3 Ekim 2024 Perşembe

Anadoluya Yerleşme Tarihi & Anadolunun Turizme Açilmayan Kasabaları

  • 6. “Şimdi bana Lübnan’dan sedir ağaçları kesmeleri için adamlarına buyruk ver. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Adamların için istediğin ücreti vereceğim. Aramızda Saydalılar kadar ağaç kesmede usta adamlar olmadığını biliyorsun.”

    8. Sonra Hiram Süleyman’a şu haberi gönderdi: “Gönderdiğin haberi aldım. Sedir ve çam ağaçlarıyla ilgili bütün dileklerini yerine getireceğim.

    9. Adamlarım tomrukları Lübnan’dan denize indirecekler, ben de onları sallar halinde bağlatıp belirteceğin yere kadar yüzdüreceğim. Orada adamlarım onları çözer, sen de alıp götürürsün.    

  • Tapınakların Ekonomik Gücü

    Mısır tapınakları, devasa tarım arazilerine, hayvan sürülerine ve zanaatkâr atölyelerine sahipti. Karnak Tapınağı’nın kayıtları, binlerce işçi, çiftçi ve kölenin tapınak için çalıştığını gösterir (Kemp, 2006). Bu ekonomik güç, rahiplere siyasi nüfuz sağlıyordu.

    III. Thutmose, yakındaki Jebel Barkal dağının altında, tarihinin sonuna kadar ülkenin en önemli dini mekanı olarak kalacak olan büyük Amon Tapınağı'nı inşa etmiş, II. Ramses (M.Ö. 1279-1213) gibi daha sonraki Mısır firavunları da Amon Tapınağı'na ve şehre eklemeler yaptı. Amon rahipleri, çok geçmeden Kuşit hükümdarları üzerinde, Eski Krallık Dönemi'nden bu yana Mısır kralları üzerinde sahip oldukları türden bir politik güce ulaştılar.
  • Antik Napata: M.Ö. 1450 civarında Mısırlı firavun III. Thutmose, Mısır'ın güneye doğru nüfuzunun maksimum sınırını burada belirlemiş ve Napata şehrini kurmuştur. Yaklaşık 300 yıl sonra Napata, bağımsız Kuş Krallığı'nın başkenti olmuştur.
  • Jebel Barkal, Meroitik Krallık süresince bir kraliyet mezarlığı olarak işlev gördü. Bölgedeki ilk mezarlar M.Ö. 3. yüzyıldan kalmıştır.

    • Bar. M.Ö. 1. yüzyıl ortasından 1 kral
    • Bar. 2 Kral Teriqas (M.Ö. 29-25)
    • Bar. 4 Kraliçe Amenirenas? (M.Ö. 1. yüzyıl)
    • Bar. 6 Kraliçe Nawidemak (M.Ö. 1. yüzyıl)
    • Bar. 7 Kral Sabrakamani? (M.Ö. 3. yüzyıl)
    • Bar. 9 2. yüzyılın başlarında Kral veya Kraliçe
    • Bar. 11 Kral Aktisanes veya Aryamani (M.Ö. 3. yüzyıl)
    • Bar. 14 Kral Aktisanes veya Aryamani (M.Ö. 3. yüzyıl)
    • Bar. 15 Kral Kash (M.Ö. 3. yüzyıl)

  • Senenmut Mısır yerlisi bir aileden değil, Mısırlıların aşağıladığı Hiksoslardandır. 

    ____Hiksoslar, MÖ 17. yüzyılda Asya'dan gelerek Antik Mısır'ın Nil Deltası'nı işgal eden ve yaklaşık 100 yıl boyunca hüküm süren, "Yabancı Krallar" anlamına gelen kökenleri belirsiz bir halktırAtlı savaş arabaları, yeni kılıçlar gibi askeri teknolojileri Mısır'a getirerek ülkenin ikinci orta dönemi olan İkinci Orta Dönemi başlatan bu toplum, Avaris'i başkent yapmış ve Mısır'ın XV. ve XVI. Hanedanlarını kurmuştur. ____

    İbraniler bir "halk" ya da etnik köken değildi. Hem Semitler hem Kenanlılar vardı ve muhtemelen Mitanya (Hurri) ve Hitit kökenli İbraniler de vardı. Ortak noktaları yaşam tarzlarıydı: göçebeler ya da yarı göçebeler, kentsel ve medeni yaşama açıkça karşı, yetenekli atlılar ve genellikle yağmalamaya adanmış, ama aynı zamanda ticaret ve hayvancılığa da adanmışlardı.Onlara ilk referanslar Sümerlerden gelir ve akademisyenler onların "gabiru" olarak adlandırılmış olabileceğine inanır. Kesin olan şu ki, Akkadlılar onlara HABIRU, Mısırlılar ise APIRU demiştir.  


  • Köken ve göç: Friglerin, MÖ 1200'ler civarında Anadolu'ya göç eden, Trakya ve Makedonya kökenli (Brigler adı verilen) Trak boylarından biri olduğu düşünülmektedir.
                                              

Frigler, MÖ 12. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya göç eden, Hititlerden sonra Orta Anadolu'da güçlü bir devlet kuran Hint-Avrupa kökenli bir halktır. Başkentleri Gordion olan Frigler, Midas döneminde en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Ancak MÖ 7. yüzyılda Kimmerlerin saldırıları sonucu zayıflayarak yıkılmışlardır.

Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan Anadolu uygarlıklarından biri olan Frigler, Anadolu’daki dağınık boylar ve düzensiz siyasi yapı nedeniyle ancak M.Ö 750 yılında siyasi bir birlik oluşturabilmişlerdir. Frigler’in ilk kralları ise Gordious’dur ve bu yüzden başkentlerine Gordion adı verilmiştir. Friglerin en çok bilinen ve meşhur kralı ise Kral Midas’tır.

Gordionda görülen dikdörtgen planlı, taş kerpiç ve ağaçla inşa edilmiş yapılara “Megaron” denir. Frigler, Hititler gibi çok tanrılı bir din inancına sahiptiler. Kibele, Attis, Sebazios, Men Friglerin önemli tanrılarından bazılarıdır.    

Günümüzde Anadolu kilimlerinde ve diğer Türk devletlerinde bulunan binlerce yıllık motiflerin, Frig motiflerinde de var olmasının nedeni halen çözülememiştir.  =   https://www.youtube.com/watch?v=RdxZeEO1Guw

!!! Friglerin müzik alanında da ileri oldukları ve birçok müzik aleti geliştirdikleri bilinmektedir. Flüt, simbal gibi müzik aletlerini de keşfetmişlerdir. Maden, ağaç işlemeciliğinde de gelişmişlerdir. 

                      Kibele (Kybele), Friglerin Ana Tanrıçası ve en önemli dini figürüdür.

Kibele (Kybele - Cybele) büyük ana ya da sadece Ana olarak bilinen tanrıça eski Akdeniz Dünyasının dinsel yaşamındaki en ilginç ögelerinden biridir.

                                   

Tanrıçanın adı ilk olarak M.Ö 7. yüzyıla ait Frig yazıtlarında görülür. Yazıtlarda ona Frig dilinde Matar yani Ana diye seslenilmiştir. Bu sözcük tek başına kullanılmakla birlikte Frig dilinde "dağın" anlamına gelen Kubileya’nın da kullanıldığı görülür. Bu nedenle tanrıçaya seslenen en eski yazılı metinlerde o yalnızca Ana ya da Dağın Anası idi.

M.S 2. yüzyıla ait Yunanca yazılmış Frig yazıtlarında o Meter Thea yani ana tanrıça olarak isimlendirilirdi. Yunanistan’da Meter, Ana demek idi ama daha üstün bir özellik kazanarak Tanrıların Anası olmuş ve bu kimlikle Yunan Panteonunda vazgeçilmez bir yer edinmişti.

Roma dünyasında Magna Mater yani Büyük Ana olarak seslendirildi ve sık sık Mater Deum Magna Idea yani Tanrıların İdalı Büyük Anası olarak isimlendirildi. Bu ünvan ona hem Roma panteonununda hem de Roma’nın İda Dağından gelen Troyalı Aeneas tarafından kurulduğunu anlatan efsane geleneğinde önemli bir yer verdi.  

&
Midas Anıtı (Yazılıkaya).
 Perrot-Chipiez'in Çizimi, Gravür.
 Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya'da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykelini koymak üzere yapılmıştır. 1834’de Texier de anıtı inceleyerek gravür çizimini yapmıştır. Anıtın sol üst kısmında, düzleştirilmiş ana kaya üzerindeki Frigce yazıtta geçen Midai kelimesinden dolayı anıta bu ad verilmiştir. Yöre halkı ise üzerindeki yazıtlar nedeni ile anıtı, Yazılıkaya olarak adlandırmıştır. Günümüzde her iki isim de kullanılır. **
Herodot’a göre: Alyattes Tümülüsü
"(Lidya’da) görülmeye değer bir anıt vardır. Mısır’dakiler ve Babil’deki anıtlar bir yana, öyle bir anıt vardır ki, bilinen bütün öbürlerini aşar. Bu, Kroisos’un babası Alyattes’in mezarıdır, etekleri büyük taşlarla (krepis) örülmüş bir toprak yığınıdır. Küçük esnafın, el işçilerinin ve aşk satıcısı küçük kızların topladıkları paralarla yükseltilmiş bu anıt. En yüksek yerinde, ben oradan geçtiğim zamanda da, beş tane taş blok vardı, üzerlerinde kazılı olan yazıtlarda, buna katılan her meslek dalının ne kadar verdiği yazılıydı.....Bu mezar, çepeçevre altı stad ve iki plethron’dur; genişliği on üç plethron’dur. Yanında büyük bir göl vardır, ki Lidyalılar hiç kurumaz derler; adı Gyges gölüdür. İşte bu konudaki sözümde bu kadardır. (Hdt. 1.93)"
  • Yapımında Katkıda Bulunanlar: Herodot'un anlatımına göre, mezarın yapımında küçük esnafın, el işçilerinin ve özellikle de "aşk satıcısı kızların" (fahişelerin) sağladığı maddi destek etkili olmuştur. Hatta bu kadınların kazançlarının kaydı anıtın üzerinde bulunuyordu.
Tümülüslerin İç Mimarisi.      
  • Günümüzde, Türkiye'nin Manisa ili Salihli ilçesi yakınlarındaki Bintepeler mevkiinde bulunan Alyattes Tümülüsü, Herodot'un bahsettiği bu devasa anıt mezardır ve dünyanın en büyük tümülüsleri arasında yer alır.

Frigler, ziraatçi bir kavimdi. Bu itibarla inandıkları ilahlara ait putlar, daha çok ziraat ve bereketle ilgilidir. En büyük tanrıları olan Kibele, toprak ve bereket tanrıçasıydı. Onun şerefine mabetler ve ayinler yapılırdı. Romalılarda görülen Bakus ayinlerinin bu Kibel ayinlerinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Frigyalılar çanak, çömlek ve dokumacılık sahalarında da çok ilerlemişlerdi. M.Ö hüküm sürmüş diğer ön Asya ülkelerinde görüldüğü üzere, Friglerde de kayaların içine oyulmuş kral mezarları mevcuttur. Çok büyük olan bu mezarların içine kralın ölüsüyle birlikte onun hayatta en çok sevdiği eşyaları da beraber gömülmekteydi. “Tümülüs” Frigler tarafından yapılmış yapay mezarların genel adıdır. Sayıları yüz civarındadır. Frigler’den önce bu tümülüsler Anadolu’da görülmemiştir. Büyük olasılıkla Frigler, Anadolu’daki ölü gömme geleneklerini Frigya’ya yerleşince de devam ettirmişlerdir. Tümülüslerin içindeki oda mezar, ana zemin üzerine inşa edilmiştir.

M.Ö 676 yılında Kral Midas, yaşanan bu hezimet üzerine yaşamına son vermiştir. Batıya kaçan Frigler, küçük beylikler halinde bir süre daha varlıklarını sürdürseler de Lidyalıların egemenliğine boyun eğmek zorunda kalmışlardır.

Kral Kroisos (Karun Dönemi)

Lidyalılar, devletlerini MÖ VII. yüzyılda Anadolu’nun batısında Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında kalan bölgede kurdular. 
 Kroisos (Karun) 
 Frig Devleti’nin yıkılmasından yararlanan Kral Giges, baflkenti Sardes (Sard) olan Lidya Devleti’ni kurdu. Son kralları Krezus döneminde en parlak zamanlarını yafladılar. Bu dönemde Ege kıyısındaki birçok liman kentini hâkimiyetleri altına aldılar.

Efesten baslayarak mezopotamya kadar uzanan Ünlü Kral Yolu.

Sardes'ten başlayıp Susa'ya kadar uzanan bu 2700 kilometrelik güzergâh, Anadolu'nun kalbinde yer alan Akşehir'den de geçiyor.

En ileri dönemlerindeki kralları: Gyges M.Ö. 680-652     Ardys M.Ö. 652-625      Sadyattes M.Ö. 625-610       Alyattes M.Ö. 610-575        Kroisos M.Ö. 575-546
Lydia’nın parlamasının nedeni bölgede bulunan altın madenleriydi.

Fethiye ile Antalya arasında, tüm Teke Yarımadası’nı kapsayan, 509 km’lik, macera dolu bir yürüyüş yolu. Her yıl birçok yerli ve yabancı turistin sırt çantalarını alıp yürümeye geldiği bu yol, İngiliz arkeolog Kate Clow tarafından, belli başlı kral yolları ve Likya şehirlerinin birleştirilmesiyle oluşmuş.

Sardes'ten başlayıp Susa'ya kadar uzanan bu 2700 kilometrelik güzergâh, Anadolu'nun kalbinde yer alan Akşehir'den de geçiyor.


Seleukos İmparatorluğu alternatif harita

İskender'in generallerinden I. Seleukos tarafından kurulan Helenistik imparatorluk. Başkentleri önce Seleukia, sonraları ise Antakya'ydı. Doğu Akdeniz'de, Irak'ta, İran'da, Türkmenistan'da, Pamir'de ve Hindistan'ın batısında bulunan topraklarda (bugün Pakistan) egemenliklerini sürdürmüşlerdir. 

Seleukoslar devlet idaresinde Ahamenişleri örnek almışlar, merkezi gücü ellerinde tutarak özerk yapıyı devam ettirmişlerdir.

Özerk yapı, kendi başına karar alabilen ve kendi kendini yönetebilen bağımsız bir organizasyon veya sistemdir.

Kaynaklardan Sekeukoslar Dönemi'nde Yunan kentleri kurulduğu öğrenilmektedir. Yalnız I. Seleukos’un 16 tane Antiokheia, 5 tane Laodikeia, 9 tane Seleukeia, 3 tane Apameia ve 3 tane Stratonikeia isimli kent kurduğu bilinmektedir. 

  • Tunç Çağı'nın Sonu: MÖ 1200 civarındaki büyük göçler ve yıkımlarla Tunç Çağı son buldu, ardından Demir Çağı başladı.
  • MÖ 10. ve 7. yüzyıllarda Akdeniz dünyasında, özellikle Tunç Çağı batıklarında bulunan ve Mısır çizimleriyle benzerlik gösteren yastık şeklindeki ingotlar, bu ticaretin önemli kanıtlarıdır.
  • Rekhmire'nin Özel Mezarı, Jimmy Dunn tarafından Mark Andrews takma adıyla yazılmıştır.Kraliyet ailesinden olmasa da, Rekhmire'nin mezarı (TT 100), Luksor'daki (antik Thebes) Batı Yakası'ndaki en ilginç mezarlardan biridir. Sheikh Abd el-Qurna tepesinin güneydoğu yamacında yer alan bu mezar, özel mezarların en büyüklerinden biridir.

  • Rekhmire, Yeni Krallık döneminde (18. Hanedan) yaşamış önemli bir Mısırlı vezirdir. Mezarı, Thebes'teki Şeyh Abd El-Kurna bölgesinde yer alan, iyi korunmuş duvar resimleriyle bilinen TT100 mezarıdır.

  • Rekhmire, Antik Mısır'ın 18. Hanedanı (Yeni Krallık) döneminde yaşamış önemli bir vezirdi ve özellikle II. Thutmosis ile II. Amenhotep zamanında görev yaptı; Teb Nekropolü'ndeki TT 100 numaralı mezarı onun hayatı ve dönemi hakkında değerli bilgiler sunar ve bu mezar sahneleri onun vezir olarak görevlerini, hatta bir vergi toplama sahnesini gösterir. 

  • Rekhmire'nin mezarındaki (TT100) duvar resimleri, Yeni Krallık dönemine, M.Ö. yaklaşık 1450 yıllarına ait olup, antik Mısır günlük yaşamından, zanaatkârlardan ve yabancı haraç törenlerinden sahneleri tasvir eden, olağanüstü derecede ayrıntılı ve iyi korunmuş örnekler arasındadır. Bu resimler, firavun III. Thutmose ve II. Amenhotep'in veziri olarak görev yapan Rekhmire'nin hayatını ve görevlerini anlatan otobiyografik bir metin niteliğindedir.
  • I. Ahmose’den sonra gelen I. Thuthmose yeni krallığı kurmuş yani 18. hanedanı başlatmış ve Mezopotamya kökenli Hiksosları emrinde köleler olarak çalıştırmış ve ağır bir hayat ile cezalandırmıştı.

    Tarihi kayıtlarda bu anlattığımız I. Thuthmose zamanında saraya kraliyet hanedanı dışında bir çocuk alındığı yazar. Bu çocuğun saraydaki resmi adı Senenmut’tur. O dönemde kralın karısı olan ve çocuğu saraya alan ise Hatşepsut’tur ve Hatşepsut aldığı bu evlatlığı sarayda kollar ve büyütür. Hatşepsut, babası I. Thutmose’nin ölümünden sonra II. Thutmose ile evlenmiştir. Amacı kocasından sonra tahtı, saraya evlatlık olarak aldığı ve çok sevdiği Senenmut’a bırakmaktır. Senenmut artık bir kraliyet mensubudur ve mimarlıkta ustalaşmıştır. Kuran’da da Musa’ya olgunluk çağına gelince bir ilim ve hikmet verildiği belirtilir.  

  • Haraç Törenleri: Nubia, Suriye-Kenan, Kefti (Girit) ve Punt gibi Mısır'ın imparatorluk bölgelerinden gelen yabancı elçilerin, Rekhmire'ye haraç olarak hayvanlar (zürafalar, maymunlar, leoparlar, bir fil ve bir ayı dahil), altın, değerli taşlar, fildişi ve çeşitli mallar sunduğu sahneler dikkat çekicidir.
  • Eski ingotlar, para yerine kullanılan, ağırlıkları önceden belirlenmiş metal külçeleridir (genellikle bakır, kalay, gümüş) ve Tunç Çağı'ndan itibaren Akdeniz ve Eski Doğu'da ticarette önemli rol oynamıştır; Uluburun ve Gelidonya gibi batıklarda bulunan bu yastık şeklindeki "ingotlar", sikke icadından önce ödeme aracı olarak kullanılmış olup, tarihi Mısır'da MÖ 4000'e, Mezopotamya'da MÖ 3000'e, Hititlerde MÖ 2000'e kadar dayanır ve hatta günümüzde bile büyük ödemelerde külçe formunda kullanılmaya devam etmektedir. 
Fenike ticaret gemisini betimleyen rölyef, MÖ 4. yüzyıl.

Toprakları Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilinceye kadar Doğu Akdeniz'in hâkimiydiler. 

                                        

Roma İmparatorluğu'nun yükselişinden önce Doğu Akdeniz'e hakim olan güç, Fenikelilerdi.                                    Fenikeliler, Antik Çağ'da Akdeniz kıyılarında yaşamış, deniz ticareti ve kolonizasyon faaliyetleriyle tanınan Sami asıllı bir medeniyettir. En önemli başarıları, modern alfabelerin temelini oluşturan Fenike alfabesini icat etmeleridir.
                                                     
1050’den daha eski yazıtlar için Proto-Kenan alfabesi olarak adlandırılan Fenike alfabesi , doğrulanmış en eski alfabedir.       
''Fenike yüzleri. MÖ 4. yüzyıl Olbia'dan cam.''
Fenike yerleşimleri ve ticaret yolları, kaynak: Encyclopædia Britannica.
Kent devletlerinin sakinleri Demir Çağı’ndan önce Kenanlılar olarak anılmaktaydı. Kenanlılar Tunç Çağı boyunca güney Suriye ve Lübnan kıyılarında yaşadılar ve Mısırlılar, Persler ve Babil-Asur İmparatorlukları gibi hasım komşularından kaçarak buraya sığındılar. 
Fenikeliler, MÖ 1200 civarından itibaren, özellikle deniz ticareti, güçlü filoları ve Akdeniz kıyılarındaki (Lübnan ve Suriye) Tyre (Sur), Sidon (Sayda) ve Byblos (Biblos) gibi şehir devletleriyle tanınıyorlardı. Kartaca gibi güçlü koloniler kurdular
                                                      
Fenikelilere,Yunanlilar tarafindan verilen ''FENIKE'' adi,dikenli salyangoz kabugundan elde ettikleri ve cok kiymetli kumaslar ürettikleri mor renkli boyaya atfen Yunanca Phoinikes kelimesinden üretilmistir.
Theodoor van Thulden, 1636-1638
Daha sonraki dönemlerde, özellikle MÖ 3. ve 2. yüzyıllardaki Pön Savaşları sırasında Roma Cumhuriyeti, Kartaca'yı yenerek Doğu Akdeniz'deki hakimiyetlerini ele geçirdi.
Pön Savaşları sırasında gerçekleştiği iddia edilen "ayna olayı" (veya "ölüm ışını" efsanesi), aslında büyük matematikçi ve mucit Arşimet'in Romalılara karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarıyla ilgili bir anlatıdır. Bu olay, İkinci Pön Savaşı sırasında, Romalıların MÖ 212 yılında Siraküza'yı kuşatması sırasında yaşandığı rivayet edilir. 
“Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım.” demiştir.

Anadolu'da Seleukos ve Ptolemaioslar

Büyük İskender'in ölümünden (MÖ 323) sonra, onun fethettiği topraklarda kurduğu imparatorluk, diadokhlar olarak anılan komutanları arasında bir iktidar mücadelesine sahne oldu. Bu komutanlardan Seleukos, Lysimakhos ve Ptolemaios ile ittifak yaparak o sıralar Asya ordularının başkomutanı sıfatını taşıyan Antigonos Monophtalmos ile Demetrios'a karşı bir güç birliği oluşturmuştu. Nitekim MÖ 301'de Ipsos'ta (Afyon'un Çay ilçesi yakınında, Sipsin köyü) Seleukos ve Lysimakhos'un kuvvetleri, Antigonos ve Demetrios'un kuvvetleri üzerinde kesin bir zafer kazandılar; Antigonos öldürüldü, Demetrios ise kaçmayı başardı. Bu savaştan sonra iyice güçlenen Seleukos, Suriye ile birlikte Anadolu'nun önemli bir kısmına sahip olmuş, hatta egemenliğini Indos'a kadar yaymıştır.



Bir süre sonra, Lysimakhos'un egemen olduğu topraklarda başgösteren huzursuzluk ve Lysimakhos'un kötü icraatları, Seleukos'un duruma müdahalesini gerektirdi. Seleukos'un Batı Anadolu'ya ilerlediği haberini alan Lysimakhos da Hellespontos'tan geçerek, güneye doğru ilerlemeye başladı. İki ordu, Magnesia ad Sipylum (Manisa) yakınındaki Korou Pedion'da karşılaştı (MÖ 281). Seleukos, Lysimakhos'un ordusunu yenilgiye uğrattı; Lysimakhos savaş sırasında öldü. Bu savaştan iyice güçlenmiş olarak çıkan Seleukos, -Karadeniz kıyıları dışında- Anadolu'nun tamamına egemen olmuştur.

Ancak bu zaferin tadına varamadan bir yıl içinde öldürüldü. Yerine I. Antiokhos geçti. Yine de Seleukoslar, Anadolu, Suriye ve Yukarı Asya'nın egemeniydiler. Ancak Seleukoslar, Anadolu ve Suriye'deki topraklarını elde tutabilmek için Ptolemaioslar ile sürekli bir mücadele içinde olmuşlardır (I-V. Suriye Savaşları). Bundan böyle Seleukosların tarihi, I. Seleukos'un kazandığı toprakların elde tutulması mücadelesinin tarihi olacaktı. Ayrıca, onların zorlu mücadeleler sonucu elde ettikleri Anadolu topraklarında Bithynia, Pontos, Pergamon, Kappadokia ve Armenia gibi birtakım küçük krallıkların da ortaya çıkması, Seleukosların hareket serbestliğini büyük ölçüde kısıtlıyordu. Üstelik Roma'nın da Anadolu topraklarına gözünü dikmiş olması Seleukosların rahatını kaçırıyordu.

I.Antiokhos'un ölümünden sonra Seleukoslar Krallığı tahtına sırasıyla oğlu II. Antiokhos, II. Seleukos, III. Seleukos ve III. Antiokhos geçti. III. Antiokhos dönemi, Seleukos Krallığı'nın en parlak dönemidir. Antiokhos önce krallığı içerisinde bazı düzenlemeler yaptıktan sonra, Küçük Asya valiliğine atadığı Akhaios'u Toroslar'ın batısına göndererek, daha önce kendi egemenliğinde bulunan ama o sıra Pergamon Krallığı'nın elinde bulunan toprakları geri aldı (MÖ 223/222). Ancak bir süre sonra Akhaios, Antiokhos'a isyan bayrağını açarak kendisini kral ilan etmiştir. Fakat bir süre sonra, Sardeis civarında yapılan savaşta yenilerek öldürüldü.

Bu arada Roma Akdeniz'de iyice güçlenmiş ve gözünü doğuya çevirmişti. Romalılar, Yunanistan üzerinden Hellespontos'tan geçerek Anadolu'ya ayak bastılar. III. Antiokhos'un ordusuyla Roma ordusu Magnesia (Manisa) civarında karşılaştı (MÖ 190). Seleukos kralı, Romalılar karşısında büyük bir hezimete uğradı ve Toroslar'ın ötesine çekildi. Aslında bu bölge (Kilikia ve Kuzey Suriye) Seleukosların çekirdek bölgesiydi. Yapılan ön anlaşmaya göre Antiokhos savaş tazminatı ödeyecek ve Seleukoslara sığınmış olan Kartaca komutanı ünlü Hannibal'i Romalılara teslim edecekti. Bu arada, Roma Senatosu, Batı Anadolu'ya consul Manlius Vulso'yu göndererek, Küçük Asya'da düzenlemeler yapmasını istemiştir. Vulso'nun ilk işi Antiokhos'a yardım eden Galatları cezalandırmak oldu. İki yıl sonra (MÖ 188) Apameia'da (Dinar) yapılan antlaşmada Antiokhos'un boşalttığı topraklar Pergamon Krallığı ile Rhodos arasında paylaştırılmıştır. Seleukoslar, Toroslar'ın kuzevindeki ve doğusundaki topraklarını kaybettiler.

Bir daha toparlanamayan Seleukoslar, daha ziyade Suriye ve Kilikia bölgelerinde egemenliklerini sürdürmeye çalıştılar. Roma Senatosu Anadolu'nun güney kıyılarında bir tehdit unsuru olan korsanları ortadan kaldırmak üzere Pompeius'u görevlendirdi. Pompeius, kısa sürede Akdeniz'i korsanlardan temizledi (MÖ 67). Bundan böyle Pontos Kralı VI. Mithradates ile olan savaşın komutanlığı da kendisine verildi. MÖ 64 yılında Suriye'ye giren Pompeius, Seleukosların Kralı XIII. Antiokhos'u tahttan indirerek, Seleukoslar Hanedanı'na son verdi; Suriye, Roma'nın bir eyaleti konumuna getirildi. 

Seleukoslar, egemenlikleri süresince çok sayıda kent kurmuşlardır. Appianos (Syriaca 57), Seleukos'un kurduğu kentleri saymaktadır: Babası onuruna 16 Antiokheia, annesi onuruna 5 Laodikeia, kendi adına 9 Seleukeia, eşleri adına 3 Apameia ve 1 Stratonikeia. Bunlara Seleukos'un kazandığı zaferlerden ya da ele geçirdiği topraklardan sonra kurduğu ya da adını değiştirdiği kentler de eklenebilir. Arkeolojik kazılarda ya da yüzey araştırmalarında ele geçen, Seleukos kralları ya da aile üyeleri için yazılmış çok sayıda dekret (Halk Meclisi kararnamesi), Anadolu kentlerinin Seleukoslara olan şükranlarını içermektedir. Seleukosların, Anadolu kentlerine cömert davranarak, tapınakları için bağışlar, çeşitli nedenlerle maddi destekler, buğday dağıtımı, inşa için malzeme ve benzeri yardımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır,

Ptolemeuslar

Büyük İskender'in ölümünden sonra, ele geçirdiği topraklar üzerinde kurduğu imparatorluğun yönetimi ilk başlarda Antipatros, Perdikkas ve Krateros'a bırakılmıştı. Ancak, bazı bölgelerde diğer diadokhlar da söz sahibi oldular. Bunlardan Ptolemaios, Mısır'da hüküm sürecekti. Daha sonraki Triparadeisos Kararları'nda da Mısır'ın Ptolemaios'un egemenliğinde bulunması onaylanmıştı (MÖ 321). Ancak ilerleyen yıllarda Ptolemaioslar, Mısır dışında da toprak sahibi olmak için mücadele ettiler. Anadolu için en büyük rakipleri Seleukoslar idi. Nitekim Ptolemaioslar ile Seleukoslar egemenlik için en az beş kez savaşmışlardı. Ptolemaiosların Anadolu'da toprak edinmek istemeleri sadece Eski Yunan dünyasına ulaşımı sağlayacak Akdeniz ve Ege Denizi'ni ele geçirmek değildi, aynı zamanda kereste gibi, kendi ülkelerinde olmayan doğal zenginliklere de sahip olmak istiyorlardı.

I. Ptolemaios'un MÖ 310'da Antigonos'a savaş ilan ederek Dağlık Kilikia'yı (Kilikia Trakheia) işgal ettiğini biliyoruz. Ancak, Antigonos'un oğlu Demetrios kısa sürede işgal edilen yerleri geri aldı. Fakat I. Ptolemaios bir yıl sonra, MÖ 309'da, Lykia bölgesi kentlerinden Phaselis (Tekirova), Ksanthos (Kınık) ve Kaunos'u (Köyceğiz) ele geçirdi. Limyra'da (Zengerler) bulunan ve MÖ 288/287'ye tarihlenen bir yazıtta I. Ptolemaios'un Lykia'ya iki oikonomos (yönetici) atadığı yazılıdır. Buradan, Limyra'nın I. Ptolemaios döneminde bağımsız olmadığını, Ptolemaioslann kontrolünün söz konusu olduğunu düşünebiliriz. Ayrıca Limyra'da yapılan kazılarda II. Ptolemaios ile kız kardeşi ve aynı zamanda karısı (theoi adelphoi= tanrısal kardeşler) II. Arsinoe adına yapılmış bir hükümdar kültü yapısının (Ptolemaion) varlığı da saptanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, Ptolemaios'un Lykia'yı kontrol altında tutma amacı, bölgenin hem Ege Denizi'ne açılan stratejik bir öneme sahip olması hem de kereste açısından zengin olmasıydı. 

Ptolemaioslar, MÖ 309'daki Lykia egemenliğini bir süre sonra kaybettiler. Ancak bir süre sonra, MÖ 295'te, tekrar Lykia'yı egemenlikleri altına almışlardır. Lykia'da en fazla bulunan Ptolemaios sikkeleri II. Ptolemaios'a (MÖ 285-246) aittir. Thelmessos'ta (Fethiye) II. Ptolemaios onuruna yazılmış ve Apollon, Artemis, Leto Kutsal Alanı'na dikilmiş dekret de Ptolemaiosların Lykia'daki varlığı için ayrı bir öneme sahiptir. II. Ptolemaios'un gümüş tetradrahmilerinin MÖ 250 yılı civarında Byzantion'da tedavülde olduğu anlaşılmaktadır. Bu sikkelerin üzerine Byzantion'un kontrmarkı vurularak Byzantion topraklarında dolaşımına imkân sağlanmıştı. Ancak üzerinde Byzantion kontrmarkı olan bu sikkelerin II. Ptolemaios'un bağışı ile mi yoksa ticaret yoluyla mı kente geldiği belirsizdir. 



Bu arada Ephesos ve Miletos gibi önemli Ionia kentleri Ptolemaioslann eline geçtiyse de, MÖ 281 yılındaki Korou Pedion Savaşı sonrasında Seleukosların Anadolu'daki egemenliği Ptolemaiosların aleyhine olunca, Ptolemaioslar işgal ettikleri toprakları terketmek zorunda kaldılar. Bu arada Nagidos'ta (Bozyazı) bulunan ve Arsinoe kentinin (Maraş harabeleri) kuruluşuna ilişkin bilgiler içeren yazıt, III. Ptolemaios (MÖ 246-221) döneminde Ptolemaioslann Dağlık Kilikia'daki kontrolünün kanıtıdır. Nitekim Nagidos kazılarında Ptolemaioslann bronz sikkelerinden kayda değer miktarda bulunmuştur. Ancak MÖ 246 yılı öncesinde Kilikia'nın hâkimiyeti Seleukoslardaydı; MÖ 246'da egemenlik tekrar Ptolemaioslara geçmiştir. Meydancıkkale'de bulunan 5215 sikkenin yer aldığı definede iki binden fazla Ptolemaios sikkesi bulunmakta olup bunlar III. Ptolemaios dönemine aittir. III. Ptolemaios döneminde, Tarsos, Ephesos ve Ainos'ta (Enez) Ptolemaios sikkeleri basılmıştır. MÖ 222'de IV. Ptolemaios'un iktidara gelişiyle Ptolemaioslar Pamphylia'dan Hellespontos'a (Çanakkale Boğazı) kadar olan bölgeyi kontrol altına aldılar. Ptolemaioslar, Kilikia bölgesini egemenlikleri altında tutabilmek için Seleukoslarla mücadele etmek zorunda kaldılar. Romalıların MÖ 190'da Seleukos Kralı III. Antiokhos'u Magnesia'da (Manisa) yenilgiye uğratmalarından ve de MÖ 129'da Batı Anadolu'da kurdukları Asya Eyaleti'nden sonra Seleukosların olduğu gibi, Ptolemaioslann da Anadolu'daki hareketi sınırlanmış ve nihayette MÖ 31 yılında Actium'da Romalı Octavianus'un Ptolemaioslann kraliçesi VII. Kleopatra (MÖ 51-30) ve onun yanında bulunan Marcus Antonius'u yenilgiye uğratması ve bu olaydan kısa bir süre sonra Kraliçe Kleopatra'nın intiharıyla son Hellenistik krallık da Roma tarafından ilhak edilmiştir.

Eski Anadolu ve Trakya, Oğuz Tekin, İletişim Yayınları


#



Sam, Ham ve Yafes

Yaratılış 10=Nuh Oğullarının Soyu
Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet'in öyküsü şudur:
Tufandan sonra bunların birçok oğlu oldu.

2Yafet'in oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yâvan, Tuval, Meşek, Tiras.

 3Gomer'in oğulları: Aşkenaz, Rifat, Togarma.

6Ham'ın oğulları: Kûş, Misrayim, Pût, Kenan. 

22Sam'ın oğulları: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram. 

Misis antik kentinde bulunan Nuh'un Gemisi mozaiği. 

İngiliz gezgin Gertrude BellAmurath'tan Amurathâ kitabında Nuh'un Gemisi'ne ilişkin "Babilliler, ardından Nesturiler ve Müslümanlar, Nuh'un Gemisi'nin sular çekildiğinde Ararat Dağı yerine Cudi Dağı'na oturduğunu savunmuşlardır.

Edessa ismi Yunan dilinde “suyu bol” anlamına gelmektedir. Urfa da içinden akan Karakoyun (Daysan) deresi ve kaynayan pınarlardan dolayı suyu bol bir şehirdi. Fakat Süryaniler, Yunanca olan bu ismi kullanmamış, Urhay'ı kullanmışlardır. Urfa kelimesinin de genellikle Süryanice Urhay'den (Orhai) geldiği ileri sürülmektedir. Bir başka görüş ise Yunanca Osrhoëne, Latince Orrpei'ye dayandığı yolundadır. Bu dillerdeki anlamı “kale” veya “pınar”dır.

Şuayb Antik Kenti ve Soğmatar gibi bölgelerde, Roma döneminden kalma evlerdeki su kuyuları, mağara yerleşimleri ve şehir planlaması, su yönetiminin önemli olduğunu gösteriyor ve bölgenin su kapıları olarak işlev gören eski sistemleri hakkında ipuçları veriyor. 
Ekişnugal Tapınağı (E-kish-nugal), Mezopotamya'nın önemli şehirlerinden Ur'da bulunan, Ay Tanrısı Nanna (Sümerce: Nanna, Akkadca: Sin) için inşa edilmiş büyük tapınak.

İlk Akad Kralı Sargon'un kızı, tarihte bilinen ilk kadın şair ve yazar olan Enheduanna'dır; babası tarafından Ur şehrine başrahibe atanmış, İnanna'ya yazdığı şiirleriyle tanınan önemli bir figürdür. 

Babası Kral Sargon tarafından Ur şehrindeki Ay Tanrısı Nanna'nın (Sin) Ekişnugal tapınağına başrahibe olarak görevlendirilmiştir.
İsmi Gök Tanrısı An'ın başrahibesi veya Tanrı Nannar'ın eşi anlamına gelmektedir. Hece hece Sümerce karşılığı ise En-hedu-anna: En;(Başrahibe veya Başrahip), hedu; (gurur ve övünç kaynağı), ana; (..cennetin) şeklindedir .
Kaynaklar : Elisabeth Meier Tetlow (2004). Women, Crime, and Punishment in Ancient Law and Society: The ancient Near East.

M.Ö. 23. Yüzyıl’da (M.Ö. 2285-2250) yaşayan Enheduanna, Sümer Tapınağı’nın en büyük rahibelerindendi. Akadlar, Mezopotamya’da Semitik (Sami kökenli) bir dil konuşan insanlardı.

Eski Babil metinlerinin, orijinal ilahilerin Neo-Sümer kopyaları olduğunu ortaya koymuştur. Bu ilahilerin dini miras üzerinde derin bir etkisi vardı. Yunanistan’ın Delfi Tapınağı’ndaki kâhinlerden Mısır’da dans eden rahibelere, hatta savaşçı rahibelere veya Amazonlara varana dek belirleyici ve önemli bir sosyal rol oynamıştı.
Enheduanna tanrıçaya övgü ya da adak sözleri içeren şarkılar söylüyor ve birçoğu Ur’da gömülü halde bulunmuş olan bir müzik aleti, muhtemelen lir benzeri bir enstrümanla birlikte seslendiriyordu.

Babilliler aracılığıyla, İbranice yazılan İncil’i ve Yunan Homeros’un ilahilerini ve dualarını etkilemiş ve ilham kaynağı olmuşlardı.

 Soğmatar'ın milattan önceki dönemlerde kurulduğunu ve tepedeki duvar ile burç kalıntıları, höyüğün uzun yıllar kale olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.Bölgenin ismi aslinda Kralin Sumatra isimli karisindan geliyor. 

M.S. 2. yüzyılda ay ve gezegen tanrılarına tapınılan antik bir kult merkezidir. Soğmatar, Tektek Dağları'nda yer alır, Pognon Mağarası gibi tapınakları barındırır ve önemli dinsel motiflere sahip kaya mezarları ve su kuyuları içerir. 
  • Antik ve Orta Çağ: Skirtos Irmağı olarak bilinen dere, Urfa'nın su kaynağıdır ve tarih boyunca pek çok medeniyete hizmet etmiştir.
  • Karakoyunlu Dönemi: 14. yüzyılda Urfa'da hüküm süren Şii Karakoyunlu hükümdarlarıyla ilişkilendirilmiş, bölgeye hakimiyetleri sırasında bu derenin önemi artmıştır.
  • Skirtos Irmağı (günümüzde Karakoyun Deresi), tarihi Şanlıurfa'nın kalbinden geçen ve pek çok sel felaketine neden olmuş bir nehir olup, özellikle 525 yılındaki büyük felaket sonrası Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından nehrin yatağının değiştirilerek ıslah edilmesi ile tarihi önem kazanmıştır, bu sayede yaşanan yıkımın önüne geçilmeye çalışılmıştır. 
  • Sanat ve Mitoloji: Skirtos, antik dönemde bir "nehir tanrısı" olarak kişileştirilmiştir. Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki mozaiklerde ve Edessa dönemine ait sikkelerde Skirtos, genellikle kentin koruyucu tanrıçası Tyche'nin ayakları dibinde yüzen bir figür olarak tasvir edilmiştir.
Skirtos Irmağı'nın tanrıçası Tyche (Tike), Yunan mitolojisinde kentin talihini, refahını ve genel olarak şansı yöneten tanrıçadır; kendisi bir nehir tanrısı ile ilişkilendirilir, ancak onunla özdeşleştirilen nehir tanrısı figürü Antakya'da bağdaş kuran Tyche'nin ayaklarının altındaki çocuk figürüdür (Asi Nehri'nin kişileştirilmesi). Tyche, genellikle şehir surları şeklinde bir taç, bereket boynuzu (cornucopia) ve dümen ile tasvir edilir; bu figür, hayatın ve kaderin yönünü belirleme gücünü simgeler, yani Skirtos gibi nehirlerin de akışını, dolayısıyla şehrin ekonomisini etkileyen bir gücü temsil eder. 

Tike; Kimi kaynaklarda Hermes ile Afrodit'in kızı, kimi kaynaklarda Okeanos adlı Tethis'in 3bin kızından biri olarak anılmaktadır. Ege bölgesinde Helenistik çağda yer alan kentlerin madeni paralarında görüntüsüne sıkça rastlanır. Roma'daki adı Fortuna'dır.

Latincede boynuz anlamındaki "cornu" ve çokluk, varlık anlamındaki "copiae" sözcüklerinden türetilmiştir.

Bilge tanrı Nudimmud tarafından yaratılmıştır—
O, çayırları sular, sazlıkları doyurur,
Sularını lagünlere ve denize boşaltır,
Tarlalarında otlar ve çiçekler filizlenir,
Çayırlarında, parlak bir çiçeklenmeyle arpa biter,
Biçilip toplanan başaklar yığın haline getirilir,
Sürüler ve koyunlar yemyeşil meralarda uzanır,
Zenginlik ve görkem—insanoğluna yaraşan şeyler—
Bahşedilir, çoğaltılır ve krallara yakışır biçimde sunulur.
Ludwig Maximilian University of Munich. 1 Temmuz 2025.
Makale: Fadhil, A. A., & Jiménez, E. (2025). Literary Texts From The Sippar Library V: A Hymn In Praise Of Babylon And The Babylonians. Iraq, 1–58. doi:10.1017/irq.2024.23
Sanherib'i Babil seferinde gösteren rölyefNinova'daki sarayından.

Hezekiya ayrıca, Tora'da en çok göze çarpan krallardan biridir.İkinci İsrail Krallığı'nın Asurlu II. Sargon tarafından MÖ 720'lerde yıkılmasına şahitlik eden Hezekiya, MÖ 701'de Sanherib'in Kudüs'ü kuşattığı sırada Yehuda kralıydı.

İbranice İncil, Asurluların İsrail-Samiriye'ye başarılı bir saldırı düzenlediğini ve bunun sonucunda halkın sürgün edildiğini anlatır ve daha sonra Lakiş'e yapılan saldırının Hezekiya'nın barış istemesiyle sona erdiğini ve Sanherib'in 300 talant gümüş ve 30 talant altın talep ettiğini aktarır. Hezekiya ona sarayındaki ve Yeruşalim'deki tapınaktaki bütün gümüşü ve tapınağın kapı ve kapı sövelerindeki altını vermiştir. Buna karşılık Taylor Prizması, Asurlular tarafından 46 surlu şehrin ve sayısız küçük yerleşim biriminin fethedildiğini, 200,150 kişinin ve hayvanların sürgün edildiğini bildirmektedir. Fethedilen topraklar geri verilmek yerine üç Filistinli kralı arasında paylaştırılmıştır. Prizma ayrıca, Sanherib'in kuşatmasının Hezekiya'nın Kudüs'te "kafese kapatılmış bir kuş gibi" kapatılmasına, Hezekiya'nın paralı askerlerinin ve 'Arapların' onu terk etmesine ve Hezekiya'nın sonunda Sanherib'i satın alarak ona antimon, mücevherler, fildişi kakmalı mobilyalar, kendi kızlarını, haremini ve müzisyenlerini vermek zorunda kalmasına yol açtığını söylemektedir. Hezekiya'nın vergi ödeyen bir yönetici olduğu belirtiliyor.

( Bir dönem Cudi Dağı'nın zirvesinde, "Ark Manastırı" olarak bilinen ünlü bir Nesturi manastırı bulunuyordu. Ancak, bu tarihi yapı Miladi 766 yılında bir yıldırımın isabet etmesi sonucu tamamen yıkılmıştır...)
(MÖ 704-681) Sanherib, Asurlu II.Sargon'un oğluydu.

Antik Tapınak: İlk olarak MÖ 7. yüzyılda Asur Kralı Sanherib tarafından tapınak olarak inşa edilmiştir.
 Asur İmparatorluğu'nun başkenti olan antik Ninova'nın kalıntılarını barındıran tarihi bir höyüktür (tepe); özellikle Kral Asurbanipal'in sarayındaki keşifler ve Dicle Nehri kıyısındaki konumuyla bilinir, yani tarihsel olarak Asur dönemi (MÖ 1300'ler - MÖ 700'ler) ve öncesi medeniyetlere ev sahipliği yapmış.
"Ninova Sarayı" diye özel bir saraydan ziyade, Asur İmparatorluğu'nun başkenti olan büyük Ninova (Kuyunjik tepesi) içinde bulunan Asur sarayları ve İştar Tapınağı gibi devasa yapılar önemlidir; bunlar Medler ve Babilliler tarafından MÖ 612'de yıkılmış.
Ninova Sarayı, Mezopotamya'da, Dicle Nehri'nin doğu kıyısında yer alan tarihi Ninova (Ninve) şehrinin görkemli saraylarıdır; özellikle Asur İmparatorluğu'nun başkentiyken inşa edilen, Asurbanipal'in meşhur kütüphanesini de barındıran ve günümüzde Musul yakınlarındaki arkeolojik kalıntılar arasında yer alan, çivi yazılı tabletleriyle bilinen tarihi yapıları ifade eder ve bu saraylar Asur medeniyetinin büyüklüğünü yansıtır. 
Taylor prizmasının, 1830 yılında Albay Robert Taylor (1790-1852) tarafından, on yıldan fazla bir süre sonra Botta ve Layard tarafından ilk kazısı yapılana kadar Sanherib dönemindeki Yeni Asur İmparatorluğu'nun antik başkenti olan Ninova'da bulunduğu düşünülüyor. 
!  Albay Taylor, kendisi de tanınmış bir Asur kâşifi ve arkeolog olan John George Taylor'ın babası olabilir.

İlk Akad Kralı Sargon (yaklaşık MÖ 2334-2279), Mezopotamya'da Sümer şehir devletlerini fethederek dünyanın bilinen ilk imparatorluğu olan Akad İmparatorluğu'nu kuran, merkezi bir yönetim ve güçlü bir ordu sistemi getiren tarihi bir figürdür.

Joshua Jeffers tarafından yapılan Niniveh kabartmalarının yeni bir incelemesi, bazılarının Sannaherib'in Beşinci Seferi'ni temsil ettiğini ortaya koydu »ve bu sefer Asur kalbinin kuzeyindeki Zagros dağ sırasındaki düşmanlara yönelik saldırılardı." [Jeffers 2011, s. 87] Jeffers, Niniveh'teki Rakipsiz Saray'ın XXXVIII ve XLVIII Odalarının rölyeflerinin yalnızca »Ukku topraklarını» temsil ettiğini [Jeffers 2011, s. 100] ve »Mt. Nipur'a yaptığı küçük geziden ayrı bir askeri eylem olduğunu varsasa da», başka bir yorum öneriyorum: XLVIII Oda 11–12 levhaları, Mt. Nipur'un güneyindeki topografik manzarayla (Cudi Dagh!) çok iyi örtüşüyor gibi görünüyor. Burada bir nehir ve açıkça bir ada bulunan dağlık bir alan sergilenmiştir. Burası Dicle Nehri ve antik Cizre olabilir mi?
M.Ö. 780'den 745'e kadar Kuzey Suriye'nin büyük bir kısmını yöneten Şemşi-ilu gibi güçlü bir valiyi temsil ettiğini açıklar. Şemşi-ilu, Fırat Nehri üzerindeki Til Barsip'te (günümüz Tell Akhmar) kendi adına yazıtlar bırakmıştır. Bu hikayede, onu Judi Dag civarına götürecek olan güneydoğu Türkiye'ye ve Urartu krallığına karşı kazandığı zafer seferinden bahseder. [BAR 2014-11]
 Flavius Josephus'un «Yahudilerin Antikaları»' adlı eserini yazdığında, bunların hâlâ var olduğu ve şüphecilerin kendi gözleriyle görmesi için saklandığı varsayılabilir.
Flavius Josephus'un «Yahudilerin Antikaları» (Antiquitates Iudaicae), MS 93-94 civarında Josephus tarafından Yunanca yazılmış 20 ciltlik bir eserdir; Yahudi halkının tarihini, Âdem'den başlayarak Tevrat'taki olaylar ve sonrasını Yahudi olmayanlar (Grekler) için detaylıca anlatan, Yahudi gelenekleri ile Grek retoriğini harmanlayan kapsamlı bir tarih çalışmasıdır ve ilk on cildi Tanah (Eski Ahit) anlatısını takip eder. Bu, kitabın son kısımlarında İsa'dan ve erken Hristiyan figürlerden bahsetmesine yol açar; bu kısımlar, "Testimonium Flavianum" olarak bilinir ve tarihçiler arasında metnin sonradan Hristiyanlar tarafından kısmen değiştirilmiş olabileceği tartışma konusudur. 
Nuh'un Torunu ve Kavimlerin Atası Gomer
Kutsal kitaplara göre Gomer, Yafes'in oğlu ve Nuh'un torunudur. Tarihçiler ve teologlar Gomer'i belirli antik halkların atası olarak kabul ederler: 

  • Kimmerler (Gimirrai): Asur kaynaklarında "Gimirra", Grek kaynaklarında ise "Kimmerian" olarak geçen savaşçı ve göçebe halkın Gomer'in soyundan geldiği yaygın bir görüştür.
  • Coğrafi Yayılım: Kimmerler M.Ö. 7. yüzyılda Güney Rusya'dan Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya (Kapadokya) ve Orta Doğu'ya yayılmışlardır.
  • Etnik Bağlantılar: Yahudi tarihçi Flavius Josephus, Gomer'in soyunun Galatlarla (Galyalılar) bağlantılı olduğunu savunur. Bazı geleneklerde ise Gomer soyu Almanlar, Keltler ve Galler (Cymry) halkı ile ilişkilendirilir.
İncil Tarihi'nden Hoşea ve Gomer'in İllüstrası, 1372

Simgelediği Durum: Hoşea'nın sadakatsiz eşi Gomer ile olan evliliği, İsrailoğullarının Tanrı'ya karşı olan sadakatsizliğini temsil eden sembolik bir hikaye olarak anlatılır.


 Kökenleri ve Tarihleri. 

  • İsim Kaynağı: "Aşkenaz" ismi, İncil'deki Nuh'un torunlarından biri olan Gomer'in oğlu "Aşkenaz"a dayandırılır ve Orta Çağ'da Almanya'yı ifade etmek için kullanılmıştır.
  • Göçler: Başlangıçta Ren Nehri boyunca yerleşik olan Aşkenazlar, dini zulümler ve antisemitizm nedeniyle Orta ve Doğu Avrupa'ya (Polonya, Litvanya, Rusya vb.) göç etmiştir.
  • Osmanlı İmparatorluğu: 1492'deki büyük göç dalgasıyla ve daha sonra Osmanlı topraklarına sığınarak Anadolu'ya gelmişlerdir. 

 Aşkenaz, Tevrat'ta geçen bir isim olup, tarihsel olarak Cermen kökenli halklar ve özellikle de Orta ve Doğu Avrupalı Yahudiler için kullanılır hale gelmiştir. 



Sodom ve Gomorra'nın Yıkımı

Eski Ahit'ten ince renkli bir görüntü, yaklaşık MÖ 1900'de Sodom ve Gomorra'nın yıkımını tasvir eden, Schedel'in 1493 tarihli Nürnberg Kroniği'nden uyarıcı bir İncil sahnesini tasvir ediyor.

Görüntü, İbrahim'in soyundan gelenlerin bir kısmının bir asma ile birbirine bağlandığını, Sodom ve Gomorra'nın yıkımını ve Lut'un karısının yanan şehirlere bakarken tuz sütununa dönüşmesini gösteriyor. Bu tarihte Ölü Deniz bölgesinde kapsamlı bir deprem olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Ateş ve kükürt efsaneleri, petrol gazlarının kaçışından doğmuş olabilir.

  • Gomer, Yaratılış Kitabı'nda Nuh'un oğullarından Yafet'in torunu olarak da geçer ancak peygamberlikle ilgili hikayesi Hoşea kitabındadır.




                                       ###################################




ASYA KÜÇÜK

Helen-Kültür-Asya-Mindolu-

        Anadolu’daki en eski uygarlıklar Sümer, Asur, Urartu ve Hitit uygarlıklarıdır.






Anadolu'ya Yerleşme Tarihi

Türkiye, yerleşme coğrafyası ve tarihî zenginliği bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Yapılan paleoarkeolojik araştırmalar, ülkemiz topraklarında yerleşmenin günümüzden en az 10-12 bin yıl öncesine dayandığını ortaya çıkarmıştır.

Türkiye topraklarının ilk sakinleri Paleolitik Çağ’da mağaralarda, kaya sığınaklarında ve açıkta yaşayan insan toplulukları olmuştur. Toros Dağları, Amanoslar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı kesimleri insanların yaşamak üzere tercih ettiği alanlar olmuştur. Yarımburgaz (İstanbul), Karain (Antalya), Palanlı (Adıyaman), Şarklı (Gaziantep), Kanal, Merdivenli ve Üçağızlı (Hatay) mağaraları en eski barınak örnekleri olarak gösterilebilir. Neolitik Çağ’da yerleşik hayata geçilmesiyle Göbeklitepe (Şanlıurfa), Çatalhöyük (Konya), Hacılar (Burdur), Aşıklıhöyük (Aksaray), Çayönü (Diyarbakır) ve diğerleri Anadolu’nun insan eliyle yapılmış meskenlerden oluşan ilk yerleşmeleri olmuştur.           

Anadolu’da tesis edilen ilk köy tipi yerleşmelerde meskenlerin kerpiçten yapılmış olması, insanların Türkiye’nin coğrafi koşullarını iyi tanıdıklarını gösterir. Neolitik yerleşmelerin genelde Toroslara komşu alanlarda belirmesiyle insanlar; bu yeni, sürekli oturulabilir, tarım yapılabilir alanlara geçmiştir.

İhtiyaç fazlası malların değiş tokuşunun belirli zaman ve yerlerde yapılır hâle gelmesi, bunların bir yerden başka bir yere ulaştırılması yerleşmenin zorunlulukların dışına taşmasına yol açmıştır. Bu dönemin izlerini Beycesultan (Denizli), Gözlükule (Mersin), Alişar (Yozgat), Alacahöyük (Çorum) ve Truva’da (Çanakkale) görmek mümkündür. Anadolu’da yerleşmenin seyri bu şekilde aşama kaydederken ilk devlet kuran toplum Hititler olmuştur (MÖ 3500-1295). Çorum-Yozgat il topraklarına yerleşmişlerdir. Anadolu’nun merkezî kısmında Hititler yer alırken Doğu Anadolu’da (Van Gölü çevresi) ise Urartular bulunuyordu. Urartular, o döneme göre son derece gelişmiş sulu tarım metotları uygulamışlardır. MÖ 1300 yıllarında Batı Anadolu’ya yerleşen Frigyalılar ve İyonlar; Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında hâkim fonksiyonu tarımdan ziyade ticaret olan şehirler kurmuşlardır. Milet ve Efes bunlara örnek verilebilir.

Orta Çağ’ın (MS 476-1453) oldukça uzun bir döneminde ise Anadolu toprakları Bizans egemenliğinde bulunuyordu. Orta Çağ’da Anadolu topraklarının Türk nüfusunun yerleşimine açılması, yerleşme coğrafyası bakımından en büyük değişim olmuştur. 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya yoğun bir Türk göçü başlamıştır. Çeşitli Türk boylarının birleşmesinden meydana gelen Selçuklu Devleti 237 yıl Anadolu’nun önemli bir kısmına hükmetmiştir. 1299’da beylikten devlete geçiş aşaması kaydeden Osmanlılar, 600 yıllık uzun soluklu bir dönem geçirmiştir. Adını altın harflerle bu topraklara nakşeden Osmanlı Devleti, geride devasa bir tarih ve medeniyet bırakarak ömrünü kurulduğu topraklarda tamamlamıştır. Millî Mücadele Dönemi’nin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anadolu topraklarında kurulmuştur. Türkiye, bu topraklarda yerleşik bir hayat sürmüş milletlerin davranış ve yaşamlarında etkili olmuş, doğal şartları çeşitli bir ülkedir. Bu çeşitlilik dikkate değer biçimde yerleşme olayına da yansımış ve Türkiye, belki de dünyanın en zengin mesken ve yerleşme tipleri koleksiyonuna sahip ülkelerinden birisi durumuna gelmiştir.

Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yapay tepelere höyük denir. Örneğin Konya ilimizde yer alan Çatalhöyük’te farklı zamanlara ait 11 yerleşmenin izleri bulunmaktadır.


https://youtu.be/Gf8xs1ejAfI?si=cfNR9t4KrEMgza5o

🎥 43:42 konu geçmektedir 


⚠️Anadolunun Turizme Açilmayan Kasabaları.‼️


Farklar ve karşıtlıklar, insani ve sosyal gelişmenin en önemli unsurlarını oluşturuyor. 


Anadolu’da İlk Yerleşimler

Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden olan Göbeklitepe, Çatalhöyük, Hacılar vb ev sahipliği yapan kadim Anadolu. İnsanların avcı-toplayacılıktan yerleşik düzene geçmesini sağlayan tarım ve hayvanların ehlilleştirilmesi gibi adımların izlenebildiği merkezler Anadolu’nun her köşesinde yer almaktadır. Dini, ticari ve kültürel açıdan önemli bu yerleşimlerin  tarihi M.Ö. 12000 yılına kadar gitmektedir.

 

Benzer İçerikler
Alacahöyük 

Alacahöyük, Çorum’un Alaca ilçesinden 15 kilometre uzaklıktaki Höyük Köyü’nde bulunmaktadır. En dikkat çekici özelliği, dört farklı kültürden kalma on dört Devamını oku

Geç Hitit Devletleri Döneminde Asurlular 

Hitit Devleti’nin yıkılıp, ona bağlı beyliklerin devlet olduğu dönemde, Suriye’ye asırlarca sürecek Arami göçleri başlamıştır. Arami göçleri sırasında Asur’un Kralı Devamını oku

Anitta’nın Laneti 

"Hattuşa kenti açlıktan kırılınca, Tanrım Şiu, onu Taht Tanrıçası Halmaşuit'e teslim etti ve ben Hattuşa'yı fırtınalı bir gecede aldım, ne Devamını oku

Urartular 

Urartular, Milattan Önce birinci yüzyılın başında, Anadolu’da, Van Gölü çevresinde kurulan bir devlettir. Bu bölgeye yerleşen kavimler, beylikler ve aşiretler Devamını oku

Truva 

Truva, Homeros’un İlyada ve Odeyssia destanlarına konu olmuş olan, günümüzde Çanakkale’nin Tevfikiye Köyü yakınlarında bulunan tarih sahnesinin en önemli kentlerinden Devamını oku

Tülintepe 

Tülintepe, Keban Baraj gölü tarafından sular altında kalmadan önce Elazığ ilinin yaklaşık 20 kilometre doğusunda bulunmaktaydı. Baraj sularının yükselmesiyle başlatılan Devamını oku

Ilıpınar 

Ilıpınar Höyüğü, Bursa ili Orhangazi ilçesi sınırları içerisindedir. 1987 yılında Hollanda Tarih ve Arkeoloji Enstitüsü başkanı Dr. Jacob Roodenberg başkanlığında Devamını oku

Hititler’de Mutfak Kültürü 

Mutfak kültür açısından bakıldığında Orta Anadolu’nun coğrafi ve iklimsel nitelikleri ile Neolitik Çağ’dan başlayan beslenme biçimi, flora ve fauna göz Devamını oku


SADETTİN ÖKTEN KİTAPLARI

  • Fincanımda Cola Var!

  • Örselenmiş Osmanlı'dan Medeniyet Umuduna

  • Yahya Kemal'in İstanbul'u ve Devamı

  • Yahya Kemal'in Rüzgarıyla Düşünceler ve Duyuşlar

  • Mesken ve Mesken Mimarimiz

  • İçimde AVM Var

  • Dünyaya Geldim Gitmeye

  • Aşk ile Anı Seyretmek

  • Aslında Bir Sanat Var

  • Hayatımdan Portreler

  • Geleneksel Sanat ve Medeniyet


############################





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Selam 🙋🏼‍♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O