1. Krallar 18
İlyas ile Ovadya
Peygamber İlyas: İbranice’de Eliyah, Grekçe’de Elias
Hz. İlyas: Sam civarına yerleşmiştir. sam bölgesindeki "Bek" şehrine yerleşen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Benu İsrail kabilesine Hz. İlyas (a.s)'in gönderildiği rivayet edilmektedir.
1. Krallar 18
İlyas ile Ovadya
“Sâffât Suresi - 123-132 . Ayet Tefsiri:”
İlyâs aleyhisselâm Ahd-i Atîk’te İlya ismiyle geçen peygamberdir (II. Tarihler, 21/12). Bu ismin, Yunanca ve Latince’deki Elias, Etiyopya dilinde Elyas şeklinde okunduğu, bu son okunuşunun Arapça’ya İlyâs şeklinde geçtiği belirtilir. Yahudi kaynaklarında İlyâs’ın milâttan önce IX. yüzyılda yaşadığı bildirilir. İsrail Kralı Ahab’ın, Sâmiriye’de Baal adlı sözde tanrı için bir mâbed yaptırmasına İlyâs karşı çıkmış, bâtıl inançlarla mücadele etmiştir. En‘âm sûresinde (6/85) onun adı on yedi peygamberle birlikte “sâlihlerden biri” olarak anılmaktadır.
Yahudi ve hıristiyan kültüründe İlyâs’ın ölmediği, bedeni ve ruhuyla semaya yükseltildiği kabul edilmektedir. Ahd-i Atîk’in sonunda (Malaki, 4/5-6) Tanrı’nın “dünyayı lânetle vurmaması için” İlya’nın (İlyâs) tekrar dünyaya gönderileceği bildirilmektedir. Bu sebeple yahudiler ve daha sonra hıristiyanlar, semaya çekilen İlyâs’ın tekrar dünyaya döneceğine inanmışlardır. Hz. Yahyâ’nın beklenen İlyâs olduğuna inananlar da olmuştur. Ahd-i Cedîd bu konuda Hz. Îsâ’dan farklı açıklamalar aktarmaktadır (meselâ bk. Matta, 11/ 14; krş. Luka, 1/17). İlyâs’ın halen hayatta olduğuna dair Kur’an’da ve hadislerde bilgi yoktur. İsrâiliyat türü rivayetlerde bu yönde açıklamalar bulunmakla birlikte âlimlerin çoğu İlyâs’ın öldüğü kanaatindedirler. Ayrıca bazı rivayetlerde onun İdrîs peygamberle aynı kişi olduğu ileri sürülmüşse de (meselâ bk. Buhârî, “Enbiyâ”, 4; Taberî, XXIII, 91), bunlar farklı zamanlarda yaşamış iki ayrı şahsiyettir.
130. âyette geçen İlyâsîn’le ilgili olarak “Âl-i Yâsîn” şeklindeki kıraat farkını da dikkate alan değişik açıklamalar yapılmıştır. Sonuncu okunuşu tercih eden İbn Âşûr, İlyâs’ın bir adının da Yâsîn olduğunu belirten görüşten hareketle Âli Yâsîn’in, “Yâsîn’in dinini kabul edip ona tâbi olan ve yardım edenler” anlamına geldiğini belirtir (XXIII, 170). Ancak bize göre İlyâsîn şeklindeki kıraatı tercih etmek, bununla da Hz. İlyâs’ın kastedildiğini düşünmek daha isabetli görünmektedir. Bu durumda İlyâs isminin sonundaki “în” eki, ismin aslından olmayıp âyetlerin sonundaki nazma uygun düşmesi için getirilmiştir (Hasan el-Mustafavî, I, 113 vd.; İlyâs hakkında bk. Ömer Faruk Harman, “İlyâs”, DİA, XXII, 160-162).
Baal, Başta Ken‘ânîler olmak üzere eski Yakındoğu topluluklarının çoğunda tanrı ismi olarak kullanılan bir kelimedir. Ken‘an ülkesinde bereket verme, yağmur yağdırma, verimli kılma fonksiyonlarına sahip bir tanrı olarak kabul ediliyordu. İsrâiloğulları, Yeşu isimli peygamberin ölümünden sonra Baal’e tapmaya başlamışlardı (Hâkimler, 2/11-13). İlyâs, Baal inancını ortadan kaldırarak gerçek tanrı olan Yahve inancını tekrar hâkim kılmak için mücadele vermiştir. Konumuz olan âyetlerle İlyâs’ın bu mücadelesine değiniliyor. Önceleri soyut bir tanrı olarak tasavvur edilen Baal’in, zamanla boğa şeklinde temsil edilip putlaştırıldığı bildirilmektedir.
Bu âyetlerde Hz. İlyâs’ın Baal inancına karşı çıkmasından söz edilmesinin asıl amacı, geçmişteki bütün peygamberlerin tevhid inancında birleştiklerini, bu inancı yerleştirmek ve devam ettirmek için çalıştıklarını ve bu sayede isimlerinin ebedîleştirildiğini hatırlatmaktır.
Baal Nereden Geldi?
İncil’deki peygamberlerin “Baal” olarak karşı çıktıkları tanrı genellikle Hititlerin, Suriyelilerin ve Asurluların başlıca tanrısı olan Baal-Hadad’ın bir versiyonuydu. Baal’a tapınma Kenanlılardan Fenikelilere kadar yayılmıştır. Hem Baal hem de onun eşi Astarte Fenikelilerin bereket sembolleriydi. Fenikeli bir prenses olan Kraliçe Jezebel tarafından desteklenen “Baal”, Baal-Melqart olarak anılır. Hem Hadad hem de Melqart Fenike tanrıları listelerinde bulunur, ancak İzebel’in Baal’e tapınma biçiminin Baal-Hadad tapınmasından çok farklı olup olmadığını bilmek zordur.
Baal: Yakın Doğu’nun Ünlü Tanrısı
Ba’l, başta Kenânîler olmak üzere eski Yakındoğu topluluklarının çoğunda Tanrı’ya verilen addır.
Sâmî dillerde ortak olan ve “sahip, efendi” manasına gelen bu kelime Arapça ve Habeşçe’de baâl, ba‘l, Ken‘ân dilinde ve İbrânîce’de baal,Ârâmîce ve Süryanîce’de beēl şeklinde telaffuz edilir.
Tunç Çağı; Arapça’da ba‘l kelimesi üstünlük ifade eder. Bu manası sebebiyle kadına göre daha güçlü olan kocaya, çevreye hâkim durumda olan yüksek tepeye, herhangi bir şeyin maliki ve sahibi olan kişiyeba‘l denilmiştir. (Hasan el-Mustafavî, et-Tahkīk fî kelimâti’l-Kurâni’l-Kerîm, “ba’l” md.)
Kur’an-ı Kerim’de bu kelime hem “koca” manasında (Nisâ, 4/128; Hûd, 11/72; çoğul şekli buûle olarak el-Bakara, 2/228; en-Nûr, 24/31), hem de Hz. İlyâs’ın kavminin taptığı bir ilâhın adı olarak (Sâffât, 37/125) geçmektedir.
Baal’ın Kökeni
Tunç Çağı Levant’ının kent devletlerini kurdular. Dil ve kültür açısından İbraniler, Moabitler ve Fenikeliler ile benzerlerdir. Kenanlıların ortak kültürel özellikleri vardı ve Baal’ın genelde baş tanrı olması buna dahil.
Baal’ın ailesini oluşturan Kenan panteonuna en kapsamlı biçimde Ugarit’te rastlanır. Panteonun başında, genellikle “Tanrıların Babası” olarak anılan El vardır (El-İlah, Allah ile ilişkilendirilir). El, Tunç Çağı’nın başlarında en önemli Kenan tanrısıydı ancak sonraları Baal’ın babası Dagan ve ardından Baal’ın kendisi ondan daha popüler oldu. Çoğu antik panteonda olduğu gibi, Baal’ın Aşera adında eşi vardır, aynı evde yaşar ve maceralara girişirler.
Baal önce havanın ve ekinlerin koruyucusuyken sonraları Ugarit’te tanrıların kralı olarak savaşçı tanrı oldu.
Ugarit yıkıntılarından çıkarılmış en büyük edebi hazinelerden biri MÖ 14. yüzyıla tarihlenen ve üzerinde Kenan mitlerinin yer aldığı çivi yazılı tabletlerdir. Bu söylencelerde Baal, “Prens Deniz” ve “Yargıç Irmak” adlı tanrıya yenilir ve öldürülür ancak bu su tanrısını yenmek için daha sonra ölümden geri döner. Destanın bir kısmı şöyledir:
“Şimdi, düşmanın, Baal, şimdi düşmanını öldüreceksin, şimdi düşmanını yok edeceksin. Ebedi krallığını, egemenliğini sonsuza dek alacaksın.” Kothar iki sopa seçti ve isimlerini telaffuz etti. . . Sopa, parmaklarından çıkan bir akbaba gibi Baal’ın ellerinden fırladı. Prens Deniz’in kafasına, Yargıç Irmak’ın gözlerinin arasına vurdu. . . Astarte ona adıyla bağırdı: “Selam, Fatih Baal! Selam, Bulutların Üzerindeki Binici! Prens Deniz tutsağımız, Yargıç Nehir tutsağımız.
MÖ 1600’lerde Mısır’ın Memfis ve Nil gibi bölgelerinde ülkelerinden kopmuş büyük bir Kenan nüfusu yaşıyordu. Yeni Krallık zamanında (MÖ 1550) Memfis’te Baal’a inanan geniş bir grup yaşıyordu ve Baal tapınakları bile vardı. Kraliyetten olmayan Kenanlılar ve diğer Ugarit halkı Baal’a tapınarak kültün Yakın Doğu’ya yayılmasını sağlamıştır. Ancak en büyük etkiyi sonraki Tunç Çağı’nda Ugarit’i yöneten kraliyet hanedanı yaptı: Baal’ı devlet dini haline getirdiler.
Ugarit hükümdarları sonraki Tunç Çağı’nda askeri hükümet politikaları yerine ekonomik politikalara yönelince çoğunlukla kenti geliştirmeye odaklandı. Ugaritli liderlerin giriştiği başlıca projelerden biri Dagan ve Baal için tapınak inşa etmek oldu. Bu ikiz tapınaklar kentin kuzeyinde yükseğe oturuldu. Ancak Kent MÖ 1200’de Deniz Kavimleri tarafından yok edilmiştir.
İlyas (Yahudi Mitolojisi)
Hızır ve İlyas Mekke'de namaz kılarken (Kısas-ı Enbiya, 1036)
İLYAS (Arapça:إلياس, إيليا, İbranice: אליהו) Eski Ahit’e göre Ahab ve Jezebel döneminde putlara tapan İsrailoğulları kavmini Tanrı’ya yöneltmek için kuraklık zamanlarında yağmur yağdırmak gibi mucizeler göstermişse de halkına küsüp Tanrı’dan göğe yükselmeyi isteyen bir peygamberin adı olup, İbranice Elijah Arapça İlyas olarak bilinmektedir.
Krallar kitabına göre İlyas Fenike tanrısı Baal tapımına karşı Yahveh’i savunmuş gökyüzünden yağan ateşin eşlik ettiği bir hortumla birlikte ateşten bir arabayla gökyüzüne yükselmiştir. Tanah’ta yer alan Malaki Kitabı‘nda İlyas’ın bir gün yeryüzüne döneceği bildirilmiş olması onu İsa’nın müjdecisi konumuna yerleştirmektedir. İlyas peygamberin bahsi ayrıca Mişna, Talmud, Yeni Ahit ve Kuran’da geçmektedir. İlyas peygamber Yahudi geleneğinde yeni haftaya girerken Şabat‘ın ve bayramın bittiğini sembolize eden bir Yahudi seremonisi olan Avdala, pesah şöleni ve sünnet ile ilişkilendirilmekte, Haggadah’da pek çok öyküye konu edilmektedir. Hıristiyanlarca Vaftizci Yahya ve İsa ile karşılaştırılan bir figür olan İlyas Müslümanlarca da peygamber olarak görülmekte Kuran’da (Enam 85, Saffat 123, 130) surelerinde adil bir peygamber olarak bahsi geçmektedir. Anadolu folklorunda İlyas peygamberin her yıl ilkbahar zamanı 6 Mayıs’ta Hıdrellez olarak adlandırılan gün Hızır ile buluştuğuna inanılmakta ve bayram olarak kutlanmaktadır.
İlyas, Kuran’da şöyle anlatılır:
“Muhakkak İlyas gönderilenlerdendi. O bir zaman kavmine şöyle demişti, “Sizler hiç takvâ sahibi olmayacak mısınız, yaradanların en güzelini bırakıp da Baal’e mi dua edeceksiniz, muhakkak Allah sizlerin ve sizden evvelki atalarınızın rabbidir.” Kavmindekiler ise İlyas’ı yalanladı, muhakkak onlar (Cehennem’e) hazırdırlar. (O kavmin içinden) ancak Allah’ın ihlaslı kulları (kurtulmuştur). Sonradan gelenler içinde İlyas’ın hayırla yad edilmesini takdir ettik. İlyas (A.S)’a selâm olsun.”
(Saffat 37:123-130)
“Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da. Onların hepsi salihlerdendir.” (Enam 85)
Kaynak: Özhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016


Hz. İlyas’ın (a.s.) Hayatı
Hârûn -aleyhisselâm-’ın neslindendir. Benî İsrâîl’e gönderilen peygamberlerdendir. Allâh Teâlâ buyurur:
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
“Şüphe yok ki İlyâs da peygamberlerdendir.” (es-Sâffât, 123)
İsrâîloğulları Filistin’i ele geçirince, kabîlelerden biri Ba’lbek’e yerleşmişti. Başlarında zâlim bir hükümdar vardı. Rivâyete göre, şehrin ismi önceleri Bek idi. Ancak bu zâlim kral, Ba’l adında bir put yaptırdı ve halkı bu puta tapmaya zorladı. Ve Ba’l ile Bek ismi birleşerek, bu şehre Ba’lbek[1] denildi. İşte Hazret-i İlyâs, tevhîdden uzaklaşıp şirke düşenleri Hakk’a dâvet etmek üzere, bu beldeye peygamber olarak gönderildi.
Hz. İlyas (a.s.) Kurtuluşa Çağırıyor!
Halkın taptığı put, yaklaşık on metre büyüklüğünde idi ve altından yapılmıştı. İlyâs -aleyhisselâm- bunlara:
“Ba’l putuna tapmaktan vazgeçiniz! Her şeyin yaratıcısı olan Allâh’a îman ve ibâdet ediniz!” diyordu.
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلاَ تَتَّقُونَ . أَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ. اللهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ اْلأَوَّلِينَ
“(İlyâs) milletine: «Allâh’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allâh’ı bırakıp da Ba’l’e mi taparsınız?» dedi.” (es-Saffât, 124-126)
Fakat İsrâîloğulları, İlyâs -aleyhisselâm-’ın nasihatlerini dinlemediler. Onu bulundukları beldeden dışarı çıkardılar. Bu sebeple başlarına türlü musîbet ve belâlar geldi. Nihâyet hakîkati anlayıp Hazret-i İlyâs’ı buldular. Kendisine îmân edip bütün sıkıntılardan kurtuldular.
Lâkin azgın bir kavim oldukları için dinde sebât etmeyerek tekrar isyâna sürüklendiler, doğru yoldan ayrıldılar. Hazret-i İlyâs, kendilerine tekrar tekrar nasihat etti ise de, dinlemediler. Bunun üzerine emr-i ilâhî ile İlyâs -aleyhisselâm- aralarından ayrıldı. Hepsi perişan oldular. Dünyâda da âhirette de cezâ ve azâba dûçâr kılındılar. Allâh Teâlâ buyurur:
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ . إِلاَّ عِبَادَ اللهِ الْمُخْلَصِينَ
“İlyâs’ı yalanladılar. Onun için Allâh’ın ihlâslı kulları müstesnâ; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.” (es-Sâffât, 127-128)
Hz. İlyas (a.s.) Ba’lbak’den Ayrılıyor
İlyâs -aleyhisselâm-, Ba’lbek’ten ayrıldıktan sonra, bir köye uğradı. Oradaki insanları îmâna dâvet etti. Onlar da, bu ilâhî dâveti kabûl ederek kendisinin yanlarında kalmasını istediler. İlyâs -aleyhisselâm-, ihtiyar bir kadının evinde misâfir oldu. Kadının hasta bir oğlu vardı. Hazret-i İlyâs, iki rekat namaz kılarak çocuğun şifâ bulması için Allâh’a duâ etti. Çocuk iyileşti. Sonra İlyâs -aleyhisselâm-’ın yanından hiç ayrılmadı. O’ndan Tevrât’ı öğrendi. İsmi Elyesa’ idi.
Hulâsa İlyâs -aleyhisselâm- da “kubbede hoş bir sadâ” bırakarak yüce Rabbine kavuştu. İlâhî lutuf ve iltifâta mazhar oldu. O’nun hakkında âyet-i kerîmelerde şöyle buyruldu:
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي اْلآخِرِينَ . سَلاَمٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ . إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ . إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
“Sonra gelenler içinde kendisine iyi bir ün bıraktık. «İlyâs’a selâm olsun!» dedik. Şüphesiz Biz ihsan sâhiplerini, işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü O (İlyâs, elbette) Biz’im mü’min kullarımızdandı.” (es-Sâffât, 129-132)
Ey Allah’ın Peygamberi Ölümden mi Korktun?
Rivâyet olunur ki İlyâs -aleyhisselâm-, ölüm meleği olan Azrâîl’i görünce dehşet içinde ürperdi. Azrâîl -aleyhisselâm- da, bunun sebebini merak ederek:
“−Ey Allâh’ın Peygamberi! Ölümden mi korktun?” diye sordu.
İlyâs -aleyhisselâm- cevâben:
“−Hayır! Ölümden korktuğum için değil, dünyâ hayâtına vedâ edeceğim için bu hâldeyim…” dedi.
Sonra şöyle devâm etti:
“−Dünyâ hayâtında Rabbime kulluk yapmaya, iyilikleri emredip kötülüklerden men etmeye gayret ediyor, vaktimi ibâdet ve amel-i sâlihle geçiriyor, güzel ahlâk ile yaşamaya çalışıyordum. Bu hâl benim huzur kaynağım oluyor, gönlüm sürur ve mânevî neş’elerle doluyordu. Ölünce bu zevkleri ve lezzetleri yaşayamayacağım ve kıyâmete kadar mezarda rehin kalacağım için üzülmekteyim!” dedi.
Aleyhisselâm!..
Cenâb-ı Hak, dünyâ hayâtımızı istikâmet üzere geçirip kendisine yakın bir kul olmayı ve fânî lezzetlere aldanmayarak ukbâ saâdetine nâil olmayı cümlemize nasîb eylesin!..
Âmîn!
Dipnot:
[1] Şimdi bu şehre Ba’lebek denmektedir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi-3, Erkam Yayınları
İbranice’de Eliyah, Grekçe’de Elias olarak adlandırılan İlyas, Eski Antlaşma peygamberlerinden biridir. İsmi farklı biçimlerde tercüme edilmektedir: “Tanrısı YHVH olan”, “Tanrı YHVH”, “Güçlü YHVH”, “Tanrım YHVH’dir”, ve YHVH Tanrımdır”. Ortodoks Kilisesi, İlyas Peygamberin bayramını 20 temmuzda kutlar.
Büyük ün sahibi Peygamber İlyas, Ürdün (Şeria) Nehri’nin ötesindeki Gilat şehrinin Tişbe kasabasındandı. Kahinler soyundan olan İlyas, tek başına yaşayan ve çilekeş yaşam süren bir karakterdi. Koyun yününden giysi giyer ve deri bir kemer takardı. İlyas’ın, Tanrı’nın yüceliği için gösterdiği gayret ateşe, öğretide bulunmak ve azarlamak için kullandığı söylem de ışık saçan çıraya benzetilmiştir. Bu özelliklerinden dolayı İlyas’a Gayretli de denmiştir. Tanrı’yı yüceltme şevkiyle yanıp tutuşan İlyas, İsrail Kralı Ahav ile karısı İzebel’in günahlarını ve Kutsal Yasa’ya itaatsizliklerini sert bir dille eleştirmiş ve dua aracılığıyla göğü 3 yıl 6 ay süreyle kapatarak yağmur yağmasını engellemiştir.
ESKİ ANTLAŞMA’DA İLYAS
İlyas ilk kez 1. Krallar kitabının 17. bölümünde Tanrı’dan İsrail Kralı Ahav’a mesaj götüren bir kişi olarak tanıtılır. Tişbe kasabasından olduğu için bazen ona Tişbeli de denmiştir.
İlyas, Ahav’a göksel mesajı ilettikten sonra Tanrı’nın emriyle Ürdün Nehri’nin ötesindeki Kerit Vadisine sığınmış ve orada kargalar tarafından beslenmiştir. Kuraklıktan dolayı nehir kuruyunca Tanrı tarafından Sayda’nın Serapta kentine gönderilen İlyas, oradaki dul bir kadının az miktardaki yiyecek stoku aracılığıyla iki yıl boyunca beslenmiştir. Bu süre zarfında dul kadının oğlu ölmüş ve İlyas tarafından diriltilmiştir (1 Krallar 17:2-24).
Bu iki yıl süresince ülkede şiddetli bir kıtlık egemen olmuştur. İnziva ve göreve hazırlanma döneminin sonunda Kral Ahav’ın atları için otlak bulmaya gönderdiği saray sorumlusu Ovadya ile karşılaşan İlyas, Ovadya’dan Ahav’a gitmesini ve ona “İlyas burada” demesini istemiştir. Gelip İlyas ile buluşan Kral Ahav, onu İsrail’in sorun çıkarıcısı olmakla suçlayıp terslemiştir. O zaman Baal’in mi yoksa İsrail’in Tanrısı YHVH’nin mi gerçek Rab olduğunun anlaşılması için kurbanların herkesin gözü önünde topluca sunulması fikri önerilmiştir. Bu uygulama Karmel Dağı’nda gerçekleştirilmiş ve sunu törenini izleyenler bir mucize aracılığıyla Baal’in sahte Rab ve İsrail’in Tanrısının da gerçek Rab olduğundan emin kılınmışlardır. Baal’in peygamberliğini yapan kişiler İlyas’ın emriyle öldürülmüşlerdir.
Kral Ahav’ın karısı İzevel, Baal’e tapan kahinlerinin başına gelenleri duyunca öfkelenerek İlyas’ı öldürmekle tehdit etmiştir (1 Krallar 19:1-13). Bunu duyan İlyas, panik içinde Beer-şeva’ya kaçarak tek başına çöle çekilmiş ve orada ümitsizlik içinde bir ardıç ağacının altına oturmuştur. Uykuya dalan İlyas’a bir melek dokunmuş ve ona: “Kalk ve yemek ye; gideceğin yol çok uzun” demiştir. Uyanınca yanında bir pide ve su testisi bulan İlyas, 40 gün boyunca yürüyerek Horev’e varmış ve orada bir mağaraya sığınmıştır. Orada İlyas’a görünen Tanrı ona: “Burada ne yapıyorsun İlyas?” diye sormuştur. İlyas’ın ümitsizliğine cevaben ona görkem ve yüceliğini gösteren Tanrı, İlyas’tan Şam yakınındaki kırlara gitmesini, oraya vardığında, Hazael'i Aram Kralı olarak, Nimşi oğlu Yehu'yu İsrail Kralı olarak, Avel-Meholalı Şafat'ın oğlu Elişa'yı da kendi yerine peygamber olarak meshetmesini istemiştir. (1 Krallar 19:13-21).
İlyas bu olaylardan yaklaşık 6 yıl sonra Kral Ahav’ı ve karısı İzevel’i korkunç bir şekilde ölecekleri konusunda uyarmıştır (1 Krallar 21:19-24; 22:38). Bundan 4 yıl sonra da Kral Ahav’ın yerine geçen oğlu Ahazya’yı yaklaşmakta olan ölümü konusunda uyarmış ve bu zaman aralığında büyük ihtimalle kimsenin bilmediği bir yere inzivaya çekilmiştir. Kral Ahazya’nın gönderdiği habercilerle Ekron yolunda yapılan görüşme ve Ahazya’nın komutanının 50 askeriyle birlikte yok edilmesiyle ilgili anlatım bu esnada İlyas’ın Karmel Dağı’nda inzivada olduğu fikrini güçlendirmektedir. Karmelit tarikatına mensup kişilerin geleneği bize bu tarikatın inzivaya çekilmiş İlyas tarafından kurulduğunu iddia etmektedir.
Bu dünyadan göğe alınacağı zaman yaklaşınca (2 Krallar 2:1-12) İlyas, peygamberler topluluğunun bulunduğu ve birkaç sene önce görevini devralması için meshettiği Elişa’nın yaşadığı Gilgal’a gitmiştir. Elişa, İlyas’ın bu dünyadan alınacağı haberi üzerine büyük üzüntü yaşamış ve ondan ayrılmak istememiştir. İkisi Beyt-El’e ve Eriha’ya giderek İlyas’ın cüppesi ile vurması sonucunda suları ikiye ayrılan Ürdün Nehri’nden geçmişlerdir. İlyas’ın birkaç sene önce terk ettiği Gilat sınırına gelince ikisi yürüyüp konuşurlarken ansızın ateşten bir atlı araba görünerek onları birbirinden ayırmış ve İlyas kasırgayla göklere alınmıştır. İlyas’ın göğe çıkarken bıraktığı cüppesini Elişa almıştır.
Peygamber Elişa, İlyas tarafından kendisine miras bırakılan cüppe aracılığıyla İlyas’ın halefi olarak belirlenmişti (2 Krallar 2:13-15). Böylece Elişa’nın Peygamber İlyas’ın ruhundan iki pay miras alma isteği (2:9) – ki bu, bir babanın mallarını paylaştırırken ilk-doğan oğluna tanıdığı ayrıcalığa atıfta bulunmaktadır (İkinci Yasa 21:17) – gerçekleşmiştir.
YENİ ANTLAŞMA’DA İLYAS
Yeni Antlaşma’da Peygamber İlyas’a pek çok kez atıfta bulunulur. Yuhanna İncili 1:25’e göre, Yahudi kahinleri ve Levililer Vaftizci Yuhanna’ya: “Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?” diye sormuşlardır. Elçi Pavlus, Romalılar 11:2’de Tanrı’nın kendi halkından yüz çevirmediği yolundaki öğretisini savunurken İlyas’ın yaşamındaki bir olaya atıfta bulunmuştur (Luka 4:25 ve 9:54’e de bakınız).
İlyas, eleştirilerinin gücü ve sertliği konusunda Vaftizci Yuhanna peygamber ile büyük benzerlikler taşımıştır (Luka 9:8). Matta 11:11’e göre, Vaftizci Yuhanna “gelecek olan İlyas” idi (Matta 11:11 ve 14). Vaftizci Yuhanna da tıpkı İlyas gibi yaban hayatı ve vahşi doğa ile bağlantılı olmuş, uzun bir dönem çölde inzivada yaşamış ve onun gibi peygamberlik görevlerine şaşırtıcı bir anilikle başlamıştır (1 Krallar 17:1 ve Luka 3:2). Vaftizci Yuhanna’nın giyinme tarzı bile İlyas’ınki ile aynıdır: tüylü bir giysi ve belinde deriden bir kuşak (2 Krallar 1:8 ve Matta 3:4).
İlyas’ın Tabor Dağı’ndaki görüm sırasında yücelik içinde belirmesi, Mesih’in öğrencilerini şaşırtmamıştır. Mesih’in suretinin değiştiği bu olay sırasında İlyas’ı gören öğrenciler aşırı derecede korkmuş olmalarına rağmen şaşırmamışlardır.
Kutsal Kilise babalarının kehanetlerine göre Tanrı, Mesih-karşıtının ortaya çıkmasından önce İlyas’ı ve Hanok’u yeryüzüne gönderecek ve bu iki kutsal şahıs Mesih’e iman edenleri tanıklıklarıyla kuvvetlendirip cesaretlendireceklerdir.
İlahi (Apolytikion): İnsan bedenine bürünmüş melek, peygamberlerin köşe taşı, Mesih’in gelişi için yol hazırlayan ikinci öncü peygamber, hastalıkları ortadan kaldırıp cüzamlıları arındırması için Elişa’ya yukarıdan lütuf veren görkemli İlyas, kendisini onurlandıranlara şifa dağıtıyor.
İlahi (Kontakion): Tanrı’nın yüce işlerinin peygamberi ve kahini, ey büyük ün sahibi İlyas, sen ki sözlerinle bulutların yağmur bırakmasını engelledin, bizim için İnsanlığı Seven Tanrı’ya şefaat et.
Kaynak: orthodoxwiki ve goarch
Ayinde Okumalar
Elçisel Mektup: Yakup’un Evrensel Mektubu 5:10-20
Kardeşler, Rab'bin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın. Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüp'ün nasıl dayandığını duydunuz. Rab'bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir. Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim, ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine yemin edin. `Evet'iniz evet, `hayır'ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız. İçinizden biri sıkıntıda mı? Dua etsin. Biri sevinçli mi? İlahi söylesin. İçinizden biri hasta mı? İnanlılar topluluğunun ihtiyarlarını çağırtsın, Rab'bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracak. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacak. Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. İlyas da aynı bizim gibi bir insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti ve üç yıl altı ay yeryüzüne yağmur yağmadı. Tekrar dua etti ve gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi. Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan saparsa ve biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkârı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış ve bir sürü günahı örtmüş olur.
İncil: Luka 4:22-30
Herkes İsa'yı övüyor, ağzından çıkan lütufkâr sözlere hayran kalıyordu. «Yusuf'un oğlu değil mi bu?» diyorlardı. İsa onlara şöyle dedi: «Kuşkusuz bana şu deyimi hatırlatacaksınız: `Ey hekim, önce kendini iyileştir! Kefernahum'da yaptıklarını duyduk. Aynısını burada, kendi memleketinde de yap.'» «Size doğrusunu söyleyeyim» diye devam etti İsa, «hiçbir peygamber kendi memleketinde iyi karşılanmaz. Yine size gerçeği söyleyeyim, gökyüzünün üç yıl altı ay kapalı kaldığı, tüm ülkede korkunç bir kıtlığın baş gösterdiği İlyas'ın zamanında İsrail'de çok sayıda dul kadın vardı. İlyas bunlardan hiçbirine gönderilmediği halde, Sayda diyarının Sarafat kentinde bulunan dul bir kadına gönderildi. Elişa peygamberin zamanında İsrail'de çok sayıda cüzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmediği halde, Suriyeli Naman iyileştirildi.» Havradakilerin hepsi, bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular. Ayağa kalkıp İsa'yı kentin dışına sürdüler. O'nu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler. Ama İsa onların arasından geçerek oradan uzaklaştı.
Özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan 'palimpsestus' yöntemiyle, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı. Rönesans döneminde ilk yazının okunması için kimyasal yöntemlerin kullanıldığı 'palimpsestus' incelemeleri başladı, böylece birçok antik çağ metni ortaya çıkarıldı. Bu bulgulara dayanan Puin de Kuran'ın evrim geçirdiği sonucuna varmıştır.
Geçmiş bilgilerin geleceğe ne yollarla taşınmış olabileceği konusunda akıl yürütmek yerine “Kur'an dediğiniz anda M.S 9. Yüzyıldan bahsediyor olursunuz, ötesinden değil.” gibi çok basit bir tespite takılıp kalman yanlış. Hem bu kitabın 9. yüzyıldan çok daha önceki kitaplardan alıntılar yaptığını söyleyip hem de Kuran denilince sadece 9. yüzyıl inanç sistemini anlıyor olman ise ayrı bir gariplik. Benim yazdıklarımı anlayabilmen için, Kuran’ın 9. yüzyıldaki o zamanın kafa yapısına göre yazılmış olacağını değil o kafanın neyi değiştirerek o Kuranı yazmış olduğuna bakıp onu sorman gerekir.
Urantia’nın Kitabı
97. Makale
İbraniler Arasında Tanrı Kavramının Evrimi
Melçizedek döneminde Salem’de öğretilmiş olsa da, Mısır’dan kaçış zamanında belirsiz ve muğlaktı; ve yalnızca kademeli olarak, İbrani aklında nesilden nesile ruhsal önderlerin öğretilerine gösterilen karşılık sonucunda evirildi. Yahveh’in kişiliğine dair algı, İlahiyat’ın diğer birçok niteliğinkine kıyasla ilerleyici evrimi bakımından çok daha fazla devamlılık içindeydi. Musa’dan Malaçi’ye kadar İbrani aklında Tanrı’nın kişiliğine dair neredeyse aralıksız gerçekleşmiş bir düşünsel büyüme açığa çıktı; ve bu kavramsallaşma nihai olarak, gökteki Yaratıcı hakkındaki İsa öğretileri tarafından geliştirilmiş ve yüceltilmişti.
1. Samuel — İbrani Peygamberlerin İlki
2. İlyas ve Elyasa
97:2.1 (1064.2) İsa’dan önceki onuncu çağda İbrani milleti, iki krallığa ayrılmış hale geldi. Bu siyasi bölümlerin her ikisi içinde de, birçok gerçeklik öğretmeni; başlamış ve bölünme savaşından sonra oldukça zarar verici bir şekilde devam etmiş ruhsal yozlaşmanın gerici dalgasını durdurmak için çaba sarf etmişlerdi. Ancak İbrani dininin geliştirmek için bu çabalar, doğruluğun kararlı ve korkusuz savaşçısı olan İlyas öğretilerine başlayana kadar başarılı bir biçimde serpilmemişti. Elyasa, Samuel’in döneminde beslenen görüş ile karşılaştırabilir bir Tanrı kavramsallaşmasını kuzey krallığında eski haline getirdi. İlyas, Tanrı’ya dair gelişmiş bir kavramsallaşmayı sunmak için çok az olanağa sahipti; o, daha önce Samuel’in olduğu gibi, Baal’ın sunaklarını yerinden etmekle ve sahte tanrıların putlarını yıkmakla meşgul edilmişti. Ve o, putlara tapan bir kralın karşıtlığı karşısında köklü değişikliklerine devam etmişti; onun görevi, Samuel’in karşılaşmış olduğundan bile daha devasa ve zordu.
97:2.2 (1064.3). ‼️ İlyas alıkonulduğunda onun sadık birlikteliği Elyasa görevini devralmıştı, ❗️ve çok az kişi tarafından tanınan Micaiah’ın kıymetli desteğiyle gerçekliğin ışığını Filistin’de canlı tuttu.
97:2.3 (1064.4) Ancak bu dönemler İlahiyat’ın kavramsallaşmasında ilerleyişin gerçekleştiği zamanlar değildi. Henüz İbraniler Musasal ideale bile yükselememişti. İlyas ve Elyasa’nın dönemi; yüce Yahveh’e olan ibadete daha iyi sınıfların dönmesiyle sonlanmış olup, Kainatın Yaratıcısı’na dair düşüncenin yaklaşık olarak Samuel’in bıraktığı yere doğru yeniden gelişini gözlemlemişti.
3. Yahveh ve Baal
4. Amos ve Hosea
5. İlk İşaya
6. Korkusuz Jeremiah
7. İkinci İşaya
İsrail topluluklarının bilincinin kökenini, Ephraim’in tepe ülkesinden aldı; daha sonraki Musevi bilinci Yehud’un güney kavminde doğdu. Museviler (Yehud toplulukları) her zaman, kuzey İsrailoğulları’nın (Ephraim topluluklarının) yazılı tarihini kötülemeyi ve lekelemeyi amaçlamışlardı.
97:9.3 (1072.1) Gösteriş içindeki İbrani tarihi; Ürdün’ün doğuluları — Gilead toplulukları olarak — akran kabile üyelerine karşı Ammon unsurlarının saldırısıyla başa çıkmak için Şaul’un kuzey kavimleri bir araya getirmesiyle başlar.
🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇🍇
Asaf Halet Çelebi'nin "İbrahim" şiiri, kişinin kendi içindeki putları (nefsanî arzular, kibir, vb.) kırması ve yerine hakikat olan "güneşi" koyması üzerine kuruludur.
Ba’l:
Anlamı Dört yüzü olan altından heykel. (put) Ayetler SAFFAT 37-123 Muhakkak ki ilyas da irsal olunanlardandı. SAFFAT 37-124 Hani halkına: “Korunmaz mısınız?” dedi. SAFFAT 37-125 Ba`l`e (dört yüzü olan altından) 🤔🤫

HİNDİSTAN: TANRILAR ÜLKESİ
Hinduzim sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur. Sürekli dönüşüm ve değişim halindedir. Tek bir kaynaktan doğmamış, zaman içinde büyüyerek, gelişerek günümüze ulaşmıştır. Hikayeleri, masalları, tarihi karakterleri, doğal afetleri, savaşları ve barışları… Her şeyi içine alarak büyümüş ve büyümüştür.
Zamanla bazı tanrılar popüler olur. Bazıları unutulur ama yok olmaz. İnsanların ona ihtiyaç duyacağı zamanı bekler.
KAÇ HİNT TANRISI VAR?
En çok merak edilen sorulardan bir tanesi. Hinduların kaç tane tanrısı var? Zaman zaman önce bir öğrenci gurusuna sormuş:
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 3 milyon!
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 3 yüz bin!
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 3 bin!
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 300!
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 3!
- Efendim gerçekten kaç tanrı var ?
- 1 tanrı var evlat. Gerçekte sadece bir tane var.
Hinduzim’de asıl olan tekliktir, birliktir.
Heykeli dikilmiş, t – shirtlere resimleri basılmış binlerce tanrı görünse de Hinduzim’in özünde tek bir tanrı vardır. O da kadir’i mutlak, başlangıçsız ve sonsuz olandır. Yaratım gücü ve yaratılışın ta kendisidir.
HİNDUİZM’DE 3 ANA TANRI
Hinduzimde bilmemiz gereken 3 temel Tanrı vardır.Bu üçlemeye “Trimuti” de derler.
- Brahma Yaratıcı Tanrı
- Vishnu Koruyucu Tanrı
- Shiva Yıkıcı Tanrı
Hinduizimde bu tanrıların eşleride önemlidir. Bilinir ve sevilirler.
- Sarasvati Brahma’nın eşi
- Lakşimi Vişnu’nun eşi
- Parvati Şiva’nın eşi
Bu yazımızda Hindistan’a gittiğinizde günlük hayatta karşılaşacağınız tanrıları okuyacaksınız. Her bir tanrıyı üç ana başlıkta inceleyeceğiz. Hint tanrılarının hikayeleri, Hint tanrılarının sembolize ettikleri fikirler ve Hint tanrılarına günlük hayattaki yaklaşımlar.

BRAHMA
Brahma Hinduizm’in yaratıcı tanrısıdır. Hindu Tanrılarından Şiva ve Vişnu ile birlikte Trimurti’yi yani Hindu tanrı üçlemesini oluşturur.
Brahma, yaratım sürecine “Om” (Aum) sözüyle (sesiyle) başlamıştır ve bu ses insanda, tanrılarda, dünyada her zaman yankılanmaktadır.
Brahma yüce bir tanrıdır zamandan ve mekandan münezzehtir. O zamanın da efendisidir. Vedalara göre Brahma’nın bir günü 4320 milyon İnsan gününe eşittir.
🔺Allah katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. ~ Hac,47
🔻Başka bir ayette de "Bizim bir günümüz sizin elli bin yılınıza denktir. ~ Mearic, 70/4
Eşi, öğrenmenin bilgeliğin sanatın tanrısı olan Saraswatidir. Ne ilginçtir ki Hindistan’da yaratıcı tanrıya, Brahma’ya, tapınım hiç popüler değildir. Tüm Hindistan’da sadece Phuskar’da ona adanmış bir tapınak vardır. Yani Hindistan’a gidip yaratıcı tanrıya ait bir figür görmeden dönerseniz sakın şaşırmayın bu sizin suçunuz değil.
Daha iyi anlaşılması için küçük bir parantez açıyorum. Hindistan’da başlangıcın bir önemi yoktur çünkü asıl amacın içinde buluduğun doğum – ölüm zincirinden yani Samsara’dan kurtulmaktır.
HİNDUZİM’DE ZAMAN KAVRAMI
Hinduların zaman anlayışları çember şeklindedir. Semavi dinlerdeki gibi (Tanrı dünyayı yarattı, tanrı dünyayı yokketti!) dümdüz bir çizgi halinde ilerlemez. Bundan dolayı kimin ne zaman ne için evreni yaratığının bir önemi yoktur bir Hintli için. Onun amacı bu kısır döngüden bir an önce kurtulup özgürlüğe (Mokşa’ya) erişmektir. Brahma tapınımın özgürleşme yolunda hiç bir faydası olmaz.
HİNT TANRISI BRAHMA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ
Brahma dört ayrı tarafa bakan dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle bir lotus çiceğin içinde otururken tasvir edilir. Kuzey Hindistan’da genellikle Beyaz sakallı olarak olarak karşımıza çıkar. Brahma diğer Hindu tanrılarıdan aksine silah taşımaz. Brahma bilginin ve yaratımın sembolüdür.
Dört elinden birinde kutsal vedaları temsil eden bir kitap, ikinci elinde ellerinde evrenin kaynağını simgeleyen su kabı üçüncü elinde Brahma’ya ait hikayelerde karışımıza çıkan lotus çiçeğini tutar ve dördüncü elinde ise “Aksamálá” denilen zamanın akışını simgeleyen tespih vardır.
GÜNLÜK HAYATTA BRAHMA
Yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi Hindistan’da Brahma’ya adanmış sadece bir tane tapınak vardır. Günlük hayatta Brahma’ya ait bir figür bulmak pek olası değildir insanların evinde iş yerlerinde tapınaklarda farklı Hindu tanrıları vardır fakat Brahma yoktur. Brahma’ya adanmış sadece iki tane festival var. Bunlar Kartik Purnima, Srivari Brahmotsavam. Bu festivallerde Diwali ve Holi festivali gibi büyük değillerdir. Brahma’nın bir ait tapınağın olmamasını tabii Hindular anlattığım şekilde betimlemezler durumu daha güzel bir hikaye ile açıklarlar:
Brahma, Vajranabh adlı bir şeytan ile savaşır ve onu yener. Sonrasında ise bir canlıyı öldürdüğü için temizlenmesi gerekir ve yajna adlı bir ibadet yapmalıdır. Bunun için bir kadın ile birlikte olması gerekmektedir ve Saraswati orada değildir. Oda cevrede bulunan Gujratlı güzel bir kızı seçer ve onunla birlikte olur. Saraswati geri döndüğünde bunu öğrenir ve çok sinirlenir. Brahma’yı lanetler ona bundan böyle dünyanın hiç bir yerinde tapılmayacak yalnızca Phuskar’da bir küçük tapınağı olacaktır. Hatta bununla kalmayıp Brahman’nın tapınağını gören bir tepeye de denetlemek için kendi tapınağını yaptırır. İşte o günden beri Brahma’ya Hindular tapmazlar.

VİŞNU
Vişnu, üç büyük Hint tanrıları arasında koruyucu tanrıdır. Var olan düzeni sürdürme görevini üstlenir. Dünya’ya farklı farklı biçimlerde (Avatarlar) gelerek dünyayı kötülüklerden korumuş ve düzeni idame ettirmiştir. Yani Vişnu, toplumun düzeni bozulduğunda, şeytan krallar ortaya çıktığında dünyanın dengesi bozulduğunda ortaya çıkar ve düzeni korur.
Vişnu’nun müritleri onun defalarca dünyaya geldiğine inanırlar fakat 10 reenkarnasyonu özellikle dikkat çeker. Bunlar: Matsya, Kurna, Varaha, Narasimha, Vamana, Parashurama, Rama, Krishna, Buddha, Kalki.
Saydığım ilk dokuz avatar dünyaya gelmiş ve düzeni tekrar getirmiştir fakat onuncu avatar Kalki henüz dünyaya gelmemiştir. Dünyadaki mevcut dönemin bitmesi ile beyaz bir at ile gelecek tüm kötülükleri yok edeceği ve ve nizamı tekrardan sağlayacağı söylenir.
VİŞNU’NUN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ
Hint Tanrılarınından Lord Vişnu mavi renklidir. Genellikle dört ya da daha fazla kollu olarak tasvir edilir.
- Sağ alt elinde çark silahı – Evrensel döngüyü yaratılış ve yok ediş sürecini temsil eder Vişnu bu sürecin tam ortasındadır.
- Sol alt elinde Nilüfer çiçeği.
- Sol yukarıdaki elinde deniz kabuğu – Şiva’nın davulundaki gibi AUM sesini sembolize eder.
- Sağ yukarıdaki elinde gürz -otorite ve güç- tutuyor olarak görebilirsiniz.
Tabii bu figürlerin her birinin bir hikayesi olduğunu unutmayalım. Genellikle sarı renkli bir pantolon giyer.
Vişnu’nun hemen arkasından 5 kafalı bir yılana yaslanırkenki tasvirini görmenizde mümkündür. Bu yılanın adı Shesha’dır. Shesha’nın evrenin tüm gezegenlerini sırtında taşıdığı ve bunu yaparken Lord Vişnu’ya onu övecek şarklılar söyleyerek dua eder. Ek olarak “genellikle” dememin sebebi ise kesin ve net bir kurallar çerçevesinde bu idoller oluşturulmuyor birbirinden farklı iki Vişnu heykeli görebilmeniz mümkün.
Binek hayvanı yarı insan yarı kartal ve tüm kuşların efendisi olan Garuna’dır. Genellikle omuzlarında Vişnu’yu taşırken resmedilir. Dharma’yı (Düzeni) korumak için Vişnu’nun çeşitli avatarlarına yardım eder. Son olarak Karısı sonraki satırlarda bahsedeceğimiz zenginlik tanrısı Lakşimi’dir.
RAMAYANA, RAMA, MAHABRATA, KRİSHNA, NARASİMHA…
Vişnu diğer hint tanrıları gibi farklı isimlerle duyabilirsiniz: Vasudeva, Lord Vishnu, Narayan… Şiva gibi binlerce farklı ismi vardır. Vişnu’yu sadece Vişnu olarak ararsanız bulacağınız tapınak ve idol sayısı gerçekte olduğunun yarısı kadar bile kalmayacaktır. Çünkü Vişnu Ramayana destanında ki Rama’dır, Mahabrata destanındaki Krishna’dır. Holi festivalinin efsanesindeki Narasimha. Hatta ISKCON (Uluslararası Krishna Bilinci Derneği) Krishna Vişnu’nun yeniden bedenlenişidir.
Günlük hayatta farklı formları ile karşılaşabilirsiniz her birinin hikayesi farklıdır. Her biri için farklı tanrılar diyebiliriz ayrı tapınakları ayrı takipçileri vardır. Fakat aynı zamanda Vişnu’nun yeniden bedenlenişi olduğunu aklınızda tutun. Vişnu’nun toplumdaki etkisi ve doğru yola yönlendirmesi diğer tanrılara çok daha aktif rol almıştır. İyiliğin, güzelliğin doğru insan olmanın yollarını insanlığa her avatarında öğretmeye çalışmıştır.
🎥 Küçük Buddha - Little Buddha izle 1993
Xx






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O