ABD’de 1995 yılında yaşadığı travmatik olaydan sonra konuşamayan, gözlerini kırpmayan, kim olduğunu dahi bilmeyen bir kadın, 25 yıl sonra uyandı. Üstelik bu uyanış beraberinde psikiyatrik hastalıklarla ilgili çok önemli gelişmeleri de beraberinde getirdi. Genç kadının hastalığının asıl sebebi ve mucizevi uyanışı, doktorları da şaşkına çevirdi. İşte April Burrell’in ilgi çekici hikâyesi…
Genç kadın hastanede tam anlamıyla mahsur kalmıştı. Hareket etmiyor, gözünü kırpmıyor, nerede ve kim olduğunu dahi bilmiyordu.
April Burrell katatonikti.
Katatoni, hem davranışı hem de motor işlevi etkileyen anormal bir nöropsikiyatrik durumdur. Kişinin belli bir zaman hareketsiz kalması, uyanık görünmesine rağmen yanıtsızlık meydana gelmesi ile sonuçlanır. Katatoni, geçmişte yalnızca şizofreni ile ilişkilendirilirken günümüzde birçok psikiyatrik ve genel tıbbi durumla birlikte ortaya çıktığı biliniyor.
{ KATATONİ= motor sistemi ilgilendiren bir fenomendir. kaslarda ileri derecede katılığa bağlı balmumu arazı ve posturing dir. Katatonik hastanın verilen bir pozisyonda kalması tipiktir. Örneğin hastanın ellerini tutup kaldırdığınızda tıpkı bir balmumunu eğiyormuşçasına bir duygu hissedersiniz. ek olarak ekolali dediğimiz durum görülür. Söylediğiniz bir kelimeyi anında tekrar edebilir. Bu tepki eğer davranışlarda olursa ekopraksi adını alır. Yaptığınız bir hareketi aynı şekilde sorgusuz sualsiz tekrar edebilir. Tıpkı yankılanma gibidir.
21 YAŞINA KADAR HER ŞEY OLMASI GEREKTİĞİ GİBİYDİ
April, ABD'nin Baltimore eyaletinde büyüdü. Daha çocukken muhasebe okuyacağının sinyallerini veriyordu. Babasının çek defterini düzenliyor, mülklerinin kirasını tahsil etmesine yardım ediyordu.
Yedi kardeşten biri olan April; kardeşleri, orduda görev yapan babası ve üvey annesi ile yaşıyordu. Genel olarak gayet sağlıklıydı ve ergenlikte görülmesi normal olan büyüme sancılarının ötesinde hiçbir zihinsel sorun belirtisi göstermiyordu.
Erkek kardeşi Guy Burrell, The Washington Post'a yaptığı açıklamada, "April çok başarılıydı. Çok arkadaş canlısıydı, dışa dönüktü. O sadece hayatı seviyordu” diye anlattı genç kadını...
Ancak 1995 yılında April henüz 21 yaşındayken ailesi, üniversiteden bir telefon aldı. April hastaneye kaldırılmıştı. Ayrıntılar belirsizdi ancak net olan bir şey vardı ki o da April travmatik bir deneyim yaşadığıydı. Başına gelen travmatik olaydan sonra April aniden psikoza (gerçeklikle ilişkinin kesilmesi hali) girdi. Genç kadın artık iletişim kuramıyor, banyo yapamıyor, kendine bakamıyordu.
AİLESİNİ TANIMIYOR, DOKUNULMAK, SARILMAK İSTEMİYORDU
Ailesi ona bakmak için ellerinden geleni yapsa da April’ın sürekli ilgiye ihtiyacı vardı. Bunun üzerine genç kadın 2000 yılında uzun süreli bakım için Pilgrim Psikiyatri Merkezi’ne yatırıldı. April kendi psikoz dünyasına hapsolmuştu; sık sık parmaklarıyla matematiksel hesaplara benzer bir şeyler çiziyor ve finansal işlemler hakkında kendi kendine konuşuyor gibiydi.
Bırakın ailesiyle iletişim kurmayı, onları tanımıyordu bile. Dokunulmak, sarılmak, öpülmek istemiyordu. Ailesi onu kaybettiklerini hissediyordu.
Ta ki bir gün doktorları April'a bağışıklık sisteminin beynine saldırmasına neden olduğunu keşfettikleri bir hastalık olan 'Lupus' teşhisi koyana kadar…
{“LUPUS” =El, ayak, bacak, yemek borusu, ağız içi gibi vücudun çeşitli bölgelerinde görülen içi su dolu kabarcıklar, “kelebek hastalığı”}
İLK HASTASI OYDU, YOLLARI YILLAR SONRA YENİDEN KESİŞTİ
April'a şizofreni teşhisi konduğunda Sander Markx, Amsterdam Üniversitesi'nde gelecek vadeden bir tıp öğrencisiydi. Amerika Birleşik Devletleri’nin en yaygın burs programlarından biri olan Fulbright’ı kazanan Markx, daha iyi bilinen enstitülere gitmek yerine eyaletin en ağır psikiyatri hastalarının çoğunun tedavi gördüğü Pilgrim Psikiyatri Merkezi’ni seçti.
Şizofreni, kişinin gerçek ile gerçek dışını birbirinden ayıramadığı, nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davrandığını etkileyen zihinsel bozukluk olarak tanımlanıyor. Şizofreni halüsinasyonlar, sanrılar, günlük işleyişi bozan düzensiz düşünme ve davranışların kombinasyonlarından meydana gelebiliyor.
Pilgrim'deki ilk günlerinde, Markx ‘her şeyi değiştiren’ bir karşılaşma yaşadı ve April'la tanıştı. O sırada hâlâ tıp öğrencisi olan bugün ise Columbia Üniversitesi hassas psikiyatri bölümüne başkanlık eden Sander Markx, "Hasta olarak gördüğüm ilk kişi oydu. Hatta o, bugüne kadar gördüğüm en hasta olan hastaydı” dedi ve ekledi: “Sadece orada duruyor ve bakıyordu. Duş almaz, dışarı çıkmaz, gülümsemezdi.”
Bir öğrenci olarak Markx ona yardım edecek durumda değildi. Kariyerine devam etti ama klinikte hareketsiz bir halde yatan genç kadını hiçbir zaman unutmadı.
Şizofreni her yaşta görülebilmekle birlikte vakaların yüzde 70'i 15-35 yaşları arasında meydana geliyor. Kadın ve erkeklerde aynı sıklığı göstermesine rağmen başlama yaşı ve seyri bazı farklılıklar gösteriyor. Başlama sıklığı erkeklerde 15-30 yaşları arası pik yaparken, kadınlarda ilki 20-35 yaşları arası ve diğeri 45 yaşından sonra olmak üzere iki defa pik yapıyor. Ayrıca kadınlarda hastalık erkeklere oranla daha iyi seyir gösteriyor.
YAKLAŞIK 20 YIL SONRA YOLLARI YENİDEN KESİŞTİ
April ile Markx'ın yollarının yeniden kesişmesi yaklaşık 20 yıl alacaktı. Markx, 2018’de öğrencilerinden birinin aynı psikiyatri hastanesine gitmesi ve aynı kadınla tanışmasından bahsetmesi üzerine April ile tekrar buluşacaktı.
Markx, yaklaşık yirmi yıl önce gördüğü hastada çok az şeyin değiştiğini duyunca afalladı. İlk tanışmalarından bu yana April birçok tedavi görmüştü; antipsikotikler, duygudurum düzenleyiciler ve elektrokonvülsif terapi… Hiçbiri işe yaramamıştı.
Şizofreni, patogenezi (bir hastalığın kaynağı ve gelişmesi sırasında organizmada meydana gelen değişiklikler) halen aydınlatılamamış olan kompleks bir hastalıktır. Önemli ölçüde yeti yitimine sebep olabilen bir hastalık olması nedeniyle erken tanı ve tedavi büyük önem taşımaktadır. Henüz tanı koydurucu bir biyobelirteç bulunmamaktadır.
70’TEN FAZLA UZMANDAN OLUŞAN EKİP TOPLANDI
Markx, tam bir tıbbi inceleme için aile onayı aldı. Neler olup bittiğini anlamak için Columbia Üniversitesi'nden ve dünyanın dört bir yanından nöropsikiyatristler, nörologlar, nöroimmünologlar, romatologlar dahil olmak üzere 70'ten fazla uzmandan oluşan çok disiplinli bir ekip topladı.
İlk kesin kanıt kan tahlili ile ortaya çıktı; April'ın bağışıklık sistemi vücuduna saldıran bol miktarda ve türde antikor üretiyordu. Beyin taramaları, bu antikorların beyninin şizofreni ve psikozla ilişkili bölgeleri olan şakak loblarına zarar verdiğine dair kanıtlar gösterdi.
⚠️ {DALAK aynı zamanda hastalıklara karşı savaşan bileşenleri (antikorlar ve lenfositler dahil) üretir. Kemik iliği, kemiklerinizin içerisinde bulunan süngerimsi dokudur. }
Doktorlar, April şizofreninin tüm klinik belirtilerine sahip olsa da altta yatan nedenin, bağışıklık sisteminin kendi vücuduna saldırarak cilde, eklemlere, böbreklere veya diğer organlara zarar veren antikor ürettiği karmaşık bir otoimmün bozukluk olan Lupus olduğuna inanıyordu.
Ancak April'ın semptomları tipik değildi ve hastalığın belirgin dış belirtileri yoktu; Lupus sadece beynini etkiliyor gibi görünüyordu.
April'ın önceki travmatik deneyiminin Lupus'u tetikleyip tetiklemediği veya hastalığın gelişiminin bir tesadüf olup olmadığı ise belirlenemedi.
Lupus ya da tam adıyla Sistemik Lupus Eritematozus yaygın olarak 'kelebek hastalığı' olarak da biliniyor. Lupus, vücudunun bağışıklık sisteminin kendi doku ve organlarına saldırdığında ortaya çıkan bir otoimmün hastalıktır. Lupus'un sebebi halen tam olarak bilinmiyor ve kontrol altına alınmadığında ise hayati tehlikeye yol açabiliyor. Lupus hastalığının neden olduğu iltihaplanma vücudun akciğerler, beyin, böbrekler, cilt, eklemler, kalp ve kan hücreleri dahil olmak üzere birçok farklı sistemini etkileyebiliyor.
TEDAVİ ETTİĞİ HASTAYI TANIYAMADI: ’20 YILDIR TANIDIĞIM KİŞİYE BENZEMİYORDU!’
Tıbbi ekip, April’ın öfkeli bağışıklık sistemine karşı koymak için harekete geçti ve Nöropsikiyatrik Lupus için yoğun bir immünoterapi tedavisine başlandı. Süreç uzun ve zor olacaktı. Ancak April, neredeyse anında iyileşme belirtileri göstermeye başladı. Bu iyileşmeye rağmen psikozu devam etti.
⚠️ {biyolojik terapi adıyla da bilinen immünoterapi hastalıkların vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirerek veya baskılayarak tedavi edilmesi yöntemidir. }👩🏼🩺
Markx, nihayetinde ekibin bazı üyelerinin April'ı Pilgrim Psikiyatri Merkezi’ne geri nakletmek istediğini söyledi. O sırada Markx, Hollanda'ya evine gitmek zorundaydı ve yokluğunda April'ın Pilgrim'e iade edileceğinden korkuyordu.
Markx havalimanına gitmeden önce April’ı son bir kez kontrol etmek için odasına gitti. Onu genellikle katatonik durumda otururken bulduğu odasına girdiğinde April'ın yerinde odada oturan başka bir kadın olduğunu gördü.
Markx, "20 yıldır tanıdığım kişiye benzemiyordu. Sonra biraz daha yakından baktım ve şaşkınlık geçirdim. Bu oydu!” diye anlattı.
April 20 yıldan fazla bir süre sonra uyanmış gibiydi.
‘BUNUN MÜMKÜN OLDUĞUNU ASLA DÜŞÜNMEDİK’
2020'de April, yaklaşık 20 yıldır yaşadığı psikiyatri hastanesinden taburcu olacak kadar zihinsel olarak yetkin görüldü ve bir rehabilitasyon merkezine taşındı. Covid ile ilgili ziyaret kısıtlamaları nedeniyle ailesiyle ancak geçen yıl bir araya gelebildi. Erkek kardeşi, kardeşinin eşi ve çocuklarının rehabilitasyon merkezine yaptıkları ziyaret hem ağlamaklı hem de neşeli geçti.
Guy Burrell o anları şu sözlerle anlattı: “Kız kardeşimin her zaman eski haline dönmesini istemişimdir. Onu tanısanız, yepyeni bir insan olduğunu düşünürdünüz."
April, uyandıktan sonra Baltimore'daki çocukluk evini, okulda aldığı notları, erkek kardeşinin düğününde nedime olduğunu hatırladığını söyledi. Görünüşe göre otoimmün iltihaplanma süreçleri beynini etkilemeye başlayana kadarki her şeyi hatırlıyordu
⚠️ Otoimmün hastalık neden olur?
enfeksiyonlar, kimyasal maddeler veya solventlere maruz kalma gibi çevresel faktörlerin de etken olabileceğinden şüphelenmekteler. Yüksek yağ ve şeker oranına sahip ya da işlenmiş yiyeceklerle beslenmek bağışıklık tepkisine yol açarak iltihaplanmaya neden olabilir ve bazı otoimmün hastalıkları tetikleyebilir.
____ Otoimmün hastalıklardan bazıları şunlardır: ____
Multipl skleroz - MS ; (sinir sistemi)
Tip 1 Diabet ; (pankreas)
Ülseratif kolit, Crohn hastalığı ve çölyak hastalığı ; (kalın ve ince bağırsaklar)
Sedef (psöriasis), Pemfigus vulgaris ve Vitiligo ; (cilt)
Myastenia gravis ; ( asetilkolin reseptörleri)
Graves hastalığı ve Hashimato troidi ; (tiroit bezi)
Addison hastalığı ; (böbrek üstü bezleri)
Üveit ; ( göz)
Behçet hastalığı ;( kan damarları)
Romatoid artrit, Ankilozan spondilit ; (eklemler)
Sistemik Lupus Eritematozus - SLE ; (çok sayıda organa karşı reaksiyonlar)
Polimiyozit ; (kaslar)
Sjögren sendromu (dış salgı bezleri )
Skleroderma; (cildin, damarların ve iç organların bağ dokusu)
Sistemik vaskülit ;(kan damarları)
Anti-fosfolipid antikor sendromu – APS ;(kan pıhtılaşma bozukluğu)👩🏼🩺
. Hatta küçük bir çocukken gördüğü, artık yetişkin bir genç kadın olan yeğenini bile tanıdı.
Aile sanki bir mucizeye tanık olmuş gibiydi.
Dr. Markx, "Eve gelmiş gibiydi. Bunun mümkün olduğunu asla düşünmemiştik” dedi.
APRIL’IN HİKAYESİ PSİKİYATRİK HASTALIKLARI VE TEDAVİLERİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR
April’ın Lupus olduğunun keşfedilmesi ve uyanışının ardından benzer koşullara sahip diğer hastalar da başarılı bir şekilde tedavi edilmeye başlandı. Çoğu sinir hastalıkları hastanesinde, en ağır vakalara uygulanan bakım ve tedavilerde önemli değişimler yaşandı.
New York’ta akıl sağlığı üzerine çalışan araştırmacılar, bazıları yıllarca hastanede yatan ve bu keşiften fayda sağlayabilecek otoimmün hastalıkları olan yaklaşık 200 hasta belirledi.
⚠️
80'den fazla otoimmün hastalık türü vardır.👩🏼🩺
Öte yandan Almanya ve İngiltere de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından bilim insanları benzer araştırmalar yürütüyor, altta yatan otoimmün ve enflamatuvar süreçlerin, çeşitli psikiyatrik sendromları olan hastalarda daha önce sanıldığından daha yaygın olabileceğini keşfediyor.
⚠️
İnflamasyonun belirtileri
Yaraların veya hasarların iyileşme süreci inflamasyon (enflamasyon) oluşumu ile başlamaktadır. Bağışıklık sistemi hücrelerinin sağlıklı dokulara karşı antikor üretmesi sonucunda ortaya çıkan otoimmün hastalıklar artrit (eklem iltihabı) ve inflamatuar bağırsak rahatsızlığına neden olabilir.
akut ve kronik olmak üzere 2 farklı şekilde ortaya çıkabilir. ❗️Akut iflamasyonda belirtiler 2 haftadan az olarak hızlıca gelişir. ❗️Kronik inflamasyonda belirtiler 6 haftadan uzun olarak yavaşça gelişir. •İltihap; travmalar, zararlı kimyasallar ya da bulaşıcı hastalıklar sonucunda vücutta oluşan durumdur. Yaraların iyileşmesi ve enfeksiyon hastalıklarının kontrolü için çok önemlidir.
Akut inflamasyonun beş belirtisi veya semptomu vardır: kızarıklık, ateş, şişme, ağrı ve vücudun etkilenen bölgesini hareket ettirmede zorluk çekme. Bir kısım inflamasyon minör olup, sadece küçük bir bölgeyi etkiler ve kendi başına iyileşirken, bir kısmı geniş bir alana yayılabilir, ağrılı olabilir ve tedavi gerektirebilir.👩🏼🩺
Mevcut araştırma muhtemelen sadece küçük bir hasta grubuna yardımcı olacak ama çalışmanın etkisi şimdiden psikiyatri pratiğini ve birçok akıl hastalığı vakasının teşhis ve tedavi edilme şeklini yeniden şekillendirmeye başladı.
Markx, April ile aynı kaderi yaşaması olası olan hastalar için “Bunlar unutulmuş ruhlar” benzetmesini yaptı ve ekledi: "Biz sadece bu insanların hayatlarını iyileştirmiyoruz, aynı zamanda onları geri dönebileceklerini düşünmediğimiz bir yerden geri getiriyoruz."
'BAZI LUPUS'LU HASTALAR RUH SAĞLIĞI HASTANELERİNE BAĞIMLI KALIYOR'
April'ın hikayesi, psikiyatrik rahatsızlık yaşayan birçok insana umut oluyor. Altta yatan başka bir hastalığın varlığının bulunması, iyileşme sürecine ışık tutuyor. Öte yandan her hasta April kadar şanslı olamayabiliyor...
"Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla sağlıklı hücrelere saldırmasıyla ortaya çıkan hastalık grubudur. Bu durum da bilim insanlarını psikoz ve otoimmün hastalıklar arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığını sorgulamaya sevk etti"
⚠️Psikoz: belirtileri arasında sanrılar (yanlış inançlar) ve halüsinasyonlar (başkalarının görmediği veya duymadığı şeyleri görme veya duyma) bulunur. Diğer belirtiler arasında tutarsız veya anlamsız konuşma ve duruma uygun olmayan davranışlar gerçekleştirme yer alır.
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nihat Alpay şu bilgileri verdi:
"Bir otoimmün hastalık olan Lupus, vücudun bağışıklık sisteminin kendi doku ve organlarına saldırmasıdır. Lupus hastalığının neden olduğu iltihaplanma vücudun akciğerler, beyin, böbrekler, cilt, eklemler, kalp ve kan hücreleri dahil olmak üzere birçok farklı sistemini etkileyebilir. Bu nedenle de Lupus'lu hastalar daha zor tedavi edilmekte, hatta bazıları kronik ruh sağlığı hastanelerine bağımlı kalmaktadır. Literatürde merkezi sinir sisteminde bazı bölgelerdeki otoimmün bir hastalık veya gizli kalmış bir enfeksiyon da katatoni oluşturabiliyor."
___ *Uz. Dr. Abidin Tanrıkut ; Lupus tıpkı romatoit artrit gibi bir bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığıdır. En yaygın belirti hastaların %90’ında görülen eklem ağrılarıdır. Lupus hayati organları (böbrek, kalp, akciğerler, beyin). Yapılabilecek diğer tahliller arasında hemoglobin, akyuvar ve trombosit düzeylerindeki düşmeyi belirlemeye yönelik kan sayımı, anti-DNA ve anti-Sm, ayrıca idrar tahlili ve böbrek fonksiyon testleri sayılabilir. Döküntü, ışığı duyarlılık, ağızda ülser ve eklem iltihabı gibi 11 ölçütten dördünün ya da fazlasının saptandığı kişiler muhtemelen lupusludur.___Sistematik lupus eritematozus hastalarında yaygın bir şikayet olan aşırı yorgunluk ve halsizlik hissi olabilir. Ayrıca eklemleri etkileyebilir ve eklemlerde ağrı, şişlik ve tutukluk gibi belirtilere neden olabilir. Genellikle birden fazla eklemi etkileyebilir ve hareket kısıtlılığına yol açabilir. Yapılan araştırmalar sonucunda hastalığa sahip olanların %90’ının kadın olduğu görülmüştür.
Lupus Hastalığı 8 Bitkisel Tedavisi
1) Elma Sirkesi
- Elma sirkesi hastalığın ikincil etkilerinden biri olan mide asidi miktarını azaltabilir.
- Lupus hastalığına sahip olanların vücudunda oluşan hidroklorik asit eksikliğini gidermek için kullanılabilir.
- Elma sirkesi arındırıcı özelliklere sahiptir.
- Besin emilimini arttırır ve detoksifikasyona yardım eder.
- Elma sirkesini salatalarınıza ekleyerek beslenme rutininize dahil edebilirisiniz.
- Doğal turşu yapımına katarak da tüketebilirsiniz.
- Elma sirkesine bir miktar su ile karıştırıp da tüketebilirsiniz.
2) Probiyotikler
- Lupus hastalığının bitkisel tedavisi arasında probiyotik içeren gıdalar dikkat çeker.
- Probiyotik içeren besinler bağırsak sağlığını korur ve destekler.
- Mide sağlığının korunması lupus hastalığı ile mücadelede birebirdir. Probiyotikler mide sağlığının korunmasına yardımcı olur.
- Lupus hastalığına sahip kişilerde besin yetersizlikleri de çok görülür. Probiyotik içeren gıdalar besin yetersizliklerini önüne geçer.
- Kefir, peynir ve süt gibi probiyotikler bazı enflamasyonları önler ve hücresel fonksiyonu düzenleyen proteinleri vücuda dağıtır.
3) Zeytinyağı
- Zeytinyağı lupus hastalığının semptomlarının kontrol altında tutulmasına ve azaltılmasına yardım eder.
- Bedeni kronik rahatsızlıklardan korur ve bolca Omega 9 içerir.
- Günlük beslenme rutininize zeytinyağını da ekleyerek lupus hastalığının semptomlarının azalmasını sağlayabilirsiniz.
4) Zerdeçal
- Zerdeçalda aktif bir madde olan kurkumin, lupus gibi otoimmün hastalıklarının tedavisini destekler.
- 1 bardak suyun içine eklediğini 1 çay kaşığı zerdeçalı ısıtın.
- İçine de bal da katabileceğiniz bu karışım hastalığınız tedavisinde size destek olacaktır.
- Fakat zerdeçal safra kesesi sorunları olanlar için uygun değildir.
5) Zencefil
- Zencefil daha çok artritten ve eklem ağrılarında sıkıntı duyan kişiler tarafın tüketilmektedir.
- Ağrılara iyi gelir. Bu sayede lupus hastalığının sebep olduğu ağrıların azaltılmasına yardım eder.
- Zencefil antioksidan ve antienflamatuar özellikleri sayesinde eklemlerdeki şişliği ve ağrıyı azaltır.
- Bunun için zencefil çayı tüketebilir ya da taze sebze ve meyvelere zencefil suyu ekleyebilirsiniz.
6) Hindistan Cevizi Yağı
- Hindistan cevizi yağı bağışıklık sistemini dengeleme yardımcı olur.
- Sindirim sistemini iyileştirir ve yanmaların sıklığını azaltır.
- Aynı zamanda kolesterolünüzü kontrol edilmesine yardım eder.
- Kan şekerinin kontrol edilmesine yardımcı olur.
- Hindistan cevizi yağını yemek pişirirken kullanabilir ya da içeceklere ekleyebilirsiniz.
7) Epsom Tuzu (epsom-salz)
- Lupusun en sık görülen belirtilerinden biri yorgunluktur.
- Yorgunluğu azaltmak için epsom tuzu banyosu yapılabilir.
- Epsom tuzu magnezyum emilimini artırır.
- Eklem ağrılarını azaltmaya yardım eder.
- Banyo suyuna bir bardak epsom tuzunu ekleyin.
- Bu suda yaklaşık olarak 10 – 20 dakika dinlenin.
- Bu tedavi yöntemi böbrek ve şeker hastaları için tavsiye edilmez. Bu nedenle öncesinde doktorunuza danışabilirsiniz.
🧂Epsom Tuzunun Faydaları
• Kas gevşetici: Sıcak su banyosuna eklendiğinde kas ağrılarını hafifletir, spor sonrası toparlanmayı destekler.
• Stres azaltıcı: Magnezyumun sinir sistemini yatıştırıcı etkisi sayesinde rahatlama sağlar.
• Cilt bakımı: Detoks etkisiyle cildi arındırır, egzama ve sedef gibi cilt sorunlarında destekleyici olabilir.
• Kabızlık giderici: Ağız yoluyla alındığında (doktor gözetiminde), bağırsakları çalıştırıcı etkisi vardır.
• Ayak bakımı: Ayak kokusu ve mantar gibi sorunlara karşı ayak banyosunda kullanılır.
🧴 Kullanım Alanları
• Banyo tuzu: Ilık suya 1-2 bardak eklenerek kas gevşetici banyo yapılabilir.
• Ayak banyosu: ılık suya 1/2 bardak eklenerek 15-20 dakika ayaklar bekletilir.
• Yüz maskesi: Bal veya yoğurtla karıştırılarak cilt maskesi yapılabilir.
• Akvaryum bakımı: Su sertliğini dengelemek için kullanılır (dozaj dikkatle ayarlanmalıdır).
! Epsom tuzu, kimyasal olarak magnezyum sülfat (MgSO₄) olarak bilinen doğal bir mineraldir. Adını İngiltere'deki Epsom kasabasından alır ve genellikle beyaz kristal formunda bulunur. Sofra tuzuyla karıştırılmamalıdır çünkü tamamen farklı bir bileşime sahiptir.
Epsom tuzu (magnezyum sülfat), güllerde magnezyum eksikliğini gidermek için ideal bir gübredir. Magnezyum eksikliği, yeşil damarlı sararmış yapraklar (kloroz) şeklinde kendini gösterir. Zengin yeşil yapraklar ve canlı çiçekler oluşmasını sağlar.
8) Fesleğen
- Fesleğen, vücudu stres ve enzim dengesizliklerine adapte etmeye yardım eder.
- Doğal antioksidan ve antienflamatuar özelliklere sahiptir.
- Siz de yemeklerinize bir tutam fesleğen katarak lupus tedavinize destek olmasını sağlayabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=5tYIBFmOgW8
* FILM: Willcat 2023 Kelebek hastalığı (Lupus) (lupus teşhisiyle ilgili ilk romanı.)
(202
- Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Nihat Alpay
( Healio: Nöropsikiyatrik komplikasyonlar ile diğer romatizmal veya otoimmün hastalıklar arasındaki bağlantı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Askanase: Çakışmanın Sjögren sendromuna ve antifosfolipid sendromuna kadar uzanması muhtemeldir. Ancak otoimmün ensefalit, PANDAS ve Lyme hastalığı, romatologların görebileceği beyindeki bağışıklık saldırısının diğer alanlarıdır.)
Dr. Sander Markx "Otoimmün Ensefalit: Nöroloji ve Psikiyatri Arasındaki Köprü" konulu konuşmacı
https://youtu.be/6pxuQSfjd3Y?si=Xm7VbVdtTKfB2dM2
DIPLOMLARIM 👩🏼🩺 S.Karakaş
Katatoni, psikomotor belirtilerle karakterize bir klinik tablo. İlk kez 1874 yılında, Karl Ludwig Kahlbaum tarafından tanımlanmıştır. Psikiyatrik bozukluklar dışında başka çeşitli tıbbi nedenlerle de ortaya çıkabilir.
Katatoni DSM-IV'e kadar, sadece şizofreninin bir parçası olarak ele alınmıştır. Daha önceleri şizofreninin bir parçası olarak görülen katatoni, daha sonra başka nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkmasının gösterilmesiyle ayrı bir olgu olarak ele alınmaya başlanmıştır.
Bu cümle, insanın varoluşsal güvenlik duygusuna dair derin bir hakikati yansıtıyor. Sahipsizlik hissi, yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir boşluk yaratabilir. Oysa bir insanın, bir güç, bir ilke, bir sevgi ya da bir topluluk tarafından “sahiplenildiğini” hissetmesi, moralin yeniden inşasında temel bir rol oynar.
🌱 Sahiplenilme Hissi ve Moral Gücü
• Psikolojik Dayanak: İnsan, belirsizlikler karşısında bir yere ait olduğunu, bir anlam içinde yer aldığını hissettiğinde daha dirençli olur. Bu, hem bireysel hem toplumsal travmalarla baş etmede güçlü bir kalkandır.
• Moral Depolama: Tıpkı bir bataryanın şarj edilmesi gibi, moral de zaman zaman yeniden yüklenmeye ihtiyaç duyar. Sevgi, ilgi, anlam ve aidiyet duygusu bu enerjiyi sağlar.
• İnanç ve Felsefe: Pek çok inanç sistemi ve felsefi öğreti, insanın sahipsiz olmadığı fikrini merkezine alır. İslam’da “Rabbin seni terk etmedi” (Duha Suresi) ifadesi, Stoacılık’ta ise doğanın düzeni içinde her şeyin bir yeri olduğu düşüncesi buna örnektir.
! Psikoz: belirtileri arasında sanrılar (yanlış inançlar)
VVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVVV
Diş hekimliği tarihi
Diş hekimliği tarihi; diş hekimliğinin tarihsel gelişimini incelemektedir. Diş hekimliği tarihi ile ilgili en eski kayıtlara Mısır'da rastlanmaktadır.İmhotep bilinen ilk hekimdir. MÖ 2700 yıllarında Mısır'da yaşadığı kabul edilmektedir. İmhotep'in yaşadığı dönemde Mısır'da hekimler göz hekimi, bağırsak hekimi, diş hekimi… gibi branşlara ayrılmışlardır.
Bilinen ilk diş hekimi Hesi-Re yalnızca diş hekimi değil aynı zamanda Krallığın Bekçisi gibi 13 resmi unvana sahip oldukça yetkin bir hekimdi.
Mısırlılar pek çok konuda olan gözlem ve deney merakını diş hekimliğinde de göstermişlerdi. Apse drenajı yapmışlar, çağdaş diş hekimliğinde köprü olarak ifade ettiğimiz uygulamanın ilk deneyicileri olmuşlardı. Hatta Ebers Tıp Papirüsü içindeki bilgiler göstermektedir ki ağız ve çenenin cerrahisi ile ilgilenmişler, “sabah kahvaltısında ağız temizliği yapılmalıdır, ağız temizliği diş temizliği demektir.” gibi ifadeler kullanmışlardır.
Diş hekimliği Mısır'lıların ilgisini çektiği kadar Mezopotamya uygarlıklarının da ilgisini çekmekteydi. Ancak Hammurabi yasaları dolayısı ile Mezopotamya'da gerek diş gerek tıp branşlarının cerrahisi çok fazla gelişmemiştir. Çünkü Hammurabi yasaları hekimlere yasal sorumluluk koyan tarihin ilk yasalarıdır.
Hammurabi yasaları'nda diş hekimliği ile ilgili konulara 2 madde ile değinilmiştir.
Yasa 200: Eğer bir kişi kendisiyle aynı sınıftaki bir kişinin dişine zarar verirse onun da dişi çekilir.
Yasa 201: Eğer bir kişi kendinden daha alt sınıftaki bir kişinin dişine zarar verirse 166 gr. gümüş öder
Aynı yıllarda Çinliler dünya tarihinin bilinen en eski tıp eseri olan Nei-Ching'i yazmışlardır. Çinliler ağız hastalıklarını; iltihabi hastalıklar, yumuşak doku hastalıkları, diş çürükleri olmak üzere 3'e ayırmaktalardı. Çinliler diş hekimliğine katkılarını sadece bu eserle yapmamış yüzyıllar sonra 15.yüzyılda çağdaş anlamdaki ilk diş fırçasını yapan ulus olarak diş hekimliği tarihine geçmişlerdir. Amalgamla dişlerin doldurulması fikri de Çinlilere aittir.
((( Amalgam (Arapça al-malgam = merhem), çok kuvvetli çözme özelliğine sahip olan cıvanın, metaller ile yaptığı karışım (alaşım). Sıvı cıva, birçok metali, özellikle bakır, gümüş, altın ve alkalimetalleri (lityum, sodyum, potasyum, vb.) çözer. Amalgam; katı, yumuşak veya sıvı olabilir. Cıva, bazı metal olmayan maddeler ile de amalgam verir. Amalgamın sertliği ve yumuşaklığı ilave edilen metalin miktarına bağlıdır. )))
Amerika kıtasında yer alan topraklar üzerinde hüküm sürmüş olan İnkalar, Aztekler ve Mayalar daha çok doğaüstü güçlerle diş tedavisi yapmaya çalışmışlardır. Savaşçı bir toplum olan Aztekler, saç telini kullanarak şimdiki cerrahi dikişlere benzeyen dikişler atmışlardır. Bu eski uygarlıkların önemli yönleriden biri de ağız sağlıklarına verdikleri özel önem vermişlerdir.
MÖ 2000 yıllarına gelindiğinde ise Hipokrat'la beraber Yunanistan'da bu yıllarda Cos adasında ilk tıp okulunun açılması ile çağdaş tıbbın temelleri atılmıştır. Yunanistan'daki gelişmeler Romalıları, Etrüskleri ve İtalyanları etkilemiştir.
MS 7. ve 15. yüzyıllar arasında diş hekimliğindeki en büyük gelişmeler Müslüman ülkelerde olmuştur. İslamiyetin temizlik ve ağız sağlığına verdiği önemin bu bilimin gelişmesindeki en önemli etken olarak görülmektedir. Müslümanlar'ın günde dişlerini en az bir kere misvak ile fırçalamak zorunlulukları vardı ve ağız bakımına önem verdiği halde ağız kokusu gitmeyen kişinin eşi bunu sebep göstererek boşanabilmekteydi. Tabari, Razi, Ali bin Abbas, Zehravi, İbn-i Sina, Abdüllatif, Hekim Ahmedi, Akşemsettin, Sabuncuoğlu gibi Türk ve İranlı Müslüman hekimler tıbbın ve diş hekimliğinin gelişmesine bu dönemde büyük katkı sağlamışlardır.
16. yüzyılda İtalyan düşünür, matematikçi, kâşif, anatomist Leonardo da Vinci'nin buluşları ve kan dolaşımının bulunması ile beraber Avrupalılar tıbbın tüm branşlarında hızla gelişme göstermişlerdir. 18.yüzyıldan sonra Birleşik Devletlerde yapılan çalışmaların da etkisi ile diş hekimliği branşlaşmaya başlamış ve 20. yüzyıl başında tamamen branşlara ayrılmış bir bilim dalı olmuştur.
************************************************************
Lupinus (Lupinus), Latince lupus 'kurt' (Eski Yüksek Almanca luvina'dan) gelir.
Alerjenite
Baklagillere karşı aşırı duyarlılığı olan alerji hastaları için, gıda endüstrisinde lupin proteininin artan kullanımı sorun yaratabilir; çünkü lupinler veya lupin ürünleri, gıda alerjilerinin en yaygın 14 nedeni arasındadır.
Lupin bileşenlere duyarlılık – bunlar esas olarak belirli proteinler (konglutinler) – izole olarak veya özellikle yer fıstığı gibi diğer baklagillere önceden duyarlılık ile çapraz alerji olarak gerçekleşebilir. Örneğin, 5.366 katılımcının katıldığı bir çalışmada, primer yer fıstığı alerjisi olan hastaların yaklaşık %17'si lupinlerle (lupin un) çapraz reaksiyon da göstermiştir. [29] Aşağıdaki alerjen kaynaklarından birine (veya birkaçına) alerjisi olan kişiler de lupinlere karşı çapraz alerjiden etkilenebilir: fasulye, mercimek, soya, yonca, yonca, meyan köken, keçiboynuz, gum arabik, tamarind, tragakanth.
Yüksek protein içeriğine sahip baklagiller olarak lupinler ayrıca histamin de içerir. Histamin intoleransı durumunda, bu durum bilinen bireysel belirtilere yol açabilir.
Toksisite
Tatlı lupin hariç tüm çeşitlerde bulunan kinolisidin alkaloidlerinin miktarı, taşikardi, kafa karışıklığı, bulantı, ağız kuruluğu, baş dönmesi ve motor kontrol kaybına yol açabilir; ağır vakalarda ise solunum felci veya kalp durmasına da yol açabilir. Federal Risk Değerlendirme Enstitüsü, her yıl zehir kontrol merkezlerine 80 ila 100 zehirlenme vakasının bildirildiğini tahmin ediyor.
Haşereler ve
Soya fasulyesi bitkisinin bilinen zararlıları arasında nematod grubuna ait soya fasulyesi kisti nematodu, pamuk kurdu, çeşitli kokulu böcekler (özellikle Piezodorus guildinii türü), Asya soya pası (Phakopsora pachyrhizi) ve Fusarium virguliforme mantarıdır. Mantar, soya fasulyesi bitkisinin akut ölümüne yol açan "ani ölüm sendromu"na (SDS) yol açar.
+++
Pancar kisti nematodu (Heterodera schachtii), pancar köklerini endoparazit olarak parazite eden bir nematodur. Heterodera schachtii ilk olarak 1859 yılında Bonnlu botanikçi Hermann Schacht tarafından tanımlanmış ve 1871'de Schmidt tarafından sistematik olarak sınıflandırılarak Schacht'ın adını vermiştir. Şeker pancarı, Heterodera betae tarafından daha az saldırıya uğrar. Heterodera cinsi ayrıca soya fasulyesi kist nematodu (Heterodera glycines), tahıl kist nematodları (Heterodera avenae, Heterodera filipjevi, Heterodera latipons) ve birçok başka türü de içerir.
Ayrıca bitkilerde (örneğin şalgam derileri) ve hayvanlarda, insanlar da dahil olmak üzere önemli sayıda parazitik tür vardır. (((( Zararlı=Pancar kisti nematodları pancar yorgunluğuna neden olur. Bu, pancar ve diğer konak bitkilerin (Beta cinsine ait tüm pancar türleri ve ispanak gibi kaz ayağı ailesine ait türler) ile aynı alanda tekrar tekrar Brassica türleri (örneğin kolza tohumu) dikildiğinde meydana gelir. Örneğin şeker pancarı örneğinde, bu durum yan köklerin ("sakal") oluşumunun artmasına ve pancarın büyümesinin azalmasına yol açar – ve böylece verim kayıplarına yol açar.)))) İnsanları parazitleyen ve bağırsaklarında yaşayan nematodlar arasında örneğin yuvarlak solucan (Ascaris lumbricoides), kırbaç solucanı (Trichuris trichiura), medina solucanı (Dracunculus medinensis), iğne solucanı (Enterobius vermicularis) ve cüce nematodu (Strongyloides stercoralis) bulunurken, filariae iseWuchereria bancrofti, brugia malayi ve loa loa sırasıyla lenfatik damarlarda ve deri altı yağ dokularında yaşar. Şiddetli enfestasyonlarda, bağırsakta (solucan demetinde) nematodların tüm düğümleri oluşabilir ve tıkanmalara neden olabilir.
Ne çekici maddeler salgılayan ne de enfekte olmayan nötr bitkiler ise bahçe fasulyesi, kenevir, haşhaş, çikori, çavdar, yonca, mısır ve falye'dir.
Parazitik türlerin enfeksiyon yolları ve
Son konak olarak hizmet eden memelilerin enfekte edilmesi, örneğin larvaların (örneğin trichinae) zaten bulunduğu çiğ et tüketimi yoluyla veya dışkı yoluyla solucan yumurtalarının yutulması (örneğin köpeklerde) gerçekleşir. Kötü hijyen (gübre ile döllenme, bağırsak hareketlerinden sonra el yıkamama) nedeniyle dışkı (solucan yumurtalarıyla) kirlenen yiyecekler de bulaşmada rol oynayabilir. Ancak bazı türlerde enfeksiyon, (filariform) larvaların deriden aktif nüfuz etmesiyle de gerçekleşebilir (örneğin kanca kurtları, örneğin Ancylostoma duodenale veya Necator americanus). Filariae temsilcileri, örneğin nehir körlüğünün nedeni olan Onchocerca volvulus, genellikle böcek ısırıkları yoluyla yayılır.
Bazı parazitik nematod türleri, yaşam ve üreme döngüleriyle ilgili olarak ev sahiplerinin davranışını ve bazen dış görünüşünü manipüle edebilir; aynı şekilde, diğer büyük omurgasız veya protozoa gruplarının parazitik temsilcileri de (örneğin toksoplazmozun neden olduğu → davranış değişiklikleri bkz. Özellikle karmaşık bir örnek Myrmeconema neotropicum'dur. Bu temsilci, ara konak olarak görev yapan karınca türü Cephalotus atratus gaster'inin siyahtan güçlü kırmızıya rengini değiştirmesine neden olur. Etkilenen karıncalar, enfekte olmayan türdeşlerine kıyasla baskı altında agresif savunma davranışı göstermez ve alarm feromonları üretmezler; bu karıncalar kırmızı karınlarını kalıcı olarak yukarı doğru eserler. Bu muhtemelen son ev sahibi olarak hizmet eden meyve yiyen kuşları çekmek ve gaster'ı yutmalarını teşvik etmek için tasarlanmıştır; gaster ise vücudun geri kalanından kolayca ayrılabilir.
Tüy döken hayvanlar (Ecdysozoa), ilkel ağızların (Protostomia) bir süperfilümüdür ve Anna Marie A. Aguinaldo ve ark. tarafından 1997'de esas olarak 18S-rRNA'nın dizis analizine dayanarak önerilmiştir. İsim, Yunanca ecdysis (tüy dökme) ve zoon (hayvan) kelimelerinden oluşur.
Aşağıdaki hayvan filümleri tüy döken hayvanlara aittir:
- Panarthropoda
- Eklembacaklılar
- Tardigrad (Tardigrada)
- Onychophora
- Lobopodlar (Lobopodia) †
- Siklonöri
- Nematodlar
- Stringwormlar (Nematomorpha)
- Kancalı böcek (Kinorhyncha)
- Priap solucanları (Priapulida)
- Korse hayvanı (Loricifera)
Çam ağacı nematodu Bursaphelenchus xylophilus, Almanya ve İsviçre'de rapor edilmesi gereken karantina zararlı patojenidir ve yayılımı için Monochamus ("zanaatkârların geyikleri") cinsine ait uzun boynuzlu böcekleri taşıma konakı olarak kullanır.
Taksonomi
Nematodlar, vücutta besin bileşenlerini dağıtabilecekleri bir damar sistemine sahip değildir. Bunun yerine, besinler bağırsak boşluğunda işlenir ve oradan doğrudan duvarlar aracılığıyla ihtiyaç duyuldukları vücut hücrelerine ulaşır.
Nematodlar ilk olarak 1919'da Nathan Cobb tarafından Nemata suşu olarak tanıtıldı, daha sonra artık kullanılmayan Aschelminthes sırtında Nematoda sınıfı olarak sınıflandırıldı. Burada nematodlar ayrı bir filum olarak listelenmiştir. Mevcut sınıflandırma, Hodda'nın mevcut sınıflandırmasına karşılık gelir; üç sınıf, sekiz alt sınıf ve 32 tarikattan oluşmaktadır.
- Enoplea Sınıfı
- Alt sınıf Enoplia
- Süper Sıra Enoplica
- Enoplida Tarikatı
- Ironida Tarikatı
- Tripyloidida Takımı
- Alaimida Tarikatı
- Trefusiida Tarikatı
- Süper sıra Rhaptothyreica
- Rhaptothyreida Tarikatı
- Süper Sıra Enoplica
- Oncholaimia alt sınıfı
- Süper sıra Oncholaimica
- Oncholaimida Tarikatı
- Alt sınıf Triplonchia
- Üst Düzey Triplonchica
- Triplonchida Tarikatı
- Tripylida Tarikatı
- Üst Düzey Triplonchica
- Alt sınıf Enoplia
- Dorylaimea Sınıfı
- Dorylaimia alt sınıfı
- Süper sıra Dorylaimica
- Dorylaimida Tarikatı
- Süper sıra Dorylaimica
- Alt sınıf Bathyodontia
- Süper Order Mononchica
- Bathyodontida Tarikatı
- Mononchida Tarikatı
- Mermithida Tarikatı
- Süper Order Mononchica
- Trichocephalia alt sınıfı
- Süper sıra Trichocephalica
- Trichocephalida Tarikatı
- Marimermithida Tarikatı
- Dioctophymatida Takımı
- Muspiceida Tarikatı
- Süper sıra Trichocephalica
- Dorylaimia alt sınıfı
- Chromadorea Sınıfı
- Alt sınıf Chromadoria
- Süper sıra Chromadorica
- Chromadorida Tarikatı
- Selachinematida Tarikatı
- Desmodorida Tarikatı
- Desmoscolecida Tarikatı
- Süper sıra Chromadorica
- Plectia alt sınıfı
- Süper Order Monhysterica
- Monhysterida Tarikatı
- Süper Sıra Plectica
- Leptolaimida Tarikatı
- Plektida Tarikatı
- Benthimermithida Tarikatı
- Süper sıra Teratocephalica
- Teratocephalida Tarikatı
- Süper sıra Rhabditica
- Diplogasterida Düzeni
- Rhabditida Tarikatı
- Spirurida Tarikatı
- Rhigonematida Tarikatı
- Panagrolaimida Tarikatı
- Drilonematida Tarikatı
- Süper Order Monhysterica
- Alt sınıf Chromadoria
**********************************************************************************************
Ontogenesis
Latince yumurta, yumurta bırakan bir hayvanın (yumurtalar) gelişiminin (ontogenezinin) erken aşamasında oluşan bir sistemdir. Ontogenezis veya ontogenezi (antik Yunanca ὀντογένεση ontogenesis ; Antik Yunanca ὄν ve Almanca 'varlık' ve antik Yunanca γένεσις génesis, Almanca 'doğum', 'köken') bileşik kelimelerden gelip çıkar; bir birey veya tek bir organizmanın gelişimidir filojeniden farklı olarak.
Yaygın Cermen kelimesi olan Orta Yüksek Almanca ve Eski Yüksek Almanca ei, Hint-Avrupa dilindeki ō(u̯)i̯-im'den gelip çıkar; bu kelime Hint-Avrupa əu̯ei- "kuş" kelimesinin bir formasyonudur ve dolayısıyla Latince avis ile ilişkilidir. Kluge'ye göre, kuşun "yumurta hayvanı" mı yoksa yumurtanın "kuş tarafından bırakılmış" olarak mı adlandırıldığı karar vermek mümkün değildir. Kısa bir halde, yumurta terimi, yumurta hücresinin kendisini ifade eder.
Soya kisti nematodu
Biyoloji
Heterodera glycines biseksüeldir; İki cinsiyet farklı şekillere sahiptir (cinsel dimorfizm). Erkekler solucan şeklindedir, dişiler ise yetişkin evresinde yumurtayı andıran uzun bir şekil oluşturur. Genel olarak, nematodun birkaç yaşam evresi vardır.
Dişilerin vücudunda kistlerin içinde yumurtalar bulunur. Dişilerin ölümünden sonra, döllenmiş yumurtalarda ilk genç evreler (J1) olgunlaşır. Uygun koşullarda (toprak nemi, toprak sıcaklığı, toprak havalandırması ve kök dışkısını aktive etme) larvalar (J2) yumurtadan çıkar ve limon şeklindeki kahverengi sklelo-kabuk kist kabuğunu bırakır. Konak bitkinin köklerine göç ederler; burada 375–540 mikrometre uzunluğundaki larvalar, 22–24 mikrometre uzunluğundaki ağız omurgası sayesinde köklerin bitki dokusuna nüfuz eder. Sadece ikinci genç evrede nüfuz edebiliyorlar. Kökün merkezi silindirinde, nematod larva, tükürüğü bitkinin tek bir hücresine salgılar. Hücre, hücre duvarının yerel bozulmasıyla reaksiyona girer ve parazit tarafından indüklenen bir hücre bölünmesiyle komşu hücrelerle birleşerek bir sinsityum oluşturur; larva gelişimi için tüm besin buradan alır. Bu süreçte sessil olur.
Larvalar, iki aşamada (J3, J4) yetişkin erkek ve dişiye dönüşür. Tüm gelişim döngüsü genellikle elverişli koşullarda (20–24 °C) 20–25 gün sürer. Dişi nematodlar o kadar şişir ki, karınları kökten çıkar ve çıplak gözle görünür hale gelir. Yetişkin erkekler solucan benzeri bir şekil alır ve kökten ayrılarak çok daha büyük nematod dişileri bulup döller.
Dişi döllenmeden sonra beslenmeye devam eder ve sonunda sarı jelatinimsi bir matriksle 200 ila 400 yumurta bırakır; bu matriks nematodda kalan bir yumurta kesesi oluşturur. Dişi öldükten sonra, hidroiskelet, yani kütikül, sertleşir ve yumurta kabuğunda yatan larvaların bulunduğu bir kiste dönüşür. Yılda parazitin üç nesline kadar bu şekilde gelişebilir.
Sonbahar büyüme mevsimi dışında veya olumsuz çevresel koşullarda, kistlerdeki larvalar toprakta birkaç yıl hayatta kalabilir. Ana ana bitki soya fasulyesi olmasına rağmen, diğer baklagiller de konak olarak hizmet verebilir.
Enfeksiyon
Enfeksiyon çeşitli belirtilere yol açar. Yaprak ve sapların klorozuna ek olarak, kök nekrozu, tohum veriminin kaybı ve kök oluşumunun baskılanması da olabilir; bu durum bitkinin bozukluğunda fark edilir.
Yerüstü belirtiler her zaman net olarak nematod türüyle enfeksiyondan kaynaklanmaz; Ayrıca besin eksikliği, özellikle demir eksikliği, kuraklıktan kaynaklanan stres, herbisitlerden kaynaklanan hasar veya diğer bitki hastalıkları da olabilir. Enfeksiyonun ilk belirtileri, yapraklarının sarardığı bitki gruplarıdır. Bunlar köklerin yavaşlaması ve su ile besin eksikliğinden kaynaklanır.
Patogenez ayrıca zor olabilir çünkü bodur kökler stres veya diğer bitki hastalıkları ile zararlıların yaygın bir belirtisi olabilir. Heterodera glycines istilasını tespit etmenin tek yolu laboratuvar muayenesi veya köklerde kitlerin tespit edilmesidir.
Haustorien
Bitki parazitleri, kök haustoria yoluyla konak bitkilerine ulaşır. Beyaz meyveli ökse otu ana ağacın kıvrımında kabuk kökleri oluşturur; buradan batı konakçının sap ağacına doğru öğütücüleri sürükler ve kısa trakealar aracılığıyla konakçının ksilemasına doğrudan bağlantı kurar. Pulcuk (Lathraea) ağaç köklerinin ksilemini kullanırken, Orobanche türleri konak köklerin floemini kullanır ve hatta tık noktasının üzerindeki kök parçalarının ölmesine neden olabilir. Kök haustorialı diğer parazitler ise eyebright, rattlepot, bıldırcın buğdayı ve bitlerdir.
Ançaklar
Köksüzler (köksaplar) yeraltı kök sisteminin bir parçası değildir; kalın bir sürgün eksenleridir; yani sürgün ekseni sistemine aittir. Sürgünler her yıl yerde farklı bir yerde ortaya çıkıyor.
///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Ateş ekseni
Botanikte, sürgün ekseni, kormuslu bitkilerin üç temel organından birini ifade eder (modası geçmiş: kormofitler). Beslenme için hizmet eden diğer iki temel organı, kök ve yaprakları, her iki yönde birbirine bağlar. Sürgün ekseni yaprakları taşıyor ve esas olarak fotosentez için gereken çevresel koşullara doğru hareket ettirir (bkz. bitki hareketi). Bu, bitkinin inişi sırasında gelişen bir organdır. Su, besin ve asimile etmeyi stabilize etmek, depolamak ve taşımak için hizmet eder. Şiddete bağlı olarak, sürgün ekseni aynı zamanda şaft, sap, sap, filim veya gövde olarak da adlandırılır.
İnşaat
Hipokotil ve epikotil
Kök tabanı ile kotiledonlar arasında hipokotil bulunur. Filizin bu bölümü, çimlenme sırasında oluşan ilk bölümdür. Kotiledonlar ile sonraki ilk yaprağın tabanı arasında epikotil bulunur.
Nodus ve
Sürgün ekseni genellikle yaprakların tutunma noktalarında biraz kalınlaşır, bu yüzden bu noktaya düğüm (düğüm) denir. İki düğüm arasındaki bölüme bu nedenle internodium denir. Bu düğümler arası düğümler başlangıçta tohum bitkisinde hâlâ sıkıştırılır, yani düğümlerin üzerindeki yapraklar birbirine yakın oturur. Sürgün ekseninin uzanması, düğümler arası büyüme (intercalare büyümesi) yoluyla gerçekleşir.
Kısa çekimler/uzun
Birçok bitki türünün iki farklı sürgün türü vardır. Tam gerilmiş düğümlere sahip bir filim ekseni uzun sürgü olarak adlandırılırken, sıkıştırılmış kalan bir sürge kısa sürgün olarak adlandırılır. Bu iki terim korelasyonludur, yani bu ifade ancak ilgili bitki her iki tipe de sahipse yapılabilir.
! = Ağırlıklı olarak düğümlerin temellerinde bulunan interkaler oluşum dokusu, uzun bir sürgü durumunda çalışmayı durdurur.
Birçok yaprak döken ağaçta (örneğin tüm meyve ağaçları) kısa sürgünler çiçekleri ve dolayısıyla meyveyi taşır. Bu yüzden meyve odunu olarak da adlandırılır. Karaçaçam ve çam ağaçlarında iğne yaprakları kısa sürgünlerde de bulunur.
Bazı bitkilerde (örneğin plantain) düğümlerin uzaması hiç gerçekleşmezken, diğerlerinde (örneğin çatı otu gibi) sadece çiçek oluşumuyla başlar.
Dallar
Bazı spor bitkilerinde, örneğin bazı yosunlar ve eğrelti otlarında, orijinal ikili dallanma hâlâ görülür; bir sürgünün parietal hücreleri iki çatallı sürgüne ayrılır. Öte yandan, tohum bitkilerinde sürgün ekseninin dallanması neredeyse tamamen yan tomurcukların filizlenmesinden kaynaklanır. Tek istisna, çoğunlukla güçlü sukulent bitkiler olan birkaç bitkidir; örneğin Mammillaria (Cactaceae) cinsinden. Genel olarak, aksiller koltuğun dallanması, yaprak eksenlerindeki embriyonik doku (yaprak aksilleri meristemleri) üzerinden yaprak ile eksen arasında gerçekleşir. Farklı dallanma desenleri iki temel tipe dayanır: monopodyal ve süfodiyal dallanma.
Monopodial
Monopodyum, sürekli eksenli bir daldır. Bu durumda, önceki yılın sürgün bölümü her yıl aynı akroton destekli üst meristem ile devam eder ve yan tomurcuklar ile yan sürgünler bastırılır (örneğin ladinde).
Sempozyum
Bir sympodium, sürgünün daha fazla büyümesinin ana eksenden değil, subterminal lateral eksenlerden devam ettiği bir dallanma türüdür. Terminal tomurcuk ölür ve yan tomurcuklar filizlenir. (örneğin kayın ve limon ağaçları).
Daha fazla büyüme, yaklaşık eşit güçte iki yan eksen tarafından ele geçirilirse, buna dichasium (örneğin leylak) denir. Monochasium, yalnızca tek bir yan eksenin daha fazla büyümeyi (örneğin kireç) devralması durumunda vardır. Bu neredeyse her zaman aşırı zirvelenmiş ana eksenle aynı yönde hizalanır, sonra kısa sürede kendini tükenir ve başka bir yan eksen tarafından tekrar aşılır. Bu nedenle böyle bir monochasium, ardışık olarak bağlı çeşitli yan eksenlerden oluşur ve genellikle ilk bakışta sürekli ana eksenli bir sürgünden ayırt edilemez. Bu, sahte bir aks oluşturur. Bir monochasium, yaprakların düzeniyle tanınabilir. Yan eksenler her zaman bir yaprağın aksillerinden doğduğundan, monochasiumda yapraklar sahte eksendeki çiçeklerin (örneğin üzüm asması) karşısında görünür. Öte yandan, sürekli ana eksen varsa, çiçekler yaprakların koltuklarında bulunur.
Özellikle üst sürgün bölgesinin tomurcukları filizlenirse, bu akrotonik bir büyümedir ve ağaç şeklinde bir büyümeye yol açar. Yan sürgünler alt sürgün bölgesinin tomurcuklarından çıkarsa, bu bazitonik bir büyümedir ve çalılık benzeri bir büyüme ortaya çıkar.
İletken doku
Taşıma için kullanılan dokular, damar demetleri olan ipliklere birleşir. İletken demetler, yüksek bitkilerin (damarlı bitkiler) sürge, yaprak ve kökünde su, çözüntücü maddeler ve organik maddelerin (çoğunlukla şekerler) uzun mesafeye taşınmasından sorumludur. İletken demetler, su taşımacılığı için hücre elementleri olan ahşap parça (örneğin trakealar ve trakeidler) ve floemden, yani bast kısmından oluşur; bu kısım elek hücreleri, elek tüpleri ve konvoy hücreleriyle asimile edilir.
Farklı rehber paket türleri vardır: basit rehber demetleri sadece bir elek veya ahşap parçadan oluşur. Kompozit damar demetlerinde elek ve ahşap parça bulunur. Konsantrik damar demetlerinde elek kısmı ahşap kısmın etrafında yer alır (veya tam tersi). En yaygın tip, elek kısmının dışta, ahşap kısmının ise içte olduğu sözde kollateral damar demetidir. Açık damar demetlerinde (iki nikärli bitkilerde bulunur), ksilem ile floem arasında bir kambiyum eklenir. Köklerde, damar demetleri birleşerek radyal damar demetleri oluşturur; burada ahşap parça bir tekerleğin kolları gibi düzenlenir – bast kısmı ise kolların arasında yer alır.
Stolonlar
Stolonlar (koşucular, sürünen sürgünler) vejetatif üreme için kullanılır. Yer üstünde veya yeraltında, sapın tabanından, yaprak rozetinden veya kök boyundan başlayan sürünen, uzun yan sürgünlerdir. Düğümlerde oluşan aksiller tomurcuklardan genç bitki parçaları çıkar; başlangıçta ana bitki tarafından beslenir, sonra kendi köklerini ve yapraklarını geliştirirler. Sonra stolonlar ölür. Stolon oluşturan bitkilere örnekler arasında çilek (Fragaria), Lilium lankongense gibi zambaklar ve Sempervivum tectorum gibi ev pırasa türleri bulunur. Stolonlar ile köksaplar arasında akışkan geçişler vardır; stolonlar daha çok yer üzerinde, köksaplar ise daha çok yer altında bulunur.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O