Ḥarrat Khaybar (Arapça: حَرَّة خَيْبَر), Hicaz Kenti Hicaz bölgesinde Medine'nin kuzeyinde yer alan bir volkanik alandır. Yaklaşık 12.000km2 (4.600 mil kare) büyüklüğünde bir alanı kaplar. En son patlama 600 ile 700 yılları arasında gerçekleşmiştir. Harrat Khaybar'da Neolitik döneme ait insan yapımı taş yapılar incelenmiştir.
Khaybar[a] (Arapça: [ˈxæjbɑr], خَيْبَر), Suudi Arabistan'ın Medine Eyaleti'nde bir vahaydı ve Medine şehrinin yaklaşık 153 kilometre (95 mil) kuzeyinde yer almaktadır.Tarihsel olarak, Haybar hurma yetiştirmesiyle bilinir. Bölgede yetiştirilen hurmalar genellikle Medine'ye ihraç edilirdi.
Bölgede, Orta Tunç Çağı ve Orta Çağ dönemine ait çömlekler, Demir Çağı'na ulaşan çömlekler, kaseler ve figür parçaları bulunmuştur. Yerel köylü folkloru nedeniyle de dikkat çekicidir; bu halk onu daha eski bir Yahudi nüfusuyla ilişkilendirir; bu nüfus muhtemelen Haybar Yahudileriyle bağlantılıdır.19. yüzyılın sonlarında, günümüzde kuzey Batı Şeria'sı olan Meithalun'dan gelen köylüler, yerel olarak Khirbet Kheibar olarak bilinen yakındaki harabeyi, geleneklerine göre bölgede yaşayan ismi açıklanmayan bir Yahudi kral ve kızıyla ilişkilendirdiler. Bazı akademisyenler bu iki geleneğin Yahudilerin Haybar'dan sürgün edilmesi ve bölgeye yerleşmeleriyle ilişkilendirilmesini önermiştir.
Tepenin üst düz zirvesini çevreleyen antik bir şehir suru, bazı bölümleri üç metre yüksekliğine kadar korunmuştur. Duvarların içindeki alan şu anda parsal tarımı için kullanılmakta olup yaklaşık 5 dunam büyüklüğündedir. Yerleşim alanı bazı dönemlerde (en azından Roma döneminde) daha büyüktü ve surların ötesine kadar genişledi.
Khirbet Kheibar'dan bulunan küçük keşifler arasında iki figür parçası, yaka kenarlı kavanozlar, çukurlu çömlekler ve kama şeklinde süslü kaseler bulunur. Güney Mezopotamya kökenli olduğu düşünülen bu kuşlar, Sameriye'de çeşitli yerlerde bulunmuş ve İsrail Krallığı'nın çöküşünden sonra Neo-Asur İmparatorluğu tarafından bölgeye yerleştirilen Mezopotamya halkları tarafından bölgeye getirildiğine inanılıyor.
(((( Sıffin Muharebesi (Arapça: صفين) (Mayıs-Temmuz 657), İlk Fitne esnasında, Halife Ali ile İslam Devleti'nin Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan arasında Sıffin'de yapılan savaş. =Ali, İslam Devleti'nin yönetim merkezini Medine'den Kufe'ye taşıdı. Bunun nedeni Kufe'de destekçilerinin olması ve Kufe'nin daha merkezî bir konumda bulunmasıydı. Ali, Kufe'de topladığı ordu ile Muaviye kontrolündeki Suriye eyaletini işgal etti. İki ordu Fırat boyundaki Sıffin'de karşı karşıya geldi.))))
Victor Guérin 1870'te bu yeri ziyaret etmiş ve şöyle yazmıştır: "[...] eteklerde, tüm yeri çevreleyen büyük, giyinmemiş kayalardan yapılmış bir duvarın kalıntılarını buldum. İçeride, tepenin dörtte üçüne kadar çökmüş, küçük binalarla dolu. Daha yukarıda ise büyük, soyulmamış taşlardan oluşan başka bir duvar var. İçinde kayadan oyulmuş sarnıçlar, bazı çökmüş yapılar ve 15 m uzunluğunda ve 12 m genişliğinde bir kulenin temelleri bulunmaktadır."
Haybar Vahası, İslam öncesi dönemde kuzeybatı Arabistan'daki diğer büyük duvarlı vahalara benzer devasa bir duvarla tamamen çevriliydi ve Tunç Çağı'na kadar uzanır; MÖ 2250 ile 1950 yılları arasında, çölden çevredeki göçebe nüfus gruplarına karşı koruma amacıyla kullanılmış. Seferin kısa bir anlatımı İbn Kutube tarafından verilmiştir; bu kayıt altıncı yüzyıla ait Harran yazıtında da geçilebilir.
Khaybar Muharebesi Mayıs/Haziran 628'de gerçekleşti. Medine'li Yahudi Banū Naḍīr, rahip Aaron'un soyundan geldiğini iddia ederek Haybar'da topraklara sahipti ve orada kaleler, kaleler ve silahlar vardı. Muhammed onları 625'te Medine'den kovduktan sonra, liderleri Muhammed'e karşı savaşa hazırlanmak ve diğer gayrimüslim Arap kabilelerinden yardım almak için Haybar'daki mülklerine taşındılar. Muhammed, önce Banū Naḍīr liderlerinin evlerine kılık değiştirmiş misafirler gönderdi ve liderler ev sahiplerini öldürdü.Haybar kalelerinde tüneller ve geçitler vardı; savaş zamanında kuşatma altındakıların kalelerin dışındaki su kaynaklarına ulaşmasını sağlıyordu.
HAYBER HAYBER YA YEHUD, CEYŞU MUHAMMED SEVFE YE'UD! ☝🏻
https://youtube.com/shorts/EQKF94lMT9w?si=yJBJ8rYwG2pRH6w9
İbrânîce “kale” anlamına gelen Hayber, Yahudilerin Arabistan’daki en eski yerleşim yerlerinden biridir. Yahudilerin Hayber’e ilk olarak Asur sürgünüyle geldiği, sonraki sürgünlerle de şehrin bir Yahudi merkezine dönüştüğü kabul edilmektedir. İslâmiyet’in ortaya çıktığı dönemlerde, Arabistan Yahudileri içerisinde en güçlü ve organize Yahudi topluluğu, Hayber’de idi. Kalelerinin sağlamlığı, topraklarının verimliliği ve su bentlerinin çokluğuyla meşhur olan Hayber, Yarımada’nın kuzey-güney ana ticaret güzergâhında olması sebebiyle çok zenginleşmişti.
Hicretten sonra Hayber Yahudileri Medine’de kurulan yeni devlet için hep tehlike teşkil etmiş, Medine aleyhine çeşitli Arap kabileleriyle yürüttükleri siyasal faaliyetler nedeniyle şehir, 628 yılında [Hicrî 7] fethedilmiştir. Fetihten sonra Hayberlilerin canı bağışlanmış; önce taşıyabilecekleri mallarla şehri terk etmelerine müsaade edilmişken, daha sonra vazgeçilerek Müslümanlara ait olan bu topraklarda yetiştirdikleri ürünlerin yarısını alma şartıyla yerlerinde bırakılmış, kendilerine dinî gereklerini serbestçe yaşama hakkı da tanınmıştı.
Hz. Ömer döneminde kadar Hayber’de bu şekilde kalan Yahudilerin bir kısmı, bu dönemde çeşitli siyasî ve ekonomik nedenlerden ötürü Teymâ ve Erîha’ya sürülmüştü. Hayberliler, sonraki dönemlerde buradan Mısır, Suriye ve Irak’ın değişik şehirlerine yerleşmişlerdi. Hayber’de kalanlar ise, XVIII. asra kadar varlıklarını sürdürmüş, aynı asrın ikinci yarısından itibaren Vehhâbî hareketi ile beraber yavaş yavaş şehirden göç etmişlerdir. Fetih’ten sonra cizye alınmayan Hayberlilere sürgünden sonra cizye de konmuştu. Ancak Hayber kökenli olduğunu iddia eden bazı Yahudiler, zaman zaman düzmece belgelerle Müslüman idarecilerden cizyeden muafiyet talebinde bulunmuşlardır. Abbâsî idarecileri bu tür taleplere prim vermezken, Fâtımîler, düzmece de olsa bu belgelere istinaden Hayberli Yahudileri cizye ve zimmîlere yönelik bazı yükümlülüklerden muaf tutmuştur. Makalenin sonunda Geniza vasıtasıyla günümüze ulaşan bu sahte belgelerden biri verilmektedir.
⚔️🏰🏰🏰🏰🏰🏰🏰⚔️
Hayber'in Fethi:
Musa'ya indirilene yemin ederim ki alt oldunuz...
Hicretin 7. senesi Muharrem ayı sonları. (Milâdî 628.)
Hayber, volkanik bir arazi üzerine kurulmuş, kuvvetli ve sağlam yedi kaleye sahip bir şehirdi. Şam yolu üzerinde bulunan bu şehir, Medine'nin kuzey batısına düşüyor ve ona uzaklığı ise yüz mili buluyordu (169 km).
( Hayber'in, gâyet müstahkem yedi kalesi vardı. Bunların isimleri; Ketîbe, Naîm, Şakk, Kâmus, Netât, Sülâlim ve Vatîh idi.)

Yahudilerin, tarih boyunca Peygamber katili olmaları ve her toplumda bozgunculuk-fitne-fesat çıkarmalarından ve bunun akabinde, sürgün edilmelerini de hatırlayarak tarihin kaçınılmaz tekerrürünü bir kez daha müşahede ediyoruz.
Hayber şehri adını, kurucusu Hayber b. Kāniye b. Mehlâîl’den aldığı rivayet edilir. Özellikle Câhiliye döneminde Yahudilerin oturduğu yedi ayrı kaleden oluşan (ki her kaleyi destekleyen 3 er burç ile çevrili) ve bunların sağlamlığıyla tanınan Hayber, içinde bulunduğu vadinin verimliliği ve su bentlerinin çokluğu ile de meşhurdur.
Hayber şehri, zamanın büyük ticaret merkeziydi. Burada, Hindistan ve Çin’den gelen malların yanı sıra bölgenin hayvancılık, sebzecilik ve meyvecilikten elde edilen ürünleri, ziynet eşyaları, silâhlar, ziraat aletleri, bal ve şaraplar, çeşitli kumaşlar ve köleler alınıp satılır, bundan başka sarraflık da yapılırdı. Başta Mekke ve Yesrib (Medine) olmak üzere Yemen, Hadramut, Bahreyn, Tâif, Suriye ve Filistin ile Irak taraflarından pek çok kişi buraya akın ederdi.
İslâmiyet’in ilk yıllarında Hayber vadisinde birçok vaha bulunuyor ve ne kadar yükseğe çıkılırsa çıkılsın şehri teşkil eden kalelerin tamamını birlikte görebilmek mümkün olmuyordu.
Peygamber zamanında Ketîbe adlı yerde 40.000 hurma ağacının varlığından söz edilir. Hayber’le ilgili en eski bilgilere, son Bâbil kralı Nabonidus’un (m.ö. 556-539) Harran’da 1956 yılında bulunan bir yazıtında rastlanmaktadır. Bu yazıtta, adı geçen kralın Teymâ’da ikinci başşehrini kurduktan sonra Hayber ve Fedek’ten geçerek Yesrib’e kadar yolculuk yaptığı söylenmektedir. Yine Harran yakınlarında Lece’de ele geçen bir başka yazıtta da Şerhîl b. Talmû’nun Hayber seferinden bir yıl sonra 463’te Zelmertûl’u inşa ettirdiğine dair bir kayıt bulunmaktadır.
İbn Kuteybe’ye göre ise bu sefer Hâris b. Ebû Şemir (Hâris b. Cebele) tarafından düzenlenmiştir. O sıralarda Hayber’de kimlerin oturduğu bilinmemektedir; ancak altmış yıl sonra Peygamber buraya geldiği zaman varlıklı Yahudilerle karşılaştı.
HAYBER GAZVESİ
Yıl: 629
Taraflar: Müslümanlar-Yahudiler
Gazve: Peygamberin bizzat katıldığı Askerî Harekât… Yahudiler, Hendek Savaşı’nda Mekkeli müşriklerle ittifak yapıp Müslümanların aleyhine dönmüşlerdi. Ayrıca Mekke-Medine ve Şam ticaret yolu üzerinde tehlike oluşturuyorlardı. Başka ülkelerden gelen ticarî kervanları yağmalıyor ve tüccarları öldürüyor ya da köle pazarında satıyorlardı.
Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan Hudeybiye Muâhedesi’ni, görünüşteki durumuyla İslâm cephesinin kuvvetsizliğine hamleden münâfıkların bu tavrına Hayber Yahudileri de katılmıştı. Bir müddet sonra da, daha önce sürgün edilen Yahudi kabîlelerinden aralarına sığınmış olanların körüklemesiyle Hayber’de büyük bir fesat ocağı tutuştu. Yahudiler, Gatafân kabîlesiyle birlikte hareket etmeleri karşılığında bir yıllık mahsullerinin yarısını vermeyi ve Medîne’ye (Müslümanları yok etmek adına, erkekleri öldürüp kadın ve çocukları köleleştirmek için) bir ordu göndermeyi plânladılar. Medîne, Hayber’le Mekke arasında idi.
Dolayısıyla ne zaman müşriklerle bir harp yapılsa, Hayber Yahudileri Müslümanları arkadan vurmak-yok etmek için hamleler yapıyorlar ve kimi müslümanları da şehid ediyorlardı.
Peygamber bu durum karşısında kati çözüm için 1.500 kişilik (1.200 piyade, 300 süvariden oluşan) bir ordu kurdu. Medine’den hareket eden İslâm ordusunda Peygamberin zevcesi Ümmü Seleme ile birlikte yirmi kadar Müslüman hanım da bu Gazve’ye katıldı. Harp esnasında yaralanan mücahidleri tedavi etmek, onlara yemek pişirmek ve gerektiğinde kılıçlarıyla savaşacaklardı. Hayber Yahudilerinin ordusu ise tam teçhizatlı 20 bin kişiden oluşuyordu. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra Yahudiler, Müslümanların kendilerine baskın yapabileceklerini düşünememişlerdi.
Peygamber 3 günlük yolculuğu neticesinde bir gece vakti ordusuyla Hayber yakınlarındaki Sahba’ya ve ardından Reci bölgesine ulaştı. Yahudilerin müttefiki olan Gatafanlılar her ne kadar Peygamberin ordusuna saldırmak için önlerini kesmeye çalışsa da, yapılan hamle neticesinde Gatafan’lılar korkup kaçarak bölgeyi terk ettiler. Böylelikle Yahudiler desteksiz kalmış oldular. Yahudiler her zaman olduğu gibi sabah evlerinden çıkıp tarlalarına-günlük işlerine gidecekleri zaman Peygamberin ordusunun kalelerine-güvenli şehirlerinin kapılarına dayanmış olduğunu görünce büyük korkuya kapılarak çığlıklar atmaya başladılar. Manzarayı gören Peygamber 3 kez şöyle der:
“Allahü Ekber! Allahü Ekber! Haribet Hayber! (Hayber harap oldu). Biz düşman bir kavmin yurduna baskın yapıp girdik mi, korkutulmuş olan o kavmin hali ne kötü olur!”
🏰
Kamus Kalesinin Fethi
Rivayetlere göre Hayber kalelerinin en büyük ve en sağlam kalesi Kamus kalesiydi. Allah Resulü (s.a.a) fetih sancağını İmam Ali’ye (a.s) verdi. Hz. Ali (a.s) de Merhab’ı öldürdükten sonra, "Merhab" adıyla da bilinen bu kaleyi fethetti.
⚔️Eski Hayber’in yakınına yeni yapılmış bir kent var burada. Yeni evleri, yeni mescidi, yeni insanı ile yeni bir kent. Hayber’in içinde bir süre ilerledikten sonra sola dönerek taşlık bir yola sapıyoruz. Buranın volkanik bir patlama sonucu oluşan kayaların üzerine kurulmuş bir yerleşim yeri olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Daha sonraki günlerde yaptığım araştırmalarda gördüm ki burası Semûd kavminin yaşadığı yerlerin Medîne’ye en yakın kısımları imiş.
Buradan Tebuk üzeri Suriye’ye doğru devam ettiğimizde Medain-i Salihin ismiyle bilinen harabelere ulaşılır. Hz. Salih as’ın ve kavminin imtihan alanı olan bölge üzerine gezi araştırma yazım internet sitelerinde bulunabilir. O bölgenin de oluşumunun bir volkanik patlamaya bağlı olduğunu biliyoruz.
Hayber bir kale ismi değil. Yedi kaleden müteşekkil bir bölge ismi. Bu kalelerden sadece Kamus Kalesi ayakta kalmış ve zaman içinde Hayber kalesi olarak anılmaya başlamış.
Kaleye bakarken Peygamber Efendimizin duası geliyor aklıma. Efendimizin sadece Hayber’e değil, uğradığı her beldeye ilk girişte bu duayı sesli yaptığı rivayettir:
"Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah! Ey yerlerin ve üstündekilerin Rabbi olan Allah! Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah! Ey rüzgârların ve savurduklarının Rabbi olan Allah! Biz, Sen'den şu şehrin hayrını ve iyiliğini, halkının hayrını ve iyiliğini, bu şehirde bulunan her şeyin hayrını ve iyiliğini dileriz. Onun şerrinden, halkının şerrinden, içinde bulunan her şeyin şerrinden Sana sığınırız!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O