrı figürü Berossus tarafından Yunanca’ya Oannes olarak aktarılmıştır. Oannes ismini duyunca uzaktan Yunus ismine benzetebilirsiniz ama kelimenin aslı Sümer mitolojisinde uanna-adapa’dır ve Kuran’da geçen Yunus ismi ile uzaktan yakından bir benzerliği ve alakası yoktur.
Bu yazımıza tamamlayıcı olara şu yazımızı tavsiye ederiz: 288# Hz. Yunus balığın karnında mı kalacaktı yoksa alana mı atılacaktı
Referanslar
- Wiggermann, F. A. (2011). The Mesopotamian Pandemonium. Studi e materiali di storia delle religioni, 77, 298-322.
- https://referenceworks.brillonline.com/entries/brill-s-new-pauly/oannes-e827410.
- van der Spek, R. J. (2008). Berossus as a Babylonian chronicler and Greek historian. Studies in Ancient Near Eastern World View and Society, Presented to Marten Stol on the Occasion of his 65th Birthday and his Retirement from the Vrije Universiteit, Amsterdam, Bethesda, 277-318.
- https://www.britannica.com/biography/Berosus.
- McInerney, Jeremy. “Fish or Man, Babylonian or Greek? Oannes between Cultures.” Interactions between Animals and Humans in Graeco-Roman Antiquity (2017): 253-273.
- https://www.livius.org/articles/person/berossus.
- Berossus, Ancient Fragments’tan (Isaac Preston Cory), V. Pakhomov’dan, 1999
Sık Sorulan sorular
Oannes kimdir?
Hz. Yunus ismi Oannes’ten mi gelmiştir?
Ninova’da Hz.Yunus’un (as) İzleri
Hz.Yunus (as) günümüzde Irak’ın sınırları içinde kalan 100000 kişiyi aşkın nüfuslu (Saffat, 147) Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti.
Yaşadığı tarih hakkında Kur’an’da bilgi verilmez.Tevrat temel alınırsa Yunus ismi güvercin anlamına gelmektedir. (יוֹנִים- Yonah,Tek. 8:8)
Yani bildiğimiz Yunus ile alakası yoktur. Tarihi kayıtlar dikkatli incelenirse gerçekten de Asurluların önde gelen tanrısı "Dagan", "yarı balık-yarı insan" şeklinde tasavvur edilirdi. Bu balık tanrısı figürleri Ninova’daki yıkık sarayların girişinde ve Ninova'daki tapınak harabelerinde ve Babil mühürlerinde değişik formlarda yer alır.
Babil tarihçisi Berossus, M.Ö. III. y.y.'da bu balık adam inancının kökeni ile ilgili kayda sahiptir. Berossus, ülkesinin geleneklerinin ökenini tarif etmektedir. En eski geleneklere göre Babil’in kuruluşu Annedoti denen ve bunların en önemlisi Oannes sayılan, amfibi yaratıklara ithaf edilirdi. Kalde ve Babil, sudan gelen "yarı balık-yarı insan" birisinin yönetimindeydi. Hz. Yunus (as) tebliğinin neticesinde Ninova halkının sonunda onun peygamberliğine inandıkları Kur’an’da da anlatılmaktadır. Görünen o ki gerçek bir olay zamanın tahrifatıyla farklı anlatımlara bürünmüştü! Berossus’un kendi ağzından Oannes hakkında verdiği bilgiler şöyledir:
“Babil’de Kalde’de bulunan ve yerin canavarları gibi kanunsuzca yaşayan büyük bir topluluk vardı. Birinci yılda Babil’i çevreleyen Eritre denizinin o parçasından sebepsizce vücudu balık olan bir yaratık çıktı. Öyle ki kafasının altında başka bir kafa, bir balık kuyruğuna bağlı insan ayaklarına benzer ayaklara sahipti. Ve bir tasviri bugün bile hala mevcuttur. Bu varlık gününü insanlar arasında geçirdi; ama o sezon hiç yemek almadı. Ve insanlara yazıları ve bilimleri ve sanatların her çeşidini kavrama yeteneği verdi. Onlara şehir inşa etmeyi, tapınaklar yapmayı, kanunlar derlemeyi ve geometrinin tüm prensiplerini öğretti. O, o insanlara toprağın tohumlarını ayıt etmeyi, meyvelerin nasıl toplanacağını; kısaca davranışları yumuşatan ve hayatlarına insanî vasıflar katacak her şeyi gösterdi. Bu zamandan sonra, öğretilerini üzerine getirilecek bir şey yoktur. Ve güneş battığında, bu Oannes denen varlık suya döndü ve geceyi derinlerde geçirdi; çünkü amfibi idi. Bundan sonra Oannes gibi başka yaratıklar da ortaya çıktı.” (Berossus, Ancient Fragments’tan (Isaac Preston Cory), V. Pakhomov’dan, 1999)
OANNES, göksel-amfibi yaratık: Asur silindirik mühürlerinde sembolize edilmiş. (Robert Temple's: "The Sirius Mystery", 1997, Res 38). | OANNES’e ait bir kil heykel (Robert Temple's: "The Sirius Mystery", 1997, Res. 35) |
Berossus bu tanrının adını Odacon'un çeşitli tezahürlerinden bahsederken, Asur Balık Tanrısı "OANNES" olarak verir. Ünlü Asurolog Dr. Herman V. Hilprecht, Yunanca’ya geçmiş şekliyle aynı olan Oannes'in Yunus'tan geldiğinden bahseder. 4 Toprağın altı kazıldıkça Ninova'nın eski saraylarında Nebi Yunus (as)'ın izleri ortaya çıkmıştır."5
Kaynaklar:
1 Ambrose John Wilson, "The Sign of prophet Jonah and its Modern Confirmations"The Princeton Theological Review 25 (1927):638. Altyazı 20
2 A.g.e., s. 636
3 H. Clay Trumbul ,"Jonah in Nineveh", Journal of Biblical Literature 11 (1892): 10-12
4 A.g.e., s.14
5 A.g.e., s.17-18
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O