
Herakleitos dendiğinde akla genellikle “her şey akar” görüşü gelir. Ancak Herakleitos “her şey akar” gibi bir söz söylememiş bu kurallar içinde her şey yer değiştirir, demiştir.
Herakleitos’a göre “ben, ruh, can” yani pshyke ile “varlık” iç içe geçmiştir. Ona göre insan beninin yani ruhunun iki yönü vardır. İlki aisthesis ile ilgilidir yani varlıkla belli bir anlamda fiziksel bağ kuran yöndür. Bu yön kendisini duyu organlarıyla belli eder ve evrenden belli duyu verileri edinir. İkinci yönü ise noesis yönüdür. Akla karşılık gelir ve duyu organlarının sunduğu verileri işleyecek olan yön de budur.
HERAKLEİTOS’UN EVREN VE RUH DÜŞÜNCESİ
Herakleitos felsefesinde her şey bir logostur. Bu logosun bir kısmı da bendedir. Yani ben, küçük bir logostur. Bu logos aynı zamanda bir bütün olarak kozmosta da tezahür eder. Demek ki her şey bir logosun parçasıdır ve ben bir küçük logosu ifade ederken evren logosun kendisini yani büyük logosu ifade eder. İnsan kozmosu anlayıp algılayabilecek bir yapıdadır çünkü insan beninin algılama yapıları gerçekliği düzenleyebilecek durumdadır. Evrenle ben arasında bir uyum gerçekleşmiştir. Bizi çevrelemiş olan evren logos’lu ve us’lu yani ruh ve akıldır. Biz her nefes alışımızda o ruh ve akıldan besleniriz ve bu sayede akıllı oluruz. Herakleitos’a göre öldükten sonra ruhumuz yok olmayacak, kendisiyle aynı soydan olan bütünün evrenin ruhuna geri dönecektir. Hayvanların algı formları ise insan benininkinden farklıdır bu yüzden de hayvanların gerçekliği insanınkinden farklı olmaktadır. Yukarıda anlatılanları bir formülle ifade edelim; “logos=küçük logos+kozmos”

Herakleitos’a göre insan beninin formları yani mantıksal yapı ile dünyanın mantıksal yapısı arasında uyum vardır. Bunlar birbirlerini dengeleyecek şekildedirler. Kendi deyimiyle zıtların birliğidirler. Herakleitos, kozmosu büyük bir kitaba benzetir. Kâinat kitabında yazılan şey kâinatın tezahürüdür. Duyu algıları ise bir anlamda bu kitabın yazılarına denk gelir. Bu yazılar bir anlamda kâinatın benim aklıma görünen kısımlarıdır. Bununla birlikte insanın kendisi de bir kitap gibidir. Her iki kitabın da yazıları aynı olduğu için bunlar birbirlerini anlayabilirler. Doğa, benzerlerden değil karşıtlardan bir uyum meydan getirir. Erkek ve dişinin birleşmesi gibi, birleşme hemcinsler arasında değil karşıt cinsler arasında olur yani ilk uyuşma karşıtlar arasında olur benzerler arasında değil. Sanat doğayı taklit ederek üretir. Örneğin resim sanatı siyah, beyaz, sarı, kırmızı gibi zıt renkleri karıştırarak doğal nesnelerin asıllarıyla uyumlu suretlerini meydana getirir. Müzik sanatı tiz ve pes gibi sesleri ve uzun kısa sesleri karıştırarak farklı seslerden tek bir ahengi meydana getirir. Dil’de sesli ve sessiz harfler karışarak bütün sanatın bir araya getirir. Şöyle der Herakleitos “Bağlantılar; bütün ve bütün olmayan, bir araya gelen ve ayrılan, birlikte söylenen ve ayrı söylenen, her şeyden bir ve birden her şey.” Herakleitos felsefesinin temelinde bu düşünce yatar.
EVRENİN YASASI: LOGOS
Herakleitos’a göre kozmosta bir yasa vardır. Bu yasa logostur. Herakleitos’a kadar gelen süreçte Yunan felsefesinde logos, yasa, akıl, cümle, düşünce, ölçü, anlamak gibi birçok anlamlar yüklenmiş çok boyutlu bir sözcüktü. İnsanın amacı evrendeki her şeyin bir olduğunu anlamaktır ve işte logos bu birliğin ta kendisidir. Bu noktada logos ile Tanrı özdeşleştirilmektedir. Herakleitos’ta Tanrı kavramı bugünkü tek tanrılı dinlerle ilgili bir durum değildir panteist bir bakışla kâinatı tanrı olarak görür. Herakleitos burada kalmaz ve bir düşünce hamlesi daha yaparak evreni bu logosla özdeşleştirdiği gibi kozmosun da ateşten yapıldığını söyleyerek son derece kapalı bir üslupla logosu ateş ile de özdeş tutar; öyleyse Herakleitos’un arkhesi ateştir diyeceğiz. Her şey ateşle meydana gelmiştir ve yine ateşle son bulacaktır. Günümüz modern biliminde de astronomlara göre; güneşin bir gün patlayıp tüm gezegenleri yok edeceği söylenmektedir. Kozmos, bu sönme sırasında oluşan her şeydir. Çünkü ilk önce ateşin en yoğun kısımlarından kendi içine doğru sıkılaşan toprak oluşur, sonra toprak ateş tarafından gevşetilir ve doğal olarak suya dönüşür, nihayet su buharlaştığında da hava oluşur. Kozmos ve bütün cisimler ateş tarafından büyük yangında yeniden yenip bitirilir. Her şey belli bir zaman sonra ateş haline gelir. “Her şey diğerinin yerini alır. Hiçbir şey yerinde durmaz” der Herakleitos “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” ve ekler “Aynı ırmağa iki kez girilmez”. Bu durumu formülle göstermek gerekirse; “Logos ya da Tanrı= Kozmos=Ateş”
Düşüncelerine bu formülle birlikte baktığımızda sadece duyuları ile evrene yönelenler, evrenin ancak görünüşünü bilebilirler. Ancak amaç kozmosu ve kozmostaki ilahi yasayı, yani logosu ve ateşi anlamaktır. Bu yasa doğa ve akıl yasasıdır ki O, bu anlamda doğa yasası ile akıl yasasını birbirinden ayırmaz. Demek ki logos denen yasa, hem fiziki dünyada hem aklımızda hem de ilahi alanda hâkimdir. Herakleitos’a göre bu yasalılığın başlıca tezahürlerinden biri ölçülülüktür. Evrende her şey belli bir ölçüye göre oluşur. Ölçüye uymayan, her ne olursa olsun cezalandırılır. Bu fikir, hatırlanacağı üzere nüve biçiminde Ksenophanes’te de vardı. Ksenophanes’e göre bir varlık var ki düşünmesiyle her şeyi istediği hale getirir. İstemek bir planlamayı da zorunlu olarak yanında getirir. Ol deyince oldurur. Demek ki bu varlık her şeyi planlamıştır. Hatırlanacağı üzere Ksenophanes ile birlikte kozmos düşüncesine aklı ve iradesi olan bir varlık yani bilinçli ne yaptığını çok iyi bilen bir varlık düşüncesi yerleştirilmişti. Bununla birlikte bu varlık kozmosun içinde mi, dışında mı, açık değildi ki bu noktada Ksenophanes’in de kafası karışmıştı. Oysa Herakleitos’a göre yasayı anlayanlar kâinatın her yönünü görürler. Bilge bir insan hayatın her yönünü görür. Herakleitos felsefesinde evrenin belli bir gerçekliği vardır ve insan bu gerçeklikle yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü bu belli gerçekler asla değiştirilemezler. Bu değiştirilemez gerçekler evrenin yasasıdır. O halde bu noktada yapılması gereken şey bu gerçeklere uygun şekilde yaşamaktır. Böylece insanın yasası adil olmak, zulüm etmemektir.
HERAKLEİTOS’UN ARKHESİ ‘ATEŞ’
Herakleitos ’tan önceki Antik Yunan filozofları genelde evrimci bir görüşe sahiptiler. Evren onlara göre; belirli bir zamanda belirsiz bir maddeden evrilerek kozmos haline dönüşmüştü. Herakleitos ‘ta böyle bir başlangıç fikri yoktur. Evren, onu hiç kimse yaratmadan hep mevcuttur. Herakleitos’a göre kozmosun bir bütün olarak kendisi olmasa da içinde bulunan nesneler daimi olarak yer değiştirirler. Arkhe konusunda, Miletli filozofların fikirlerine bir yenilik getirmemekle birlikte arkhe’ye ateş diyerek onların düşünce sistemiyle düşünen Herakleitos, bu konuda ise onlardan ayrılır. Çünkü Herakleitos, Miletli filozoflar gibi monisttir çünkü arkhe’yi tek bir kaynağa yani ateşe bağlamıştır ancak bir yandan da evrenin sürekli bir değişme halinde olduğunu söylüyor, başı ve sonunun da olmadığını düşünüyordu dolayısıyla onun bu özelliği de bir yandan monist filozof olmakla birlikte bir yandan da çoğulcu yani plüralist bir filozof olduğunu gösterir.
Panteizm veya tüm tanrıcılık, tanrıyı doğayla özdeş tutan düşüncedir. Tanrı evreni aşkın değil doğrudan evrenin içindedir. ‘Doğa ana’ dediğimiz gibi, her şey, her madde, herkes iç içe geçmiştir ve birdir. Bu birlik her şeyi oluşturur. Bir başka deyişle panteizm düşüncesinde tanrı, evrenin ya da doğanın ta kendisidir. Bu nedenle antropomorfik veya kişileştirilmiş bir tanrı anlayışı, panteistler de yoktur. Aslında Miletli filozoflarda bu yönleriyle panteisttiler ancak Herakleitos ‘ta çok daha kapsamlı bir panteizm anlayışı görürüz. Kısacası, arkhe ve panteizm konularında Miletli filozofların yolundan giden Herakleitos’un onlardan belirgin bir biçimde ayrıldığı nokta; evrenin değişmeyen tek bir tözden değil, sürekli değişen ve başı sonu olmayan bir yapı olmasıdır diyebiliriz.
HERAKLEİTOS VE DİYALEKTİK DÜŞÜNCE
Fakat nesneler konusunda bu değişim sürekli biçimde gerçekleşirken kozmosun genel yasası ve çerçevesi asla değişmez. Ancak evren içinde yer alan unsurlar sürekli yer değiştirerek yeni varlıklar ve olayları meydana getirirler. Yerler ve objelerin kendileri sabit ve değişmezdir. Değişen şey, onların sürekli yer değiştirmesidir. İşte Herakleitos’un evreni böyle bir evrendir. Bütün bu yapı ateşten meydana gelmiştir ve bu yapının dinamiğinde zıt objeler vardır. Bir başka deyişle, bu yapıdaki objeler iki türden yapılmıştır: (+) ve (-) objeler. Evrende her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşmuştur ancak bunlar rastgele değil, belli bir yasaya göre bir araya gelirler. Evrendeki bütün değişim işte bu zıt unsurların yer değiştirmelerinden oluşur. Ruhlar için ölüm su haline gelmektir, su için ise ölüm toprak haline gelmektir. Topraktan ise su meydana gelir, sudan ise ruh meydana gelir. Bu şema aynı zamanda bize planlanmışlık olduğunu da gösteriyor. Kozmostaki her şey ateşten yapılmıştır ve bu madde hem ana madde hem değişmenin altındaki kalıcı unsurdur üstelik aynı zamanda değişimin kendisidir de.
Herakleitos’un Evren Anlayışı Özetlersek;
* Kozmos, ilahi yasanın hüküm sürdüğü alandır.
*Kozmosun ana maddesi ateştir.
*Bu ateş logosla özdeş tutulmuştur. Yani ateş hem ana madde hem de değişmenin kendisidir.
*Evrendeki her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşur.
*Evrendeki bütün değişme, zıt unsurların yer değiştirmesidir.
Herakleitos ‘ta iki temel değişme vardır.
1. Ateşin, toprak, hava ve suya dönüşmesi: Buna büyük değişme denir. Her şey belli ölçülerdeki ateştir.
2. Her nesne zıt unsurlardan meydana getirilmiştir ve bu zıt unsurlardan her biri bir diğerine hâkim olmak ister. Değişme, bu zıt unsurlardan herhangi birinin nesnede hâkim konuma gelmesi, diğerinin ise nesnenin içine itilmesi esasına dayanır. Birisi diğerini yenmiştir. Çünkü zıtların her ikisi birden aynı anda nesnede hâkim durumda bulunamazlar. Örneğin saçın beyazlaması yeni bir durum değildir. Beyazlık saçta zaten potansiyel durumda bulunmaktadır fakat beyazlama edimiyle aktüel hale gelmiştir.
Herakleitos, karşıtlıkların her şeyin temel nedeni olduğunu söyleyerek diyalektiğin babası olmuştur. Aynı zamanda onun ateş olan arkhe ’sinin, big bang teorisine vurgu yaptığı da söylenebilir. Kozmik bir dengeye ulaşılamayacağını, her şeyin bir mücadele halinde olduğu yönündeki söylemleri de yine günümüzdeki termodinamik yasalarını öngördüğü söylenebilir.
“Herakleitos’un büyük düşüncesi Hamlet’in ruhu gibidir: Herkes onu anlar, fakat farklı farklı anlar”.
İnsanlar ve cinler, kulluk sorumluluğu ile yükümlü oldukları için, iradeleri ile yaptıklarının cezalarını veya mükafatlarını göreceklerdir. Ancak melekler öyle değil. Onlar hata yapmaktan korunmuşlardır; şer işlemeyi irade edemezler.
Oluş ve değişmenin değişmeyen yasası logos
Logos sözcüğü dillere çevrilmesi çok zor bir kelimedir. Söz, düşünce, akıl, anlam anlamlarına gelir. Herakleitos'un logos'u halen tartışılmaktadır. Değişmenin kendisine göre gerçekleştiği yasaya logos diyor. Ateş ölçüyle yanar ve ölçüyle söner. O halde her şeyin kaynağı olan ve ateşin en saf biçimde kendisinde bulunduğu güneş bile bu yasaya uymaktadır. Güneşin ölçülerini aşmayacağını, eğer bunu yaparsa adaletin hizmetkarları olan Erinys'lerin onu yakalayacağını söyler. Herakleitos eserine logos ile başlıyor:
"Bu her zaman var olan logos'u insanlar yalnızca işitmeden önce değil, işittikten sonra da anlamıyorlar. Her şey bu logos'a göre olup bittiği ve ben her şeyi doğasına göre ayırt ettiğim ve nasıl olduğunu bildirip açıkladığım halde, söylediklerimle ve yaptıklarımla karşılaştıklarında acemi gibi davranıyorlar. Uykudayken ne yaptığını unutan öteki insanlar gibi bunlar da uyanıkken ne yaptıklarının farkında değiller."[20]
Logos herkeste ortak olan düşünmedir. Ancak logos her şeyde ortaklaşa olmasına karşın çoğunluğun sanki kendilerine özgü düşünceleri varmış gibi yaşadığını söyler. Ona göre nasıl ateşe yaklaştırılan kömürler başkalaşarak ateşleşirler, uzaklaştırılınca da sönerlerse ruhumuz da ortaklaşa olanın ardından giderse logos'tan pay alır, ayrılırsa logos'suzdur.
"Akla uygun konuşmak isteyenler yasasına bağlı bir kentten daha güçlü bir biçimde her şeyde ortak olana sıkıca sarılmalıdır. Çünkü bütün insan yasaları tanrısal olandan beslenir. Bu tanrısal yasa her şeyi dilediğince yönetir ve her şeye fazlasıyla yeter." Herakleitos evreni logos'un yönetmesine karşın insanların bunu anlayamamalarından böyle yakınmıştır.
Herakleitos'un genel olarak insanlar hakkındaki düşünceleri şöyledir:
"En değerli kişilerin birdir yeğ tuttuğu, o da geçici şeylerin ölümsüz ünü. Oysa kitle sığır gibi tıkınmakla geçiriyor gününü“
Herakleitos insanlara yığınlar gözüyle bakmaktadır. Yığınları küçümsemiştir. Logos'u anlamadıkları için dinlerken sağır gibi olduklarını söyleyip "varken, yoklar" deyişinin onlara uyduğunu ifade etmiştir.
Çoğunluğun anlayışı ve düşüncesi olmadığını ima ediyor. Onların halk ozanlarına inandıklarını, çoğunluğun kötü, azınlığın ise iyi olduğunu bilmeden yığını öğretmen kabul ettiklerini düşünüyor.
Ahlak kuramı;
Herakleitos iki tür kişinin varlığını ayırt etmektedir: Logos'u kavrayamayan ve kavrayabilen kişiler. Logos'u kavrama bu kavrayışa uygun yaşamayı gerektirir. Evrenin yasası olan logos'u bilmek usun (aklın) ödevidir. Logos'u tanıyıp anlayan kimse bu us yasasını kendi eylemine de ölçü olarak alacaktır.
Herakleitos'un amacı insanları logos'a uygun davranmaya yöneltmektir. En üstün amaç bilgelik ve doğruyu bulmak, doğruya uygun yaşamaktır. Mutluluk doğruluğu bilerek, ona uygun yaşayarak elde edilir. Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmaz. Tutkulara karşı koymak ve ölçülü olmak gerekir. Tutkulara karşı koymanın güç olduğunu ancak arzu edilen şeyin bedelini ruhun ödediğini söyler.
İnsanlar yasaya uygun davranmalıdır:
"Halk yasayı kentin surlarını savunur gibi dirençle korumalıdır."
*******
İmza Doktrini
Hava elementi, bitkinin yapraklarının sürekli çoğaltılması ve üremesine karşı çıkan ve sona erdiren bir gücü temsil eder. Bu nedenle Steiner, hayvanların sinir sistemi ile ilişkilendirdi; bu da bitki seviyesinin ötesinde bir sonraki gelişmeydi. Sinir sistemi harekete izin verir; bu da bitkilerle değil, hayvanlarla ilişkilidir. Hayvan kelimesinin kökü hareket eden şey anlamına gelir. Ayrıca hayvanların düşüncesi için entelektüel harekete de izin verir. Yunan ve Arap filozoflarına göre hayvanlar düşünür ama ne düşündüklerini yansıtamazlar. O mülk sadece insanlığa aittir.
Hava elementinin belirgin olduğu ve sinir sistemi üzerinde güçlü etkisi olan bir bitki familyası Lamiaceae (nane) familyasıdır. Birçok sinir sarması içerirler (melissa, kafatası, likopus, biberiye, lavanta, yabani bergamot, nane, nane vb.) Ayrıca güzel, dalgalı ve iyi gelişmiş çiçekleri var. Bu nedenle, çiçekleri aracılığıyla Hava'yı temsil ederler. Hava elementini biraz farklı bir şekilde temsil eden bir diğer aile ise havuç veya Apiaceae'dir. Ayrıca bazı dalgalı çiçekler üretirler, ama çok değil. Havalılıkları 'stemishness'te açıkça görülüyor. Bu bitkilere havalı, rüzgarlı bir görünüm kazandıran çok sayıda uzun sap oluşur. Ve gerçekten de, birçoğu özellikle sindirim sisteminin sinir sistemini gevşetleyen uçucu yağlar içerir.
Steiner, bazı bitkilerde Hava elementinin doğasında bulunan bitki benzeri hayvansal olmayan özelliklerin, bitkinin yaprak/gövde birimi olan Sulu vejetatif kısmının gelişimini durdurmakla kalmayıp, aslında bitkinin o bölgesini işgal ettiğini gözlemledi. Bu, özellikle alkaloidler olmak üzere sinir sistemi üzerinde etkili olan güçlü ilaçlar ve zehirlerin üretimine yol açtı.
Ateş elementi
, göklere doğru yukarı doğru hareket ile ilişkilendirilir ve dolayısıyla insanların göksel alemlere yönelik ruhsal arzularıyla ilişkilidir.
Bu nedenle, Ateş elementi hayvanlar, bitkiler veya minerallerle değil, özellikle insanlarla ilişkilendirilir. Bitki dünyasında ise tohum ve meyvede görülür. Gül familyası, çilek, ahududu, elma, şeftali, armut, gülburnu gibi sayısız meyveleriyle Ateş elementinin mükemmel bir temsilcisidir. İlginç bir şekilde, bitkisel malzeme medica'da en iyi soğutma çözümlerinden bazılarını sunar; Ateşi soğutan ve kontrol eden bitkiler. Gül, özellikle insani düşüncelerle daha yüksek bir aşkın simgesidir. Ama Ateş elementi altına cayenne, sassafras ve zerdeçal gibi sıcak, ısıtan bitkileri de dahil etmemiz gerekir. Ateş sinirleri uyarır ve bilinci uyandırır.
Steiner'in yapmadığı ve benim tanıtmak
istediğim bir benzetme, Dr. Carl G. Jung'un unsurları ile dört psikolojik fonksiyonu arasındaki benzetmedir. Bunlar şunlardır:
Ateş = Sezgi
Hava = Düşünen
Su = Hissetmek
Dünya = Fiziksel Hisyon
Dünya fiziksel bedene ve dolayısıyla fiziksel hisle karşılık gelir. Bazı insanlar dünyayı büyük ölçüde fiziksel deneyimle algılar, gözlem ve deneyimden öğrenirler. Su, duygusal alemi, başkalarıyla bağ kurmak, bağlı hissetmek ve kendinden daha büyük bir şeyin parçası olmak anlamına gelir. Bazı insanlar dünyayı öncelikle duygularıyla analiz eder. Hava, yukarıda bahsedilen büyüme desenlerinde olduğu gibi, kesim ve hatta sınırlayıcı olarak dış dünyadan kopmakla ilişkilidir; böylece birey kendi sınırlarını koyabiliyor. Bu nedenle, kesici, ayıran ve indirgemeci düşünce yeteneğiyle ilişkilendirilir. Ateş, yeni arazi ve anlamlar arayan zihnin yeteneklerine ulaşan arama ve ulaşma yeteneğine karşılık gelir. Bu yetenek öne atlar, yeni kavramları ve durumları sezgisel olarak kavrayır — sezgi.
Dört unsur aynı zamanda bu dört niteliğe karşılık gelir. Platon aşağıdaki yazışmaları öğretmiştir:
Ateş = Sıcak
Hava = Kuru
Su = Nemli
Toprak = Soğuk
Bu yazışmalar, Yunanca ilk kapsamlı astroloji rehberini yazan Antiochos tarafından sürdürülmüştür. Platon'un sezgisel yaklaşımını gözden geçiren önemli bir Orta Platoncu olan Ascalonlu Antiochus ile aynı olması mümkündür. (Bu tanımlama, daha sonra Francis Cumont tarafından yapılan ve yakın zamanda Project Hindsight, Cumberland, MD'den Robert Schmidt tarafından güçlendirilmiştir).
Astrolojide elementler hâlâ böyle yorumlanıyor. Ancak tıp, farklı bir yoruma sahip olan Aristoteles'i takip etti. Özellikleri elementlerle şu şekilde ilişkilendirmiştir: Ateş (sıcak ve kuru), Hava (sıcak ve nemli), Su (soğuk ve nemli), Toprak (soğuk ve kuru). Dokuz yüz yıl sonra, Platon tarafından kurulan Akademi'nin (ilk Archon) ikinci son Archon'u olan Proklos, Aristoteles'in Platon'un unsurlar ve nitelikler tartışmasını yanlış anladığını ve aslında Aristoteles'in mantığının yanlış olduğunu gösterdi. Yani Platonistler ve Aristotelesçiler farklı yorumlara sahipti — ben ilk gruba bağlıyım.
Steiner'ın dört element
modelini kullanarak, bitkilerle beden ve insanlığın psikolojisi arasındaki temel ilişkileri görmeyi ve algılamayı öğrenebiliriz. Örneğin, nane ve maydanoz ailesi havalı ve dalgalıdır, ancak ilki daha ısıtıcıdır (biberiye, kekik, marjoram, yabani bergamot), ikincisi ise daha nemli ve topraklıdır (lovage, havuç, maydanoz). Elbette aileler içinde istisnalar vardır, ancak bunlar genellikle kuralları kanıtlar; çünkü bitki uzun süre tüm klanın ateşli veya toprak prototipi gibi görünür, ancak kendi yolunu bulur.
Steiner ayrıca üçlü bir yazışma sistemi de tanıtır. Sunumu oldukça uzun ve uzun sözlü. Konuyu basitleştirmek isterim, bugün üç embriyolojik doku dediğimiz ve her birine bağlı anayasalardan bahsettiğini açıklarım. Bunlar çalışmalarımızın başka yerlerinde de ele alınıyor.
Steiner'ın yaklaşımı hakkında, olağanüstü bir yazar tarafından ayrıntılı olarak geliştirilen daha fazla bilgi için bkz. Wilhelm Pelikan, Healing Plants, Insights Through Spiritual Science (1997).
William Coles'un Tayfa
Tablosu 'Sahiplenme' kelimesi, Galen tarafından bir organ tarafından özel olarak sahiplenilen bir bitkiyi temsil etmek için kullanılmıştır. Bu, William Coles'un "Tayinat Tablosu"dur; bu tablo, her Bitkinin tüm İnsan Bedeninde esas olarak tedavi edilebilir olduğu anlamına gelir; baştan başlıyor." Farklı kategorilerde otları tekrarlamadığını, aksine onları Coles'un nihai doğalarının onları koyduğunu düşündüğü yere yerleştirmeye çalıştığını unutmayın.
Beyin. Ahşap betoni, adaçayı, biberiye, lavanta, primrose, slip ve ayı kulakları, vadinin zambağı, ökse
otu başı. Ceviz, Şakayık, Haşhaş, Kalabalık, Karaçaçam Ağacı ve Agarik (mantar)
tüyleri. Ayva, yosunlar, kız saçlı eğrelti
otları gözleri. Rezene, vervain, gül, celandine, rue, eyebright, clary sage ("berrak göz adaçayı"), hawkweed
kulakları. Yabani zencefil, toprak sarmaşık, sarmaşık ağacı, gece gölgesi, rezene ek, deçeki
burnu ek. Wake-Robin (Arum), Fleur-de-luce (İris), At kuyruğu, Çoban Çantası, Söğüt, Bistort, Tormentil, Cinquefoil, Dişli
Ağız. Musbağa, dut, nane, pimuz, altın kızışak
, ağız kuru. Pire Dişleri
. Çam, Nar, Mastick, Masterwort, Mercan, Coralwort, Restharrow, Henbane, Wild Tansy
Scurvy. Skorbüt çimi, küçük pırasa, aloe veya deniz sarsağı, fumitory, boğaz kesi
. Boğaz otu, hurma, kış yeşili, at dili, incirli otu, başmelek, tilki eldiven, orpin, duvar pellitory, buğday, arpa, sarımsak, meyan meyanusu, incir ağacı, iskosp, pagalı otu, muz, kolombin, yaban, yahudi kulağı, ağmur mantarı)
akciğerleri. Hoarhound, Lungwort, Tütün, Sundew, Çit Hardal, Tay Ayağı, Woodbine, Mullein, Kudüs Inek Slips, Sanicle, Polypody Fern, Wortleberry (Huckleberry), Sweet Cicely
Lungs (Nefes darlığı, öksürük, sessizlik, balgam sousu). Elecampane, Badem, Asma, Kamış ve Şeker Kamışı, Jujube, Scabiosa, Colewort (Kale), Isıtnak, Şalgam
Göğüsleri (Emzirme sonrası tonlaşma). Hanımefendi Şöhresi, Sanders
Süt Yetiştiriyor. Anason, Nigella, Mallow, Dereotu, Rampalar, Periwinkle, Marul
Göğüsleri (Şişmiş). Dev rezene, kabak, fesleğen, fasulye, mercimek, Madonna zambağı
meme uçları (yaralı). Dock kressi
kalbi, endişeler, baygınlık. Angelica, Safran, Borage, Violet, Çilek, Ağaç Sorrel, Limon Meles, Kadife Çiçeği (Calendula), Swallowot, Keçi Rue, Engerek Otu, Pome Sitron, Gentian, Scordium, Salata Burnet, Avens, Karanfil, Karanfil, Aloe Odanı, Tarçın, Viper's Bugloss
Midesi (Serinleme ve güçlendirme). Elma, Armut, Şeftali, Kayısı, Erik, Kiraz, Bektaşı Mersini, Bersini, Körüzüm
Midesi (Temizlik). Solucan, Mirabolane, Groundsell, Turp, Siyah Kızığızıl (Alnus), Yağlı Fıstık Fasulyesi, Senna, Nergis, Beyaz Hellebore, Temizleyici Kofe
Gazı. Kimyon, kimyon, deve samanı, zencefil, galangal, kakule, biber, muskat, kişniş, portakal
dikişleri ve yanlarında ağrılar. Kutsanmış Kârandeki, Süt Dive Böceği, Papatya, Kırmızı Yonca, Melilot, Yulaf, Valerian, Dikiş Ot, Keten Tohumu
Karaciğeri. Ravent, zerdeçal, tarım, ciğer otu, sukori, alecost, sarı dok, koyun yabancısı, pancar, küçük (kereviz), satır, kiraz
dalağı. Dodder, Kara Hellebore, Tamarind, Dalak Otu Eğrelti, Hartstongue Fern, Fern, Capers, Tamarisk, Germander, Calamint, Mountain Mint, Lupine
böbrekleri ve mesane. Kuşkonmaz, Maydanoz, Marshmallow, Keçi Diken, Spikenard, Tatlı Kokan Bayrak (Acorus), Cyperus, Şerbetçiot, Düğüm Otu, Maydanoz Piert, Saxifrage, Dropwort, Gromwell, Soğan, Kış Kirazı, Köpek Çimi (Koltuk Otu), Kasap Süpürgesi, Chervil, Brooklime, Alıç, Limon, Servi, Böbrek Otu, Böbrek Fasulyesi, Meşe, Buckshorn Banan, Sampire, Fraxinella, Hepsi İyileştirici
Dropsy (Diüretikler ve Hidrogoglar). Elder, Soldanella, Briony, Jalap, Süpürge, Dişbudak, Sassafras, Hint yağı, Cam Otu, Spurge Laurel, Kurbağa Keten, Kekik
Kolik. Bay, Holly, Juniper, Zeytin, Colocynth, Bindweed
Worms. Centaury, Lovage, Tansey, Lavender, havuç ve maydanuz, spignell, Bishopsweed, İngiliz solucanı, pırasa, yaban
turmu, ishal ve dizenteri. Sumach, Myrtle, Kaya Gülü, Kara Boynuz, Tikan, Çay, Pirinç, Fluxweed, Pilewort, Su Betony
Şehveti (Kışkırtmak). Enginar, Deniz Kahtuğu, Patates, Skirry, Bezelye, Roketa, Hardal, Pamuk, Fisteck Nut, Kestane, Çikolata, Cypripedium, Draganse
Şehveti (azaltmak için). Kenevir, Su Nilüferi, Kambur, Tutsin
Menses (Provoak'a). Mugwort, Pennyroyal, Southernwood, Savory, Thyme, Alexanders, Anemone
Menses ve Whites (Durdurmak için). Fare kulağı, göyreği, çayır şekeri, kızıltılı dili, lunaria, üç yapraklı, sarmot, darnell, çiçek nazik ve blite, ejderha ağacı, kayın, fındık ağacı
rahi. Ana otu, ateş tüy, kedi nanesi, burdock, kelebeği, orach, asafoetida, maydannak
, doğumu hızlandırıyor. Doğum otu, cıva, madder, dittany, dittander veya biberotu, plasentayı dışarı atan holm meşesi
. Yer çamı, savine, doğum ağacı
fıtığı. Rupturewot, Tam balmum, Süleyman Foku, Balsam Elması (Momordica), Güvercinli veya Turna gagası, Ağcaağaç
Frengisi. Guaicum, Kinin. Sarsaparilla
kasıkları (şişlikler). Starwort, Herb Paris
yaraları ve ülserler. St. John's Wort, Palyaço Yara Otu, Arsmart, Bugle, Kendi Şifa, Altın Direk, Loosestrife, Papatya, Parça Çıkarmak için Speedwell
. Pimpernell
For Felons. Yorgun Ayaklar İçin Woody Nightshade
. Hanımefendi Yatak
Deneyimi İmza doktrini MWIH etkileşimli kursunda ve büyüleyici dünyayı keşfetmek Hayvan İlaçları bitkiseller Matthew Wood, MS, Chris McPadden ve Amanda Nicole ile birlikte.
Kaynaklar
- William Coles. Adem Eden'de: ya da Doğanın Cenneti, Bitkiler, Meyveler, Otlar ve Çiçeklerin Tarihi. Londra: J. Streater tarafından Nathaniel Brooke için Cornhil'deki Angel'da, Royal Exchange yakınlarında basıldı, 1657.
- Ben Charles Harris. Complete Bitkisel Kitap. Barre, MA: Barre Yayınları, 1972.
- Jeremy Narby. Kozmik Yılan. 1998.
- Wilhelm Pelikan. Bitkileri iyileştirir, ruhsal bilim yoluyla içgörüler. 1988 Almanca baskısının İngilizce çevirisi (cilt 1). Spring Valley, NY: Mercury Press, 1997.
- Rudolf Steiner. Ruhani Bilim ve Tıp. Londra: Rudolf Steiner Press, 1975.
https://www.matthewwoodinstituteofherbalism.com/blog/the-doctrine-of-signatures#:~:text=Die%20Signaturenlehre%20besagt,dass%20Samenkapseln%20ein%20rasselndes%20Geräusch%20erzeugen.
Xxxx
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hallo 🙋🏼♀️