Ur şehrinin baş tanrısıdır, kutsal simgesi hilaldir ve kanatlı bir boğa ile tasvir edilir.
Ur şehrinin baş tanrısıdır, kutsal simgesi hilaldir ve kanatlı bir boğa ile tasvir edilir.Ekişnugal (veya E-kiš-nu-gal), antik Mezopotamya'da, özellikle Ur şehrinde yer alan ve Ay Tanrısı Nanna'ya (Akadca adıyla Sin) adanmış olan büyük tapınak kompleksidir.
Babil ve Asur'da Ay tanrısı olarak tapılan Sin, Sümer mitolojisindekiNanna'nın karşılığıdır. Kaderin tanrısı olarak da anılan Nanna, Enlil ve Ninlil'in oğludur. Nanna Sümerce "ışık" veya "aydınlatıcı" mânâsına gelir. Kutsal şehri Ur'dur. Babil ve Asur'da ise bu tanrıya Sin denmiş ve ona Suriye ve Harran'da da Sami ırk tarafından tapınılmıştır. Kanatlı bir boğayı süren Sin'in lapis lazuliden bir bıyığı vardı.
Sin aynı zamanda İslam öncesi Arabistan'ın Hadramut bölgesinde tapınılan bir ay ve zenginlik tanrısıdır.
Enheduanna (MÖ 2285 - MÖ 2250); Babası Kral Sargon tarafından Ur şehrindeki Ay Tanrısı Nanna'nın (Sin) Ekişnugal tapınağına başrahibe olarak görevlendirilmiştir.İsmi Gök Tanrısı An'ın başrahibesi veya Tanrı Nannar'ın eşi anlamına gelmektedir. Hece hece Sümerce karşılığı ise En-hedu-anna: En;(Başrahibe veya Başrahip), hedu; (gurur ve övünç kaynağı), ana; (..cennetin) şeklindedir . Enheduanna, Sümer Tapınağı’nın en büyük rahibelerindendi. Akadlar, Mezopotamya’da Semitik (Sami kökenli) bir dil konuşan insanlardı.
M.Ö. 2600-2400 yılarında Mezopotamya dini inanışında Sin Ay tanrı olarak simgelenmekteydi. Sin yaratıcı tanrıydı. Her şeyin ve bütün kutsalların yaratıcısı olduğuna inanılan bilgeliğin tanrısıydı. Hilal şeklindeki Ay veya İki boynuzlu boğa şeklinde simgelenirdi (Sîn was depicted as a horned bull (qarnû)). Boynuz aynı zamanda gücün simgesiydi. İki boynoz bu günkü kraliyet tacının ilk şeklidir.
Naram kelimesi Akkadça sevilen özellikle, tanrı tarafından sevilen demektir. Bu günkü Türkçe karşılığı “kutsal” anlamına gelmektedir.
Takvimin ve bereketin de tanrısı olan Sin'in sembolleri hilal, boğa ve üç ayaklı bir iskemledir. Babil ve Asur'un büyük şehirlerinde tapınakları bulunan Sin'in iki ana tapınağı vardır; güneyde Ur ve kuzeyde Harran. Ur'daki baş tapınağının adı E-gish-shir-gal = "Yüce Işığın Evi", Harran'daki tapınağının adı ise E-khul-khul = "Zevklerin Evi" idi.
Astral-teolojik sistemde 30 sayısı ile temsil edilirdi. Büyük bir ihtimalle 30 sayısı bir kameri aydaki ortalama gün sayısından (yaklaşık 29.53) türemiştir.
Sin (Nanna - Ay), Shamash (Utu - Güneş) ve İştar (İnanna - Dünya) ile birlikte Mezopotamya tanrılarının ikinci üçlüsünü oluştururlar.
Bazı tarihçilere göre Mekke'deki Kabe ilk olarak Ay tanrısı Sin'e adanmış bir mabettir. Bu yorumcular hilal simgesinin İslam'dan önce Ay tanrısının simgesi olduğunu ve hilalin günümüzde İslam ülkelerinin birçoğunun bayrağında yer aldığını, İslam'la özdeşleştirildiğini savunurlar.
Akad Kralı Naram-Sin ile doğrudan ilgili bir ayet Kur'an-ı Kerim'de yer almamakla birlikte, bazı araştırmacılar ve yorumcular Zülkarneyn karakterinin Naram-Sin olabileceğini öne sürmektedir. Bu bağlamda, Hadid Suresi 25. ayet ve Zülkarneyn'in doğu ve batıya yaptığı seferler gibi ayetler tartışılmaktadır.
Öne Çıkan Detaylar:
Zülkarneyn Bağlantısı: Bazı teorilere göre, Naram-Sin, hem doğuya hem batıya seferler düzenlemesi ve kendini tanrı ilan etmesi (boynuzlu miğferi ile simgelenir) nedeniyle Zülkarneyn ile ilişkilendirilmektedir Akevler.
Sembolizm: Naram-Sin'in kullandığı boynuzlu miğferin, Taha suresindeki samiri ve buzağı anlatımıyla sembolik bir ilişkisi olabileceği bazı yorumlarda geçmektedir Akevler.
Soğmatar, M.Ö. dönemlerden itibaren Ay Tanrısı Sin ve diğer gezegen tanrılarına tapınılan bir kült merkezi olmuştur. Kale (höyük) çevresinde bu dönemlere tarihlenen yüzlerce kaya mezarı ve tapınak kalıntısı bulunmaktadır.
Friglerin çok tanrılı bir dinleri vardı. Güneş Tanrısı Sabazios ile Ay Tanrısı Men bunlardan en tanınmışlarıydı. Ancak Frigler denince akla ilk gelen tanrıça Kybele’dir.
Stabilizasyon: Gümüş, "Ay" (Kamer) ile ilişkilendirilir. Ay, dünya üzerindeki sıvıları (gel-git) nasıl yönetiyorsa, gümüş de vücuttaki enerji akışkanlığını (latif sıvıları) dengeler.
Özellikle Ay'ın evrelerine göre değişen vücut sıvılarındaki basınç, gümüşün iletkenliği sayesinde regüle edilir.
"Ay enerjisi" ile olan bağının, uyku kalitesi, rüya kontrolü (Lucid rüya) ve bilinçaltı temizliği.
M.Ö. 4,5 Milyar Yıl: Mars büyüklüğünde bir gök cisminin (Theia) Dünya'ya çarpması sonucu Ay'ın oluştuğu teorize edilmektedir.
M.Ö. 3,8 - 4,1 Milyar Yıl (Geç Ağır Bombardıman): Güneş sistemindeki düzensizlikler nedeniyle Dünya ve Ay'ın çok sayıda kuyruklu yıldız ve asteroit darbesine maruz kaldığı dönemdir.
Dev Etki Hipotezi (Theia Etkisi): Yaklaşık 4.5 milyar yıl önce, Mars büyüklüğünde "Theia" adlı bir gezegenin genç Dünya'ya çarptığı düşünülüyor. Bu çarpışma sonucu fırlayan enkazın birleşerek Ay'ı oluşturduğu kabul edilir. Bu, Ay'ın "güneş sistemindeki" erken bir çarpışmanın ürünü olduğunu gösterir, ancak doğrudan Güneş ile çarpışma değildir.
"Dev Çarpışma Hipotezi": Bu teoriye göre, yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Mars büyüklüğünde bir gezegenin (Theia) Dünya'ya çarpması sonucu Ay oluştu.
Çarpışmanın etkileri: Bu devasa çarpışmanın etkisiyle, gezegenin kabuğundan kopan parçalar uzaya fırladı ve zamanla Ay'ı oluşturdu.
Çarpışmanın sonuçları: Bu çarpışma, Dünya'nın eğik eksenine ve gelgit sistemine yol açmıştır.
Bir YouTube kullanıcısı Ay'ın Dünya'ya çarpmasıyla nelerin yaşanabileceğinin gösterildiği güzel bir simülasyon yaptı.
Theia (Grekçe: Θεία); Euryphaessa ya da bilinen diğer bir adıyla Evrifaessa, Yunan mitolojisindeTitanlar'ın aydınlık tanrıçası. Kardeşi ve kocası Hyperion'dan Helios, Selene ve Eos'un annesidir. "Thia" veya "Thea" diye de anılır. Diğer bir görevi de değerli taşlar üzerinedir; bu taşlar altın, gümüş ve mücevherlerdir. Euryphaessa, geniş aydınlatır anlamına gelir.
Theia: Antik Yunan Mitolojisinde Güneşin ve Ay’ın Annesi
Theia, Antik Yunan mitolojisinde güneşin ve ayın annesi olarak bilinen önemli bir tanrıçadır. Efsanelerde, evrenin oluşumunda etkili bir rol oynayan güçlü ve büyülü bir varlıktır.
Theia’nın adı, “ışık” veya “parlama” anlamına gelen Yunanca kökenli bir kelimeden gelir. O, Titanlar’ın soyundan gelir ve Hyperion ile Eurynome’un kızıdır. Theia’nın kardeşleri Helios (güneş tanrısı) ve Selene (ay tanrıçası) olarak bilinir. Bu üçlü, gökyüzündeki en önemli ışık kaynaklarıdır.
Mitlere göre, Theia güzelliğiyle ünlüdür. Parlak sarı saçları ve parlak gözleri onu tanımlayan özelliklerdir. Güneşin ve ayın annesi olarak, gökyüzünde parlayan ışığı temsil eder. Ayrıca farklı zamanlarda dönme eksenlerine göre hareket eden gezegenlerin yörüngesini şekillendirdiğine inanılır.
Theia’nın en çok bilinen hikayelerinden biri, Olympos Dağı’ndaki diğer tanrılarla olan ilişkisidir. Zeus, Theia’nın güzelliğine hayran olmuş ve ona aşık olmuştur. Bu ilişkiden doğan çocukları arasında tanrıçaEos (şafak tanrıçası), rüzgar tanrısı Aeolus ve güzellik tanrıçası Selene bulunur.
Theia’nın mitolojideki önemi sadece ailesiyle sınırlı değildir. Ona atfedilen özellikler, doğanın döngüsü ve evrenin düzeniyle bağlantılıdır. Güneşin ve ayın annesi olarak, Theia’nın varlığı günün ve geceye geçişin sembolüdür. O, doğanın ritmini yöneten ve gücünü gökyüzündeki ışık kaynaklarından alan bir tanrıçadır.
Antik Yunan mitolojisinde Theia’nın bu rolü, güneşi ve ayı kontrol etme yeteneği ile ilişkilendirilmiş olabilir. Ayrıca, onun kudretli varlığı, insanların doğanın büyüsüne olan hayranlıklarını yansıtan bir sembol haline gelmiştir.
Theia Antik Yunan mitolojisinde güneşin ve ayın annesi olarak bilinen önemli bir tanrıçadır. Işığın sembolü olarak kabul edilir ve doğanın döngüsünü yönetir. Theia’nın efsaneleri ve özellikleri, Antik Yunan kültüründe doğaya duyulan hayranlığı yansıtan önemli bir parçadır.
Xx
İsim Tarihçesi;
Theia'nın ismi, Yunan mitolojisindeki Ay Tanrıçası Selene'nin annesinin isminden gelmektedir. Theia teorik olarak genç Dünya ile çarpışarak günümüz Dünyası ile Ay'ı oluşturduğu için bu şekilde isimlendirilmiştir.
Theia (gezegen)
dünyaya çarpıp ayı oluşturan teorisel bir gezegen.
Theia, 4,5 milyar yıl önce Dünya ile çarpıştığı varsayılan gezegen.
Theia'nın genç Dünya ile çarpışarak Ay'ı ve günümüz Dünyasını meydana getirişinin bir animasyonu.
Çarpışma sonucu Theia gezegeni paramparça olmuş; bir kısmı Dünya'nın üzerine saçılmış, geri kalan kısmı ise Ay'ı oluşturmuştur. Bu düşünce Ay'ın çekirdeğinin büyüklüğünü, yoğunluğunu ve jeolojik açıdan birçok farklılığını açıklamaktadır.
Mars büyüklüğünde olduğu düşünülmektedir. Bazı antik gezegen kuramcılarına göre tamamen ortadan kaybolmamış, halen 4 ve 5 no'lu Lagrange noktalarında varlığını sürdürmektedir.
Büyük Çarpışma Hipotezi
Ay'ın kökenini açıklayan bir varsayım.
Büyük Çarpışma Hipotezi (bazen kısaca Büyük Çarpışma veya Theia Çarpışması olarak da adlandırılır), Ay'ın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Hadeenüst zamanındaErken Dünya ile Marsbüyüklüğünde bir gezegenin çarpışması sonucu uzaya fırlayan kalıntıdan oluştuğunu öne sürer (Güneş Sistemi'nin oluşumundan yaklaşık 20 ila 100 milyon yıl sonra).
Dünya ile çarpışan gök cismi Ay tanrıçası Selene'nin annesi olan efsanevi Antik Yunan titanının adı olan Theia ile anılır. 2016 tarihli bir raporda yayınlanan Ay kayaçlarının incelemesi, çarpışmanın doğrudan gerçekleşmiş olabileceğini ve her iki gök cisminin bütünüyle karışmasına neden olabileceğini öne sürmektedir.
Bir sanatçının iki ön-gezegenin çarpışma anını betimlemesi. Dünya ile Mars büyüklüğündeki bir gök cismi arasındaki böylesi bir çarpışma olasılıkla Ay'ı oluşturdu.Hipotezin basit bir sunumu.
DÜNYA; kelimesinin (İngilizce Earth) kökeninin, İngilizcede ve Almancada sırasıyla "yer" anlamına gelen "eor(th)e/ertha", "erde" kelimeleri olduğu, Türkçeye ise Arapçadan geçtiği düşünülmektedir.
❓Ay Dünya'nın ikizi mi? Ay tamamen dünyanin manto malzemesi.
Ay’ın Perspektif Işıltısı ve Hitit Ay Tanrısı Kaşku
Hitit Mitolojisi’nde Ay, önemli bir tanrı veya tanrıça tarafından temsil edilen göksel cisim olarak öne çıkar. Hititlerin gök cisimlerine ve doğaya büyük saygı gösterdikleri ve bu cisimlere dini ritüellerle önem verdikleri bilinmektedir.
Gökyüzünün zarif taçsız kraliçesi olarak gözlerimizi kamaştıran, gecenin hafif ışığında parlayan Ay, tarih boyunca birçok mitoloji ve kültürün merkezinde yer almış, bazı dinlerin de vazgeçilmez unsuru olmuştur. Bu yazıda, antik ve çağdaş mitolojilerdeki Ay kültünün büyüleyici dünyasına bir yolculuk yapacağız ve bu ışıklı gökcismine verilen anlamları keşfedeceğiz. Gerek Dinler tarihi olsun gerekse epik anlatılarda sıklıkla tasvir edilen Ay, birçok kehanete de ev sahipliği yapmış ve insanlığın ilk dönemlerinden itibaren dikkat çeken büyüleyici bir unsur olmuştur.
Anlam İzahı ve Ay
Ay’ın dönemsel değişimleri, eski medeniyetlerin takvimleri oluşturmasına ve de yaşamlarını planlamasına yardımcı olmuştur. Dönemsel evrelerine ithâfen yapılan özel ritüeller ve mitolojik hikayelere rastlanılır. Dolunay zamanı ateş yakmak, dua etmek veya özel ibadetler düzenlemek, Ay’ın gücünden yararlanmanın bir yolu olarak kabul edilir.
slam sembolü hilalin anlamı ve hikayesi / https://evrenatlasi.com/2019/12/islamda-hilal-sembolunun-tarihi-ve-anlami/
Öyle ki Dünya’nın en yaygın inanışlarından biri olan İslam dininin sembolü de Ay’dır. Camii minarelerinde Ay’ın hilal şekli yer alır ve İslam öncesi Arabistan mitolojisinde Ay tanrısına Al-İlah adı verilir. Al-İlah, “en güçlü tanrı” anlamına gelir ve 360 tane put ’un arasında en güçlü ve en yüksekte duran putun ismidir.
İslam öncesi Arabistan’da bulunan kabileler, Ay tanrısını farklı isimler ile betimliyorlardı, bunlardan bazıları “Sin, Hubal ve Al-ilah’dır.” Aynı şekilde dilbilim uzmanları Al-İlah kelimesinin zamanla Allah kelimesine evrildiğini söylemektedirler.
Mezopotamya’da Ay Kültü ve İnancı / https://gorgondergisi.com/mezopotamyada-ay-kultu-ve-inanci/
Sadece dinsel açıdan değil İlkçağ Medeniyetleri de dahil olmak üzere Ay kültü pek çok medeniyette önem taşımakta ve birbirlerine yakın anlamlar ile sınıflandırılmaktadır. Bir medeniyetin dini açıdan ilerlemesine Ay pratik bir amaç katmış, tarımsal olarak geçim kaynağı statüsünde kullanılmıştır.
Ur kenti M.Ö. 3. Bin yıl / https://www.mozaweb.com/tr/Extra-3B_goruntuler-Ur_Kenti_MO_3_binyil-155950
Ay’ın evreleri tohum ekmek, mahsulleri toplamak, hasat yapmak gibi faaliyetleri düzenlemeye yardımcı olmuş ve bir zaman sonra matematik ile geometrinin temelleri atılmıştır. Bu sebepten ötürü de Ay birçok medeniyetin tapınaklarına entegre edilmiş ve tanrısal anlamlar yüklenilmiştir. Özellikle Mezopotamya’daki Ur şehri, Ay kültünün önemli bir merkezi konumundadır ve Ay’ın rahibeler tarafından yönetilen bir tapınağı bulunur.
Ay Tanrıları
İlk Çağ medeniyetleri Ay’ı tıpkı diğer gezegenler gibi geleceği tahmin etmekte kullanıyorlardı ve bu sebepten ötürü astronomi ve astrolojik inançlar gelişti. Mezopotamya’nın Ay tanrıçası olarak kabul edilen Nannadoğurganlık, bereket ve aydınlanma ile ilişkilendirilir. Bu vasıflar diğer tanrılarda da bulunmaktadır. ilk medeniyetlerden itibaren Ay kültü tarım, din, astronomi ve kültürel ifade için temel bir rol oynamıştır. Ay’ın gözlemlenmesi, medeniyetlerin zaman hesaplaması ve doğa olaylarını ön görmesi için kullanılmıştır. Ay, kadim çağlardan bu yana; zamanın yolcusu, değişimin sembolü ve gecenin bekçisi olarak kabul edilmiş ve geceleyin çöken ıssız ve sessiz karanlığa romantik derin bir anlam katmış, kaybolan ruhlara ışık olmuştur.
Bu düşünce ilk olarak 1901'de kazı bilimciHugo Winckler tarafından İslam öncesi Allah'ı, bir ay tanrısı olarak adlandırdığı Hubal olarak bilinen başka bir İslam öncesi Arap tanrısıyla özdeşleştirdiğinde ortaya atıldı. Daha yeni bilim adamları, kısmen kurgu olduğu için ama aynı zamanda Hubal'ın Nabatî kökeninin Güney Arap inançlarının bağlamını geçersiz kılacağına inandıkları için bu görüşü geri çevirdiler.
Bilimsel görüşler:
Hubal'ın bir ay tanrısı olduğu iddiası, yirminci yüzyılın başlarından kalma Alman bilgin Hugo Winckler'den gelmektedir. David Leeming, Mircea Eliade gibi O'nu bir savaşçı ve yağmur tanrısı olarak tanımlar.
Hitit Ay Tanrıçası Kaşku
Hitit güneş kursu sembolü / https://tarihvearkeoloji.blogspot.com/2016/12/hitit-gunes-kursu-olarak-adlandrlsa-da.html
Antik Anadolu’nun zengin mitolojisi ve de dini mirası içinde ön plana çıkan Hitit İmparatorluğu oldukça gelişmiş ve Anadolu’nun gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir. Genel olarak halk kendilerine “Hitit” yerine Nesilli ismini vermiştir, bu isim de Kültepe’nin eski adı olan “Neşa”dan gelmektedir ve anlamı “Nesice konuşanlardır”. Ahd-i Atik’te, Hititler hakkında geçen bazı atıflara rastlanılır. Mitolojik olarak tanrısal panteonda baş tanrı Fırtına Tanrısı’dır. Anadolu coğrafyasında ise Ay’a tapınma İsa’dan önce 2500’lü yıllara kadar gitmektedir. Ay tanrıları her kavim veya bölgede farklı isimlendirilmiştir. Hattiler de Kasku, Hurriler de ise Kuşuhh ismi kullanılmıştır.
Doğurganlık ile de anılan Ay tanrısı Kaşku, doğum sırasında edilen yeminlerden ötürü “yeminlerin tanrısı” olaraktan da anılmaktadır. Aynı zamanda hamile kadınları koruduğuna, doğum sırasında kadınların başlarına bir şey gelmemesi için onlara yardım ettiğine inanılmıştır. Hititlerin bir diğer önemi ise Anadolu’nun bilinen epiksel ilk masalının Ay tanrısı Kaşku’ya ait olmasından gelmektedir. Hitit tanrısı olan Kaşku’nun yerel merkezi Kargamış’tır ve eski dönem mitolojik hikayelerin baş tanrısı konumundadır. Kaşku, Hititler nezdinde Ay tanrısı ve koruyucu tanrı olarak tanımlanırdı ve tasvirlerinde genellikle boynuzlu bir Ay ile tasvir edilirdi. Kaşku’ya olan derin bağlılıklarını yansıtmak için Hititler, tapınaklar inşa etmişler ve bu tapınakları Ay adına kutsal ritüeller yaptıkları yerlere kurmuşlardır. Hititlerin başkenti olan Hattuşaş’ta, Kaşku’ya adanmış tapınaklar yer almıştır ve bu tapınaklar Kaşku’ya olan saygıyı ve ibadeti temsil etmiştir. Aynı zamanda Hitit edebiyat türünün bir örneği olan Gökten Düşen Ay anlatısı, günümüze kadar gelmiş olan bir edebiyat örneğidir. Bu anlatı Hitit tabletlerin de KUB XXVIII 5 nolu metnin 10. ve 16. Satırları arasında şöyle geçmektedir;
“Ay Tanrısı gökyüzünden düştükapının üstüne düştü. Hiç kimse onu görmedi. Fırtına Tanrısı onun arkasından yağmur gönderdi. Onu korku, endişe sardı. Tanrı Hapanntaliya oraya gitti, yanında durdu. Ve sürekli sözler söyledi.”
Metnin devamı KUB XXVIII 4 nolu metnin 15. ve 21. satırları ile tamamlanmaktadır;
“Tanrı Kamrušepa gökyüzünden aşağı baktı ve şöyle dedi: “Dünya’da ne oluyor? Ay tanrısı gökyüzünden düştü, kapı üzerine düştü.” Fırtına Tanrısı onu gördü. Onun arkasından yağmurlar, rüzgarlar gönderdi. Onu korku, endişe sardı.”
Hitit yeraltı dünyasının on iki tanrısını tasvir eden kabartma / https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Yazilikaya.12gods.jpg.
Kozmolojik Açıdan Ay
Kozmolojik açıdan Ay, büyüleyici bir gök cismidir ve insanlık için tarihsel anlam taşımanın yanı sıra geleceğe de ışık tutmaktadır. Carl Sagan “Kozmos”unda geçen Ay’ın dansı ifadesi ile, Güneş sistemindeki gezegenlerin uyum içinde olmasını Ay’ın diğer gezegenler ile olan dansına bağlamış ve kozmolojik olarak yeni keşiflere yol açtığını ifade etmiştir. Edwin Hubble’in da dediği gibi Ay, Dünya ile olan etkileşimi sayesinde evrenin kusursuz bir denge noktasını temsil etmektedir.
Kaynakça
Beckman, Gary M. “Religion in Hittite Anatolia.”The Oxford Handbook of Ancient Anatolia, 10. Oxford University Press, 2011.
Bryce, Trevor R. “The World of the Hittites: A Survey of the Hittite Empire.” Oxford University Press,
Ekrem Akurgal (2019). Anadolu Kültür Tarihi. Phoenix Yayınları.
Gurney, Oliver R. “The Hittites.” Penguin Books, 1990.
Hubble, Edwin. “Ekstra-Galaktik Uzayda Uzaklık ve Radyal Hız Arasındaki İlişki Nebulae”. Ulusal Bilim Akademisi Bildirileri, c. 15, Mart 1929, ss. 168-73. NASA ADS, https://doi.org/10.1073/pnas.15.3.168.
Hoffner, Jr., Harry A. “Hittite Religion: The Cult.” The Hittites and Their World, edited by Billie Jean Collins, 205-238. Society of Biblical Literature, 2007.
Malville, J. McKim, and Claudia Putnam. “Güneybatı’da Tarih Öncesi Astronomi.” University of Arizona Press, 1993.
Nemet-Nejat, Karen Rhea. “Daily Life in Ancient Mesopotamia.” Greenwood, 1998.
Stiebing, William H., Jr. “Ancient Near Eastern History and Culture.” Pearson, 2008.
Hititlere ‘Bin Tanrılı Halk’ denmesinin nedeni de ele geçirdikleri tüm bölgelerin tanrılarını kendi ilahları olarak benimsemeleriydi. Böylece diğer tanrıların da onların tarafında olduğu algısını yaratıyorlardı.
***************
Eski Dünya’nın Efendileri
Hanns Hörbigers Ebedi Buz Doktrini (Almanca: Welteislehre), evrendeki çoğu kozmik sürecin temelinde buzun yattığını öne süren, bilimsel temeli olmayan bir kozmogoni teorisidir.
1913 yılında yayımlanan bu doktrinin ana esasları şunlardır:
Buzun Egemenliği: Buz, tüm yıldızların, gezegenlerin ve hatta Samanyolu'nun temel maddesidir. Hörbiger'e göre Samanyolu, buz kristallerinden oluşan bir halkadır.
Kozmik Çatışma: Evren, buzdan oluşan dev kütlelerin (buz aylar ve gezegenler) sıcak güneşlerle çarpışması sonucu şekillenmiştir. Bu çarpışmaların büyük patlamalara ve buharlaşmaya yol açtığı, ardından bu buharın tekrar buza dönüşerek uzayda yayıldığı iddia edilir.
Güneş Sistemi‘nin en dış yörüngesinde “kuyruklu yıldız çekirdeği” adı verilen buz parçalarının yer aldığı karanlık ve soğuk bir bölge var. Bu gizemli bölgeye onu keşfeden Jan Oört’ün edi veriliyor ve Oört Bulutu ya da Oort Bulutu deniliyor.
11 kilometre çapındaki dev ilk kez 1682’de Edmund Halley tarafından keşfedildi. Ardından 1758, 1835, 1910 ve son olarak 1986 yıllarında tekrar görüldü. Halley gelecek sefer 2062 yılında görülebilir olacak. Kısa periyotlu örneklerden biri.
Kuyruklu yıldız çekirdekleri kaya, toz, su buzu ve donmuş karbon dioksit, karbon monoksit, metan ve amonyak karışımından oluşur.Bu nedenle, Fred Whipple'ın modelinden sonra halk arasında "kirli kartopu" olarak tanımlanırlar.Daha çok tozlu kuyruklu yıldızlara "buzlu kir topları" denir.
2014 yılında yapılan araştırmalar, kuyruklu yıldızların "derin yağda kızartılmış dondurma" gibi olduklarını yani yüzeylerinin organik bileşik'lerle karıştırılmış yoğun kristal buzdan oluştuğunu, iç kısmındaki buzunsa daha soğuk ve daha az yoğun olduğunu ortaya koyar.
2009 yılında NASA'nın Stardust görevi tarafından alınmış kuyruklu yıldız tozunda amino asidin glisin bulunduğu doğrulandı.Ağustos 2011'de NASA çalışmalarına göre Dünya'daki meteoritlerinDNA ve RNA bileşenlerin (adenin, guanin ve ilgili organik moleküller) asteroid'ler ve kuyruklu yıldızlar üzerinde oluşmuş olabileceğine dair bir rapor yayınlandı.
1996'da kuyruklu yıldızların X-ışın'ları yaydıkları bulundu.
Kuyruklu yıldızlarda, bazı gezegenlerin uydularında veya yıldızlar arası dev soğuk moleküler bulutlarda) bulunabilirler.
Kuyruklu yıldızlar gerçekte yıldız değildir. Kuyruklu yıldızlar çakıl, toz ve buzdan oluşan birkaç kilometrelik bir kümedir. Kuyruklu yıldız Güneş’e yakınlaştığında ısının etkisiyle toz ve buzdan oluşan kısmı buharlaşmaya başlar ve parlak bir görünüm alır.
Kuyruklu yıldızların görülebilmeleri için Güneş’e yeterince yaklaşmaları gerekir.
Karbon yıldızları ayrıca milimetre ve milimetre altı dalga boylarında zengin bir moleküler çizgi spektrumu gösterir. Karbon yıldızı CW Leonis'te 50'den fazla farklı yıldız çevresi molekülü tespit edildi.
Yıldızların merkezindeki yüksek sıcaklıklarda üç helyum çekirdeğinin birleşmesiyle (füzyon) karbon atomları oluşabilir (üçlü alfa süreci).
Üçlü alfa süreciyle yeterli miktarda karbon oluşmasının ardından alfa süreci başlar.Üç alfa süreci, üç helyum çekirdeğinin (alfa parçacıkları) karbona çevrilme süreci.
"Yıldızlardaki karbon üretimi yaşamın sırrıdır: vücutlarımızda bulunan karbon, milyarlarca yıl önce, şu anda çoktan ölmüş bulunan kırmızı dev yıldızların içinde üçlü alfa süreciyle oluşmuştur."
Carl Sagan'ın “Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.”
“DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizde kalsiyum, kanımızdaki demir, içtiğimiz sudaki oksijen kendi içine çökmüş yıldızlardan yapılmıştır. Bu da bizi yıldız tozu yapar…”
Horbiger’in Ebedi Buz Doktrini, tarihten antropolojiye, astronomiden jeolojiye kadar bütün bilim kavramlarını yok edip, yeni, orijinal, çarpıcı bir görüş getirmek amacındaydı. Bu görüş şöyle özetlenebilir: Horbiger’in kozmogoni kuramına göre Ay dünyamızın ilk uydusu değildir; birçok Ay’lar olmuştur ve her jeolojik çağda değişik bir uydu dünyamızın çevresinde dönmüş, her çağ bu Ay’ın dünyaya düşmesiyle kapanmıştır. Ay dünyamızın çevresinde kapalı bir elips çizerek dönmüyor, tersine dünyaya yaklaşan bir spiral yaratıyor ve bu spiral daralınca Ay dünyanın üzerine düşüyor.
Her çağda, yüzbinlerce yıl boyunca, Ay dünyanın çevresinde dönmüş, yaklaşmış yaklaşmasıyla yerçekimi kurallarını bozup ayçekimi olayına neden olmuştur. Bu dönemlerde, organizmalar olağanüstü büyümüştür. Birinci Zamanın sonundaki dev bitkileri, İkinci Zamanın so nundaki dev yaratıkları bu irileşmeye örnek verebiliriz. Üçüncü Zamanda, Ay’ın uzaklarda olduğu bir dönemde, insanlar türüyor ve bu ilk insanlar, İkinci Zamandan kalma devlerin yönetimi altında, uygarlıklar kuruyor. Üçüncü Zamanın sonunda Ay düşünce devlerin çağı da sona eriyor, arta kalan, bozulan, yamyamlaşan devler insanlar tarafından öldürülüyor. Horbiger’in Efsanevi Tarihi ırkçı kuramdan başka bir şey değilse de dünya mitologyasına bütünüyle bağlı bir sisteme dayanıyor.
Bir İran minyatüründe Rüstem’in Ak Dev’le mücadelesi.
Toltek kozmogonisi dünya tarihini dört ayrı çağa ayırıyor:
– Birinci çağ ve dünyanın yaradılışı. Bu çağ büyük bir tayfunla sona eriyor; – İkinci çağ ve devler. bu çağ düyayı kasıp kavuran yer sarsıntılarıyla bitiyor; – Üçüncü çağ ve devleri öldüren insanlar. – Çağımız olan ve genel bir patlama ile bitecek olan Dördüncü çağ.
Odysseus ile dev Polyphemos.
Yeni Gine yerlilerinde de benzer motiflere rastlanılmaktadır:
Çok eski zamanlarda insanlara yardım eden devler vardı. Sonradan bu devlerin huyu değişti; insanlar kötüleşen bu devlere kurban kesmek zorunda kaldılar. Ardından da bu baskıya dayanamayarak isyan edip devleri öldürdüler.
Bu Eski Mısır duvar çiziminde ise bir firavun dev olarak tasvir edilmiş
Sümerler’den kalma bir çizimde resmedilen devler
Devlere geniş yer veren, hatta onlardan gerçek yaratıklar gibi söz eden ilginç bir kaynak Tevrat’tır
”Ve çaşıtlamış oldukları memleket hakkında İsrael oğullarına fena haber getirip dediler: Çaşıtlamak için içinden memleket, ahalisini yiyen bir memlekettir; ve içinde gördüğümüz bütün halk uzun boylu adamlardır. Ve orada Nefilimden (iri adamlar) olan Anak oğullarını, Nefilimi gördük; ve kendi gözümüzde biz çekirgeler gibi idik ve onların gözünde de öyle idik.” (Sayılar, Bap 13, 32-33). “Çünkü Fefalardan artakalan ancak Başan kralı Og vardır; işte onun yatağı demir yataktı; o Ammon oğullarının Rabba şehrinde değil midir? İnsan arşınına göre uzunluğu dokuz arşın ve eni dört arşın idi.” (Tesniye Bap, 3, 1 1). Dev Golyad’ı öldüren genç Davut’un hikayesi Toltekler’in efsanesine benzer biçimde, insanoğlunun son devi nasıl ortadan kaldırdığını anlatır. “Ve bundan sonra vaki oldu ki, Gezerde Filistinlilerle cenk çıktı; o zaman Huşalı Dev Sibbekay Rafa oğullarından Sippayı vurdu ve onlar baş eğdiler. Ve yine Filistinlilerle cenk oldu; ve Yairin oğlu Elhanan Gatlı Golyat’ın kardeşi Lahmiyi vurdu, onun mızrağının sapı çulha sapı gibi idi.” (1. Tarihler, Bap 20, 4-5).
Kuran Ay’ın yörünge şeklinin kurumuş hurma dalı şekline (yani spiral şekline) uygun olduğunu söyleyerek 1300 yıl sonra ancak anlaşılabilecek bir gerçeği ifade etmesi gördüğünüz en açık mucizelerden biri değil midir?
Ay’ın güneş etrafındaki spiral yörüngesinin bildiğimiz ilk çizimi ise 1902 yılında basılan “Manual of astronomy” adlı kitapta geçer (Yazarı: Charles Young). Aşağıda bu kitaptaki ilgili sayfanın görüntüsü verilmiştir.
Peki Babilliler, Hipparchus veya Ptolemy Ay’ın neyini inceledi. Bu insanlar ay tutulmasının zamanlarını anlayabilmek için Ay ve Güneşin Dünya etrafında döndüklerini varsaydıkları hareketlerini incelediler. Ay ve Güneş’in Dünya etrafındaki dönerken konumlarını ve hızını hesapladılar.
Peki güneş merkezli sistem ne zaman duyurulmuştu? Kopernik tarafından 1543 yılında duyurulmuştu.[3] Yani Hz. Muhammed’den 900 sene sonra. Güneş merkezli sistem bulunmadan Ay’ın güneş etrafındaki yörüngesinin spiral olduğu bilinemezdi, zaten hiç kimsede bilemedi. Bahsettiğimiz gibi bilinen ilk çizim 1902 yılına aittir.
KUR'AN'DA GÜNEŞ'İN VE AY'IN YÖRÜNGESİ
Yasin Suresi 37-40 ayetleri bize Güneş ve Ay'ın hareketlerinden ve yörüngelerinden bahseder. Yasin Suresi'ndeki bu ayetlerle; Sonsuz İlim Sahibi Yüce Allah matematiksel-fiziksel yasalar ve mükemmel hassas ayarlarla yaratmış olduğu evrenin işleyişi hakkında ne gibi ipuçları veriyor bunu inceleyeceğiz. Ayetler ve meali şu şekilde:
37) Gece onlar için ayettir. Ondan gündüzü sıyırdığımız zaman karanlıkta kalırlar. 38) Güneş de, kendisi için (takdir edilmiş) olan, 'karar yeri'ne doğru akıp gitmektedir. Bu, Aziz ve Âlim olan Allah'ın takdiridir. 39) Biz, ona(Ay'a), menziller(haller) takdir ettik, ta ki kurumuş bir hurma dalına benzer (bir yol izleyinceye kadar). 40) Ne Güneş, Ay'a erişip-yetişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Her biri, bir yörüngede yüzmektedir. [YASİN(36)/37-40]
37. ayet Dünya'nın kendi etrafındaki dönüşü sebebiyle oluşan gece ve gündüzü anlatıyor. 40. ayet ise apaçık şekilde Güneş ve Ay'ın birbirleriyle çarpışmayacak şekilde bir yörüngede akıp gittiğini söylüyor.
Bu araştırmada esas üzerinde duracağımız ayetler ise 38. ve 39. ayetler.
YASİN(36)/38: GÜNEŞ'İN HAREKETİ VE YÖRÜNGESİ
Ay'ın hareketi uzun zamandır bilinmekle birlikte Kopernik'ten sonra 18. yüzyıl sonlarına kadar Güneş'in sabit olduğu sanılıyordu. 1783 yılında İngiliz astronom William Herschel; yıldız hareketlerini çalışarak, Güneş'in de belli bir yöne doğru hareket halinde olduğunu buldu.
Şekil 1- Güneş Sisteminin Uzaydaki Hareketi
Bugün, Nasa'nın verilerine göre; Güneş'in, Samanyolu Galaksisinin merkezi çevresinde dolandığını ve bu yörüngesinin yaklaşık 230 milyon yıl sürdüğünü biliyoruz. Elbette Güneş, saatte 720 000 km hızla ilerlerken tüm Güneş Sistemi ve dolayısıyla Dünya da O'nu takip ediyor. Ortaya çıkan gezegen yörüngeleri aynen şekil 1'de gösterildiği gibi helezon-sarmal şekli oluşturuyorlar. Bu konuya yeniden değineceğiz. Ancak şimdilik, aynen 38. ayetin bize haber vermiş olduğu gibi; Güneş'in, Samanyolu Merkezindeki kara delik etrafında bir yörüngede hareket ettiğini öğrenmiş olduk.
YASİN(36)/39: 'KURUMUŞ HURMA DALI GİBİ'
Şekil 2- Kurumuş Hurma Dalı
Sonsuz İlim Sahibi, Yasaların Yaratıcısı Yüce Allah, Güneş'in yörüngesini anlatan ayetin hemen ardından Ay'dan bahsediyor. Ayetteki menziller; Ay'ın yörüngede hareket ederken aldığı 'hilal', 'ilk dördün', 'dolunay'... gibi hallerini anlatıyor. Ayette anlaması zor olan nokta, menzillerden yani hareketi sırasında farklı evrelerden geçen Ay için ortaya konan 'kurumuş hurma dalı' benzetmesidir. Güneş'in yörüngesine işaret eden ayetin hemen ardından gelen bu ayete günümüz bilimiyle baktığımızda şaşırtıcı biçimde Ay'ın yörüngesinin veciz bir tarifiyle karşılaştığımızı görebiliriz.
Şekil 3- Daldaki Sarmal Yapı
KURUMUŞ HURMA DALI
Konuya girmeden önce üzerindeki hurmaları çıkardığımız bir hurma dalının görüntüsünü verelim. Kurumuş Hurma Dalı resminde görüldüğü gibi dal üzerinde yukarı aşağı inişli-çıkışlı kavisler bulunmakta ve bu kavisler bir sarmal gibi yön değiştiriyor. Aslında burada ortaya çıkan helezonik yapıyı anlamak için kuru hurma dalını döndürdüğümüz yandaki videoya bakmak daha faydalı olacak. Videoda gözüktüğü gibi; hurma dalının her kavisi birbirini takip ederek helezonik bir yörünge oluşturmaktadır.
Bu hurma dalının Ay'ın yörüngesiyle ilişkisini ortaya koymadan önce geçmişe gidelim. Dirayet tefsirinin önemli temsilcilerinden Elmalılı Hamdi Yazır, günümüzden 100 sene önce bu ayetin 'Ay'ın uzaydaki yörüngesi ile ilişkili olduğu'nu anlamış ve buna hayranlığını ifade etmişti. Hatta bununla ilgili bir çizime yer verdiği tefsirindeki ilgili sayfanın ekran görüntüsü Şekil4'te verilmiştir.
Şekil 5- Ayın Yörüngesi - Manual for Astronomy Sayfa 174
Aslında, Ay'ın yörüngesindeki ilginç salınım 1900'lerin başında biliniyordu. Princeton'lu astronomi profesörü Charles A. Young'a ait 'Manual for Astronomy' adlı 1902 yılı baskılıkitap; Ay'ın, Dünya etrafında dolanırken - bir yandan da Dünya'nın, Güneş etrafındaki dolanışından ötürü - yörüngesinin nasıl gözükeceğini gösteriyor. Şekil 5'te verdiğimiz; bu kitabın ilgili sayfasındaki 66 numaralı çizim, Ay'ın yörüngede nasıl aşağı yukarı salınımlarla ilerlediğini gösteriyor.
YASİN(36)/39: AY'IN, GÜNEŞ ETRAFINDA İZLEDİĞİ SARMAL YÖRÜNGE
Günümüzde yapılan simulasyonlarla Ay'ın, Dünya etrafında dolanırken Güneş etrafındaki yörüngesini görüntüleyebiliyoruz. Bunun için Şekil 6'daki 'Ay'ın Yörüngesi Simulasyonu' resmine bakabilirsiniz. Aslında bu gerçekteki salınımın biraz abartılmış hali. Gerçekte sarmalın dönüşleri şekli konveks yapacak şekilde daha yayvan olacaktır. Ancak her durumda bu bir sarmal şeklidir ve prensip olarak kuru hurma dalındaki sarmal ile aynı şekildedir.
Şekil 7- Güneş Sistemi'nin Helezonik Modeli
Ayetlere geri dönecek olursak önce 38. ayette Güneş'in hareketi ve yörüngesinden bahsetmiş daha sonra 39. ayette Ay'ın sarmal yörüngesini tam bir kuru hurma dalına benzetmişti. Peki bu sarmal yörünge sadece Ay için mi geçerli? Aslında tüm gezegenler sarmal bir yörünge takip ediyorlar. Yukarıdaki Güneş Sisteminin Uzaydaki Hareketi animasyonundan görebileceğiniz üzere Güneş ilerlerken gezegenler O'nun etrafında dolanabilmek için sarmal bir yol takip etmek zorundadırlar. Bu nedenle buna Güneş Sistemi'nin Helezonik/Sarmal Modeli diyorlar. Şekil 7'deki 'Güneş Sistemi'nin Helezonik Modeli' resmi; hem Dünya'nın hem de Ay'ın, Güneş kendi yörüngesinde ilerlerken onu nasıl takip ettiğini gösteriyor.
Peki ya Güneş? Aslında Güneş de Samanyolu merkezindeki devasa karadeliğin çevresinde dolanırken aynen Ay ve diğer gezegenlere benzer inişli-çıkışlı bir yörünge izlemektedir. Bunu Astronomy Magazine dergisinden alınan Güneş'in Yörüngesi isimli resimde(Şekil 8) görebilirsiniz. Sarı yörünge, Güneş'e aittir ve aynen Ay yahut kuru hurma dalı gibi Samanyolu galaktik düzleminin bir altına girmekte bir üstüne çıkmaktadır. Bu durumda 39. ayette işaret edilen kuru hurma dalının sarmal şekli; sadece Ay'ın yörüngesi için değil, aynı zamanda tüm gezegenler ve Güneş'in yörüngesi için de bize ipucu vermektedir. Tüm bireysel özelliklerimizi, her hücremiz içerisinde bir saç telinin 10binde biri genişliğindeki DNA zincirinde sarmal şekilde kodlayan Sonsuz Yüce Allah'ın benzer sarmalı Gök cisimlerinin yörüngelerine yerleştirmiş olması çok hikmetlidir. Nitekim, hemen bu iki ayetin arkasından gelen 40. ayet, her birinin birbirleriyle çakışmadan belli bir düzen içinde bir yörüngede yüzdüğünü söyleyerek Sonsuz Yüce'nin hayranlık uyandırıcı sanatını bizlere hatırlatıyor.
Bu gibi bilimsel ipuçları bulunan ayetlerin tefisirini sadece geçmişin bilginlerine mahkum etmek Sonsuz Yüce'nin Yaratmasını o geçmişte yaşayanların aklı ve bilgi birikimiyle sınırlandırmak yahut Kıyamete kadar geçerli olan Kur'an'ıbir döneme hapsetmek olur ki; bu şekilde birçok hikmetli ayetin hikmeti göz ardı edilmiş olur. Bilim aracılığıyla etrafımızdaki Evren'in yaratılışı ve Sonsuz Yüce'nin yarattığı yasalar hakkındaki bilgimiz geçmişten çok daha fazla. Bu bize geçmişte anlaşılması mümkün olmayan bazı hikmetlerin kapısını aralıyor.
Şüphesiz, tüm ayetlerin mutlak hikmetleri sadece Sonsuz Yüce'nin katındadır ve en doğrusunu ancak O bilir. Yaratmanın Rabb'i, Matematiğin, Fiziğin ve tüm pozitif ilimlerin Yaratıcısı Sonsuz Yüce Allah'a sayısız mucizelerle dolu bu Kur'an'ı bize bahşettiği için sonsuz şükürler olsun.
A.Bayraktar Yaklasan Saat, 18/12/2023
Kaynaklar 1) Kur'an-ı Kerim 2) Our Sun: Facts, https://science.nasa.gov/sun/facts/ 3) William Herschel Wiki Sayfası 4) Animasyonlu Güneş Sistemi Hareketi (djsandhu.com) 5) Charles Augustus Young Wiki Sayfası 6) "Epicycles Revisited; Convexity of Lunar Orbit about the Sun", S.M. Blinder http://demonstrations.wolfram.com 7) In which direction does the Sun move through the Milky Way? https://www.astronomy.com/
Arşimet Burgusu, su değirmenleri ile uygulama yerleri açısından benzerlerdir. Ancak, burgu türbini su değirmenine göre daha yüksek verim ile enerji ürettiği tespit edilmiştir. Türbin; Arşimet Burgusu şeklindeki rotor ve bu rotoru barındıran yarı silindir yataktan oluşmaktadır.
Dünya-Ay sistemi, Güneş Sistemi'nde benzersiz bir istisnadır; 3.474 kilometre (2.158 mil) genişliğindeki Ay, Dünya'nın çapının 0,273 katı ve kütlesinin yaklaşık 1⁄80'i kadardır.
Ay, Dünya’nın yörüngesindeki hareketini 27 gün 7 saatte tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde rastlanan periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay evreleri oluşur. Bunlar; Yeni Ay, Hilal, İlk Dördün, Şişkin Ay, Dolunay, Son Dördün ’dür.
Ay’ın Dünya’dan görünmeyen bir diğer yüzü daha var. Bu konuda doğru bilinen yanlışların başında ayın diğer yüzünün güneş ışığı görmediğidir. Fakat Ay’ın her iki yüzü de aynı miktar güneş ışığı görür. Ay’ın Dünya tarafında görünmeyen yüzü, görünen yüzüne kıyasla daha düzdür.
Ay Takvimi:
Ay takvimi, Kavuşum ayı, Ay’ın evrelerinin tam bir çevrimi tamamlayabilmesi, başka bir deyişle, örneğin yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süredir ve bir güneş yılında (mevsimlere bağlı yıl) yaklaşık 12,37 kavuşum ayı vardır.
Bu nedenle, Ay takviminin, mevsimlere göre düzenlenmiş güneş yılıyla uyuşmasını sağlamak için, bu takvime belirli aralıklarla gün eklemek gerekir.
Sümer-Babil ayı, yeni ayın gökyüzünde ince bir ayça biçiminde belirmeye başladığı ilk gün başlıyordu. Sümer takvimini güneş yılma uydurmak için bu takvime bir artık ay eklenirdi; ama bu eklemeler, kralın müneccimleri ay takviminin mevsimlerden çok ayrı düştüğünü fark ettikleri zamanlarda, gelişigüzel biçimde yapılırdı.
M.Ö. 380’den başlayarak bu eklemeler belirli kurallara bağlandı ve 19 yıllık bir dönem içinde belirli aralıklarla 7 artık ay eklenmesi kararlaştırıldı. Yunan astronomları da ay ve güneş yılları arasında uyumu sağlamak amacıyla kurallar koydular. Roma cumhuriyet takviminin Yunanlıların ay takviminden alınmış olduğu sanılmaktadır.
Bazı dinsel topluluklarda bugün hâlâ ay takvimi kullanılmaktadır. İO 7 Ekim 3761’de başladığı varsayılan Musevi takvimi bunlardan biridir. Musevilerin dini yılı sonbaharda başlar ve almaşık olarak 30 ve 29 gün çeken 12 aydan oluşur. Bu takvimde her 19 yıllık dönem içinde, 30 günlük bir ay eklenmiş 7 artık yıl vardır. Müslüman ülkelerde kullanılan Hicri takvim de gene bir ay takvimidir. Hicret’i, yani Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç için yola çıktığı M.S. 15 Temmuz 622 tarihini başlangıç alan bu takvimde, takvim yılı ile mevsimlik yıl arasındaki uyumu sağlamak için herhangi bir düzenleme yapılmaz.
Cihazin Ön taraftaki grafikli büyük kadran, Zodyak’ta Güneş’in ve Ay’ın konumları hakkında bilgi veriyordu. Halkalar ve ibreler, çıplak gözle görülebilen 5 gezegenin; yani Merkür’ün, Mars’ın, Venüs’ün, Jüpiter’in ve Satürn’ün gökyüzündeki konumunu gösteriyor.
Cihaz, Babillilere kadar uzanan gözlemlere dayanarak, bir dizi astronomik olayı hesaplayıp tahmin yürütebiliyordu.
Sümerler muhtemelen ayın devrelerine dayalı bir takvimi kullanan ilk medeniyetti. Sümer-Babil ayları yeni Ay'ın göründüğü gün başlıyordu. Saray astronomları mevsim hataları bariz hale geldiğinde takvimde gerekli düzenlemeleri yapıyorlardı.
Apollo 8 görevi sırasında Ay'dan Dünya'nın görünüşü, 24 Aralık 1968
Ay, Dünya'nın yörüngesinde bir turunu 27 gün 7 saatte tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur.
Antik çağ dönemlerinde ilk takvimin kullanılışı Babillilere kadar dayanmaktadır. İlk takvim kullanan uygarlık olarak Babilliler kabul edilmektedir. Ay hareketlerinin temel alındığı bu takvimde temel kıstas iki dolunay arası alınmış ve 29,5 günlük dönemlere göre takvim hazırlanmıştır.
MÖ 5. yüzyılda Babilli gözlemcilerin Ay'ın döngülerini incelediğini, Hindistan'da benzer bulguların varlığını, Çinli Shi Shen'in MÖ 4. yüzyılda Ay ve Güneş tutulmalarının tarihlerini hesaplama yöntemi geliştirdiğini biliyoruz.
MÖ 4. yüzyılda Aristo; yanlış da olsa uzun bir süre çok etkili olan evren açıklamasında, Ay'ın dört temel eleman (toprak, su, hava ve ateş) arasındaki sınır bölgede yer aldığını öne sürdü. Öte yandan, Seleukialı Seleukos ve Aristarchus (MÖ 2. yüzyıl) ile Batlamyus (MS 90–168) Aristocu anlayışı çürüten gözlem ve hesaplamalar sundular.
Teleskobun keşfi ve bilimlerde yaşanan yaklaşık eşzamanlı paradigma değişimi, Ay gözleminde bir dönüm noktası olmuştur. Galileo Galilei 1609'da yayımladığı kitabı Sidereus Nuncius; Ay yüzündeki dağları ve kraterleri gösteren ilk teleskobik çizimlerden bazılarını içeriyordu. Ardından Ay'ın teleskobik haritalanması başladı: 17. yüzyılın devamında Giovanni Battista Riccioli ve Francesco Maria Grimaldi; Ay'ın yüzey unsurlarını bugün adlandırırken kullanılan sistemin temellerini attılar. Wilhelm Beer ve Johann Heinrich Mädler'in kitapları Mappa Selenographica (1834-6) ve Der Mond (1837); binden fazla dağ dahil olmak üzere Ay'daki yüzey unsurlarını, yeryüzündeki coğrafya için mümkün olan hassasiyetle tanımladı.
Johannes Hevelius'un Ay haritası (1647)
MÖ 380 civarında ay takvimlerine sabit düzenlemeler getirildi. 7 artık ay, 19 yıllık periyotlarda yıllara ekleniyordu. Daha sonra Yunan astronomlar da Ay yılını Güneş yılına uyarlayan çeşitli düzenlemeler yaptılar. Roma cumhuriyet takvimi, muhtemelen Yunan Ay takvimini temel almıştı.
Günümüzde bazı dinî gruplar Ay takvimlerini kullanmaya devam ederler. Örneğin Yahudi takvimi, milattan 3760 yıl 3 ay önce başlar. Yahudi yılı sonbaharda başlar. Aylar 29 veya 30 gündür. Artık yıl ve aylarla Güneş takvimine uyarlanır.
Antik çağ dönemlerinde ilk takvimin kullanılışı Babillilere kadar dayanmaktadır. İlk takvim kullanan uygarlık olarak Babilliler kabul edilmektedir. Ay hareketlerinin temel alındığı bu takvimde temel kıstas iki dolunay arası alınmış ve 29,5 günlük dönemlere göre takvim hazırlanmıştır.
Günümüzdekine benzer güneş takvimini ilk kullanan uygarlık ise Eski Mısırlılar olmuştur. Eski Mısırlıların geliştirmiş oldukları bu takvimin temeli ise Sirius yıldızı idi. Nil suları taşmaya başladıktan hemen sonra parlayan Sirius yıldızı temel olarak alınmış ve bu olaya dayanarak takvim hazırlanmıştır.
Modern takvimin ilk temelleri ise çok eski bir dönemde VIII. yüzyılda ortaya atılmıştır. Roma İmparatoru Jül Sezar tarafından kullanılmaya başlayan bu takvimdeki değişiklikler İmparator Augustus’a kadar devam etmiş ve günümüzdeki şeklini ve aylar da isimlerini almışlardır.
Ay'ın görünen yüzü
Ay'ın diğer yüzü
Ay'ın Dünya'ya karşı olan yüzünden Ay'ın görünen yüzü, diğer tarafına da Ay'ın öteki yüzü denir. Öteki yüz Ay'ın karanlık yüzü ile karıştırılmamalıdır. Ay'ın karanlık yüzü herhangi bir anda Güneş tarafından aydınlatılmayan yarıküresidir. Ayda bir kere bu yüz yeniay safhasına Ay'ın görünen yüzü olur.
Ay'ın öteki yüzünün ayırt edici özelliklerinden biri Ay denizi (Latince: (mare, çoğulu maria) adı verilen düzlüklerin hemen hemen hiç olmamasıdır.
Ay, Venüs kuşağına karşı.
Ay’ın, insanların psikolojisi üzerinde de yadsınamaz etkileri var. Hint Astrolojisi’nde Güneş’in ruhumuzu yönettiğine inanılırken, Ay’ın da duygularımızı kontrol ettiği düşünülür. Ay’ın insanların düşünce gücüne güçlendirdiğine ve refaha ulaşmalarına fayda sağladığı inanılır.
Yeni Ay evresi her zaman pozitif bir etki yaratır. Bu evrede hemen hemen her konuda bir verimin olacağına inanılır. Sadece insanlar üzerinde değil, üretimde de verim artar. Sıcaklık ve nemin artması ise bu düşüncenin temel kaynağıdır. Vücut sıvısında oluşan artış da insanlar üzerinde birtakım etkilere neden olur.
Dolunay ise negatif etkisiyle bilinir. Ay, insan üzerinde güçlü bir çekim kuvveti uyguladığından dolayı vücuttaki sıvı miktarının çoğalmasına neden olur. Bu doğrultuda ruhsal olarak birtakım değişiklikler yaşanır.
Meteorların hepsi atmosferimizden geçtikleri için değişmiştir.
“Dünya’nın uydusu Ay, acaba kime uymuştu ? Kendi ışığını sevmek, kendin gibi olmak en güzeliydi.”)
🌿İlk soruya yanıt bulundu: Evet, Ay regolitinde bitkiler yetişebilir.
Florida Üniversitesi'nden çalışmaya katkı veren Prof Anna-Lisa Paul araştırma sonucunun kendilerini çok şaşırttığını belirterek bitkilerin hem Ay örneklerinde hem de kontrol grubunda yaklaşık altı gün aynı görünüme sahip olduğunu belirtti.
Bu örnekler, Dünya toprağında yetişenler ve hatta volkanik küllerden yapılan Ay taklidi ortamda yetiştirilen kontrol grubundakiler kadar güçlü olmasa da Ay'da da bitki yetişebildiği tespit edildi.
Bu çalışma kapsamında araştırmacılar ilk defa Ay toprağında tere benzeri bir çeşit bitki yetiştirmeyi başardı. Bu gelişme Ay'da uzun süreli keşifler için ihtiyaç duyulacak kaynakların bulunabilmesi açısından büyük bir adım olarak nitelendirildi.
🌱Bilgi:
Ay toprağında başarılı şekilde yetişen bitki Latince adı Arabidopsis thaliana olan bir çeşit tere. Avrasya ve Afrika'ya özgü bu bitki brokoli, karnabahar ve Brüksel lahanası gibi turpgillerle ve hardal otu ile akraba.
bilim insanlarından Jacob Bleache "Yaşadığımız Güneş Sistemi'ni anlamak için Ay'da olanlardan faydalanabilirsek herşeyi yanımıza almamıza gerek kalmaz" diyerek keşfin önemini vurguluyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O