21 Nisan 2024 Pazar

Genetik mühendisliği ve tarihi gelişimi & Beckman Coulter; ultrasantrifüj


 

Genetik mühendisliği ve tarihi gelişimi

Kökenler

Klasik genetiğin temelleri, Çek-Avusturyalı biyologGregor Mendel’in deneyleri sayesinde XIX yüzyılın ortalarında atılmıştır. Kalıtsal özelliklerin 1865’te bitkiler örneğinde keşfettiği ebeveyn organizmalardan soyundan gelenlere aktarma ilkeleri, ne yazık ki çağdaşlardan gereken ilgiyi görmemiştir. Ayrıca sadece 1900’de Hugo de Vries ve diğer Avrupalı ​​​​bilim adamları bağımsız olarak kalıtım yasalarını yeniden keşfetmiştir.

Buna paralel olarak DNA hakkında bilgi oluşturma süreci de devam ediyordu. Böylece, 1869’da İsviçreli biyolog Friedrich Miescher bir makromolekülün varlığını keşfetmiştir. Bununla birlikte 1910’da Amerikalı biyolog Thomas Hunt Morgan, Drosophila’daki mutasyonların kalıtımının doğasına dayanarak, genlerin kromozomlar ve formlar üzerinde doğrusal olarak yer aldığını keşfetmiştir. Aralarında ki bağlantı grupları ise, 1953’te en önemli keşfin yapılmasını sağlamıştır. Amerikalı John Watson ve İngiliz Francis Crick, DNA’nın moleküler yapısını kurmuşlardır.

Yükselişte

1960’ların sonunda, genetik aktif olarak gelişiyordu. Ayrıca virüsler ve plazmitler onun önemli nesneleri haline gelmişti. Buna istinaden sağlam DNA moleküllerinin, plazmitlerin ve virüslerin yüksek oranda saflaştırılmış preparatlarını izole etmek için yöntemler geliştirilmiştir. Ayrıca 1970’lerde DNA dönüşüm reaksiyonlarını katalize eden bir dizi enzim de keşfedilmiştir.

Ayrı bir araştırma alanı olarak genetik mühendisliği, 1972’de Stanford Üniversitesi’nde bilim adamları Paul Berg, Stanley Norman Cohen ve Herbert Boyer bilimsel gruplarının ilk rekombinantı olan DNA’yı yaratmışlardır.

PCR tekniği ilk olarak 1980’lerde Amerikalı biyokimyacı Kary Mullis tarafından geliştirilmiştir. Kimyada geleceğin Nobel Ödülü sahibi (1993), DNA replikasyonunda yer alan belirli bir enzim olan DNA polimerazda keşfedilmiştir. Bu enzim, kelimenin tam anlamıyla, molekülün nükleotid zincirinin parçalarını okumaktadır. Ayrıca bunları, genetik bilginin sonraki kopyalanması için bir şablon olarak kullanmaktadır.

Yeni Çağ

1996 yılında somatik bir hücrenin çekirdeğinin bir yumurtanın sitoplazmasına nakledilmesiyle ilk klonlanan memeli koyun Dolly doğmuştur. Bu olay, genetik mühendisliği için gelişim tarihinde devrim niteliğinde olmuştur. Çünkü ilk kez klonların yaratılması ve moleküllere dayalı canlı organizmaların yetiştirilmesi hakkında ciddi olarak konuşmak mümkün olmuştur.

Genetik mühendisliği teknolojileri

Kısa sürede genetik mühendisliği, çeşitli moleküler genetik yöntemlerin geliştirilmesinde büyük bir etkiye sahip olmuştur. Ayrıca genetik aparatı anlama yolunda önemli ilerlemeler kaydedilmesini de mümkün kılmıştır.

Böylece, CRISPR teknolojisi ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte genomu düzenlemek için bir araç da geliştirilmesini mümkün kılmıştır. 2014 yılında MIT Technology Review, bunu “yüzyılın en büyük biyoteknoloji keşfi” olarak nitelendirmiştir. Bu keşif, bakterilerin kendilerini virüslere karşı savunmalarını sağlayan özel enzimler üreten savunma sistemine dayanmaktadır.

Bir bakteri bir virüsü her öldürdüğünde, DNA veya RNA olsun genomunun kalıntılarını kesmektedir. Ayrıca onları bir arşivde olduğu gibi CRISPR dizisinde saklamaktadır. Virüs yeniden saldırır saldırmaz, bakteri “arşivden” gelen bilgileri kullanmaktadır. Buna istinaden de, hızla virüs genomunun parçalarını içeren koruyucu Cas9 proteinleri üretmektedir. Birdenbire bu parçalar mevcut saldıran virüsün genetik materyaliyle eşleşirse, Cas9 istilacıyı makas gibi kesmektedir. Yani bakteri tekrar güvende olmaktadır.

Eşsiz keşif, 2011 yılında biyolog Jennifer Doudna ve Emmanuel Charpentier, Cas9 proteininin kandırılabileceğini keşfettiklerinde gelmiştir. Ona laboratuvarda sentezlenmiş yapay bir RNA verirseniz, o zaman “arşivde” bir eşleşme bulmuş olarak ona saldıracaktır. Böylece, bu proteinin yardımıyla genomu doğru yerde kesebilirsiniz. Ayrıca bu durum kesmekle kalmaz, aynı zamanda başka genlerle de değiştirebilmeyi mümkün kılacaktır.

Teorik olarak CRISPR teknolojisi, herhangi bir genetik mutasyonu düzenlemeyi ve neden olduğu hastalığı iyileştirmeyi mümkün kılabilmektedir. Ancak bir terapi olarak CRISPR’nin pratik gelişimi henüz emekleme aşamasındadır ve çoğu hala belirsizdir. ZFN ve TALEN gibi başka genetik mühendisliği yöntemleri de vardır. Bunlar;

  • ZFN, DNA’yı kesmekte ve çinko iyonlu proteinler (dolayısıyla Çinko Parmak Nükleaz adı) kullanılarak önceden hazırlanmış yeni bir parça eklemektedir.
  • TALEN aynısını sadece TAL proteinlerini kullanarak yapmaktadır. Her iki teknoloji için de ayrı proteinler oluşturmanız gerekmektedir. Ayrıca bu çok uzun bir iş, şu ana kadar bu iki yöntem çok fazla kullanım bulamamıştır.

Genetik mühendisliği nerede ve nasıl uygulanmaktadır?

İlaç

Halihazırda rekombinant DNA vasıtasıyla elde edilen insan insülini (humulin) aktif olarak kullanılmaktadır. Klonlanmış insan insülin genleri, doğal mikrobiyal suşların hiç sentezlemediği bir hormonun sentezinin başladığı bir bakteri hücresine dahil edilmiştir. 1982’den beri ABD, Japonya, Büyük Britanya ve diğer ülkelerdeki şirketler genetiğiyle oynanmış insülin üretmektedir.

Ek olarak, birkaç yüz yeni teşhis ilacı tıbbi uygulamaya çoktan girmiştir. Şu anda klinik çalışma altında olan ilaçlar arasında artroz, kardiyovasküler hastalık, onkoloji ve AIDS’i potansiyel olarak tedavi eden ilaçlar bulunmaktadır. Yüzlerce genetik mühendisliği şirketinin %60’ı ilaç ve teşhis ürünlerinin geliştirilmesi ve üretimi ile uğraşmaktadır.

“Tıpta, bugün genetik mühendisliğinin başarıları arasında, kanser tedavisinin yanı sıra diğer farmakolojik yenilikler – kök hücre araştırmaları, bakterileri hedef alan yeni antibiyotikler ve diyabet tedavisi sayılabilmektedir. Doğru olan tüm bunlar araştırma aşamasında, ancak sonuçlar umut verici” denmektedir.

Tarım

Tarımda genetik mühendisliğinin en önemli görevlerinden biri virüslere dayanıklı bitki ve hayvanlar elde etmektir. Şu anda, bir düzineden fazla farklı viral enfeksiyonun etkilerine dayanabilen türler zaten vardır.

Diğer bir görev ise bitkilerin haşerelerden korunması ile ilgilidir. Bitkilerin genetik modifikasyonu ile tarlaların pestisit tedavisinin yoğunluğunu azaltmak mümkündür. Örneğin, transgenik patates ve domates bitkileri Colorado patates böceğine, pamuk bitkileri pamuk kurdu da dahil olmak üzere çeşitli böceklere karşı dirençli hale gelmiştir.

Genetik mühendisliği sayesinde mahsuller iklim koşullarına daha dayanıklı hale gelmiştir. Ayrıca üründeki vitamin ve besin maddelerinin miktarını artırmak mümkün hale gelmiştir. Örneğin, pirinci A vitamini ile zenginleştirebilmekte ve bu elementin büyük bir eksikliğinin olduğu bölgelerde yetiştirebilmek mümkün olmaktadır.

Genetik mühendisliği yardımıyla çevre sorunlarını da çözmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle, toprağı temizleme işlevine sahip özel bitki çeşitleri zaten yaratılmıştır. Endüstriyel atıklarla kirlenmiş topraklardan çinko, nikel, kobalt ve diğer tehlikeli maddeleri emilmektedir.

Sığır yetiştiriciliği

Genetikçilerin çalışmaları, lösemi virüsüne dirençli, yüksek verimli hayvanların üreme stoğunun elde edilmesini mümkün kılmıştır. Deney için Kuzbass bilim adamları, 500 kg ağırlığa kadar sağlıklı siyah beyaz inekler seçmişlerdir. Bu yolla hayvanlara lösemi virüsüne dirençli modifiye embriyolar nakledilmiştir. Bununla birlikte eylül 2020’nin ortalarında, değiştirilmiş genlere sahip 19 buzağı doğmuştur.

Bir aylıkken buzağıların akranlarından sadece virüse karşı dirençlerinde farklılık gösterdiğini gösteren bir değerlendirme yapılmıştır. Buna göre, daha fazla seçim çalışması için beş kişi seçilmiştir. Bu sebeple de, gelecek nesillerde lösemi virüsüne karşı kalıtsal direnç özelliklerinin pekiştirilmesine yardımcı olacak araştırmalar yapılmaktadır.

Sığır lösemisi, hematopoietik sisteme ve neoplazmalara zarar veren, kronik olarak tedavisi olmayan bir viral hastalıktır. Bu hastalık, enfekte hayvanların etlerinin yenmesi yasak olduğu için, ırkların gen havuzuna dahil edilmektedir. Ayrıca bir bütün olarak et endüstrisine önemli zararlar da vermektedir. Daha önce, lösemiyle mücadelede mevcut tek yöntem, yalnızca enfekte olmuş çiftlik hayvanlarının imha edilmesiydi.

Bu başarı, gelecekte sığırların genlerini başka hastalıklar için de düzenlemenin mümkün olacağını göstermektedir.

Kişinin gözü ile

2009 yılında, Washington Üniversitesi’nden genç araştırmacı Jay Neitz liderliğindeki bir grup bilim insanı, gen terapisini kullanarak, doğuştan mahrum kaldıkları yeşil ve kırmızı tonlarını ayırt etme yeteneğini geri kazandırmak için gen terapisini kullanmayı başarmışlardır.

Kayıp ışığa duyarlı reseptör genini taşıyan zararsız bir virüs, iki deney maymununun retinasına enjekte edilmiştir. İşlemden kısa bir süre sonra ise, her iki maymun da gri bir arka plana karşı kırmızı ve yeşilin tonlarını ayırt etmeye başlamıştır. İki yıllık gözlem, içlerinde herhangi bir ihlal olmadığını da ortaya çıkarmamıştır. Bu nedenle bilim adamları, bu tekniğin yakında renk körlüğü çeken insanlarda kullanılabileceğini dışlamamaktadır.

Bu konu üzerine yakında zamanda bilim adamları daha da ileri gitmişlerdir. Ayrıca şimdiden insanlara nakledilmek üzere hayvanların vücudunda organlar yetiştirmeye çalışmaktalardır. Doku reddi riskini en aza indirmek için hayvanlara özel genler verilmektedir. Bu deneyler, koyun Dolly’yi dünyaya tanıtan İngiltere’deki Roslin Enstitüsü’nün bilimsel laboratuvarı tarafından gerçekleştirilmektedir.

2019’da İngiliz genetik mühendisliği, yumurtaları artrit ve bazı kanser türleriyle savaşabilen iki tür insan proteini içeren tavuklar yetiştirmiştir. Yumurtalar, güçlü antiviral ve anti-kanser özelliklere sahip IFNalpha2a adlı bir insan proteinini üretmişlerdir. Bu sayede kendi kendini iyileştirmeyi uyaran bir ilaç oluşturulmuştur. Bu nedenle kullanılması planlanan makrofaj-CSF adlı bir proteinin de elde edilmiştir. Bununla birlikte domuz varyantının gelişimini de içermektedir. Ayrıca bu proteinler hasarlı dokulardan alınmaktadır.

İnsan DNA’sında değişiklik

Gen tedavisi yöntemlerinin ilk klinik denemeleri, ilerlemiş melanom durumunda tümör infiltre edici lenfositlerin genetik olarak işaretlenmesi amacıyla 22 Mayıs 1989’da yapılmıştır. 14 Eylül 1990’da, Bethesda’da (ABD) adenozin deaminaz (ADA) genindeki bir mutasyonun neden olduğu kalıtsal bir bağışıklık yetmezliği olan dört yaşındaki bir kız çocuğuna kendi lenfositleri nakledilmiştir.

ADA geninin çalışan bir kopyası, değiştirilmiş bir virüs kullanılarak kan hücrelerine verilmiştir. Ayrıca bunun sonucunda hücreler bağımsız olarak gerekli proteini üretebilmiştir. Altı ay sonra kızın vücudundaki beyaz hücre sayısı da normal seviyelere yükselmiştir.

Bundan sonra, gen terapisi alanı daha fazla gelişme için bir destek almıştır. 1990’lardan bu yana yüzlerce laboratuvar, çeşitli hastalıkları tedavi etmek için gen tedavisinin kullanımı konusunda araştırmalar yürütmektedir. Gen tedavisi, diyabet, anemi ve bazı kanser türlerini tedavi etmek için zaten kullanılabilmektedir.

Gen tedavisi

Belirli bir hastalığı tedavi etmek için bir hastanın hücresine DNA veya RNA gibi genetik materyalin eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesidir. Gen terapisini kullanmak için üç ana strateji vardır. Bunlar;

  • Hastalığa neden olan mutasyona uğramış bir genin sağlıklı bir kopyayla değiştirilmesini içermektedir.
  • Düzgün çalışmayan mutasyona uğramış genlerin etkisiz hale getirilmesi veya “nakavt edilmesi olabilmektedir.
  • Hastalıkla savaşmaya yardımcı olan yeni bir genin vücuda girmesi ile elde edilebilmektedir.

En yaygın olarak kullanılan yöntem, “anormal” veya “hastalığa neden olan” genin yerine “terapötik” bir genin yerleştirilmesini içermektedir. 2015 yılında, 44 yaşındaki Amerikalı Elizabeth Parrish’e DNA’yı etkileyen bir ilaç enjekte edilmiştir. Buna göre, hücrelerin gençliğini uzatmak için ilk kez insan DNA’sını değiştirme işlemi gerçekleştirilmiştir. 2018’de Çinli bilim adamı He Jiankui, onun yardımıyla iki ikiz çocuğun, babalarının taşıyıcısı olan HIV virüsüne karşı bağışıklıklarını geliştirmek için genleri değiştirdiğini iddia etmiştir.

Bütün bunlar bir yandan görkemli ve cesaret verici görünmektedir. Ancak diğer yandan endişe yaratmaktadır. Çünkü genetik manipülasyonlar teorik olarak sadece iyi ve barışçıl amaçlar için kullanılamamaktadır. Çin’de ikiz DNA ile deneyler yaptıktan sonra UNESCO, bu tür manipülasyonların güvenliğini güvenilir bulmamıştır. Bir şekilde kanıtlanana kadar yeni doğanlarda gen modifikasyonunu yasaklama girişiminde de bulunmuştur.

Sorunun etik yönü

1997’de UNESCO, insan germ hattına genetik müdahaleye karşı bir moratoryum öneren İnsan Genomu ve Hakları Evrensel Beyannamesi’ni reddetmiştir. Ayrıca Aralık 2015’te insan genomunun düzenlenmesi, gametositlerin ve embriyoların kalıtsal değişiklikler oluşturmak için modifiye edilmesi konulu uluslararası zirvede yayınlamıştır. Buna göre insanlar sorumsuz olarak ilan edilmiştir. Genetik mühendisler topluluğu ise çoğunlukla, bu tür deneylerin şu anda erken olduğuna inanmaktadır. Ayrıca daha derin araştırma ve tartışma gerektirdiğine de inanılmaktadır.

Klonlama konusu uzun zamandır ufukta görünmektedir. “İnsan nakli için organlarını almak için klonları büyütmek etik midir?” sorusu her zaman gündeme gelmektedir. Bu büyük soruya, tek bir bakış açısının olmaması kesinlikle normaldir. Çünkü bu tür tartışmaların amacı tam olarak doğru ifadeyi bulmaktır. Bu nedenle potansiyel olarak tasarruf etmek için kullanılmalıdır. Ancak aynı zamanda çok tehlikeli bilgiyi de düzenlemektir.

Bilinmeyen korkusu

Genetik mühendisliği alanındaki olayların gelişimi için birçok seçenek vardır. Ayrıca bunların hepsi çalışılmamıştır. Bununla birlikte prensip olarak bilinmemektedir. Bu nedenle, tutarlı bir şekilde sabitlenmeli ve düzenlenmelidir.

Doğal olarak korkuların çoğu, olayların gelişiminin kötü senaryolarından kaynaklanmaktadır. Genel olarak, her şey insanlara yardım etmek ve yeni ilaçlar icat etmekle başlamaktadır. Ancak o zaman bir insan, çocuğunu sarı saçlı ve yeşil gözlü yapmayı isteyebilecektir. Ayrıca kötü düşünceler nedeni ile acıdan korkmayan evrensel askerlerden oluşan bir ordu yaratmayı arzulayabilmektedir.

Bir sosyal filozof olan Oleg Dolgitsky, modern toplumun kültürel ve ekonomik olarak çok heterojen olduğunu, genomu önemli ölçüde değiştirebilecek herhangi bir yöntemin yalnızca sınıf için değildir. Aynı zamanda “birinci dünya” temsilcilerinin önemli ölçüde değişebileceği tür tabakalaşması için de koşullar yaratabileceğini belirtmektedir. Daha az varlıklı insanların aksine hayatlarını uzatın ve herhangi bir hastalıktan korkmayın. Çatışmaların en ciddi zemini budur.

Uzmanlar, genetik mühendisliğinin tıbbın geleceği olduğuna inanmaktadır. Bebeği ömür boyu hastalığın baskısından kurtarmak, kanserli insanları iyileştirmek, HIV’e çare bulmak vb. için gerekmektedir. Genetik mühendisliği tüm bunların arkasında duracaktır. Aynı zamanda bir kişinin, göz rengini değiştirme veya kalıtsal bir hastalığı önleme arzusu bunun ilerlemesinde etkili olacaktır. Bu nedenle tüm risklere rağmen, yalnızca gelişimi büyüyecektir. Ayrıca bu süreci durdurmak artık mümkün değil gibi görünmektedir.

•Bilgitopya.com 2021 

❌❌❌❌❌❌❌❌

Eski metinleri keşfetme arzusu: Karanlık Çağ’da birçok klasik Avrupa metni kayboldu ya da yok edildi. Diğer bir kısmı da, Bizans İmparatorluğu'nun kiliselerinde ve manastırlarında veya Orta Doğu'nun başkentlerinde gizlendi. Avrupa mahkemeleri ve manastırları, uzun zamandır el yazmalarının ve çeşitli fikirlerin yer aldığı metinlerin depoları haline geldi. Klasik eserlerin de bulunduğu bu metinler, Rönesans'ta yeniden yorumlandı. On dördüncü yüzyıl yazarı Petrarch, bu durumu “metinleri keşfetme arzusu” olarak yorumladı. Rönesans döneminde, bu metinlerin birçoğu tüccarlar ve akademisyenler tarafından yavaş yavaş Avrupa'ya tekrar tanıtıldı.

❌❌❌❌❌❌❌❌❌

"Patojen", hastalık yapıcı organizmalar. Bu organizmalar, enfeksiyon ve hastalıklara yol açabilen mikroorganizmalardır.

Patojen bakteriler;. Uygun çevreye girmesini (invazyon),. Bu çevrede kalmasını (aderans ya da kolonizasyon)

Hastalık yapıcı (patojen) özellikte bir mikroorganizmanın vücuda  girip yerleşmesine enfeksiyon – bulaşma - intan denir.


Bakteriler şekillerine göre isim alırlar:

Yuvarlak olanlar: Kok

Çomak şekilliler: Basil

Burgu, sarmal olanlar: Spiral  


4 Çeşit Bulaş Yolu Vardır:

-Temas  -Hava  -Vektör  -Ara Kaynak

Bazı mikroorganizmalar birden çok bulaş yolu kullanabilirler.


Örn: Tbc, Soğuk algınlığı; Solunum yolu ile

       HIV, Hepatit-B; Kan ve vücut sıvıları ile

       Salmonella; Gastrointestinal sistem ile

       Gonore, Sifiliz; Genital sistem ile

       Kuduz, Tetanoz; Bütünlüğü bozulmuş deri ile


   2. İkinci Basamak Savunma Mekanizmaları

       Mikroorganizma vücudun birinci basa-mak savunma mekanizmalarını geçer 

(Örn: Ciltteki çatlak) ve vücuda girerse, beyaz küreler ve inflamatuar yanıt devreye girer.

       Bunlar her türlü yaralanmada yanıt oluşturduğu için, nonspesifik yanıt olarak adlandırılır.

İnflamasyonun 4 ana belirti ve bulgusu vardır:

1.Kızarıklık            3. Ağrı

2.Şişme                4. Isı artışı


 

250’den fazla bilinen gıda kaynaklı hastalık ve bu hastalıklara neden olan değişik tipte birçok virüs, bakteri, parazit, toksin, metal ve prion bulunmaktadır. 

Bakteriyel gıda kaynaklı hastalık tipleri intoksikasyon veya zehirlenme, enfeksiyon ve toksi-enfeksiyon olmak üzere genellikle 3 grup altında incelenmektedir.


**************************************************************************


Heth

Heth, bazen Chet veya Ḥet olarak yazılır, Fenike ḥēt 𐤇, İbranice ḥēt ח, Aramice ḥēṯ 𐡇, Süryaniye ḥēṯ ܚ ve Arapça ḥāʾ ح dahil olmak üzere Semitik abjadların sekizinci harfidir. Ayrıca Antik Kuzey Arap 𐪂, Güney Arap 𐩢 ve Ge'ez ile de akrabadır.

Heth başlangıçta sessiz bir frikatif anlamına gelir; ya faringeal /ħ/ ya da velar /x/. Arapçada, her iki fonemik ses için iki karşılık gelen harf oluşturulmuştur: değiştirilmemiş ḥāʾ ح /ħ/'yi, ḫāʾ خ ise /x/'yi temsil eder.

Fenike harfi, Yunanca eta Η, EtrüskH, Latince H ve Kiril И harflerini ortaya çıkardı. Latin alfabesinde H ünsüz harfleri olsa da, Yunanca ve Kiril eşdeğerleri ünlüleri temsil eder; ancak harf başlangıçta Yunanca'da ünsüz harfiyle ilgiliydi ve bu kullanım daha sonra kaba nefes alan karaktere dönüşmüştür. [1] Fenike harfi ayrıca arkaik Yunanca heta harfini ve Kiril harfi I'nin bir varyantını, kısaltma I ile de ortaya çıkarmıştır. Arapça harf (ح) bazen İngilizce'de Ch olarak transliterasyonla değiştirilir.

Kökenler

Ḥet harfinin şekli muhtemelen Mısır'da 'avlu' (ḥwt) anlamına gelen hiyerogliften geçmiştir:

O6

(İbranice: חָצֵר, latinize: ḥaṣēr, aynı anlamda Ḥet ile başlar).
veya 'iplik, fitil' için bükülmüş keten fitilini temsil eden bir fitili: ()

V28

(İbranice: חוּט, latinçe: ḥuṭ ile aynı anlamda Ḥet ile başlar).

Proto-Sinatic alfabesinde muhtemelen ḥasir olarak adlandırılmıştır.

Karşılık gelen Güney Arap harfleri ḥ ḥ ve ḫ ḫ olup, Ge'ez harfleri Ḥawṭ ሐ ve Ḫarm ኀ ile karşılık gelir.

Bu harf genellikle , h şeklinde ve altında bir nokta olarak transkribe edilir. Bazı romanizasyon sistemlerinde (büyük harf) Ch de kullanılır.

İbranice het

Yazım varyantları
Çeşitli baskı fontlarıEl
yazılı İbranice
Rashi
yazısı
SerifSans-serifMonospaced
חחח
Süryani cheth
Kelimede konum:İzoleFinalMedialİlk Karakter
Glif formu:
(Yardım
)
ܚـܚـܚـܚـ

Arapça ḥāʾ

Harf حَاءْ ḥāʾ olarak adlandırılır ve alfabenin altıncı harfidir. Şekli, kelimedeki konumuna göre değişir ve başlangıç ile orta formu bir kuşun gagasına benzer:

Kelimede konum:İzoleFinalMedialİlk Karakter
Glif formu:
(Yardım
)
حـحـحـحـ

Bu biçim, diğer iki harfi belirtmek için kullanılır; diğer ikisi خ ḫāʾ ve ج ǧīm'dir. Maltaca'da ح'ye karşılık gelen harf ħ'dir.

Varyasyonlar

Ḥet, Aleph, Ayin, Resh ve He ile birlikte dagesh alamaz. Faringeal frikatifler çoğu İngilizce konuşan için zor olduğundan, alınma kelimeler genellikle İngilizce olarak /h/ ile telaffuz edilir. Bu nedenle, ana dili İbranice olanlar tarafından /χala/ veya /ħala/ olarak telaffuz edilen challah (חלה), çoğu İngilizce konuşan tarafından /halə/ olarak telaffuz edilir; çünkü çoğu İngilizce konuşan kişi [h] ile [ħ] arasındaki farkı sık sık algılayamaz.

Ħ, Malta dilinde kullanılan bir harftir ve burada iki rolü vardır. Bir ħ tek başına sessiz bir faringeal frikatif ünsüz anlamına gelir.Maltaca da bu dillerin bir üyesi olan Semitik dillerde yaygın bir sestir. Bu harf, diğer Semitik abjadların (Arapça: ح, İbranice: ח) heth harfine karşılık gelir. Küçük ħ harfi ise küçük Sırp Kiril harfi Tshe (ћ) gibi görünür.
Yüzeysel olarak Satürn (♄), için kullanılan astronomik sembole benzer; bu sembol daha sonra kurşunu temsil eden simya sembolünde kullanılmıştır. Ancak, astronomik/simya sembolünün, en sağdaki çizgide ħ'de olmayan bir eğri vardır.


Uluslararası Fonetik Alfabe'de aynı ses için küçük harf [ħ] kullanılır. 


Önemi

Gematria'da Ḥet, sekiz sayısını temsil eder.

Sohbet odalarında, çevrimiçi forumlarda ve sosyal ağlarda Ḥet harfi tekrarlanır (חחחחחח) İngilizce'de olduğu gibi 'Haha' deyiminde olduğu gibi kahkahayı simgeler.

Heth - Wikipedia




&


Kenya Dağı

Kenya Dağı, Nanyuki kasabasından görülür.

Kenya Dağı (Meru: Kĩrĩmaara, Kikuyu: Kĩrĩmanyaga, veya "Kīrī-nyaga", Kamba: Ki nyaa, Embu: Kĩ nyaga veya "Kirinyaga") Afrika'nın ikinci en yüksek dağıdır. Başkent Nairobi'nin yaklaşık 150 km (90 mil) kuzey-kuzeydoğusunda ve ekvatorun sadece 16,5 kilometre (10,3 mil) güneyinde bulunan dağın en yüksek zirveleri Batian (5.199 m), Nelion (5.188 m) ve Point Lenana (4.985 m)'dir. Tarihsel olarak eski Doğu ve Orta eyaletlerde yer alan bu kâsif, şimdi Meru, Embu, Kirinyaga, Nyeri ve Tharaka Nithi ilçelerinin kesişim noktası olarak hizmet vermektedir.

Kenya Dağı çevresindeki nüfusun İngilizce haritası.

Kenya Dağı çevresinde yaşayan başlıca etnik gruplar Kikuyu, Ameru, Embu ve Maasai'dir. Dağ, kültürlerinin önemli bir unsurudur. Kenya Dağı bölgesine geldiler ve yüzyıllardır orada yaşıyorlar.

Kenya Dağı, Doğu Afrika Yarığı'nın açılmasından yaklaşık 3 milyon yıl sonra oluşan bir volkandır. Buzuldan önce 7.000 m (23.000 ft) yüksekliğindeydi. Binlerce yıl boyunca buz örtüsüyle kaplı kaldı. Bu durum, zirveden yayılan çok aşınmış yamaçlar ve çok sayıda vadinin oluşmasına neden olmuştur. Şu anda hızla küçülmekte olan 11 küçük buzul vardır ve 2050'ye kadar yok olabilir. Dev lobelias ve senecios gibi birçok alp türü Kenya Dağı'na endemiktir; örneğin dev lobelias ve senecios ile yerel bir kaya hyrax alt türü.

Kikuyu

Kikuyu halkı dağın güney ve batı taraflarında yaşar. Çiftçilik uzmanlarıdır ve alt yamaçlardaki yüksek verimli volkanik topraktan faydalanırlar. Tanrı, Ngai veya Mwene Nyaga'nın gökten indiğinde Kenya Dağı'nda yaşadığına inanırlar. Dağın Ngai'nin dünyadaki tahtı olduğuna inanırlar. Burası, kabilenin babası Gĩkũyũ'nun Tanrı ile buluştuğu yerdir. Böylece Kikuyu kayıtlarına göre, Gĩkũyũ dünyada dağa tırmanan ilk kişidir. Kikuyu dilinde 'Mwene Nyaga' aynı zamanda "Deve kuşlarının sahibi" veya "Kar beyaz lekelerinin sahibi" olarak da çevrilebilir; burada 'Mwene' 'sahibi', 'Nyaga' ise devekuşları veya beyaz lekeler anlamına gelir. Dağın kar (Kikuyu: Ira) şapkaları sembolik olarak Tanrı'nın ikametgahındaki bir tacı temsil eder. Kikuyu evlerini kapıları dağa bakan şekilde inşa ederdi. Kenya Dağı'nın Kikuyu adı Kirima Kĩrĩ Nyaga (Kirinyaga Dağı) olarak adlandırılır ve kelime anlamıyla "Nyaga" – devekuşların bulunduğu dağ anlamına gelir. Bu nedenle dağ, yerel olarak 'Tanrı'nın Dinlenme Yeri' veya 'Tanrı'nın Yaşadığı Yer' olarak kabul edilir. Kenya Dağı'nın Kikuyu adı Kĩrĩnyaga'dır ve kelime anlamıyla 'devekuşlu olan' anlamına gelir. Devekuşunun koyu tüyleri ve beyaz bir kuyruğu vardır – kuyruğu havada başını yere eğdiğinde, gövdesi beyaz bir zirveli üçgen şekli oluşturur ve karla kaplı Kĩrĩnyaga dağına çok benzer. Bu nedenle Kĩrĩnyaga adı, mecazi anlamda 'beyaz kuyruklu olan' anlamına gelir ve dağın zirveleri arasındaki buzullara atıfta bulunur. [17]

Kamba diline çevrildiğinde, kĩrĩnyaga, ki nyaa olurdu. Ludwig Krapf'a Kitui'den (Kamba ilçesi) dağı gördüğünde verilen isimdir. Şarkıyı Kenya olarak kaydetti. Sadece dağın değil, aynı zamanda ülkenin de adı haline geldi.

Embu

Embu halkı, Kenya Dağı'nın güneydoğusunda yaşar ve dağın Tanrı'nın evi olduğuna inanır (Embu dilinde Tanrı anlamına gelen kelime Ngai, Murungu veya Mwene Njeru'dur). Kenya Dağı'nın Embu adı 'Kĩ nyaga'dır ve Kikuyu dilindeki 'devekuşlu olan' anlamına gelir. Dağ kutsaldır ve evlerini kapıları ona bakacak şekilde inşa ederler. Embu halkı, Ameru ve Kikuyu halklarıyla yakın akrabadır. Mbeere ve Akamba aileleri, dağın güneydoğu tarafındaki yerleşimcilerdir.

Ameru

Ameru halkı dağın doğu, kuzey ve kuzeybatı yamaçlarını kaplar. Genellikle tarım yaparlar, hayvan beslenirler ve Kenya'nın en verimli topraklarından birini işgal ederler. Meru tanrısı Murungu gökyüzündendi. Kenya Dağı'nın adı Kirimaara'dır, bu da 'beyaz özelliklere sahip dağ' anlamına gelir


Maasai

Maasailer, dağın kuzeyindeki arazileri hayvanlarını otlatmak için kullanan yarı göçebe halktır. Atalarının zamanın başlangıcında dağdan indiğine inanırlar. Kenya Dağı'nın Maasai dilinde adı Ol Donyo Keri'dir; bu ifade 'şeritli dağı' anlamına gelir ve çevredeki ovalardan gözlemlenen koyu tonlara atıfta bulunur. En az bir Maasai duası Kenya Dağı'na atıfta bulunur:

Tanrı çocuklarımızı korusun, Morintat'ın zeytin ağacı gibi olsunlar, büyüsünler ve genişlesinler, Kenya Dağı gibi Ngong Tepeleri gibi olsunlar, Dağı Kilimanjaro gibi olsunlar ve sayıları çoğalsın.

— Oloshoibor Barış Müzesi'nden Francis Sakuda tarafından koleksiyona

Kenya Dağı bir stratovolkandı ve muhtemelen Fuji Dağı'na benziyordu  (yukarıda gösterilmiştir). Daha düşük eğimler hâlâ bu şekildedir, önceki yükseklik de bu şekilde tahmin edilir.

Kenya Dağı'nı oluşturan kayalar ağırlıklı olarak bazaltlar, romb porfiritler, fonolitler, kenitler ve trahitlerden oluşur.Kenyte, Gregory tarafından ilk kez 1900 yılında Kenya Dağı'nın jeolojisi üzerine yaptığı çalışmaların ardından bildirilmiştir. Kenya Dağı bölgesinin jeolojisi ilk kez 1883 yılında Joseph Thomson tarafından bilimsel olarak tanımlanmıştır. Dağı yakınlardaki Laikipia Platosundan gördü ve bunun sönmüş bir volkan olduğunu, tıfı açıkta olduğunu yazdı. Ancak, dağı sadece uzaktan gördüğü için, tanımı Avrupa'da yaygın olarak kabul edilmedi; özellikle 1887'den sonra Teleki ve von Höhnel dağa tırmanıp krater olarak gördükleri şeyi tarif ettiklerinde. 1893'te Gregory'nin keşif gezisi 5.000 m (16.400 ft) yükseklikteki Lewis Buzulu'na ulaştı. Volkanın söndüğünü ve orada buzulların bulunduğunu doğruladı. Avrupalılar tarafından yapılan ilk kapsamlı araştırma ancak 1966'da yapıldı.

Kenya Dağı'nın ana zirveleri ve buzulları dağın merkezine yakındır.

Kenya Dağı'ndaki buzullar hızla geri çekiliyor. Nairobi'deki Kenya Dağ Kulübü, dağın 1899'daki ilk kayıtlı tırmanışı ve daha yakın zamanda dağı gösteren fotoğraflara sahiptir; Buzulların geri çekilmesi çok belirgindir. Morenleri inceledikten sonra, John Walter Gregory bir zamanlar dağın tüm zirvesinin bir buz tabakasıyla kaplı olduğu teorisini ortaya attı ve bu teori zirvelerin bugünkü hallerine getirdiğini ortaya koydu. Dağın alt yamaçları, hiç buzullanmamış, şu anda tarım ve orman karışımıyla hakimdir; derin, akarsu şeklindeki V şeklinde vadiler ve çok sayıda dallanan kolu ile karakterizedir. Buna karşılık, bozkır bölgesinin yüksek rakımlarında eski buzul faaliyetleriyle oyulmuş daha sığ, düz tabanlı U şeklinde vadiler bulunur. Bu keskin topoğrafik değişim, milyonlarca yıl süren nehir erozyonu ile şekillenen manzaralardan, tarih öncesi buz tabakalarının hareketiyle şekillendirilen manzaralara geçişi işaret ediyor.Kenya Dağı aktifken bazı uydu faaliyetleri vardı. 
Kenya Dağı'ndan gelen su suyu 2 milyondan fazla insana su sağlamaktadır. 


Kenya Dağı'ndan başlayan nehirler, iki büyük Kenya nehrinin kollarıdır: Tana ve Ewaso Ng'iro nehirleri.

Derelerin yoğunluğu çok yüksektir, özellikle hiç buzullaşmamış alt yamaçlarda. Pliyosen döneminde dağı kaplayan buz tabakası, genellikle sadece bir büyük dere sahip olan büyük U şeklindeki vadileri aşındırmıştır.

Meşe ormanı genellikle bulut halindedir. Ağaçlar nispeten küçüktür ve liken ile yosunlarla kaplıdır.

Ormanın üzerinde Afrika alp bambularından oluşan bir kuşak bulunmaktadır.Bambunun üstünde ormanlık ormanı bulunur. Buradaki ağaçlar genellikle dağın aşağılarındaki ormanlardaki ağaçlardan daha küçüktür.Buradaki orman daha sağlam çünkü daha az erişilebilir ve daha iyi korunmuştur.

Ağaçlar artık büyüyemeyince, bitki örtüsü yaklaşık 3.000 m (9.800 ft) yükseklikte fundalık ve chaparral şekline dönüşür. !!! Heathland, Kenya Dağı'nın batı tarafında, daha nemli bölgelerde bulunur ve dev fundalarla domine edilir.Chaparral daha kuru bölgelerde bulunur ve otlar daha yaygındır.

Buradaki tipik bitkiler arasında dev yeraltı (senecios) ve dev lobelialar bulunur.Buzulların yakın zamanda geri çekildiği bölge nival bölgesidir. Burası, bitkilerin henüz kolonileştiremediği bir alandır. 

Kenya Dağı - Wikipedia

Erica (bitki)

Türler: Erica herbacea Aile: Ericaceae Görsel No. 1

Erica, Ericaceae familyasına ait yaklaşık 857 çiçekli bitki türünden oluşan bir cinstir. Calluna cinsi daha önce Erica familyasına dahil edilmiştir; Yaprakları daha küçük (2–3 milimetreden kısa) ve çiçek taç yapraklarının ayrı yapraklardan oluşmasıyla farklıdır. Erica, Calluna'nın "yaz (veya sonbahar) fundası"ndan ayırt etmek için bazen "kış (veya ilkbahar) fundası" olarak adlandırılır.

Dulfer ise 1960'larda Erica cinsinin son revizyonunu yayımladı ve 605 türü ele aldı. Daha sonra birçok yeni tür tanımlandı (özellikle Güney Afrika'da) ve Erica'ya daha eski "küçük cinslerden" Phillipia Klotzsch ve Blaeria L gibi 83 tür dahil edildi.[Erica türlerine dair daha yakın bir genel bakış elektronik tanımlama rehberinde sunulmaktadır.

Erica (bitki) - Wikipedia

&

Ericaceae


Leptecophylla juniperina, Cape Raoul, Tasman Yarımadası, Tazmanya, Avustralya

Ericaceae (/ˌɛrɪˈksi., -/) genellikle funda veya funda ailesi olarak bilinen çiçekli bitkiler familyasıdır ve en yaygın olarak asidik ve kısır yetiştirme koşullarında bulunur. Aile büyüktürdür ve 124 cinse yayılmış yaklaşık 4.250 bilinen türdür,[2] bu da onu en özel çiçekli bitki ailesi olarak 14. yapar. [3] Ericaceae'nin iyi bilinen ve ekonomik açıdan önemli birçok üyesi arasında kızılberni, yaban mersini, huckleberry, rododendron (azalealar dahil) ve çeşitli yaygın fundalıklar ve fundabalıklar (örneğin Erica, Cassiope, Daboecia ve Calluna) bulunur.

Tanım

Ericaceae familyası, bitkiler, cüce çalılar, çalılar ve ağaçlar dahil olmak üzere morfolojik olarak çeşitli taksonlar yelpazesine sahiptir. Yaprakları genellikle herdem yeşil,[5] dönüşümlü veya kıvrımlı, basit ve dikülsüzdür. Çiçekleri hermafrodittir ve önemli çeşitlilik gösterir. Yapraklar genellikle dar tüp şeklinde veya geniş urn şeklinde şekillerde birleşmiştir (sempetalous). Korollalar genellikle radyal simetrik (aktinomorfik) ve urna şeklindedir, ancak Rhododendron cinsine ait birçok çiçek bir miktar iki taraflı simetrik (zigomorfik) olur. [6] Gözeneklerle açılan anterler.

Taksonomi

Michel Adanson, benzer bir aileyi tanımlamak için Vaccinia terimini kullanmış, ancak Antoine Laurent de Jussieu ilk olarak Ericaceae terimini kullanmıştır. İsim, Yunanca ereíkē (ἐρείκη) kelimesinden türemiş görünen Erica tip cinsinden gelmektedir. Tam anlamı yorumlamak zordur, ancak bazı kaynaklar bunu 'funda' anlamına gelir. İsim, Linnaean döneminden önceki bitkilere resmi olarak atıfta bulunmuş olabilir ve Linnaeus 1753'te Erica'yı tanımladığında ve ardından Jussieu'nun 1789'da Ericaceae'yi tanımladığında resmileştirilmiştir. 

Tarihsel olarak, Ericaceae hem alt aileleri hem de kabileleri kapsardı. 1971'de, 1876 ve bazı durumlarda 1839'dan itibaren tarihini özetleyen Stevens, altı alt familyayı (Rhododendroideae, Ericoideae, Vaccinioideae, Pyroloideae, Monotropoideae ve Wittsteinioideae) tanımış ve dört alt familyayı ayrıca kabilelere ayırmıştır; Rhododendroideae'nin yedi kabilesi vardır (Bejarieae, Rhodoreae, Cladothamneae, Epigaeae, Phyllodoceae ve Diplarcheae). [9] Rhodoreae kabilesi içinde beş cins tanımlanmıştır: Rhododendron L. (Azalea L. pro parte dahil), Therorhodion Small, Ledum L., Tsusiophyllum Max., Menziesia J. E. Smith; bunlar sonunda Rhododendron'a aktarılmış, ayrıca tek cinsel kabileden Diplarche ile birlikte. [10]

2002 yılında, sistematik araştırmalar sonucunda moleküler, morfolojik, anatomik ve embriyolojik verilerin filogenetik çerçevede analiz edilmesi temelinde daha önce tanınan Empetraceae, Epacridaceae, Monotropaceae, Prionotaceae ve Pyrolaceae aileleri Ericaceae familyasına dahil edilmiştir. [11] Bu taşınma, grup içindeki morfolojik ve coğrafi alanı önemli ölçüde artırdı. Ortaya çıkan ailenin olası bir sınıflandırması 9 alt familya, 126 cins ve yaklaşık 4.000 türden oluşmaktadır:[3]


Dağılım ve ekoloji

Daboecia cantabrica'nın çiçekleri, tipik birleşmiş, çan şeklindeki taç

Aile büyük ölçüde asidik, kısır ve gölgeli koşullara tolere edebilen bitkilerden oluşur. [13] Asidik koşullara toleransları nedeniyle, bu bitki familyası aynı zamanda turba bataklıkları ve battaniye bataklıkları için de tipiktir; örnekler arasında Rhododendron groenlandicum ve Kalmia cinsine ait türler bulunur. Doğu Kuzey Amerika'da, bu ailenin üyeleri genellikle meşe–funda ormanı olarak bilinen bir habitatta meşe örtüsüyle birlikte büyür.Ericaceae bitkileri, özellikle Vaccinium'daki türler, başarılı tozlaşmanın gerçekleşmesi için buzz tozlaşmasına ihtiyaç duyar. 

Rododendron'dan gelen süs türlerinin çoğu Doğu Asya'ya özgelidir, ancak günümüzde yetiştirilen çeşitlerin çoğu melezdir.  =   Amerika Birleşik Devletleri'nde yetiştirilen çoğu rododendron Pasifik Kuzeybatısı'nda yetiştirilir. Amerika Birleşik Devletleri, hem yaban mersini hem de kızılcık üretiminde en çok üretici ülke olup, Maine eyaleti düşük çalı yaban mersini yetiştirmektedir. Ericaceae içindeki cinslerin geniş yayılması, Amerikan ve Avrupa bitkilerinin aynı ortak adı paylaştığı durumlara yol açmıştır; örneğin yaban mersini (Kuzey Amerika'da Vaccinium corymbosum, Avrupa'da V. myrtillus) ve kızılmarsı (Amerika'da V. macrocarpon ve Avrupa'da V. oxycoccosus).

Yaban mersini, kızılmersini ve kış yeşili yetiştiriciliği, meyve ve yağları için özellikle mantarlarla olan bu benzersiz ilişkilere dayanır; çünkü toprakta sağlıklı bir mikorizal ağı, bitkilerin tarım verimini olumsuz etkileyebilecek çevresel streslere karşı direnç göstermesine yardımcı olur. [24] Ericoid mikorizalar, erikoid topraklarda doğal olarak düşük serbest azot seviyelerine neden olan yüksek azot alımından sorumludur. Bu mikorizal mantarlar ayrıca Ericaceae'nin topraktaki ağır metallere karşı toleransını artırabilir ve bitkilerin fitohormonlar üreterek daha hızlı büyümesine neden olabilir.

Ericaceae familyasında fundalıkları domine eden en yaygın bitki örnekleri Calluna vulgaris, Erica cineria, Erica tetralix ve Vaccinium myrtillus'tur.Fundalarda, Ericaceae bitkileri Plebejus argus kelebeğine ev sahipliği yapar. Saturnia pavonia, Myrmeleotettix maculatus, Metrioptera brachyptera ve Picromerus bidens gibi diğer böcekler ise fundalık ortamlarıyla yakından ilişkilidir. [32] Sürüngenler, bol güneş ışığı ve av nedeniyle fundalıklarda gelişir ve kuşlar oradaki böcekleri ve sürüngenleri avlar. 

Bazı kanıtlar, ötrofik yağmur suyunun Erica tetralix gibi türlerle birlikte erikoid fundalıkları çayır arazilerine dönüştürebileceğini göstermektedir. Bu konuda özellikle azot şüphelidir ve bazı erikalı türlerin dağılımı ve bolluğunda ölçülebilir değişikliklere neden olabilir. 


Ericaceae - Wikipedia


&


Filogeni

Erica için nükleer ribozomal ve plastid DNA dizilerine dayanan giderek daha ayrıntılı filogenetik hipotezler yayımlanmıştır.  Erica'nın en yakın akrabaları Daboecia (bir veya iki tür) ve Calluna (monospesifik) olup, ataları kökeni Palearktik olarak bilinen bir soyların en eski hayatta kalan soylarını temsil eder Ericeae kabilesi. Az sayıda Avrupa Erica türü, cinsin en eski soylarını temsil eder; burada tek bir büyüklük, daha tür açısından zengin Afrika kladı yuva bulur.  Afrika kladisi içinde, Cape ve Madagascan/Mascarene türleri sırasıyla monofiletik grupları temsil eder.

&


Gümüş süslü mavi

Gümüş çivili mavi (Plebejus argus), Lycaenidae familyasına ait bir kelebektir. Parlak mavi kanatları siyah kenarlı, beyaz kenarlı ve arka kanatlarında gümüş lekeler vardır, bu da ona adını vermiştir. P. argus Avrupa genelinde ve Palearktik'in doğusunda bulunabilir.

P. argus, yumurta bıraktıktan yetişkin olarak ortaya çıkmaya kadar kelebeklerin üreme sağlamasına katkıda bulunan karıncalarla karşılıklılık ilişkisi yapar; bu durum, yumurta bırakma noktasından yetişkinliğe kadar avcılık ve parazitizmden koruma sağlar. P. argus'ta her zaman siyah kenardadır. Alt tarafta, P. argus'un her iki cinsiyetinde neredeyse her zaman kanatların tabanında güçlü parıldayan mavi-yeşil bir toz bulunur; P. argus yetişkinleri Haziran sonu ve Temmuz başında çıkar ve Ağustos başına kadar uçuşa devam eder. Kelebek farklı habitatlara uyum sağlar ve fundalık, yosun arazisi ve kalkerli çayırlarda bulunur.Yaşam alanları, konak bitkiler bulundukları üç ortamda da yaygın olduğundan, hem beslenme hem de yumurta bırakma için uygundur.


Yaşam öyküsü

Yetişkin
Yaşam döngüsü

Plebejus argus'un yaşam döngüleri dört ana aşamaya ayrılır: yumurtalar, larvalar, pupa ve yetişkinler.

Ebeveyn bakımı
Yumurta

Yumurta

P. argus yumurtalarını çevresine göre farklı şekilde bırakır. Fundalarda yumurtalarını Erica tetralix, Calluna vulgaris, Erica cinerea ve Ulex europaeus'un tabanına bırakırlar. Yosun arazilerinde kelebekler yumurtalarını Bracken Fern'in yapraklarının altına bırakma eğilimindedir. Bu eğrelti otu karıncaları çektiği için yumurtlama için tercih edilen bir tercih gibi görünür. Kireçtaşı çayırlarında, P. argus Lotus corniculatus'un gövdesine ve Helianthemum chamaecistus'un tabanına yumurta bırakır.

Larva
Larvalar genellikle karıncaların yuvalarında günü geçirir. Bu, özellikle sıcak yaz aylarında avcılıktan ve yüksek sıcaklıklardan kaçınmalarına yardımcı olur. Gece dışarı çıkar ve beslenmek için konak bitkinin üzerine tırmanırlar.


Calluna

Çiçekli Calluna vulgaris

Calluna vulgaris, yaygın funda, ling veya kısaca fundalık Ericaceae çiçekli bitki familyasına ait Calluna cinsindeki tek türdür. Düşük büyüyen bir herdem yeşil çalıdır; 20 ila 50 santimetre (8 ila 20 inç) yüksekliğe ulaşır veya nadiren 1 metre (40 inç) ile daha uzun olur ve Avrupa ile Anadolu'da asidik topraklarda, açık güneşli ve orta gölgede yaygın olarak bulunur.

Tanım


Calluna 60 santimetre (24 inç) yüksekliğe ulaşabilir. Yaprakları küçük ölçekli (2–3 mm'den kısa uzunluğunda) zıt ve dekussa çiftler halinde oluşurken, Erica'nın yaprakları genellikle daha büyük ve 3–4, bazen 5 yapraklı kıvrımlar halinde olur.  Temmuz'dan Eylül'e kadar çiçek açar. Yabani bitkilerde genellikle mauv renkleri vardır, ancak beyaz çiçekli bitkiler de zaman zaman görülür. Racemelerde terminal olarak bulunurlar, tabanında sepal benzeri braktlar bulunur ve üst yumurtalıkları vardır, meyve kapsüldürErica'nın aksine, Calluna bazen çift çiçekler taşır. Calluna, kış veya ilkbahar çiçekli Erica'dan ayırt etmek için bazen Yaz (veya Sonbahar) fundaları olarak da adlandırılır.


Kimya

Calluna vulgaris filizlerindeki fenolik bileşikler arasında klorojenik asit ve yeni bir fenolik glikozid bulunur; bunların çoğu yaz aylarında daha fazla sayıda bulunur.Calluna vulgaris'in nektarı, doğal konsantrasyonlarda yaygın bir yaban arısı paraziti olan Crithidia bombi'yi engelleyici olan bir megastigmane, callunene içerir. Koch ve ark., parazitin flagellumunun kaybolmasına yol açan aktivite mekanizmasını açıklar; bu da enfektifliği azaltmasına yol açar; çünkü flagellum böcek bağırsağında sabitlenmek için kritik öneme sahiptir.

Ekoloji

Funda, çeşitli koyun ve geyikler için önemli bir besin kaynağıdır; kar, düşük yetişen bitkileri kapladığında bitkilerin uçlarını otlayabilir. Söğüt kurkuğu ve kırmızı kurt kuşağı, bu bitkinin genç sürgünleri ve tohumlarıyla beslenir. Hem yetişkin hem de fundalı böceğinin (Lochmaea suturalis) larvaları onunla beslenir ve bazı durumlarda geniş ölümlere yol açabilir. Birçok Lepidoptera türünün larvaları da bitkiyle beslenir; özellikle küçük imparator güvesi Saturnia pavonia.

Taksonomi

Calluna, yakın akraba olan Erica cinsinden Richard Anthony Salisbury tarafından ayrılmıştır; Salisbury, muhtemelen Antik Yunanca'dan kallýnō ([καλλύνω]) 'güzelleştirmek, temizlemek' anlamına gelen Calluna cinsi adını geliştirmiştir; bu, besomlarda geleneksel kullanımına atıfta bulunmuştur. Vulgaris özel lakapı Latince'de 'ortak' anlamına gelir. Calluna, Erica'dan taç ve çanaklarının beş yerine dört parçadan oluşmasıyla ayrılır

İstilacı bir tür olarak

Bazı bölgelerde istilacı bir yabani ot haline gelmiştir; bu bölgeler yerli bitkileri aşırı büyütmektedir. Heather böcekleri salınmış ve bugüne kadar ön denemeler başarılı olmuştur. 

Kullanım Alanları

Eskiden heather, yün sarısına boyamak ve deriyi bronzlaştırmak için kullanılırdı. Malt ile ise, heather, şerbetçiotu kullanılmadan önce Orta Çağ'da funda-bira üretiminde kullanılan aroma karışımı olan gruit'in bir bileşenidir. Thomas Pennant, İskoçya'da Bir Gezi (1769) adlı eserinde, İskoçya'nın Islay adasında "bira, genellikle genç heath zirvelerinden yapılır, bu bitkinin üçte ikisi maltla karıştırılır, bazen şerbetçiotu da eklenir" diye yazmıştır. "Heath Beer" Lady Ann Fanshawe'nin tarif kitabında (1651'den itibaren derlenmiştir) geçmektedir. 

Eskiden beri fundalık, besom yapmak için kullanılmıştır; bu uygulama, muhtemelen İngiltere'nin Newcastle-upon-Tyne kentinden William Purvis (Blind Willie) (1752–1832) tarafından yazılan "Buy Broom Buzzems" adlı şarkıda kaydedilmiştir.

Funda balı, bozkır ve bozluk bölgelerinde çok değerli bir üründür; birçok arı kovanı yaz sonunda oraya taşınır. Bugün olduğu kadar değerli olmasa da,Dioscurides tarafından mel improbum, yani "sağlıksız bal" olarak reddedildi.  Funda balı, karakteristik güçlü bir tadı ve alışılmadık bir dokuya sahiptir; çünkü tiksotropiktir; karıştırılana kadar jöle olur, sonra diğer ballar gibi şurup olur, sonra tekrar jöle haline gelir. Bu durum, balın petekten çıkarılmasını zorlaştırır ve bu nedenle balı genellikle tarak balı olarak satılır.

Beyaz heather, İskoçya'da şanslı olarak kabul edilir,bu gelenek Balmoral'dan İngiltere'ye Kraliçe Victoria[42] tarafından getirilmiştir ve dalları genellikle bir tılsım olarak satılır ve gelin buketlerine dönüştürülür.

Heather sapları, İskoçya'da küçük bir endüstri tarafından duygusal mücevherler için ham madde olarak kullanılır. Saplar kabuktan arınır, parlak renklere boyanır ve ardından reçine ile sıkıştırılır. [kaynak gerekli]

Calluna vulgaris otsu, geleneksel Avusturya tıbbında böbrek ve idrar yolu hastalıklarının tedavisinde içsel olarak çay olarak kullanılmıştır. 

Kültürde

Heather, İskoçya'nın ikonik figürü olarak görülür ve burada yaygın olarak yetişir. Bonnie Auld Scotland gibi şiirlerde "mor fundalı kokulu tepeler" bahsedilirken, Kidnapped'in kahramanı fundalıktan kaçarken, heather ile İskoçya aynı cümlede birbirine bağlandığında, bahsedilen heather Calluna vulgaris'tir.

Mor funda, Norveç'in iki ulusal çiçeğinden biridir,diğeri ise Saxifraga cotyledon'dur. 1976'da Norveç'teki bir radyo programında yapılan popülerlik oylamasıyla ulusal çiçek olarak seçildi. 

Calluna vulgaris, İsveç'in Västergötland eyaletinin eyalet çiçeğidir.


Avrupa'daki küçük fundalık cepleri son derece bakımsızdır ve bitki örtüsünün esas olarak fundalı (Calluna vulgaris), fundalık (Erica türleri) ve kanlı (Ulex türleri) bitkileri vardır.Fundalıkların kuş faunası genellikle bölgenin kozmopolit türleridir. 


Norddorf sahil tatil köyüdür. Amrum'un en büyük köyü olan Nebel, doğu kıyısına yakın bir konumdadır. Buradaki önemli yerler arasında "konuşan mezar taşları" olan Aziz Klement kilisesi, yerel tarih müzesi Öömrang Hüs, bir rüzgar değirmeni ve Evsizler Mezarlığı yer alır. Süddorf, bugün Nebel'in bir ilçesi olup, adanın en eski köyüdür. Amrum Deniz Feneri burada yer almaktadır. = Almanya'nın Amrum kentinde çiçekli fundalık

Heathlland, iklim koşullarının genellikle sert ve kuru olduğu yerlerde, özellikle yaz aylarında tercih edilir; topraklar asidik, düşük verimlilikte, genellikle kumlu ve çok serbest drenaj sağlar; Drenajın zayıf olduğu yerlerde bataklık oluşabilir, ancak genellikle küçük bir boyuttadır. Fundalıklar, 20 santimetre (8 inç) ile 2 metre (7 feet) arasında alçak çalılarla hakimdir.

Güney Afrika fynbos'unun kuşları arasında güneş kuşları, ötleğenler ve siskinler bulunur. Fundalıklar ayrıca karıncalar, güveler, kelebekler ve eşek arıları gibi böcekler için mükemmel bir yaşam alanıdır; birçok tür tamamen onunla sınırlıdır. Plebejus'un savunduğu gibi, sadece fundalıkla sınırlı bir organizma örneği gümüş renkli mavi kelebektir. 


Fundalık toplulukları Güney Afrika'da görülür. Geniş heath toplulukları Teksas chaparral, Yeni Kaledonya, Orta Şili ve Akdeniz kıyılarında da bulunabilir.






&


Antik Güney Arap alfabesi


Antik Güney Arap (ASA) yazısının en eski örnekleri, Yemen'deki Hadhramaut'taki Raybun'dan yapılmış boyalı çömlek parçalarıdır ve bunlar MÖ 2. binyılın sonlarına tarihlenir.

Hathor (Antik Mısırca: ḥwt-ḥr, kelime anlamı 'Horus'un Evi', Antik Yunanca: Ἁθώρ Hathōr, Kıptiçe: ϩⲁⲑⲱⲣ, Meroitic: 𐦠𐦴𐦫𐦢 Atari)çok çeşitli roller üstlenen eski Mısır dini. Bir gökyüzü tanrısı olarak, gökyüzü tanrısı Horus ve güneş tanrısı Ra'nın annesi ya da eşiydi; ikisi de krallıkla bağlantılıydı ve böylece onların dünyevi temsilcileri.Hathor, dünyalar arasındaki sınırları aşarak ölen ruhların öteki dünyaya geçişinde yardım etti.
Hathor genellikle bir inek olarak tasvir edilir, bu da onun anne ve göksel yüzünü simgelerken, en yaygın formu inek boynuzlarından yapılmış başlık ve güneş diski takan bir kadındı. Ayrıca bir aslan, bir kobra veya bir çinar ağacı olarak da temsil edilebilir.

Antik Mısır'da çinar, tanrıçalar Hathor, İsis ve Nut ile ilişkilendirilirdi. İkincisi örneğinde, "Nut'un çinarı"na atıfta bulunan, su ve nefes isteyen dualar vardır. Bu tanrıçalar bazen ağaç olarak, bazen önlerinde su kaplarıyla duruyor, bazen de kol veya göğüs gibi insan beden parçalarına sahip bir ağaç olarak tasvir edilirdi. Antik Mısır'daki en önemli tasvir edilen yaşam veren ağaçtı.Çınar, antik Mısır aşk şiirinde aşıkların buluşma yeri olarak anılır.Mezar bağlamlarında Ra'nın ortaya çıktığı türkuaz ikiz çınar ağaclarına referanslar vardır; bu da muhtemelen doğuya baktıklarını veya doğu ufkunda yer aldıklarını gösterir. Modern Mısır folklorunda, çinar mistisizm ve büyüyle ilişkilendirilir. "Bana Hak Ediyor!" hikayesinde, Yaşam Ağacı'nı temsil etmek için kullanılır.Bu nedenle, hikayede bir kuyunun dibinde bulunan bir toprakta yaşayanlar sadece kuru, kötü çinar meyvelerini yer, iyi olanlara ise dokunmalarını bırakırlar. Kikuyu dininde çinar kutsal bir ağaçtır. Tüm kurbanlar, en yüce yaratıcı Ngai (veya Murungu), ağacın altında gerçekleştirilirdi. Kikuyu kabilesinin adı, Kikuyu (Mũkũyũ) ağacının adından türemiştir.Ngai genellikle "Mwene Nyaga" olarak anılırdı, yani "Göz Kamaştıran Işığın Sahibi". Kenyalı antropolog, sonradan cumhurbaşkanı olan Jomo Kenyatta şöyle belirtir: "Dualarda ve kurbanlarda Ngai, Gikuyu tarafından Mwene-Nyaga (parlaklık sahibi) olarak hitap edilir." Şöyle yazdı: "Bu isim, Kĩrĩ-Nyaga (Kenya Dağı'nın Gikuyu adı) ile ilişkilendirilir; bu da şu anlama gelir: Parlaklığa sahip olan ya da parlaklık dağı." 

Bu incir türü, cinsel olarak üremek için simbiyotik eşek arısı Ceratosolen arabicus'un varlığına ihtiyaç duysa da ve bu böcek Mısır'da yok olmuş olsa da, Zohay ve Hopf Mısır'ın "çınar incir gelişiminin ana alanı" olduğundan hiç şüphe duymamaktadır. Mısır'daki mumyaların bazı tabutları bu ağacın ahşabından yapılmıştır. Eşek arısının yaygın olduğu tropikal bölgelerde, eşek arısı, nematodlar,diğer parazitik eşek arıları ve çeşitli daha büyük yırtıcıları içeren karmaşık mini ekosistemler, incirin yaşam döngüsü etrafında döner.  Ağaçların bu ortamlarda rastgele meyve üretmesi, bu ekosistemi oluşturan böcekler ve hayvanların sürekli olarak orada olmasını sağlar.Çınar genellikle antik Mısır bahçelerindeki yapay havuzların etrafına dikilirdi.Çınar ağacı, Demir Çağı'nda Filistinliler tarafından, afyon haşhaş ve kimyonla birlikte Filistin'e getirilmiştir.Bu çınar ağaçları batı Beyrut'ta çok sayılırdı ve adını Gemmayzeh (الْجُمَّيْزَة al-Ǧummayzah), "çinar inciri") mahallesine vermiştir.


(((((( Bu özel isim 14. yüzyılda İngilizceye sicamour olarak girmiştir; bu ad, Eski Fransızca sagremore, sicamor'dan türemiştir. Bu da Latince sycomorus'tan türemiştir; Antik Yunanca σῡκόμορος (sykómoros) 'incir-dut' kelimesinden türemiştir. Yunanca ismi, Yunanca ağaç isimleri sykón 'incir' ve moron 'dut' gibi adıllardan gelebilir ya da dutunun İbranice adı olan shiqmah'tan türemiş olabilir.  =   A harfi ile yazılmış çinar adı, akrabalık olmayan ağaçlar için de kullanılmıştır: büyük akçaağaç, Acer pseudoplatanus veya çıçınar, Platanus. "Sycomore" yazımı, ikinci ünlü olarak A yerine O ile yazılırsa, F. sycomorus'a özgüdür.))))))


Serabit el-Khadim'de yapılan bir kazıda, On İkinci ve On Üçüncü Hanedanlar arasında ve tekrar On Sekizinci ile Yirminci Hanedanların ortası arasında kullanılan son derece kârlı turkuaz madeni sırasında, Petrie, alandaki devasa Hathor tapınağında bir dizi yazıtın yanı sıra madenlerde bazı parça yazıtlar buldu. Petrie yazıtlarda hiyeroglif karakterlerini hemen tanıdı, ancak daha yakından incelediğinde yazının Mısır alfabesindeki gibi logogram ve hece kombinasyonu olmadığını fark etti. Bu nedenle, yazıtların turkuaz madencilerin hiyerogliflerden ödünç aldıkları doğrusal işaretler kullanarak kendilerinin tasarladığı bir yazıyı gösterdiğini varsaydı. Bulgularını ertesi yıl Londra'da yayımladı. 


Mısır'da iki ana çeşid bilinmektedir. Roumi (Falaki veya Turki olarak da adlandırılır), daha yatay yayılmış dallarına, daha sağlam sürgünleri ve yaprak saplarına, uzun olmaktan daha geniş olan daha yoğun aralıklı yapraklarına, daha büyük, düz, geniş pembe meyvelerine sahiptir; ve daha dik dallara sahip, daha ince olan, daha küçük yapraklı ve daha küçük sarımsı armut şeklinde meyvelere sahip Kelabi (Arabi veya Beledi olarak da adlandırılır). Modern tarihte, birçok Mısırlı yılda bir kez (belirli bir azizin gününde) çinar ağaçlarının tabanında morluk ve kesiklerden oluşan bir halka yapardı.Botanikçiler Daniel Zohary ve Maria Hopf'a göre, bu türün yetiştirilmesi "neredeyse tamamen" antik Mısırlılar tarafından yapılmıştı. F. sycomorus kalıntıları hanedan öncesi dönemlerde ortaya çıkmaya başlar ve MÖ üçüncü binyılın başından itibaren büyük miktarlarda görülür. Bu, antik Mısır yaşam ağacıydı. Zohary ve Hopf, "meyveler, keresteler ve bazen dallar, Mısır'ın Erken Dönem, Orta ve Geç Krallıklarının mezarlarında zengin şekilde temsil edildiğini" belirtirler. Birçok durumda, sycon olarak bilinen kurumuş meyve bedenleri "olgunlaşmayı teşvik eden bu sanatın eski çağlarda Mısır'da uygulandığını gösteren karakteristik kesik izleri taşır."  &   İbranice İncil'de, alyansör yedi kez anılır (İncil İbranicesi: שִׁקְמָה, latinleştirilmiş: shiqmā; Strong'un numarası 8256) ve bir kez Yeni Ahit'te (Koine Yunancası: συκομoραία, latinleştirilmiş: sykomoraia veya συκομορέα sykomorea; Strong'un 4809 numarası). Yeriho ve Kenan'da popüler ve değerli bir meyve ağacıydı. El Matareya'da, Hac ziyareti yeri olarak hizmet eden Meryem Ana Ağacı olarak bilinen bir çinar vardır. Aynı ağaç değil; Bunun yerine, bu noktada duran önceki ağaç öldüğünde, eski ağacın kesimlerinden yeni bir ağaç dikilir. Kutsal Aile'nin bu ağaca sığındığı söylenir. Kıpti papa Theophilus ayrıca Joseph'in bir yürüyüş sopası olduğunu, ancak bir bebek İsa'nın onu kırdığını anlattı. Joseph çubuk parçalarını gömdüğünde, bir çinar büyüdü ve barınak sağladı.

Abjad alfabesidir, yani genellikle sadece ünsüzler alfabede yazılır ve ünlüler bağlamdan çıkarılır; bu özelliği hem selefi olan Proto-Sinai alfabesi hem de modern Semitik dillerle paylaşır. 

Antik Güney Arap alfabesi (Eski Güney Arapçası: 𐩣𐩯𐩬𐩵, latınca: ms3nd; modern Arapça: الْمُسْنَد musnad) yaklaşık MÖ 2. binyılın sonlarında Proto-Sinatic alfabesinden dallanmış ve MS altıncı yüzyılın sonlarına kadar kullanılmıştır. Bu, yalnızca ünsüzlerin zorunlu olarak yazıldığı bir abjad yazı sistemidir; bu özellik, selefi Proto-Sinaitic ile Arapça ve İbranice gibi bazı kardeş yazı sistemleriyle paylaşılır. Ge'ez alfabesinin öncülüdür ve Fenike alfabesinin kardeş alfabesidir ve bu nedenle modern Latin, Kiril ve Yunan alfabelerinin de ortaya çıkmasına yol açar.

Yazı aslında iki varyanttan oluşur: anıtsal ve minik yazı, ilki yazıtlar için, ikincisi tahta çubuklarla çizilmiş.

MÖ 800 civarında ulaşılmış ve 6. yüzyıla kadar neredeyse aynı şekilde kullanılmaya devam etmiştir. O yüzyıllarda, Güney Arap yarımadası ve Afrika Boynuzu'nun Sabaic, Qatabanic, Hadramautic, Minaean, Hasaitic ve Geʽez dahil olmak üzere birçok dilini yazmak için kullanılmıştır. İslam'ın yayılmasının ilk yıllarında modern Arap alfabesi tarafından yerini aldı. Modern Arapça yazı sistemi ASA alfabesiyle ilişkilidir, çünkü her ikisi de Proto-Sinai alfabesinin çocuklarıdır, ancak modern Arapça ASA yerine Fenike ve Nebati yazı tiplerinden türemiştir. 

Geʽez alfabesi, ASA'dan türemiş tek mevcut yazı sistemidir. ASA'nın aksine, Geʽez bir abugida'dır; Ana karakterler ünsüz ve ünlülerden oluşan çiftlerden oluşur ve her karakter bir heceyi temsil eder. 

Ḫāʾ

Ḫāʾ veya Khāʼ (خ, , Arap alfabesinin Fenike alfabesinden miras kalan yirmi iki harfe eklenen altı harften biridir (diğerleri ṯāʼ, ḏāl, ḍād, ẓāʼ, ġayn). Eski, ḥāʾ ح. Antik Kuzey Arap 𐪍, Güney Arap 𐩭 ve Ge'ez ile akrabadır.

Modern Standart Arapça'da [x] veya [χ] sesini temsil eder. خ telaffuzu Almanca, İrlanda ve Lehçe'de palatazasyonsuz "ch",[1] Rusça х (Kiril Kha), Yunanca χ ve Yarımada İspanyolcası ile Güney Koni "j"ye çok benzer. İsim ve şekli olarak, ḥāʾ'nin bir varyantıdır. Güney Semitik de fonemi ayrı tuttu ve Güney Arapçaḫ, Ge'ez Ḫarm ኀ olarak görünür. Sayısal değeri 600'dür (bkz. Abjad rakamları). Çoğu Avrupa dilinde çoğunlukla kh digrafı olarak romanize edilmiştir.

Bu sesi Arapça'dan İbranice'ye transliterasyonda ifade ederken, ח׳ olarak yazılır.

İngilizcede en yaygın transliterasyon "kh"tir, örneğin Khartoum (الخرطوم al-Kharṭūm), Sheikh (شيخ).

Ḫāʾ, kelimedeki konumuna bağlı olarak birkaç şekilde yazılır

Ḫāʾ - Wikipedia

&


Kha (Kiril)

Büyük ve küçük Kiril harfleri Kha. Times New Roman font.

Kha, Khe, Xe, He veya Ha (Х х; italik: Х х veya Х х; italik: Х х) Kiril alfabesinden bir harftir. Latince X harfi (X x x x) ile aynı görünür; hem büyük hem küçük harflerde, hem Roma hem de italik biçimlerinde ve Yunanca Chi harfinden türetilmiştir; bu harf hem Latince X hem de Kha harfine benzer.

Tarihçe

Kiril harfi Kha, Yunanca Chi χ) harfinden türemiştir.

Erken Kiril alfabesinde Kha'nın adı хѣръ (xěrŭ) idi.

Kiril rakamlar sisteminde Kha değeri 600'dür.

Aleut

Aleut'ta kha, /x/ anlamına gelir.

Rusça

Kha, Rus alfabesinin yirmi üçüncü harfidir. Sessiz velar frikatif /x/ işaretini temsil eder, ancak palatalize bir ünlünün önünde değilse, /xj/ anlamına gelir.

Ukraynaca

Kha, Ukrayna alfabesinin yirmi altıncı harfidir. Sessiz velar frikatif /x/ tümünü temsil eder.


"хѣръ"nin mecazi anlamları

  • X harfinin şekli nedeniyle, kher adı genellikle çapraz şekilli bir şeye atıfta bulunmak için kullanılırdı: Dahl, "kheriki-oniki oyunu" (noughts and crosses) ve genu valgum deformitesine (knock knee) atıfta bulunmak için "kher gibi bacaklar" ifadesinden bahseder. Bundan ayrıca pokherovat kelimesi de gelir (aslen çapraz çizgi çizmek için; bkz. N. S. Leskov'da: Vladika, soruşturmanın bir kher ile atanmasına ilişkin konsistoryum kararını çizmiştir).
  • Erkek genital organı için kullanılan kaba ve müstehcen kelimenin ilk harfi olan kher kelimesi, 19. yüzyıldan beri bu kelimenin geçici bir örtücüsü olarak aktif olarak kullanılmaktadır. Sonuç olarak, 1990'lara gelindiğinde SSCB'de "kher" kelimesi ve türevleri (örneğin "pokherit") birçok kişi tarafından tabu olarak algılanmaya başlandı; çünkü Kiril harflerinin orijinal isimleri nüfusun çoğunluğu tarafından unutulmuştu. Bu durum, müstehcen kelime dağarcığına karşı değişen tutumlara rağmen, Sovyet sonrası dönemde "kher" kelimesinin kullanımını da etkilemiştir. Buna rağmen, portal Gramota.ru "kher kelimesi ve onun tüm türevleri müstehcen kelimelere ait değildir" diye belirtilir. 

İlgili mektuplar ve benzer diğer karakterler




&


Chi (harf)

Chi; büyük harf Χ, küçük harf χ; Yunanca: χῖ) Yunan alfabesinin yirmi ikinci harfidir.

Xi
Antik çağlarda, Yunan alfabesinin bazı yerel formları /ks/ sesini temsil etmek için xi yerine chi harfini kullanırdı. Bu durum erken Latince diline aktarıldı; bu da Latince'de aynı ses için X harfinin kullanılmasına ve Latin alfabesini kullanan birçok modern dile yol açtı.

Kiril
Chi, Kiril alfabesinde Х harfi olarak da yer almıştır ve fonetik değeri /x/ veya /h/ olarak belirtilmiştir.

Sembolizm

Platon'un Timaeus'unda, dünyanın ruhunu oluşturan iki bandın Χ harfi gibi birbirini kesiştiği açıklanır. Platon'un benzetmesi ve chi'nin sembol olarak kullanılması Thomas Browne'un The Garden of Cyrus (1658) adlı söyleğinde yer alır. Chi veya X, genellikle İsa adını kısaltmak için kullanılır, örneğin Noel (Noel) bayramında. Yunanca harf rho ile tek bir yazı tipi içinde birleştirildiğinde, Chi Rho olarak adlandırılır ve İsa Mesih'in kişiliğini temsil etmek için kullanılır.

Yunanca
Antik Yunanca'daki değeri başlangıçta aspirasyonlu velar durak /kh/ (Batı Yunanca alfabesinde: /ks/) idi. Daha sonra Θ ve Φ ile birlikte frikatif ([x]/[ç]) oldu.

Yunanca rakamı
Yunan rakamları sisteminde 600 değeri vardır.

Modern Yunanca
Modern Yunanca'da iki farklı telaffuzu vardır: Yüksek veya ön ünlülerin (/e/ veya /i/) önünde, İngilizce kelimelerde hew ve human gibi "h"ye benzer sessiz palatal frikatif [ç] olarak telaffuz edilir; bu da Almanca ich-Laut (in dich) ile eşdeğerdir. Düşük veya arka ünlülerin (/a/, /o/ veya /u/) ve ünsüzlerin önünde, sessiz velar frikatif ([x]) olarak telaffuz edilir; bu, Bach'taki Almanca ach-Laut veya İspanyolca j gibi geçerlidir.

Transliterasyon
Chi, çoğu sistematik transliterasyon düzeninde ch olarak romanize edilir, ancak bazen kh kullanılır. Ayrıca, Modern Yunanca'da genellikle gayri resmi uygulamada ⟨h veya x olarak da romanize edilir.


Uluslararası Fonetik Alfabe


Ayrıca bakınız



Homolog kromozomlar arasında chiasmata (tekil: chiasma, Yunanca harfi Chi, Χ için) olarak bilinen fiziksel bağlantılar oluşturan kesişmelere yol açar. Çoğu organizmada, bu bağlantılar her bir homolog kromozom çiftinin mayoz II sırasında birbirinden ayrılmasına yardımcı olabilir ve böylece ana hücrenin kromozom sayısının yarısı kadar olan iki haploid hücre oluşur.Mayoz II sırasında, kardeş kromatidler arasındaki kohezyon serbest bırakılır ve mitoz sırasında olduğu gibi birbirlerinden ayrılırlar. Bazı durumlarda, dört meyotik ürün de sperm, sporlar veya polen gibi gametler oluşturur.

P. patens, homolog rekombinasyon yolu ile bitkilerdeki DNA hasarlarının onarımını analiz etmek için mükemmel bir modeldir. Çift iplikli kırmaların onarılamaması ve somatik hücrelerde homolog rekombinasyonla diğer DNA hasarlarının onarılamaması, hücre işlevsizliğine veya ölüme yol açabilir ve meyoz sırasında arıza meydana geldiğinde gamet kaybına yol açabilir. 




Physcomitrella patens


physcomitrella patens

Physcomitrella patens, yayılan toprak yosunu olan Physcomitrium patens ile eşanlamlıdır. Bitki evrimi, gelişimi ve fizyolojisi üzerine yapılan çalışmalar için model organizma olarak kullanılan bir yosun olan bir bryofittir

Dağılım ve ekoloji

Physcomitrella patens, su havuzlarının kenarlarında açıkta kalan çamur ve toprak bulunan erken bir kolonisttir. P. patens, Güney Amerika hariç olarak ılıman bölgelerde ayrık bir dağılıma sahiptir. Standart laboratuvar suşu, 1962'de Cambridgeshire'daki Gransden Wood'dan H. Whitehouse tarafından toplanan "Gransden" izolatıdır.

Model organizma 

Yosunlar, damarlı bitkilerle temel genetik ve fizyolojik süreçleri paylaşır, ancak bu iki soy kara bitkisi evriminin erken dönemlerinde ayrılmıştır. [8] İki hattın modern temsilcileri arasında karşılaştırmalı bir çalışma, modern bitkilerin karmaşıklığına katkıda bulunan mekanizmaların evrimine dair içgörü sağlayabilir. [8] Bu bağlamda, P. patens model organizma olarak kullanılır. [8][3]

P. patens, yüksek verimli homolog rekombinasyona sahip bilinen birkaç çok hücreli organizmadan biridir. [9][10] yani dışsal bir DNA dizisi belirli bir genomik pozisyona (gen hedefleme denir) hedeflenerek nakavt yosunu oluşturulabilir. Bu yaklaşıma ters genetik denir ve genlerin işlevini incelemek için güçlü ve hassas bir araçtır; Arabidopsis thaliana gibi daha yüksek bitkilerde yapılan çalışmalarla birleştiğinde, moleküler bitki evrimini incelemek için kullanılabilir. [kaynak gerekli]

Yosun genlerinin hedefli silinmesi veya değiştirilmesi, konak hücrenin genomunda belirli bir konumda kısa bir DNA zincirinin entegrasyonuna dayanır. Bu DNA zincirinin her iki ucu da bu spesifik gen lokusuna tamamen özdeş olacak şekilde tasarlanmış. DNA yapısı daha sonra polietilen glikol varlığında yosun protoplastlarıyla kuluçka edilir. Yosunlar haploid organizmalar olduğundan, yenilenen yosun filamentleri (protonemata) PCR yöntemleriyle 6 hafta içinde gen hedefleme için doğrudan analiz edilebilir. [11] Knockout yosununu kullanan ilk çalışma 1998'de ortaya çıktı ve ftsZ'yi bir ökaryotta organelin bölünmesi için kritik bir gen olarak işlevsel olarak tanımlamıştır. [12]

Ayrıca, P. patens biyoteknolojide giderek daha fazla kullanılmaktadır. Örnekler arasında, ürün iyileştirmesi veya insan sağlığı için etkileri olan yosun genlerinin tanımlanması ve yosun biyoreaktörlerinde karmaşık biyofarmasötiklerin güvenli üretimi yer alır. Çoklu gen etkisiyle Physcomitrella bitkileri, bitkiye özgü translasyon sonrası protein glikozilasyonu olmayan mühendislik edilmiştir. Bu yoksul yosunlar, moleküler tarım adı verilen bir süreçte karmaşık biyofarmasevtikler üretmek için kullanılır.

P. patens genomu, yaklaşık 500 megabaz çifti 27 kromozom halinde organize edilmiş ve 2008 yılında tamamen dizilenmiştir. 

Physcomitrella ekotipleri, mutantları ve transgenikleri Uluslararası Yosun Stok Merkezi (IMSC) tarafından saklanır ve bilim camiasına ücretsiz olarak sunulur. IMSC tarafından verilen erişim sayıları, yeni tanımlanan yosun materyallerinin güvenli şekilde depolanmasını sağlamak için yayınlar için kullanılabilir. 

Physcomitrella patens sporları, daha önce 2022'de Uluslararası Uzay İstasyonu'nun dışında 283 gün geçirdikten sonra, Dünya'da başarıyla çimlenmiştir. Yosun ayrıca hem mikro hem de (yapay olarak) artırılmış yerçekimi koşullarında başarıyla yetiştirilmiştir. 

Yaşam döngüsü

Tüm yosunlar gibi, P. patens'in yaşam döngüsü iki neslin dönüşümlü olarak karakterize edilir: gametler üreten haploid gametofit ve haploid sporofitlerin üretildiği diploid sporofit

Bir spor, iki tür hücreden oluşan protonema adlı filamentimsi bir yapıya dönüşür – büyük ve çok sayıda kloroplastlı kloronoma ve çok hızlı büyüyen kaulonema. Protonema filamentleri yalnızca apikal hücrelerinin uç büyümesiyle büyür ve subapikal hücrelerden yan dallar çıkarabilir. Bazı yan dal başlangıç hücreleri yan dallar yerine tomurcuklara ayrılabilir. Bu tomurcuklar, yaprak benzeri yapılar taşıyan, rizoidler ve dişi arkegoniya ile erkek anteridiya olan daha karmaşık yapılar olan gametoforları (0,5–5,0 mm) oluşturur. P. patens monoiktir, yani erkek ve dişi organlar aynı bitkide üretilir. Su varsa, kançlı sperm hücreleri anteridiyadan bir arkegonyuma yüzerek içindeki yumurtayı dölleyebilir. Ortaya çıkan diploid zigot, mayozla binlerce haploid sporun üretildiği bir ayak, seta ve kapsülden oluşan bir sporofite dönüşür.

DNA onarımı ve homolog rekombinasyon

P. patens, homolog rekombinasyon yolu ile bitkilerdeki DNA hasarlarının onarımını analiz etmek için mükemmel bir modeldir. Çift iplikli kırmaların onarılamaması ve somatik hücrelerde homolog rekombinasyonla diğer DNA hasarlarının onarılamaması, hücre işlevsizliğine veya ölüme yol açabilir ve meyoz sırasında arıza meydana geldiğinde gamet kaybına yol açabilir. 

(((((( Homolog kromozomlar arasında chiasmata (tekil: chiasma, Yunanca harfi Chi, Χ için) olarak bilinen fiziksel bağlantılar oluşturan kesişmelere yol açar. Çoğu organizmada, bu bağlantılar her bir homolog kromozom çiftinin mayoz II sırasında birbirinden ayrılmasına yardımcı olabilir ve böylece ana hücrenin kromozom sayısının yarısı kadar olan iki haploid hücre oluşur.Mayoz II sırasında, kardeş kromatidler arasındaki kohezyon serbest bırakılır ve mitoz sırasında olduğu gibi birbirlerinden ayrılırlar. Bazı durumlarda, dört meyotik ürün de sperm, sporlar veya polen gibi gametler oluşturur.)))))) 

P. patens'in genom dizisi, homolog rekombinasyon ve diğer yollarla DNA hasarlarının onarımı için gerekli proteinleri kodlayan çok sayıda genin varlığını ortaya koymuştur.  Homolog rekombinasyon onarım reaksiyonunun özünde yer alan bir protein olan PpRAD51, P. patens'te genom bütünlüğünü korumak için gereklidir. PpRAD51 kaybı, çift iplikli kırılma indükleyen madde bleomisine karşı belirgin aşırı duyarlılığa yol açar; bu da somatik hücre DNA hasarlarının onarımında homolog rekombinasyonun kullanıldığını gösterir.PpRAD51 ayrıca iyonize radyasyona karşı direnç için de gereklidir. 

DNA uyumsuzluğu onarım proteini PpMSH2, homolog rekombinasyon sırasında ortaya çıkan baz çifti uyumsuzluklarını hedefleyen P. patens uyumsuzluğu onarım yolunun merkezi bir bileşenidir. PpMsh2 geni, P. patens'te genom bütünlüğünü korumak için gereklidir. P. patens'in Ppmre11 ve Pprad50 genleri, DNA çift zincirli kırıntıların ana sensörü olan MRN kompleksinin bileşenlerini kodlar. Bu genler, P. patens'te DNA hasarlarının doğru homolog rekombinasyonel onarımı için gereklidir. Ppmre11 veya Pprad50 kusurlu mutant bitkiler, vahşi tipli bitkilere kıyasla büyüme ve gelişimi ciddi şekilde kısıtlanmış (muhtemelen hızlandırılmış yaşlanmayı yansıtıyor) ve UV-B ile bleomisin kaynaklı DNA hasarına karşı daha hassas olur.

Taksonomi

P. patens ilk olarak Johann Hedwig tarafından 1801 tarihli eserinde tanımlanmıştır Tür Muscorum Frondosorum, Phascum paten adı altında.Physcomitrella bazen Aphanorrhegma cinsinin eşanlamlı olarak kabul edilir; bu durumda P. patens Aphanorrhegma patens olarak bilinir. Physcomitrella cins adı, Physcomitrella'dan farklı olarak büyük kaliptrasından adını alan Physcomitrium'a benzerlik gösterir. 2019 yılında bu yosun için doğru adın Physcomitrium patens olduğu önerildi.

Daha fazla okuma

Celia Knight, Pierre-François Perroud & David Cove (2009). Yosun Physcomitrella patenleri. Yıllık Bitki Değerlendirmeleri. Cilt 36. John Wiley & Sons. doi:10.1002/9781444316070 ISBN 978-1-4051-8189-1.

Physcomitrella patens - Wikipedia

&


Physcomitrium

Birnförmiges Blasenmützenmoos (Physcomitrium pyriforme), Habitus

Physcomitrium, yaklaşık 80 türden oluşan ve kozmopolit bir dağılıma sahip olan, urn benzeri kaliptrasından dolayı genellikle urn yosunu olarak adlandırılan bir yosun cinsidir. Bilimsel isim, Antik Yunanca'daki physkē (kalın bağırsak veya sosis anlamına gelir) ve mitrion (küçük türban) kelimelerinden gelir. Yaygın isim, peristomları olmayan simetrik, dik ve urna benzeri kapsüllerinden türemiştir; bu özellikler cinsi karakterize eder. Genellikle nehir kıyıları veya alüvyal çamur gibi ilkbaharda çok ıslak olan yerlerle ilişkilendirilen açıkta kalan topraklarda bulunurlar. Deniz seviyesine yakın bir yerden yaklaşık 2500 metreye kadar yayılırlar. Kapsüller kış ve ilkbahar boyunca olgunlaşır. 

Birçok tür, zamanla sporofit ve gametofitin varyasyonlarına göre birçok ayrı türe ayrılmış Physcomitrium pyriforme türü içinde sınırlandırılmıştır.

Seçilmiş türler


Kaynaklar

 McIntosh, Terry T. (2007), "Physcomitrium"Kuzey Amerika Florası, cilt 27, Oxford University Press

Physcomitrium - Wikipedia

&



Protoplast

Petunya yaprağından alınan hücrelerin protoplastları

Protoplast (Antik Yunanca πρωτόπλαστος (prōtóplastos) 'ilk oluşan' kelimesinden), Hanstein tarafından 1880 yılında hücre duvarı hariç tüm hücreyi tanımlamak için ortaya atılan biyolojik bir terimdir. Protoplastlar, bitki, bakteriyel veya mantar hücrelerinden hücre duvarının soyulmasıyla üretilebilir mekanik, kimyasal veya enzimatik yöntemlerle.

Protoplastlar, sferoplastlardan farklı olarak, hücre duvarlarının tamamen kaldırılmasıyla farklıdır. Sferoplastlar hücre duvarlarının bir kısmını korur.Örneğin, Gram-negatif bakteriyel sferoplastlar örneğinde, hücre duvarının peptidoglikan bileşeni çıkarılmış, ancak dış membran bileşeni çıkarılmamıştır.

Protoplastların hazırlanması için enzimler

Hücre duvarları çeşitli polisakkaritlerden oluşur. Protoplastlar, hücre duvarlarının uygun polisakkarit bozucu enzimlerin karışımıyla parçalanmasıyla üretilebilir:

Hücre TipiEnzim
Bitki hücreleriSelülaz, pektinaz, ksilanaz
Gram-pozitif bakterilerLizozim, N,O-diasetilmuramidaz, lizostafin
Mantar hücreleriKitinaz

Hücre duvarının sindirimi sırasında ve sonrasında, protoplast osmotik strese karşı çok hassas hale gelir. Bu, plazma zarının yırtılmasını önlemek için hücre duvarı sindirimi ve protoplast depolamasının izotonik bir çözeltide yapılması gerektiği anlamına gelir.

Protoplastların kullanımları
Solda birleşmiş protoplast, hem yaprak hücresinden kloroplastlar hem de renkli bir vakuol (yaprak yapraktan) içerir.

Protoplastlar, makromoleküllerin ve virüslerin alımı dahil olmak üzere membran biyolojisini incelemek için kullanılabilir. Bunlar aynı zamanda somaklonal varyasyonlarda da kullanılır.

Protoplastlar, DNA dönüşümü (genetik olarak değiştirilmiş organizmalar yapmak için) için yaygın olarak kullanılır; çünkü aksi takdirde hücre duvarı DNA'nın hücreye geçişini engellerdi. Bitki hücrelerinde protoplastlar önce kallusa dönüşen bir bitki hücresi grubuna dönüştürülerek ve ardından kallustan filizlerin (kaulogenez) yeniden yapılmasıyla bitki dokusu kültürü yöntemleriyle tüm bitkiye dönüştürülebilir. Protoplastların kallusa dönüşmesi ve sürgünün yenilenmesi, doku kültür ortamında her bitki türü için özelleştirilmesi gereken bitki büyüme regülatörlerinin doğru şekilde balanslanmasını gerektirir. 

!!! Damarlı bitkilerden alınan protoplastların aksine, yosunlardan elde edilen protoplastlar, örneğin Physcomitrella patenler, rejenerasyon için fitohormonlara ihtiyaç duymaz ve rejenerasyon sırasında nasır oluşturmazlar. Bunun yerine, filamentli protonemaya doğrudan yeniden üretilir ve çimlenen yosun sporunu taklit ederler. 

(((((( P. patens ilk olarak Johann Hedwig tarafından 1801 tarihli eserinde tanımlanmıştır Tür Muscorum Frondosorum, Phascum paten adı altında. Physcomitrella bazen Aphanorrhegma cinsinin eşanlamlı olarak kabul edilir; bu durumda P. patens Aphanorrhegma patens olarak bilinir. Physcomitrella cins adı, Physcomitrella'dan farklı olarak büyük kaliptrasından adını alan Physcomitrium'a benzerlik gösterir. 2019 yılında bu yosun için doğru adın Physcomitrium patens olduğu önerildi.   =    Physcomitrium, yaklaşık 80 türden oluşan ve kozmopolit bir dağılıma sahip olan, urn benzeri kaliptrasından dolayı genellikle urn yosunu olarak adlandırılan bir yosun cinsidir. Bilimsel isim, Antik Yunanca'daki physkē (kalın bağırsak veya sosis anlamına gelir) ve mitrion (küçük türban) kelimelerinden gelir. Yaygın isim, peristomları olmayan simetrik, dik ve urna benzeri kapsüllerinden türemiştir.)))))) 


Protoplastlar ayrıca bitki ıslahı için protoplast füzyonu adı verilen bir teknikle kullanılabilir. Farklı türlerden protoplastlar, elektrik alanı veya polietilen glikol çözeltisi kullanılarak birleşmeye teşvik edilir. Bu teknik, doku kültüründe somatik hibritler üretmek için kullanılabilir. 

Ayrıca, belirli hücrelerde floresan proteinleri ifade eden bitkilerin protoplastları, yalnızca belirli bir dalga boyunu floresan hücrelerin korunduğu Floresans Aktiflenmiş Hücre Ayırma (FACS) için kullanılabilir. Bu teknik, diğer şeylerin yanı sıra, belirli hücre tiplerini (örneğin, yapraklardan koruma hücreleri, köklerden pericycle hücreleri) daha ileri araştırmalar için izole etmek için kullanılır; örneğin transkriptomik.

Ayrıca bakınız


&


Protoplazma

Protoplazma (prtəˌplæzəm/; çok. protoplazmalarhücrenin plazma zarıyla çevrili kısmıdır. İyonlar, monosakkaritler, amino asitler gibi küçük moleküller ve proteinler, polisakkaritler, lipidler gibi makromoleküllerin karışımıdır.

Bazı tanımlarda sitoplazma için genel bir terimdir (örneğin, Mohl, 1846)ancak diğerlerinde nükleoplazmayı da kapsar (örneğin, Strasburger, 1882). Sharp (1921) için, "Eski kullanıma göre, protoplastın ekstra-nükleer kısmı [hücre duvarı hariç tüm hücre] "protoplazma" olarak adlandırılır, ancak çekirdek de protoplazmadan veya daha geniş anlamıyla canlı maddeden oluşur." Mevcut genel görüş, bu belirsizliği önlemek için Strasburger'in (1882) sitoplazmı [Kölliker (1863) tarafından başlangıçta protoplazma ile eşanlamlıydı] ve nükleoplazma terimleri [van Beneden (1875) tarafından ortaya atılmıştır) veya karyoplazma, Flemming (1878) tarafından kullanılmıştır]." Strasburger'in sitoplazma tanımı plastidleri (Kromatoplazma) hariç tuttu.

Çekirdek gibi, vakuolun protoplazma kavramına dahil edilip edilmemesi tartışmalıdır.

Terimler

"Protoplazma"nın yanı sıra, hücre içeriği için zamanla birçok ilgili terim ve ayrım kullanıldı. Bunlar şunlardı:[11][12]


Tarihçe

"Protoplasm" kelimesi Yunanca protos kelimesinden gelip çıkmış, plazma ise şekillendirilmiş veya şekillendirilmiş bir şey anlamına gelir ve başlangıçta dini bağlamlarda kullanılmıştır. [39] 1839 yılında J. E. Purkinje tarafından hayvan embriyosunun malzemesi olarak kullanılmıştır. [15][40] Daha sonra, 1846'da Hugo von Mohl, terimi (aynı zamanda Primordialschlauch, yani "ilkel utrikul" olarak da adlandırılır) bitki hücrelerindeki "sert, sümüksü, granül, yarı akışkan" maddeyi tanımlamak için yeniden tanımladı; böylece bu maddeyi vakuol içindeki hücre duvarı ve hücre özsünden (Zellsaft) ayırt etmek için. Max Schultze, 1861'de tüm canlı hücrelerin Protoplazma adı verilen canlı bir maddeden oluştuğunu belirten "Protoplazma Doktrini"ni önermiştir. Thomas Huxley (1869) daha sonra bunu "yaşamın fiziksel temeli" olarak nitelendirmiş ve yaşamın özelliğinin bu madde içindeki moleküllerin dağılımından kaynaklandığını savunmuştur. [44] Protoplazma "epistemik bir şey" haline geldi. [45] Ancak bileşimi gizemliydi ve ne tür bir içerik olduğu konusunda çokça tartışma vardı. [46]

1872'de Beale, Huxley'nin materyalizmine zıt etmek için "biyoplazma" terimini yarattı. [24][40] 1880'de Hanstein (1880) tarafından hücre duvarı hariç tüm hücre için protoplast terimi önerildi,[47][48] ve Julius von Sachs (1882) gibi bazı yazarlar hücre yerine bu ismi tercih etti. [49]

1965'te Lardy, daha sonra hücrelerin içindeki sıvıyı ifade etmek üzere yeniden tanımlanan "sitozol" terimini tanıttı. 

Huxley yazdığı zamana gelindiğinde, uzun süredir devam eden bir tartışma büyük ölçüde hayatın temel birimi üzerine kararlaştırılmıştı: hücre mi yoksa protoplazma mı? 1860'ların sonlarına gelindiğinde, tartışma büyük ölçüde protoplazma lehine sonuçlanmıştı. Hücre, yaşamın temel ve evrensel maddi maddesi olan protoplazmanın bir kapsıydı. Huxley'nin başlıca katkısı, protoplazmanın yaşam teorisiyle uyumsuz olduğunu kanıtlamaktı. [50] Laboratuvarda sentetik "protoplazma" oluşturularak yaşamın kökenini araştırma girişimleri başarılı olmadı. [51]

Ökaryotların protoplazmasının basitçe "sitoplazma" adı verilen bir temel maddeye ve hücre çekirdeği adlı yapısal bir cisimle bölünebileceği fikri, elektron mikroskopinin geliştirilmesinden önce sitoplazmanın homojen bir sıvı olduğu ve çoğu alt hücre bölüğünün varlığı ya da hücrelerin şeklini nasıl koruduğu düşünülürken hücre yapısı hakkındaki daha ilkel bilgiyi yansıtır. bilinmiyordu. [52] Günümüzde hücre içeriğinin yapısal olarak çok karmaşık olduğu ve birden fazla organel, sitoskelet ve biyomoleküler kondensatlar içerdiği bilinmektedir. Protoplazma kelimesi esas olarak iki parçaya ayrılır: sitoplazma ve çekirdek.

Tanım

Fiziksel doğa

Protoplazma fiziksel olarak saydam, granül sümüklü, yarı akışkan veya viskozdur. Farklı şekil ve boyutlarda granüller çözeltide asılı tutulur. İki değiştirilebilir durumda olabilir; bunlar daha sıvı benzeri sol durumu ve daha katı benzeri jel hali olan jöle gibidir. Bileşen moleküller sol halinde serbest hareket edebilirken, jel halinde bileşen moleküller kompakt şekilde düzenlenmiştir. Protoplazma ısıtıldığında opak hale gelir. Ayrıca ısıtmada da pıhtılaşır. Hücrenin her yerinde bulunur. [43] Ökaryotlarda, hücre çekirdeğini çevreleyen protoplazma kısmı sitoplazma, çekirdek içindeki kısmı ise nükleoplazma olarak adlandırılır. Prokaryotlarda plazma zarının içindeki madde bakteriyel sitoplazmadır, Gram-negatif bakterilerde ise plazma zarının dışında ancak dış zarın içinde olan bölge periplazmadır. [4]

Kimyasal bileşim

Karbon, hidrojen, oksijen, fosfor, kükürt, kalsiyum ve daha birçok farklı hücrenin protoplazmasında tanımlanan yaklaşık 30 element vardır. Bunlar su (%65–80), karbonhidratlar, iyonlar, proteinler, lipidler, nükleik asitler (DNA ve RNA), yağ asitleri, gliserol, nukleotidler, nükleozidler ve mineraller gibi bileşikler oluşturur. Protoplazmanın parçası oldukları sürece yaşarlar. Yaşam işlevlerini bağımsız olarak yerine getiremiyorlar. Protoplazmanın bileşimi tutarsızdır ve içinde sürekli değişiklikler gerçekleşir. 

Fonksiyonlar

Protoplazmanın bazı işlevleri şunlardır:

  1. Tüm yaşam fonksiyonlarının gerçekleştiği yer sağlar
  2. Hücreler, protoplazmanın özellikleri nedeniyle sıcaklık, ışık, kimyasallar, yerçekim, sancılma, elektrik şoku gibi çeşitli uyaranlara yanıt verir.
  3. Sikloz (protoplazmanın akış hareketi Sikroz olarak bilinir. Hücrelerde çeşitli malzemelerin eşit dağılımına yardımcı olur.)


Ayrıca bakınız


Protoplazma - Wikipedia

&


Tanım

"Sitosol" terimi ilk olarak 1965 yılında H. A. Lardy tarafından tanıtılmış ve başlangıçta hücrelerin parçalanarak ve çözünmeyen bileşenlerin ultrasantrifüjle peletlenmesi sonucu üretilen sıvıyı ifade etmiştir. Böyle çözünür hücre ekstraktı, hücre sitoplazmasının çözünür kısmıyla tamamen aynı değildir ve genellikle sitoplazmik fraksiyon olarak adlandırılır. 

Sitozol terimi, artık sağlam bir hücredeki sitoplazmanın sıvı fazını ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu, organeller içinde bulunan sitoplazmanın herhangi bir kısmını dışlar. "Sitozol" kelimesinin hem hücre ekstraktları hem de sağlam hücrelerdeki sitoplazmanın çözünürken çözünen kısmı için kullanılması arasında karışıklık olasılığı nedeniyle, "sulu sitoplazma" ifadesi canlı hücrelerin sitoplazmasındaki sıvı içeriği tanımlamak için kullanılmıştır.

Bundan önce, hücre sıvısı için hyaloplazma gibi diğer terimler kullanılıyordu, ancak her zaman eşanlamlı değildi, çünkü doğası iyi anlaşılmamıştı (bkz. protoplazma). 

Ultrasantrifüj

Beckman Coulter üreticisi standart bir ultrasantrifüj. 

Ultrasantrifüj, bir rotoru çok yüksek hızlarda döndürmek için optimize edilmiş ve 1 000 000 g (yaklaşık 9 800 km/s²) hızlanma üretebilen bir santrifüjdür. İki tür ultrasantrifüj vardır: preparatif ve analitik ultrasantrifüj. Her iki alet sınıfı da moleküler biyoloji, biyokimya ve polimer biliminde önemli kullanımlar bulmaktadır. 

Tarihçe

Spinco'nun Model E Analitik Ultrasantrifüjünün Seri Numaraları 1 ve 1000'in Karşılaştırılması, 1965

1924'te Theodor Svedberg, 7.000 g (12.000 rpm'de) üretebilen bir santrifüj inşa etti ve buna daha önce geliştirilen Ultramikroskop ile yan yana gelmek için ultrasantrifüj adını verdi. 1925-1926 yıllarında Svedberg, 100.000 g (42.000 rpm) alan alanlarına izin veren yeni bir ultrasantrifüj inşa etti. [3] Modern ultrasantrifüjler genellikle 100.000 g'den fazla yakıt kapasitesine sahip olarak sınıflandırılır.Svedberg, ultrasantrifüj kullanarak kolloidler ve proteinler üzerine yaptığı araştırmalarla 1926'da Kimya Alanında Nobel Ödülü'nü kazanmıştır.

1930'ların başında, Émile Henriot, uygun şekilde yerleştirilmiş sıkıştırılmış hava jetlerinin rulmansız bir üst kısmı çok yüksek hızlara döndürebileceğini keşfetti ve bu prensip üzerine bir ultrasantrifüj geliştirdi. Virginia Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Jesse Beams, bu prensibi önce yüksek hızlı bir kameraya uyarladı, ardından Henriot'un ultrasantrifüjünü geliştirmeye başladı, ancak rotorları sürekli aşırı ısındı. 

Beam'in öğrencisi Edward Greydon Pickels, 1935'te sistemi vakumlayarak sorunu çözdü; bu da yüksek hızlarda oluşan sürtünmenin azalmasını sağladı. Vakum sistemleri ayrıca örnek boyunca sabit sıcaklığın korunmasını mümkün kılarak tortum sonuçlarının yorumlanmasını engelleyen konveksiyon akımlarını ortadan kaldırdı.

1946'da Pickels, tasarımına dayalı analitik ve hazırlık ultrasantrifüjlerini pazarlamak için Spinco'yu (Specialized Instruments Corp.) kurdu. Pickels, tasarımının ticari kullanım için çok karmaşık olduğunu düşündü ve daha kolay kullanılabilen, "kusursuz bir versiyon" geliştirdi. Ancak geliştirilmiş tasarıma rağmen, analitik santrifüj satışları düşük kaldı ve Spinco neredeyse iflas ediyordu. Şirket, biyomedikal laboratuvarlarda iş atı olarak popüler hale gelen preparatif ultrasantrifüj modellerinin satışına odaklanarak hayatta kalmayı başardı. 1949'da Spinco, maksimum 40.000 rpm hızına ulaşan ilk hazırlık ultrasantrifüj olan Model L'yi tanıttı. 1954'te Beckman Instruments (daha sonra Beckman Coulter) şirketi satın aldı ve Spinco santrifüj bölümünün temelini oluşturdu. 

Enstrümantasyon

Ultrasantrifüjler, çok çeşitli deneyler için uygun çok çeşitli rotorlarla donatılmıştır. Çoğu rotor, örnekleri içeren tüpleri tutmak üzere tasarlanmıştır. Sallanan kovalı rotorlar, borupların menteşelere takılı kalmasını sağlar; böylece rotor başlangıçta hızlanırken borular yatay konuma yeniden yönelir. [10] Sabit açılı rotorlar, tek bir malzeme bloğundan yapılır ve boru önceden belirlenmiş açıyla delinmiş boşluklarda tutar. Zonal rotorlar, tüpler yerine tek bir merkezi boşlukta büyük miktarda numune barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Bazı zonal rotorlar, rotor yüksek hızda dönerken örnekleri dinamik olarak yükleme ve boşaltma yeteneğine sahiptir.

Preparatif rotorlar, hücresel organeller (mitokondriler, mikrozomlar, ribozomlar) ve virüsler gibi ince partikül fraksiyonlarının peletlenmesinde biyolojide kullanılır. Ayrıca, tüplerin yukarıdan aşağıya artan yoğun bir madde konsantrasyonuyla doldurulduğu gradyan ayırımları için de kullanılabilirler. Sukroz gradyanları genellikle hücresel organellerin ayrılması için kullanılır. Seziyum tuzlarının gradyanları nükleik asitlerin ayrılmasında kullanılır. Örnek ayrılma için yeterli süre yüksek hızda döndükten sonra, rotor düzgün bir şekilde durur ve gradyan her tüpten nazikçe pompalanır, ayrılan bileşenler izole edilir.

Tehlikeler

Çalışan bir ultrasantrifüjdeki rotorun muazzam dönme kinetik enerjisi, dönen bir rotorun felaket arızasını ciddi bir endişe haline getirir; çünkü rotor muhteşem bir şekilde patlayabilir. Rotorlar geleneksel olarak yüksek dayanıklılık-ağırlık metalleri olan alüminyum veya titanyumdan yapılmıştır. Rutin kullanım stresleri ve sert kimyasal çözeltiler sonunda rotorların bozulmasına neden olur. Bu riski azaltmak için önerilen sınırlar içinde alet ve rotorların doğru kullanımı ve korozyonu önlemek ve bozulmayı tespit etmek için rotorların dikkatli bakımı gereklidir. 

Son zamanlarda bazı rotorlar hafif karbon fiber kompozit malzemeden yapılmış, bu da %60'a kadar daha hafiftir ve bu da daha hızlı ivmelenme/yavaşlama oranlarına yol açmaktadır. Karbon fiber kompozit rotorlar da korozyona dayanıklıdır ve rotor arızasının başlıca nedenini ortadan kaldırır.

Ayrıca bakınız


Ultrasantrifüj - Wikipedia

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selam 🙋🏼‍♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O