6. “Şimdi bana Lübnan’dan sedir ağaçları kesmeleri için adamlarına buyruk ver. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Adamların için istediğin ücreti vereceğim. Aramızda Saydalılar kadar ağaç kesmede usta adamlar olmadığını biliyorsun.”
8. Sonra Hiram Süleyman’a şu haberi gönderdi: “Gönderdiğin haberi aldım. Sedir ve çam ağaçlarıyla ilgili bütün dileklerini yerine getireceğim.
9. Adamlarım tomrukları Lübnan’dan denize indirecekler, ben de onları sallar halinde bağlatıp belirteceğin yere kadar yüzdüreceğim. Orada adamlarım onları çözer, sen de alıp götürürsün.
Tapınakların Ekonomik Gücü
Mısır tapınakları, devasa tarım arazilerine, hayvan sürülerine ve zanaatkâr atölyelerine sahipti. Karnak Tapınağı’nın kayıtları, binlerce işçi, çiftçi ve kölenin tapınak için çalıştığını gösterir (Kemp, 2006). Bu ekonomik güç, rahiplere siyasi nüfuz sağlıyordu.
III. Thutmose, yakındaki Jebel Barkal dağının altında, tarihinin sonuna kadar ülkenin en önemli dini mekanı olarak kalacak olan büyük Amon Tapınağı'nı inşa etmiş, II. Ramses (M.Ö. 1279-1213) gibi daha sonraki Mısır firavunları da Amon Tapınağı'na ve şehre eklemeler yaptı. Amon rahipleri, çok geçmeden Kuşit hükümdarları üzerinde, Eski Krallık Dönemi'nden bu yana Mısır kralları üzerinde sahip oldukları türden bir politik güce ulaştılar.- Antik Napata: M.Ö. 1450 civarında Mısırlı firavun III. Thutmose, Mısır'ın güneye doğru nüfuzunun maksimum sınırını burada belirlemiş ve Napata şehrini kurmuştur. Yaklaşık 300 yıl sonra Napata, bağımsız Kuş Krallığı'nın başkenti olmuştur.
Jebel Barkal, Meroitik Krallık süresince bir kraliyet mezarlığı olarak işlev gördü. Bölgedeki ilk mezarlar M.Ö. 3. yüzyıldan kalmıştır.
- Bar. M.Ö. 1. yüzyıl ortasından 1 kral
- Bar. 2 Kral Teriqas (M.Ö. 29-25)
- Bar. 4 Kraliçe Amenirenas? (M.Ö. 1. yüzyıl)
- Bar. 6 Kraliçe Nawidemak (M.Ö. 1. yüzyıl)
- Bar. 7 Kral Sabrakamani? (M.Ö. 3. yüzyıl)
- Bar. 9 2. yüzyılın başlarında Kral veya Kraliçe
- Bar. 11 Kral Aktisanes veya Aryamani (M.Ö. 3. yüzyıl)
- Bar. 14 Kral Aktisanes veya Aryamani (M.Ö. 3. yüzyıl)
- Bar. 15 Kral Kash (M.Ö. 3. yüzyıl)
Senenmut Mısır yerlisi bir aileden değil, Mısırlıların aşağıladığı Hiksoslardandır.
____Hiksoslar, MÖ 17. yüzyılda Asya'dan gelerek Antik Mısır'ın Nil Deltası'nı işgal eden ve yaklaşık 100 yıl boyunca hüküm süren, "Yabancı Krallar" anlamına gelen kökenleri belirsiz bir halktır. Atlı savaş arabaları, yeni kılıçlar gibi askeri teknolojileri Mısır'a getirerek ülkenin ikinci orta dönemi olan İkinci Orta Dönemi başlatan bu toplum, Avaris'i başkent yapmış ve Mısır'ın XV. ve XVI. Hanedanlarını kurmuştur. ____
İbraniler bir "halk" ya da etnik köken değildi. Hem Semitler hem Kenanlılar vardı ve muhtemelen Mitanya (Hurri) ve Hitit kökenli İbraniler de vardı. Ortak noktaları yaşam tarzlarıydı: göçebeler ya da yarı göçebeler, kentsel ve medeni yaşama açıkça karşı, yetenekli atlılar ve genellikle yağmalamaya adanmış, ama aynı zamanda ticaret ve hayvancılığa da adanmışlardı.Onlara ilk referanslar Sümerlerden gelir ve akademisyenler onların "gabiru" olarak adlandırılmış olabileceğine inanır. Kesin olan şu ki, Akkadlılar onlara HABIRU, Mısırlılar ise APIRU demiştir.
- Köken ve göç: Friglerin, MÖ 1200'ler civarında Anadolu'ya göç eden, Trakya ve Makedonya kökenli (Brigler adı verilen) Trak boylarından biri olduğu düşünülmektedir.
Frigler, MÖ 12. yüzyılda Balkanlar'dan Anadolu'ya göç eden, Hititlerden sonra Orta Anadolu'da güçlü bir devlet kuran Hint-Avrupa kökenli bir halktır. Başkentleri Gordion olan Frigler, Midas döneminde en parlak dönemlerini yaşamışlardır. Ancak MÖ 7. yüzyılda Kimmerlerin saldırıları sonucu zayıflayarak yıkılmışlardır.
Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan Anadolu uygarlıklarından biri olan Frigler, Anadolu’daki dağınık boylar ve düzensiz siyasi yapı nedeniyle ancak M.Ö 750 yılında siyasi bir birlik oluşturabilmişlerdir. Frigler’in ilk kralları ise Gordious’dur ve bu yüzden başkentlerine Gordion adı verilmiştir. Friglerin en çok bilinen ve meşhur kralı ise Kral Midas’tır.
Gordionda görülen dikdörtgen planlı, taş kerpiç ve ağaçla inşa edilmiş yapılara “Megaron” denir. Frigler, Hititler gibi çok tanrılı bir din inancına sahiptiler. Kibele, Attis, Sebazios, Men Friglerin önemli tanrılarından bazılarıdır.
Günümüzde Anadolu kilimlerinde ve diğer Türk devletlerinde bulunan binlerce yıllık motiflerin, Frig motiflerinde de var olmasının nedeni halen çözülememiştir. = https://www.youtube.com/watch?v=RdxZeEO1Guw
!!! Friglerin müzik alanında da ileri oldukları ve birçok müzik aleti geliştirdikleri bilinmektedir. Flüt, simbal gibi müzik aletlerini de keşfetmişlerdir. Maden, ağaç işlemeciliğinde de gelişmişlerdir.
Tanrıçanın adı ilk olarak M.Ö 7. yüzyıla ait Frig yazıtlarında görülür. Yazıtlarda ona Frig dilinde Matar yani Ana diye seslenilmiştir. Bu sözcük tek başına kullanılmakla birlikte Frig dilinde "dağın" anlamına gelen Kubileya’nın da kullanıldığı görülür. Bu nedenle tanrıçaya seslenen en eski yazılı metinlerde o yalnızca Ana ya da Dağın Anası idi.
M.S 2. yüzyıla ait Yunanca yazılmış Frig yazıtlarında o Meter Thea yani ana tanrıça olarak isimlendirilirdi. Yunanistan’da Meter, Ana demek idi ama daha üstün bir özellik kazanarak Tanrıların Anası olmuş ve bu kimlikle Yunan Panteonunda vazgeçilmez bir yer edinmişti.
Roma dünyasında Magna Mater yani Büyük Ana olarak seslendirildi ve sık sık Mater Deum Magna Idea yani Tanrıların İdalı Büyük Anası olarak isimlendirildi. Bu ünvan ona hem Roma panteonununda hem de Roma’nın İda Dağından gelen Troyalı Aeneas tarafından kurulduğunu anlatan efsane geleneğinde önemli bir yer verdi.
![]() |
| Midas Anıtı (Yazılıkaya). Perrot-Chipiez'in Çizimi, Gravür. Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya'da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykelini koymak üzere yapılmıştır. 1834’de Texier de anıtı inceleyerek gravür çizimini yapmıştır. Anıtın sol üst kısmında, düzleştirilmiş ana kaya üzerindeki Frigce yazıtta geçen Midai kelimesinden dolayı anıta bu ad verilmiştir. Yöre halkı ise üzerindeki yazıtlar nedeni ile anıtı, Yazılıkaya olarak adlandırmıştır. Günümüzde her iki isim de kullanılır. ** |
"(Lidya’da) görülmeye değer bir anıt vardır. Mısır’dakiler ve Babil’deki anıtlar bir yana, öyle bir anıt vardır ki, bilinen bütün öbürlerini aşar. Bu, Kroisos’un babası Alyattes’in mezarıdır, etekleri büyük taşlarla (krepis) örülmüş bir toprak yığınıdır. Küçük esnafın, el işçilerinin ve aşk satıcısı küçük kızların topladıkları paralarla yükseltilmiş bu anıt. En yüksek yerinde, ben oradan geçtiğim zamanda da, beş tane taş blok vardı, üzerlerinde kazılı olan yazıtlarda, buna katılan her meslek dalının ne kadar verdiği yazılıydı.....Bu mezar, çepeçevre altı stad ve iki plethron’dur; genişliği on üç plethron’dur. Yanında büyük bir göl vardır, ki Lidyalılar hiç kurumaz derler; adı Gyges gölüdür. İşte bu konudaki sözümde bu kadardır. (Hdt. 1.93)"
- Yapımında Katkıda Bulunanlar: Herodot'un anlatımına göre, mezarın yapımında küçük esnafın, el işçilerinin ve özellikle de "aşk satıcısı kızların" (fahişelerin) sağladığı maddi destek etkili olmuştur. Hatta bu kadınların kazançlarının kaydı anıtın üzerinde bulunuyordu.
- Günümüzde, Türkiye'nin Manisa ili Salihli ilçesi yakınlarındaki Bintepeler mevkiinde bulunan Alyattes Tümülüsü, Herodot'un bahsettiği bu devasa anıt mezardır ve dünyanın en büyük tümülüsleri arasında yer alır.
Sardes'ten başlayıp Susa'ya kadar uzanan bu 2700 kilometrelik güzergâh, Anadolu'nun kalbinde yer alan Akşehir'den de geçiyor.
En ileri dönemlerindeki kralları: Gyges M.Ö. 680-652 Ardys M.Ö. 652-625 Sadyattes M.Ö. 625-610 Alyattes M.Ö. 610-575 Kroisos M.Ö. 575-546
Lydia’nın parlamasının nedeni bölgede bulunan altın madenleriydi.
Sardes'ten başlayıp Susa'ya kadar uzanan bu 2700 kilometrelik güzergâh, Anadolu'nun kalbinde yer alan Akşehir'den de geçiyor.
İskender'in generallerinden I. Seleukos tarafından kurulan Helenistik imparatorluk. Başkentleri önce Seleukia, sonraları ise Antakya'ydı. Doğu Akdeniz'de, Irak'ta, İran'da, Türkmenistan'da, Pamir'de ve Hindistan'ın batısında bulunan topraklarda (bugün Pakistan) egemenliklerini sürdürmüşlerdir.
Seleukoslar devlet idaresinde Ahamenişleri örnek almışlar, merkezi gücü ellerinde tutarak özerk yapıyı devam ettirmişlerdir.
Özerk yapı, kendi başına karar alabilen ve kendi kendini yönetebilen bağımsız bir organizasyon veya sistemdir.
Kaynaklardan Sekeukoslar Dönemi'nde Yunan kentleri kurulduğu öğrenilmektedir. Yalnız I. Seleukos’un 16 tane Antiokheia, 5 tane Laodikeia, 9 tane Seleukeia, 3 tane Apameia ve 3 tane Stratonikeia isimli kent kurduğu bilinmektedir.
- Tunç Çağı'nın Sonu: MÖ 1200 civarındaki büyük göçler ve yıkımlarla Tunç Çağı son buldu, ardından Demir Çağı başladı.
- MÖ 10. ve 7. yüzyıllarda Akdeniz dünyasında, özellikle Tunç Çağı batıklarında bulunan ve Mısır çizimleriyle benzerlik gösteren yastık şeklindeki ingotlar, bu ticaretin önemli kanıtlarıdır.
Rekhmire'nin Özel Mezarı, Jimmy Dunn tarafından Mark Andrews takma adıyla yazılmıştır.Kraliyet ailesinden olmasa da, Rekhmire'nin mezarı (TT 100), Luksor'daki (antik Thebes) Batı Yakası'ndaki en ilginç mezarlardan biridir. Sheikh Abd el-Qurna tepesinin güneydoğu yamacında yer alan bu mezar, özel mezarların en büyüklerinden biridir.
Rekhmire, Yeni Krallık döneminde (18. Hanedan) yaşamış önemli bir Mısırlı vezirdir. Mezarı, Thebes'teki Şeyh Abd El-Kurna bölgesinde yer alan, iyi korunmuş duvar resimleriyle bilinen TT100 mezarıdır.
Rekhmire, Antik Mısır'ın 18. Hanedanı (Yeni Krallık) döneminde yaşamış önemli bir vezirdi ve özellikle II. Thutmosis ile II. Amenhotep zamanında görev yaptı; Teb Nekropolü'ndeki TT 100 numaralı mezarı onun hayatı ve dönemi hakkında değerli bilgiler sunar ve bu mezar sahneleri onun vezir olarak görevlerini, hatta bir vergi toplama sahnesini gösterir.
- Rekhmire'nin mezarındaki (TT100) duvar resimleri, Yeni Krallık dönemine, M.Ö. yaklaşık 1450 yıllarına ait olup, antik Mısır günlük yaşamından, zanaatkârlardan ve yabancı haraç törenlerinden sahneleri tasvir eden, olağanüstü derecede ayrıntılı ve iyi korunmuş örnekler arasındadır. Bu resimler, firavun III. Thutmose ve II. Amenhotep'in veziri olarak görev yapan Rekhmire'nin hayatını ve görevlerini anlatan otobiyografik bir metin niteliğindedir.
I. Ahmose’den sonra gelen I. Thuthmose yeni krallığı kurmuş yani 18. hanedanı başlatmış ve Mezopotamya kökenli Hiksosları emrinde köleler olarak çalıştırmış ve ağır bir hayat ile cezalandırmıştı.
Tarihi kayıtlarda bu anlattığımız I. Thuthmose zamanında saraya kraliyet hanedanı dışında bir çocuk alındığı yazar. Bu çocuğun saraydaki resmi adı Senenmut’tur. O dönemde kralın karısı olan ve çocuğu saraya alan ise Hatşepsut’tur ve Hatşepsut aldığı bu evlatlığı sarayda kollar ve büyütür. Hatşepsut, babası I. Thutmose’nin ölümünden sonra II. Thutmose ile evlenmiştir. Amacı kocasından sonra tahtı, saraya evlatlık olarak aldığı ve çok sevdiği Senenmut’a bırakmaktır. Senenmut artık bir kraliyet mensubudur ve mimarlıkta ustalaşmıştır. Kuran’da da Musa’ya olgunluk çağına gelince bir ilim ve hikmet verildiği belirtilir.
- Haraç Törenleri: Nubia, Suriye-Kenan, Kefti (Girit) ve Punt gibi Mısır'ın imparatorluk bölgelerinden gelen yabancı elçilerin, Rekhmire'ye haraç olarak hayvanlar (zürafalar, maymunlar, leoparlar, bir fil ve bir ayı dahil), altın, değerli taşlar, fildişi ve çeşitli mallar sunduğu sahneler dikkat çekicidir.
- Eski ingotlar, para yerine kullanılan, ağırlıkları önceden belirlenmiş metal külçeleridir (genellikle bakır, kalay, gümüş) ve Tunç Çağı'ndan itibaren Akdeniz ve Eski Doğu'da ticarette önemli rol oynamıştır; Uluburun ve Gelidonya gibi batıklarda bulunan bu yastık şeklindeki "ingotlar", sikke icadından önce ödeme aracı olarak kullanılmış olup, tarihi Mısır'da MÖ 4000'e, Mezopotamya'da MÖ 3000'e, Hititlerde MÖ 2000'e kadar dayanır ve hatta günümüzde bile büyük ödemelerde külçe formunda kullanılmaya devam etmektedir.
Toprakları Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilinceye kadar Doğu Akdeniz'in hâkimiydiler.
Roma İmparatorluğu'nun yükselişinden önce Doğu Akdeniz'e hakim olan güç, Fenikelilerdi. Fenikeliler, Antik Çağ'da Akdeniz kıyılarında yaşamış, deniz ticareti ve kolonizasyon faaliyetleriyle tanınan Sami asıllı bir medeniyettir. En önemli başarıları, modern alfabelerin temelini oluşturan Fenike alfabesini icat etmeleridir.1050’den daha eski yazıtlar için Proto-Kenan alfabesi olarak adlandırılan Fenike alfabesi , doğrulanmış en eski alfabedir. Kent devletlerinin sakinleri Demir Çağı’ndan önce Kenanlılar olarak anılmaktaydı. Kenanlılar Tunç Çağı boyunca güney Suriye ve Lübnan kıyılarında yaşadılar ve Mısırlılar, Persler ve Babil-Asur İmparatorlukları gibi hasım komşularından kaçarak buraya sığındılar. Fenikeliler, MÖ 1200 civarından itibaren, özellikle deniz ticareti, güçlü filoları ve Akdeniz kıyılarındaki (Lübnan ve Suriye) Tyre (Sur), Sidon (Sayda) ve Byblos (Biblos) gibi şehir devletleriyle tanınıyorlardı. Kartaca gibi güçlü koloniler kurdularFenikelilere,Yunanlilar tarafindan verilen ''FENIKE'' adi,dikenli salyangoz kabugundan elde ettikleri ve cok kiymetli kumaslar ürettikleri mor renkli boyaya atfen Yunanca Phoinikes kelimesinden üretilmistir.Daha sonraki dönemlerde, özellikle MÖ 3. ve 2. yüzyıllardaki Pön Savaşları sırasında Roma Cumhuriyeti, Kartaca'yı yenerek Doğu Akdeniz'deki hakimiyetlerini ele geçirdi.Pön Savaşları sırasında gerçekleştiği iddia edilen "ayna olayı" (veya "ölüm ışını" efsanesi), aslında büyük matematikçi ve mucit Arşimet'in Romalılara karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarıyla ilgili bir anlatıdır. Bu olay, İkinci Pön Savaşı sırasında, Romalıların MÖ 212 yılında Siraküza'yı kuşatması sırasında yaşandığı rivayet edilir.
Anadolu'da Seleukos ve Ptolemaioslar
Büyük İskender'in ölümünden (MÖ 323) sonra, onun fethettiği topraklarda kurduğu imparatorluk, diadokhlar olarak anılan komutanları arasında bir iktidar mücadelesine sahne oldu. Bu komutanlardan Seleukos, Lysimakhos ve Ptolemaios ile ittifak yaparak o sıralar Asya ordularının başkomutanı sıfatını taşıyan Antigonos Monophtalmos ile Demetrios'a karşı bir güç birliği oluşturmuştu. Nitekim MÖ 301'de Ipsos'ta (Afyon'un Çay ilçesi yakınında, Sipsin köyü) Seleukos ve Lysimakhos'un kuvvetleri, Antigonos ve Demetrios'un kuvvetleri üzerinde kesin bir zafer kazandılar; Antigonos öldürüldü, Demetrios ise kaçmayı başardı. Bu savaştan sonra iyice güçlenen Seleukos, Suriye ile birlikte Anadolu'nun önemli bir kısmına sahip olmuş, hatta egemenliğini Indos'a kadar yaymıştır.
Bir süre sonra, Lysimakhos'un egemen olduğu topraklarda başgösteren huzursuzluk ve Lysimakhos'un kötü icraatları, Seleukos'un duruma müdahalesini gerektirdi. Seleukos'un Batı Anadolu'ya ilerlediği haberini alan Lysimakhos da Hellespontos'tan geçerek, güneye doğru ilerlemeye başladı. İki ordu, Magnesia ad Sipylum (Manisa) yakınındaki Korou Pedion'da karşılaştı (MÖ 281). Seleukos, Lysimakhos'un ordusunu yenilgiye uğrattı; Lysimakhos savaş sırasında öldü. Bu savaştan iyice güçlenmiş olarak çıkan Seleukos, -Karadeniz kıyıları dışında- Anadolu'nun tamamına egemen olmuştur.
Ancak bu zaferin tadına varamadan bir yıl içinde öldürüldü. Yerine I. Antiokhos geçti. Yine de Seleukoslar, Anadolu, Suriye ve Yukarı Asya'nın egemeniydiler. Ancak Seleukoslar, Anadolu ve Suriye'deki topraklarını elde tutabilmek için Ptolemaioslar ile sürekli bir mücadele içinde olmuşlardır (I-V. Suriye Savaşları). Bundan böyle Seleukosların tarihi, I. Seleukos'un kazandığı toprakların elde tutulması mücadelesinin tarihi olacaktı. Ayrıca, onların zorlu mücadeleler sonucu elde ettikleri Anadolu topraklarında Bithynia, Pontos, Pergamon, Kappadokia ve Armenia gibi birtakım küçük krallıkların da ortaya çıkması, Seleukosların hareket serbestliğini büyük ölçüde kısıtlıyordu. Üstelik Roma'nın da Anadolu topraklarına gözünü dikmiş olması Seleukosların rahatını kaçırıyordu.
I.Antiokhos'un ölümünden sonra Seleukoslar Krallığı tahtına sırasıyla oğlu II. Antiokhos, II. Seleukos, III. Seleukos ve III. Antiokhos geçti. III. Antiokhos dönemi, Seleukos Krallığı'nın en parlak dönemidir. Antiokhos önce krallığı içerisinde bazı düzenlemeler yaptıktan sonra, Küçük Asya valiliğine atadığı Akhaios'u Toroslar'ın batısına göndererek, daha önce kendi egemenliğinde bulunan ama o sıra Pergamon Krallığı'nın elinde bulunan toprakları geri aldı (MÖ 223/222). Ancak bir süre sonra Akhaios, Antiokhos'a isyan bayrağını açarak kendisini kral ilan etmiştir. Fakat bir süre sonra, Sardeis civarında yapılan savaşta yenilerek öldürüldü.
Bu arada Roma Akdeniz'de iyice güçlenmiş ve gözünü doğuya çevirmişti. Romalılar, Yunanistan üzerinden Hellespontos'tan geçerek Anadolu'ya ayak bastılar. III. Antiokhos'un ordusuyla Roma ordusu Magnesia (Manisa) civarında karşılaştı (MÖ 190). Seleukos kralı, Romalılar karşısında büyük bir hezimete uğradı ve Toroslar'ın ötesine çekildi. Aslında bu bölge (Kilikia ve Kuzey Suriye) Seleukosların çekirdek bölgesiydi. Yapılan ön anlaşmaya göre Antiokhos savaş tazminatı ödeyecek ve Seleukoslara sığınmış olan Kartaca komutanı ünlü Hannibal'i Romalılara teslim edecekti. Bu arada, Roma Senatosu, Batı Anadolu'ya consul Manlius Vulso'yu göndererek, Küçük Asya'da düzenlemeler yapmasını istemiştir. Vulso'nun ilk işi Antiokhos'a yardım eden Galatları cezalandırmak oldu. İki yıl sonra (MÖ 188) Apameia'da (Dinar) yapılan antlaşmada Antiokhos'un boşalttığı topraklar Pergamon Krallığı ile Rhodos arasında paylaştırılmıştır. Seleukoslar, Toroslar'ın kuzevindeki ve doğusundaki topraklarını kaybettiler.
Bir daha toparlanamayan Seleukoslar, daha ziyade Suriye ve Kilikia bölgelerinde egemenliklerini sürdürmeye çalıştılar. Roma Senatosu Anadolu'nun güney kıyılarında bir tehdit unsuru olan korsanları ortadan kaldırmak üzere Pompeius'u görevlendirdi. Pompeius, kısa sürede Akdeniz'i korsanlardan temizledi (MÖ 67). Bundan böyle Pontos Kralı VI. Mithradates ile olan savaşın komutanlığı da kendisine verildi. MÖ 64 yılında Suriye'ye giren Pompeius, Seleukosların Kralı XIII. Antiokhos'u tahttan indirerek, Seleukoslar Hanedanı'na son verdi; Suriye, Roma'nın bir eyaleti konumuna getirildi.
Seleukoslar, egemenlikleri süresince çok sayıda kent kurmuşlardır. Appianos (Syriaca 57), Seleukos'un kurduğu kentleri saymaktadır: Babası onuruna 16 Antiokheia, annesi onuruna 5 Laodikeia, kendi adına 9 Seleukeia, eşleri adına 3 Apameia ve 1 Stratonikeia. Bunlara Seleukos'un kazandığı zaferlerden ya da ele geçirdiği topraklardan sonra kurduğu ya da adını değiştirdiği kentler de eklenebilir. Arkeolojik kazılarda ya da yüzey araştırmalarında ele geçen, Seleukos kralları ya da aile üyeleri için yazılmış çok sayıda dekret (Halk Meclisi kararnamesi), Anadolu kentlerinin Seleukoslara olan şükranlarını içermektedir. Seleukosların, Anadolu kentlerine cömert davranarak, tapınakları için bağışlar, çeşitli nedenlerle maddi destekler, buğday dağıtımı, inşa için malzeme ve benzeri yardımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır,
Ptolemeuslar
Büyük İskender'in ölümünden sonra, ele geçirdiği topraklar üzerinde kurduğu imparatorluğun yönetimi ilk başlarda Antipatros, Perdikkas ve Krateros'a bırakılmıştı. Ancak, bazı bölgelerde diğer diadokhlar da söz sahibi oldular. Bunlardan Ptolemaios, Mısır'da hüküm sürecekti. Daha sonraki Triparadeisos Kararları'nda da Mısır'ın Ptolemaios'un egemenliğinde bulunması onaylanmıştı (MÖ 321). Ancak ilerleyen yıllarda Ptolemaioslar, Mısır dışında da toprak sahibi olmak için mücadele ettiler. Anadolu için en büyük rakipleri Seleukoslar idi. Nitekim Ptolemaioslar ile Seleukoslar egemenlik için en az beş kez savaşmışlardı. Ptolemaiosların Anadolu'da toprak edinmek istemeleri sadece Eski Yunan dünyasına ulaşımı sağlayacak Akdeniz ve Ege Denizi'ni ele geçirmek değildi, aynı zamanda kereste gibi, kendi ülkelerinde olmayan doğal zenginliklere de sahip olmak istiyorlardı.
I. Ptolemaios'un MÖ 310'da Antigonos'a savaş ilan ederek Dağlık Kilikia'yı (Kilikia Trakheia) işgal ettiğini biliyoruz. Ancak, Antigonos'un oğlu Demetrios kısa sürede işgal edilen yerleri geri aldı. Fakat I. Ptolemaios bir yıl sonra, MÖ 309'da, Lykia bölgesi kentlerinden Phaselis (Tekirova), Ksanthos (Kınık) ve Kaunos'u (Köyceğiz) ele geçirdi. Limyra'da (Zengerler) bulunan ve MÖ 288/287'ye tarihlenen bir yazıtta I. Ptolemaios'un Lykia'ya iki oikonomos (yönetici) atadığı yazılıdır. Buradan, Limyra'nın I. Ptolemaios döneminde bağımsız olmadığını, Ptolemaioslann kontrolünün söz konusu olduğunu düşünebiliriz. Ayrıca Limyra'da yapılan kazılarda II. Ptolemaios ile kız kardeşi ve aynı zamanda karısı (theoi adelphoi= tanrısal kardeşler) II. Arsinoe adına yapılmış bir hükümdar kültü yapısının (Ptolemaion) varlığı da saptanmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, Ptolemaios'un Lykia'yı kontrol altında tutma amacı, bölgenin hem Ege Denizi'ne açılan stratejik bir öneme sahip olması hem de kereste açısından zengin olmasıydı.
Ptolemaioslar, MÖ 309'daki Lykia egemenliğini bir süre sonra kaybettiler. Ancak bir süre sonra, MÖ 295'te, tekrar Lykia'yı egemenlikleri altına almışlardır. Lykia'da en fazla bulunan Ptolemaios sikkeleri II. Ptolemaios'a (MÖ 285-246) aittir. Thelmessos'ta (Fethiye) II. Ptolemaios onuruna yazılmış ve Apollon, Artemis, Leto Kutsal Alanı'na dikilmiş dekret de Ptolemaiosların Lykia'daki varlığı için ayrı bir öneme sahiptir. II. Ptolemaios'un gümüş tetradrahmilerinin MÖ 250 yılı civarında Byzantion'da tedavülde olduğu anlaşılmaktadır. Bu sikkelerin üzerine Byzantion'un kontrmarkı vurularak Byzantion topraklarında dolaşımına imkân sağlanmıştı. Ancak üzerinde Byzantion kontrmarkı olan bu sikkelerin II. Ptolemaios'un bağışı ile mi yoksa ticaret yoluyla mı kente geldiği belirsizdir.
Bu arada Ephesos ve Miletos gibi önemli Ionia kentleri Ptolemaioslann eline geçtiyse de, MÖ 281 yılındaki Korou Pedion Savaşı sonrasında Seleukosların Anadolu'daki egemenliği Ptolemaiosların aleyhine olunca, Ptolemaioslar işgal ettikleri toprakları terketmek zorunda kaldılar. Bu arada Nagidos'ta (Bozyazı) bulunan ve Arsinoe kentinin (Maraş harabeleri) kuruluşuna ilişkin bilgiler içeren yazıt, III. Ptolemaios (MÖ 246-221) döneminde Ptolemaioslann Dağlık Kilikia'daki kontrolünün kanıtıdır. Nitekim Nagidos kazılarında Ptolemaioslann bronz sikkelerinden kayda değer miktarda bulunmuştur. Ancak MÖ 246 yılı öncesinde Kilikia'nın hâkimiyeti Seleukoslardaydı; MÖ 246'da egemenlik tekrar Ptolemaioslara geçmiştir. Meydancıkkale'de bulunan 5215 sikkenin yer aldığı definede iki binden fazla Ptolemaios sikkesi bulunmakta olup bunlar III. Ptolemaios dönemine aittir. III. Ptolemaios döneminde, Tarsos, Ephesos ve Ainos'ta (Enez) Ptolemaios sikkeleri basılmıştır. MÖ 222'de IV. Ptolemaios'un iktidara gelişiyle Ptolemaioslar Pamphylia'dan Hellespontos'a (Çanakkale Boğazı) kadar olan bölgeyi kontrol altına aldılar. Ptolemaioslar, Kilikia bölgesini egemenlikleri altında tutabilmek için Seleukoslarla mücadele etmek zorunda kaldılar. Romalıların MÖ 190'da Seleukos Kralı III. Antiokhos'u Magnesia'da (Manisa) yenilgiye uğratmalarından ve de MÖ 129'da Batı Anadolu'da kurdukları Asya Eyaleti'nden sonra Seleukosların olduğu gibi, Ptolemaioslann da Anadolu'daki hareketi sınırlanmış ve nihayette MÖ 31 yılında Actium'da Romalı Octavianus'un Ptolemaioslann kraliçesi VII. Kleopatra (MÖ 51-30) ve onun yanında bulunan Marcus Antonius'u yenilgiye uğratması ve bu olaydan kısa bir süre sonra Kraliçe Kleopatra'nın intiharıyla son Hellenistik krallık da Roma tarafından ilhak edilmiştir.
Eski Anadolu ve Trakya, Oğuz Tekin, İletişim Yayınları
#
- Antik ve Orta Çağ: Skirtos Irmağı olarak bilinen dere, Urfa'nın su kaynağıdır ve tarih boyunca pek çok medeniyete hizmet etmiştir.
- Karakoyunlu Dönemi: 14. yüzyılda Urfa'da hüküm süren Şii Karakoyunlu hükümdarlarıyla ilişkilendirilmiş, bölgeye hakimiyetleri sırasında bu derenin önemi artmıştır.
- Skirtos Irmağı (günümüzde Karakoyun Deresi), tarihi Şanlıurfa'nın kalbinden geçen ve pek çok sel felaketine neden olmuş bir nehir olup, özellikle 525 yılındaki büyük felaket sonrası Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından nehrin yatağının değiştirilerek ıslah edilmesi ile tarihi önem kazanmıştır, bu sayede yaşanan yıkımın önüne geçilmeye çalışılmıştır.
- Sanat ve Mitoloji: Skirtos, antik dönemde bir "nehir tanrısı" olarak kişileştirilmiştir. Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki mozaiklerde ve Edessa dönemine ait sikkelerde Skirtos, genellikle kentin koruyucu tanrıçası Tyche'nin ayakları dibinde yüzen bir figür olarak tasvir edilmiştir.
Hezekiya ayrıca, Tora'da en çok göze çarpan krallardan biridir.İkinci İsrail Krallığı'nın Asurlu II. Sargon tarafından MÖ 720'lerde yıkılmasına şahitlik eden Hezekiya, MÖ 701'de Sanherib'in Kudüs'ü kuşattığı sırada Yehuda kralıydı.
İbranice İncil, Asurluların İsrail-Samiriye'ye başarılı bir saldırı düzenlediğini ve bunun sonucunda halkın sürgün edildiğini anlatır ve daha sonra Lakiş'e yapılan saldırının Hezekiya'nın barış istemesiyle sona erdiğini ve Sanherib'in 300 talant gümüş ve 30 talant altın talep ettiğini aktarır. Hezekiya ona sarayındaki ve Yeruşalim'deki tapınaktaki bütün gümüşü ve tapınağın kapı ve kapı sövelerindeki altını vermiştir. Buna karşılık Taylor Prizması, Asurlular tarafından 46 surlu şehrin ve sayısız küçük yerleşim biriminin fethedildiğini, 200,150 kişinin ve hayvanların sürgün edildiğini bildirmektedir. Fethedilen topraklar geri verilmek yerine üç Filistinli kralı arasında paylaştırılmıştır. Prizma ayrıca, Sanherib'in kuşatmasının Hezekiya'nın Kudüs'te "kafese kapatılmış bir kuş gibi" kapatılmasına, Hezekiya'nın paralı askerlerinin ve 'Arapların' onu terk etmesine ve Hezekiya'nın sonunda Sanherib'i satın alarak ona antimon, mücevherler, fildişi kakmalı mobilyalar, kendi kızlarını, haremini ve müzisyenlerini vermek zorunda kalmasına yol açtığını söylemektedir. Hezekiya'nın vergi ödeyen bir yönetici olduğu belirtiliyor.
- Kimmerler (Gimirrai): Asur kaynaklarında "Gimirra", Grek kaynaklarında ise "Kimmerian" olarak geçen savaşçı ve göçebe halkın Gomer'in soyundan geldiği yaygın bir görüştür.
- Coğrafi Yayılım: Kimmerler M.Ö. 7. yüzyılda Güney Rusya'dan Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya (Kapadokya) ve Orta Doğu'ya yayılmışlardır.
- Etnik Bağlantılar: Yahudi tarihçi Flavius Josephus, Gomer'in soyunun Galatlarla (Galyalılar) bağlantılı olduğunu savunur. Bazı geleneklerde ise Gomer soyu Almanlar, Keltler ve Galler (Cymry) halkı ile ilişkilendirilir.
Simgelediği Durum: Hoşea'nın sadakatsiz eşi Gomer ile olan evliliği, İsrailoğullarının Tanrı'ya karşı olan sadakatsizliğini temsil eden sembolik bir hikaye olarak anlatılır.
Kökenleri ve Tarihleri.
- İsim Kaynağı: "Aşkenaz" ismi, İncil'deki Nuh'un torunlarından biri olan Gomer'in oğlu "Aşkenaz"a dayandırılır ve Orta Çağ'da Almanya'yı ifade etmek için kullanılmıştır.
- Göçler: Başlangıçta Ren Nehri boyunca yerleşik olan Aşkenazlar, dini zulümler ve antisemitizm nedeniyle Orta ve Doğu Avrupa'ya (Polonya, Litvanya, Rusya vb.) göç etmiştir.
- Osmanlı İmparatorluğu: 1492'deki büyük göç dalgasıyla ve daha sonra Osmanlı topraklarına sığınarak Anadolu'ya gelmişlerdir.
Sodom ve Gomorra'nın Yıkımı
Eski Ahit'ten ince renkli bir görüntü, yaklaşık MÖ 1900'de Sodom ve Gomorra'nın yıkımını tasvir eden, Schedel'in 1493 tarihli Nürnberg Kroniği'nden uyarıcı bir İncil sahnesini tasvir ediyor.
Görüntü, İbrahim'in soyundan gelenlerin bir kısmının bir asma ile birbirine bağlandığını, Sodom ve Gomorra'nın yıkımını ve Lut'un karısının yanan şehirlere bakarken tuz sütununa dönüşmesini gösteriyor. Bu tarihte Ölü Deniz bölgesinde kapsamlı bir deprem olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır. Ateş ve kükürt efsaneleri, petrol gazlarının kaçışından doğmuş olabilir.
- Gomer, Yaratılış Kitabı'nda Nuh'un oğullarından Yafet'in torunu olarak da geçer ancak peygamberlikle ilgili hikayesi Hoşea kitabındadır.
###################################
ASYA KÜÇÜK

Anadolu’daki en eski uygarlıklar Sümer, Asur, Urartu ve Hitit uygarlıklarıdır.
Anadolu'ya Yerleşme Tarihi
Türkiye, yerleşme coğrafyası ve tarihî zenginliği bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Yapılan paleoarkeolojik araştırmalar, ülkemiz topraklarında yerleşmenin günümüzden en az 10-12 bin yıl öncesine dayandığını ortaya çıkarmıştır.
Türkiye topraklarının ilk sakinleri Paleolitik Çağ’da mağaralarda, kaya sığınaklarında ve açıkta yaşayan insan toplulukları olmuştur. Toros Dağları, Amanoslar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı kesimleri insanların yaşamak üzere tercih ettiği alanlar olmuştur. Yarımburgaz (İstanbul), Karain (Antalya), Palanlı (Adıyaman), Şarklı (Gaziantep), Kanal, Merdivenli ve Üçağızlı (Hatay) mağaraları en eski barınak örnekleri olarak gösterilebilir. Neolitik Çağ’da yerleşik hayata geçilmesiyle Göbeklitepe (Şanlıurfa), Çatalhöyük (Konya), Hacılar (Burdur), Aşıklıhöyük (Aksaray), Çayönü (Diyarbakır) ve diğerleri Anadolu’nun insan eliyle yapılmış meskenlerden oluşan ilk yerleşmeleri olmuştur.
Anadolu’da tesis edilen ilk köy tipi yerleşmelerde meskenlerin kerpiçten yapılmış olması, insanların Türkiye’nin coğrafi koşullarını iyi tanıdıklarını gösterir. Neolitik yerleşmelerin genelde Toroslara komşu alanlarda belirmesiyle insanlar; bu yeni, sürekli oturulabilir, tarım yapılabilir alanlara geçmiştir.
İhtiyaç fazlası malların değiş tokuşunun belirli zaman ve yerlerde yapılır hâle gelmesi, bunların bir yerden başka bir yere ulaştırılması yerleşmenin zorunlulukların dışına taşmasına yol açmıştır. Bu dönemin izlerini Beycesultan (Denizli), Gözlükule (Mersin), Alişar (Yozgat), Alacahöyük (Çorum) ve Truva’da (Çanakkale) görmek mümkündür. Anadolu’da yerleşmenin seyri bu şekilde aşama kaydederken ilk devlet kuran toplum Hititler olmuştur (MÖ 3500-1295). Çorum-Yozgat il topraklarına yerleşmişlerdir. Anadolu’nun merkezî kısmında Hititler yer alırken Doğu Anadolu’da (Van Gölü çevresi) ise Urartular bulunuyordu. Urartular, o döneme göre son derece gelişmiş sulu tarım metotları uygulamışlardır. MÖ 1300 yıllarında Batı Anadolu’ya yerleşen Frigyalılar ve İyonlar; Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında hâkim fonksiyonu tarımdan ziyade ticaret olan şehirler kurmuşlardır. Milet ve Efes bunlara örnek verilebilir.
Orta Çağ’ın (MS 476-1453) oldukça uzun bir döneminde ise Anadolu toprakları Bizans egemenliğinde bulunuyordu. Orta Çağ’da Anadolu topraklarının Türk nüfusunun yerleşimine açılması, yerleşme coğrafyası bakımından en büyük değişim olmuştur. 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya yoğun bir Türk göçü başlamıştır. Çeşitli Türk boylarının birleşmesinden meydana gelen Selçuklu Devleti 237 yıl Anadolu’nun önemli bir kısmına hükmetmiştir. 1299’da beylikten devlete geçiş aşaması kaydeden Osmanlılar, 600 yıllık uzun soluklu bir dönem geçirmiştir. Adını altın harflerle bu topraklara nakşeden Osmanlı Devleti, geride devasa bir tarih ve medeniyet bırakarak ömrünü kurulduğu topraklarda tamamlamıştır. Millî Mücadele Dönemi’nin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anadolu topraklarında kurulmuştur. Türkiye, bu topraklarda yerleşik bir hayat sürmüş milletlerin davranış ve yaşamlarında etkili olmuş, doğal şartları çeşitli bir ülkedir. Bu çeşitlilik dikkate değer biçimde yerleşme olayına da yansımış ve Türkiye, belki de dünyanın en zengin mesken ve yerleşme tipleri koleksiyonuna sahip ülkelerinden birisi durumuna gelmiştir.
Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yapay tepelere höyük denir. Örneğin Konya ilimizde yer alan Çatalhöyük’te farklı zamanlara ait 11 yerleşmenin izleri bulunmaktadır.
https://youtu.be/Gf8xs1ejAfI?si=cfNR9t4KrEMgza5o
🎥 43:42 konu geçmektedir
⚠️Anadolunun Turizme Açilmayan Kasabaları.‼️
Farklar ve karşıtlıklar, insani ve sosyal gelişmenin en önemli unsurlarını oluşturuyor.
Anadolu’da İlk Yerleşimler
Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden olan Göbeklitepe, Çatalhöyük, Hacılar vb ev sahipliği yapan kadim Anadolu. İnsanların avcı-toplayacılıktan yerleşik düzene geçmesini sağlayan tarım ve hayvanların ehlilleştirilmesi gibi adımların izlenebildiği merkezler Anadolu’nun her köşesinde yer almaktadır. Dini, ticari ve kültürel açıdan önemli bu yerleşimlerin tarihi M.Ö. 12000 yılına kadar gitmektedir.
- Göbeklitepe
- Çayönü
- Nevali Çori
- Hallan Çemi
- Hacılar
- Çatalhöyük
- Çatalhöyük Ana Tanrıça Kültü
- Hacılar Seramiği
- Çatalhöyük Mimarisi
- Gavurkale
- Yumuktepe
- Köşkhöyük
- Arslantepe
- İkiztepe
- Canhasan
- Erbaba
- Limantepe
- Beycesultan
- Soshöyük
- Değirmentepe
- Tülintepe
- Ilıpınar
- Tilkitepe
- Norşuntepe
- Büyüktepe
- Karaz
- Kumtepe
- Aşıklıhöyük





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O