26 Şubat 2024 Pazartesi

Atrium = Avlu 🏡


Evi ( Latince : Atrium Vestae ; İtalyanca : Casa delle Vestali )

3. Haftayı 7 güne bölen Babiller'dir.

Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneyinde yer aldığı söylenen bu eser, M.Ö 562-605 yılları arasında hüküm sürmüş Babil Kralı 2. Nebuchadnezza’nın eşine hediyesiydi. 

2013 yılında Oxford Üniversitesi’nde araştırmacı olan Stephanie Dalley bir kitapta bahçelerin aslında Asur şehri Ninova’da olduğunu yazdı 

Son 20 yılını Asma Bahçeleri araştırmak ve eski çivi yazısı metinlerini incelemekle geçiren Dalley, bunların rakip Asur imparatorluğunun başkenti Ninova’da, Babil’in 300 mil kuzeyinde inşa edildiğine inanıyor. Mucizeyi, bilim insanlarının düşündüğünden bir asır önce, MÖ yedinci yüzyılın başlarında, II. Nebuchadnezzar değil, Asur kralı Sennacherib’in inşa ettiğini ileri sürüyor.

Oxford Üniversitesi’nde, eski Mezopotamya dillerinde uzman olan Dalley, Kral Sennacherib’in eski metinlerinin yeni çevirilerinde kendi “rakipsiz sarayını” ve “tüm halklar için bir mucizeyi” tanımlayan kanıtlar buldu. Ayrıca kitabında, dört yüzyıl sonra geliştirilen Arşimet vidasına benzer şekilde, bahçeleri sulamak için kullanılmış olabilecek bronz bir su yükseltme vidasından da bahsetti. Irak’ın günümüz Musul kenti yakınlarındaki Ninova çevresinde yapılan son kazılar, dağlardan su getiren geniş bir su kemeri sisteminin kanıtlarını ortaya çıkardı.

Dalley, bahçelerin yeriyle ilgili kafa karışıklığının nedeninin MÖ 689’da Asurların Babil’i fethetmesinden kaynaklanabileceğini belirtiyor


Dalley’in iddiaları, antik harikanın “bir efsane” olduğu düşüncelerini çürütebilir. Ancak Babil’in Asma Bahçeleri’nin yanlış isimlendirildiğini ve gerçekte Ninova’nın Asma Bahçeleri olması gerektiğini de kanıtlayabilir. Nitekim son yirmi yılda hem Babil hem de Ninova savaşlardan ve yağmalardan zarar gördü. Bu nedenle gizemin tamamen çözülmesi pek olası görünmüyor.

Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneyinde eskiden Babil olarak adlandırılan yerde inşa edildiği söylenen bu eser, bir efsaneye göre Babil Kralı İmparator II. Nebukadnezar tarafından eşi Kraliçe Amytis için yaptırıldı

babilin asma bahçeleri
Kraliçe Amytis, memleketinin yeşil vadilerini ve tepelerini özlemişti. Kral ise eşini mutlu edebilmek için bu dünya harikasını yaptırdı.

babilin asma bahçeleri

Eski edebî eserlerde Babil’in Asma Bahçeleri ilk olarak Morduk’un Babilli rahibi Berassus tarafından tanımlandı. Josephus ise bahçeleri tanımlarken Berassus’dan alıntı yaptı. Berassus, krala ve Asma Bahçelerin yapısına inanan tek yazardı.

Ayrıca, Strabo, Diadorus, Siculus, Quintus Curtius Rufus gibi eski Yunan ve Roma şairlerinin bu bahçeleri, egzotik doğu bahçeleri olarak tasvir ettiler ve birçok çizim yaptılar.

Yazar Berassus asma bahçelerin yapılışını ve kralı şu cümlelerle anlattı;

“Bu yeri yüksek duvarlarla, sütunlarla destekleyerek inşa etti; cennetin bahçesi olarak anılan bu yeri kısa ağaçlarla doldurdu, tam anlamıyla dağlık bir manzara haline getirdi. Bu kraliçeyi memnun etti, çünkü kraliçe Media da büyümüştü ve dağlık manzaralara düşkündü. ”

Babil Kralı II. Nebukadnezar'ın mimari yeteneklerinin yanı sıra, su da Babil için önemli bir rol oynuyordu.



❌❌❌❌❌❌❌❌

Avlu, bir yapının ya da yapı grubunun ortasında kalan, duvarlar ya da binalarla çevrili üstü açık alandır. Avlu, belirli sınırlar içerisinde bağımsız yapıları birbirine bağlayan ve kimi zaman özel kimi zaman ise yarı kamusal alan olarak değerlendirilebilecek bir alandır. Atrium ise avlunun Roma Mimarisi ve Latince’deki karşılığıdır. Etrüsk mimarisinde ise “atrio” olarak isimlendirilmektedir.

Mimarlıkta avlu olarak adlandırılan, Latince dil kökenli ‘Atrium’ Türk mimarisinde genelde üstü açık bırakılan yerlerdir ve birçok toplu etkinliğin düzenlendiği mekânlar olarak kullanılır. Avlular; bayramların kutlandığı çeşitli törenlerin yapıldığı, çocukların oyunlar oynadığı, yaz günlerinde yemeklerin yendiği, eğlencelerin düzenlendiği çok amaçlı yerlerdir.

Mısır Uygarlığı’nda avlu
Mısır Uygarlığı’nda avlu

Avlu; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük’te “bir yapının veya yapı grubunun ortasında kalan üstü açık, duvarla çevrili alan, hayat” (Türk Dil Kurumu) olarak ifade edilirken, Türk Dil Kurumu Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğü’nde “bir yapının ortasında, önünde ya da arkasında duvarlarla çevrili üstü açık alan, yer” (Türk Dil Kurumu) olarak, Doğan Hasol’un Mimarlık Sözlüğü’nde “bir yapının ya da yapı grubunun ortasında kalan, çevresi kapalı, üstü açık alan” (Hasol, 1975) olarak, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi’nde ise “bir yapı ya da yapı topluluğunda çevresi kapalı, açık mekana verilen ad” (Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, 1997) şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi’nde yazdığına göre iç avlu yerine “harem” ve “dahiliye”, dış avlu yerine ise “halim” ve “muhavvata” kelimeleri de kullanılmaktadır. Avlular kapalı bir mekana girişin öncesinde ya da kapalı mekanların arasındaki ilişkilerin kurulması için yapı kütlesinin içinde olabilir. Bazı örneklerde ise avlutüm yapı çevresini sarar.

Avlu mekanı, konut içindeki ve dışındaki toplumsallığı düzenleyen bir biçimde, yüksek sağır duvarların arkasında ve duvar boşlukları avluya bakan diğer yapısal kütlelerin odağında yer alarak, mahremiyet kadar güvenlik bakımından da işlevselliğe sahiptir.

Roma mimarisine göre avlu (atrium), servis alanlarını barındıran, ortasında yağmur sularının birikmesi için yapılmış bir yağmur havuzu yani “impluvium”un bulunduğu, ev yaşamının merkezi olan bir iç bahçedir.

Roma Uygarlığında atrium ve impluvium
Roma Uygarlığında atrium ve impluvium

İslam kültüründe avlu

İslam kültüründe avlu
İslam kültüründe avlu-
İslam kültüründe avlu

Ahsap Sanati ve Gücü

Türk geleneği
değiştir

  • Kelimenin aslı, Arapça haşeb'in (ağaç, kereste) çoğulu olan ahşâb'dır ve “herhangi bir imalâtta kullanılmak amacıyla ve yakılmamak üzere ağaçtan kesilmiş yapı malzemesi, kereste” anlamına gelir. 
  • Selçuklu Dönemi: Anadolu Selçuklu döneminde ahşap sanatı büyük bir ustalık kazanmıştır. Bu döneme ait cami minberleri, kapılar ve pencere kepenkleri, kündekari (çivi ve tutkal kullanmadan geometrik parçaların birbirine geçirilmesi) ve oyma tekniklerinin en güzel örneklerindendir. Rumi ve palmet motifleri sıklıkla kullanılmıştır.

Orta Asya Türkleri’nin çok eski tarihlerden beri ahşapla ilgilendiklerini ortaya koymuştur. Radloff’un 1865 yılında Altaylar’daki kurganlarda bulduğu ahşap eşya bu konudaki ilk örnekleri oluşturmaktadır. Leningrad Müzesi’nde muhafaza edilen Hunlar’a ait bu eserler arasında, özellikle içi oyulmuş ağaç gövdesinden yapılmış bir lahit ile bazı at koşumları önem taşımaktadır.

İlk İslâm mimarisinin Suriye yöresinden günümüze gelebilen ahşap örneklerinde, akantus ve asma yapraklarından oluşan zengin süslemelerle karşılaşılmaktadır. Müşettâ Sarayı’nın cephesindeki taş kabartmalar, Emevîler’in ve sonra da Abbâsîler’in ahşap eserlerinde pek az değiştirilerek aynen kullanılmıştır. X-XIII. yüzyıl Suriye ve Mısır taş kabartmaları da Fâtımî ahşap eserlerini etkilemiştir. el-Ezher Camii’nin XI. yüzyıla tarihlenen kapısı ile el-Hakîm Camii’ndeki ahşap eserler bunun en canlı örnekleridir.

Anadolu Türk ahşap oymacılığında sandıklar, mihraplarminberler, vaaz kürsüleri, Kuran rahleleri, sütunlar, kapı ve pencere kanatları yer tutar. Selçuklular ve beylikler dönemindeki eserlerden öne çıkanlar arasında masif ağacın üzerine muhtelif tekniklerin kullanıldığı Taşkınpaşa Camii'ne ait mihrap ve minber, Ahi Şerafettin'in Etnoğrafya Müzesi'nde sergilenen ahşap sandukası, çeşitli caömilerin kapı ve pencere kanatları (Kayseri Ulu Camii, Ankara Sultan Alaeddin CamiiBirgi Ulu Camii), çeşitli camilerin minberleri (Divriği Ulu CamiiBursa Ulu CamiiKonya Alaeddin Camii) bulunur. 15. yüzyıl Osmanlı ahşap işçiliğinin örnekleri olarak Bursa Yeşil Camii, Amasya Bayezid Paşa Camii ve Edirne'deki II. Bayezid Külliyesi görülebilir.

Anadolu Selçuklu ve Beylikler Döneminde Ahşap Sanatı

Anadolu Selçuklu ve Beylikler Döneminde ahşap sanatı gelişen işçiliği ve nadide örnekleriyle Osmanlı ahşap işçiliğine zemin oluşturmuştur. Ceviz, armut, abanoz, sedir, gül, elma gibi Anadolu coğrafyasında sıkça yetişen ağaçlardan elde edilen malzemelerle cami minberi, kapı, kapı kanatları, rahleler, kirişler, konsollar ve yapılarda taşıyıcı elemanlar üretilmiştir.  

İnceleyeceğimiz dönemdeki ahşap eserlerin teknik bakımından sınıflandırması Gönül Öney tarafından beş ana başlık altında detaylandırılmıştır.

Kündekari

Hakiki Kündekari

Geometrik desenlerde kesilmiş ahşap parçaların örneğin tutkal ya da çivi gibi birleştirici unsur olmadan birbirlerine geçmesiyle oluşturulan kompozisyonlara kündekari denir. Bu teknik çeşitli yayınlarda ayrıca ‘çatma’ olarak da geçmektedir. Nemden ve ısıdan doğacak şekil bozukluklarının önlendiği kündekarinin en erken İslam sanatı örnekleri Mısır’da, Halep ve Anadolu’da çağdaş olarak ortaya çıkmıştır.  

Girintili ve çıkıntılı parçaların birleştirilmesi sonucunda oluşturulan geometrik şekiller, süslenmek istenen yüzeyin de kendisini oluşturmaktadır. Darbelerden ve iskeletin yükü altında parçalanma riskinden korunmak için arka yüzeyde tek parça levhalarla sağlamlaştırılabilir.

Taklit Kündekari

Çakma ve Rölyefli Kündekari

Gerçek kündekariye en yakın olan bu teknik, görünüş olarak neredeyse ayırt edilememektedir. Çakma ve Rölyefli teknik çoğunlukla camilerde minber aynalıklarında kullanılmıştır. Oluşturulmak istenen desen ahşap levhalara çizilir ve aralarında kalan kısımlar oyulur. Geometrik deseni oluşturacak olan çıtalar ise kündekari görüntüsünü sağlayacak şekilde çakılır. 15. yüzyıl ortalarına kadar Anadolu’da görülen teknikte özellikle nem ve ısının etkisiyle çatlama ve ayrılmalar görülebilmektedir.

Tamamen Çakma ve Yapıştırma Kündekari

Çakma ve rölyefli kündekari grubundan ayrımı zor olan bu teknik daha az ustalık gerektirmektedir. Geometrik desenler tamamlanarak ana yüzeye çakılmaktadır. Zaman içerisinde dökülen ahşap ile iki teknik ayırt edilebilmektedir.

Oyma tekniği

Düz Satıhlı Derin Oyma

Motiflerin aynı satıhtan derin oyularak oluşturulduğu, özellikle plastik etkinin çok olmadığı bir tekniktir.

Yuvarlak Satıhlı Derin Oyma

Derin oyma tekniğinde oyulan figürler yükseltilerek yuvarlak bir satıh meydana getirir. Bu teknik genellikle yazılarda, kitabelerde ve arabesk dekorda kullanılmaktadır. Bu şekilde kullanıldığı objeye çok zengin bir görünüş kazandırarak plastik etki artırılmaktadır. İslam sanatında ilk örnekleri Mısır’da 10. yüzyıl Fatımi ahşap eserlerinde karşımıza çıkmaktadır.

Çift Katlı Rölyef

Düz ve yuvarlak satıhlı derin oyma tekniklerinin bir arada kullanıldığı ustalık isteyen, estetik ve zengin bir görünüm sağlayan bu teknik genelde kitabelerde kullanılmıştır. Zemini oluşturan bitkisel kompozisyonda düz satıhlı derin oyma, yukarıda kalan kitabede ise yuvarlak satıhlı derin oyma ile şekil verilmektedir.

Eğri Kesim

Eğri kesim tekniği 9. yüzyılda Samarra’da yaşayan Türkler aracılığıyla İslam coğrafyasına yayılmıştır. Bu teknik özellikle alçı, metal, kemik, cam ve ahşap yüzeylerde uygulanmıştır. Ayrıca tekniğin Anadolu’daki en güzide örneği Ankara Etnografya müzesinde muhafaza edilen Malatya Ulu Camii minberidir.  

Kafes Tekniği (Ajur)

Ajur tekniğinde tek levha olan ahşap üzerine çizilen desenin arasında kalan boşluklar oyularak çıkartılmaktadır. Bu şekilde bitkisel ve geometrik bezemenin özgün örnekleri ortaya konulur. Bu teknik, özellikle minber korkulukları ve rahlelerde yaygın olarak uygulanmıştır.

Ahşap Üzerine Kakma Tekniği

Kakma tekniği malzeme yüzeyine açılan yuvalara aynı boyutlardaki farklı malzemelerin tek parça halinde yerleştirilmesidir. Sedef, fildişi, farklı renkteki ahşap, değerli taşlar ya da çeşitli hayvan kemikleri kakılabilmektedir. Bu tekniğin Anadolu Selçuklu devrinde örneği yoktur. Bununla birlikte en erken 14. yüzyılda Anadolu’da karşımıza çıkmaktadır.

Ahşap üzerine Boyama Tekniği

Boyama tekniğinde genellikle; mavi, kırmızı, sarı ve altın gibi renklerin kullanıldığı görülmektedir. Desen olarak ise geometrik ya da bitkisel kompozisyonlar tercih edilmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • BOZER Rüstem, ‘Ahşap Sanatı’Anadolu Selçukluları Ve Beylikler Dönemi Uygarlığı 2, Editör: Kenan Bilici Ve Ali Uzay Peker, T.C Kültür Ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2006, 533-541. 
  • BOZER Rüstem, ‘Orta Çağ Anadolu Türk Sanatında Kündekari Tekniği’Türkler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, C.7, s.911-917.
  • DETSELİ Naciye, ‘Selçuklu Dönemi Ahşap Minberlerine Bir Örnek: Konya Alâeddin Camii Minberinin Desen Analizi’İstem e-dergi, 2019, S.33, s.213-239. 
  • ÖNEY Gönül, Anadolu Selçuklu Mimari Süslemesi ve El Sanatları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1992.
  • ÖNEY Gönül, ’Anadolu’da Selçuklu ve Beylikler Devri Ahşap Teknikleri’, Sanat Tarihi Yıllığı, İstanbul, 1970, S.3, s.135-149.
  • ÖGEL Semra, ‘Anadolu Ağaç Oymacılığında Mail Kesim’, Sanat Tarihi Yıllığı, İstanbul, 1964-65, S.1, s.110-117. 

“Anadolu Selçuklu ve Beylikler Döneminde Ahşap Sanatı” isimli çalışma Sanat Tarihçisi Ezgi Bora Bardak tarafından hazırlanmıştır.



                                                                      ###################



Ahşabın Gücü

Ancak daha güvenli ve sürdürülebilir bir alternatif sunan ahşaptan da termoelektrik malzemeler üretebileceğinizi keşfettik.

Ahşap, yüzyıllardır insan uygarlıklarının ayrılmaz bir parçası olmuş, yapı malzemesi ve yakıt kaynağı olarak hizmet vermiştir. Endüstriyel süreçlerde sıklıkla kaybedilen atık ısıyı değerli elektriğe dönüştürmek için ahşaptan türetilmiş malzemelerin potansiyelini ortaya çıkarıyoruz.

Bu yaklaşım sadece enerji verimliliğini arttırmakla kalmıyor, aynı zamanda günlük malzemeleri sürdürülebilir enerji çözümlerinin temel bileşenleri olarak nasıl gördüğümüzü de yeniden tanımlıyor.

Limerick Üniversitesi'ndeki ekibimiz, Valencia Üniversitesi ile işbirliği içinde, İrlanda ahşap ürünlerini, özellikle de kağıt endüstrisinin bir yan ürünü olan lignini kullanarak atık ısıyı elektriğe dönüştürmek için sürdürülebilir bir yöntem geliştirdi.

Çalışmamız, lignin bazlı membranların bir tuz çözeltisine batırıldığında düşük sıcaklıktaki atık ısıyı (200°C'nin altında) verimli bir şekilde elektriğe dönüştürebildiğini göstermektedir. Lignin membranı boyunca sıcaklık farkı, tuz çözeltisindeki iyonların (yüklü atomlar) hareket etmesine neden olur.

Pozitif iyonlar daha soğuk tarafa doğru sürüklenirken, negatif iyonlar daha sıcak tarafa doğru hareket eder. Yüklerin bu şekilde ayrılması, membran boyunca elektrik enerjisi olarak kullanılabilecek bir elektrik potansiyeli farkı yaratır.

Endüstriyel atık ısının yaklaşık yüzde 66'sı bu sıcaklık aralığına düştüğünden, bu yenilik çevre dostu enerji çözümleri için önemli bir fırsat sunuyor.

Bu yeni teknoloji birçok alanda büyük bir fark yaratma potansiyeline sahiptir. Büyük miktarlarda artık ısı üreten imalat gibi sektörler, bu atık ısıyı elektriğe dönüştürerek büyük faydalar sağlayabilir. Bu da enerji tasarrufu yapmalarına ve çevre üzerindeki etkilerini azaltmalarına yardımcı olacaktır.

Bu teknoloji, uzak bölgelerde güç sağlamaktan günlük uygulamalarda sensörlere ve cihazlara güç sağlamaya kadar çeşitli ortamlarda kullanım alanı bulabilir. Çevre dostu olması da onu binalarda ve altyapıda sürdürülebilir enerji üretimi için umut verici bir çözüm haline getiriyor.


XXXXXXXXXXXXXXX