630'lardaRashidun Halifeliği, bölgeBizanslılardanFethetti ve Levant'ta İslam çağının başlangıcı oldu.Philadelphia, Müslümanlar tarafından "Amman" olarak yeniden adlandırıldı ve Jund Dimashq yıllık bir parçası oldu. Nüfusun büyük bir kısmı zaten Arapçakonuşdu, bu da halifeliğe Bu ve birkaç kez İslam'ailetimi kolaylaştırdı. 661 yılında hüküm sürmeye başlıyor. Emevîhalifeleri döneminde, günümüzün Ürdün'ün bitki bölgelerini yetiştirmesi için çok çöl kalesiİnşa edilmiş ve bunlardan birkaçı iyi korunmaktadır. Amman zaten idari bir merkez olarak işlev görüyordu. Emeviler, bugün Emeviler Sarayıolarak bilinen Amman Kalesi Tepesine büyük bir saray inşa ettiler. Amman, daha sonra 749'daki. Özellikle şiddetli bir deprem de dahil olmak üzere birkaç deprem ve doğal afet tarafından yok edildi. Emeviler üç yıl sonra Abbasiler tarafından devrildi.
Kutsal Kitap'ın yazılış tarihi
Anlatılan olayları tarihlendirmek için Kutsal Kitap'ın kendi kronolojisi vardır. Kutsal Yazıların değişik kitapların yazılışının tamamlanışını saptamak için burada Kutsal Kitap'ın kendi tarihlendirmesi kullanılır. Kutsal Kitap bilginlerinin görüşleri her kitabın kendi sayfasında bulunmaktadır.
Kutsal Kitap'ta sözü edilen dönemlerin uzunluğunu hesaplarken sayma sayılarıyla sıra sayıları arasında bir fark olduğunu aklımızda tutmalıyız. Örneğin, “Yahuda kralı, Amon oğlu Yoşiya’nın saltanatının on üçüncü yılında Yeremya’ya Yehova’nın sözü geldi” ifadesinde geçen “on üçüncü” terimi bir sıra sayısıdır. Burada 12 tam yıl ve sonra ne kadar zaman geçmişse o kadar gün, hafta veya ay kastedilir (Yeremya 1:2).
Kutsal Kitap bilginlerinin çoğu, yazılı Tevrat'ın daha önceki yazılı veya sözlü geleneklere dayanarak Babil esaretinin (yaklaşık MÖ 6. yüzyıl) bir ürünü olarak ortaya çıktığına ve Sürgün sonrası dönemde (yaklaşık MÖ 5. yy) son revizyonlarla tamamlandığına inanırlar.1870'lerde geliştirilen Belgesel hipotezYahvist, Elohist, Tesniyeci ve Ruhbani kaynak olarak sınıflandırılan Kutsal Kitap yazarlarının, çok tanrılı dinlerden gelen hikâyeleri düzenlemekten sorumlu olduğunu ifade eder ve metinlerdeki monoteist-politeist tutarsızlıkları bu durumun yansımaları olarak değerlendirir. (bkz. Yahudiliğin kökenleri)
„ 300 yillik Hristiyan Tarih‘in de Romaya kadar „Teslis“ diye bir seyin hicbir kilisede yasanmadi.“
Sabellius/Pavlus/Arius = Rumlar’a karsi;
⚠️Eski Yunancada “sükûnet” veya “dinginlik” anlamına gelen hesykhia kelimesinden türetilen hesykhasmos terimi, Bizans manastır geleneğinde neredeyse V. yüzyıla kadar geri giden basit bir duayı ifade ediyordu. = Keşişler, “Tanrı Oğlu, Efendimiz İsa Mesih, ben günahkâra merhamet et.” şeklindeki bu kısa duayı (İsa duası diye bilinir) sürekli tekrarlayarak derin düşünceye dalıyor ve manevi bir coşkunluk yaşıyorlardı. Bu duayı sürekli tekrarlayan keşiş, iki dua arasında nefesini tutarak ilahi nur ile temasa geçmeye çalışıyordu. İlahi nura ulaşmak için katı bir inziva hayatı yaşayan keşişler, dünyevi işleri ve aile bağlarını âdeta reddediyorlar ve böylece kendilerini tam bir sadelikle Tanrı’ya adıyorlardı.‼️
⚠️Tartışma Calabrialı Barlaam’ın 1330 yılında Konstantinopolis’e gelişinden sonra başlamıştır. Barlaam’ın hikâyesi ilginçtir. Güney İtalya’da Latin ve Yunan nüfusun bir arada yaşadığı Calabria kentinde doğan Barlaam, Konstantinopolis’e geldiği zaman, matematik, astronomi ve mantık bilgisi sayesinde ön plana çıkmış ve üniversitede kürsü sahibi olmuş çok parlak, fakat kibirli bir entelektüeldi.‼️
⚠️Pagan dünyada kıyamet öğretisi geliştirerek Hristiyan imanını güçlendiremeye çalışan ve yaygın Ortodoks kilisenin günahları bile affederek fazla dünyevileştiğini savunan ve alternatif kilise örgütü de kuran Montanistler, Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığı meşrulaştırmasına ve hatta resmî din ilan etmesine rağmen varlıklarını sürdürmüşlerdir.‼️
⚠️Pagan Byzantion kenti, 324 yılında Konstantinos tarafından “Yeni Roma” veya “Konstantinopolis” adıyla başkent olarak seçilerek yeniden biçimlendirildi ve 330 yılının 11 Mayıs’ında resmî açılışı yapıldı.‼️
İmparatorluğun yeni başkenti artık “yöneten kent” idi ve böylece iktidar, idare, zenginlik ve eğlence gibi dünyevi tutkuların merkezi oldu.
😅 Konstantinopolis ile İskenderiye kiliseleri arasında V. yüzyılda Meryem’in tanrının annesi olup olmadığı (theotokos) tartışması başladığı zaman, Patrik Nestorios, kendi durumunu izah etmek için Roma’ya mektup yazmış, ancak Yunanca olarak kaleme aldığı mektup papa tarafından okunmamıştı bile.
Bu çok şaşırtıcı değildi, çünkü ne Aziz Augustinus (ö. 430) gibi bir entelektüel, ne de gençliğinde on yıl kadar Konstantinopolis’te kalmasına karşın Papa Gregorios (ö. 604) iyi Yunanca öğrenebilmişti.
⚠️Konstantinopolis ile Roma’nın arasını açan bir başka dinî ayrıntı ise, ökarist ayinindeki ekmek tercihi idi. Bu ayinde Konstantinopolis Kilisesi mayalı ekmek, Roma ise mayasız (azymes) kullanıyordu. Problem aslında sadece iki kiliseyi ilgilendirmiyordu, çünkü Ermeni ve Süryanî gelenekleri de bu tartışmanın içindeydi. Ermeniler mayasız ekmek tercihinde ısrarlıydılar, Süryanîler ise her iki ekmeğin kullanılabileceğini, fakat mayasızın tercih edilebileceğini savunuyorlardı.
⚠️Konstantinopolis ve Roma arasında bir başka farklılık ise, Ortodoks din adamlarının sakallı, Katoliklerin ise sakalsız olmalarıydı.Bugün de Katolikler ve Ortodokslar arasında en gözle görülür farklılık sakal meselesidir. Yunan kültür geleneğine dayanan Ortodoks din adamları, Yunan filozofları gibi sakal bırakıyorlardı, çünkü sakal filozofça görüntünün sembolüydü. ‼️
⚠️Konstantinopolis’in 1261’de Latinlerden kurtarılarak İznik’teki devlet merkezinin geri dönüşünden, 1453’te Osmanlılar tarafından fethine kadar geçen yaklaşık iki yüz yıllık sürede, kiliseyi ve toplumu ilgilendiren ilk ciddi tartışma, Arsenios ayrılıkçılığıdır. Bu tartışma, kentin kurtarıcısı VIII. Mikhael’in 1261 yılında koruyucusu olduğu meşru İmparator IV. Ioannes Laskaris’in gözlerine mil çektirerek tahtı gaspetmesi ve bunun üzerine kiliseden sert tepki görmesiyle başlamıştır. ‼️
⚠️Haçlılar Konstantinopolis’i 1204 yılında ele geçirdikleri zaman, kent insanlık tarihinin gördüğü en büyük yağmalardan birine sahne oldu. Bütün kiliseler, manastırlar, saraylar, kütüphaneler yağmalandı. Kutsal emanetler, değerli eserler, ikonalar, heykeller yakıldı ya da gaspedildi. Haçlılar atlarıyla Ayasofya’ya girip ve baştan aşağı tahrip ettikten sonra, binayı Katolik kilisesine çevirdiler.‼️4.Hacli Seferi
⚠️Başkenti yağmalamaya çalışan kimsenin aklına gelmeyecek yağma yöntemi keşfetmişlerdi. Havariyyun Kilisesi civarına defnedilmiş olan imparatorların mezarlarını açtılar ve mezarlarda olabilecek her türlü değerli eşyayı gaspettiler. İmparatorun mezarını buldukları zaman, naaşının o zamana kadar bozulmamış olduğunu görüp şaşırmalarına rağmen, bütün mezar süslerini soydular. Diyebiliriz ki bu batılılar için ne diri ne de ölü önemliydi. Ayasofya’nın sayısız gümüşle süslenmiş paha biçilmez bütün perdelerini yırttılar.‼️
DiKKAT= kutsal alanı yağmalayan İncil'de bahsedilen üçüncü orduydu.
Elli yedi yıl süren bu dönem, Konstantinopolis toplumunun hafızasında katı bir Latin ve Katolik düşmanlığı olarak kaldı. Konstantinopolis’in Ortodoks toplumunun Latin düşmanlığını, tarihçi Niketas Khoniates pekiyi dile getirmektedir:
Konstantinopolis’teki Haçlı hâkimiyeti 1261’de sona erdi, ancak Latinlerin Konstantinopolis’e ilgisi sona ermedi.
🥰Tarihçi Dukas’ın, Grand duke Notaras’a atfettiği meşhur “Kentte kardinal külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim.” sözü bu esnada söylenmişti.
&
Andromachus (hekim)
Andromachus ( Yunanca : Ἀνδρόμαχος ; 1. yüzyıl) Nero zamanında yaşamış baba ve oğul olmak üzere iki Yunan hekimin adıdır .
At sırtında Yaşlı Andromachus, yılan ısırığı geçiren bir hastaya sorular soruyor. Kitab al-Dariyak , 1198–1199, Suriye.
Yaşlı Andromachus , Girit'te doğdu ve MS 54-68 yıllarında Nero'nun hekimiydi . Başlıca, kendisine " Archiater " unvanının verildiği bilinen ilk kişi olmasıyla ünlüdür. Yılan etinin anti-toksik etkilerini fark ettikten sonra Andromachus, önceki formüllerde değişiklikler yaparak Faroug'a panzehir yaptı ( Mithridate ).
Bu, onun adını taşıyan ve uzun süre büyük bir üne sahip olan ünlü bir bileşik ilaç ve panzehirdi. Andromachus, bu karışımın yapımına ilişkin talimatları 174 dizeden oluşan ve Nero'ya ithaf ettiği bir Yunan ağıt şiirinde yazdı. Galen bunu iki eserine ekledi ve Andromachus'un bu biçimi düzyazıdan daha kolay hatırlandığı ve değiştirilme olasılığının daha düşük olduğu için seçtiğini söylüyor.
Bazı kişiler onun eczacılık üzerine bir eserin yazarı olduğunu varsaymaktadır , ancak bu genellikle oğlu Genç Andromachus'a atfedilmektedir.
Yaşlı Andromachus'un oğlu Genç Andromachus da bir imparatorluk hekimi olabilir. Hayatının olayları hakkında hiçbir şey bilinmiyor, ancak genel olarak üç kitaptan oluşan bir eczacılık eserinin yazarı olduğu varsayılıyor, bu eser Galen tarafından çok sık alıntılanmış ve onaylanmıştır, ancak geriye yalnızca birkaç parçası kalmıştır.
El yazmaları;
Paris, Bibliothèque Nationale de France, MS. Arap 2964 (1198–1199)
Minyatürlerde tasvir edilen ileri gelenler Türk kıyafeti giymektedir: çapraz kapanışlı sert bir ceket ve kol bantları. Tarlalarda tarım işleri gibi günlük yaşam sahneleri de tasvir edilmiştir. Ellerinde hilal şekli tutan iki güzel ay tanrısı da tasvir edilmiştir, ancak bunların önemi varsayımsaldır.
Hükümdar ve hizmetkarlar , tipik sharbush tipi başlıkları ve cübbeleriyle , süslenmiş Palmer Kupası'nda ve Musul veya Kuzey Cezirebölgesinden gelen metal işlerinde bulunanlara benzerdir .
Viyana, Avusturya Milli Kütüphanesi, AF 10 (1225×1250)
Kraliyet sarayının sahneleri. Muhtemelen Kuzey Irak (Musul). 13. yüzyılın ortaları. Sahte Galen'in Panzehir Kitabı ( Kitāb al-Diryāq ). [ 6 ]"Resimlerde bu [yönetici] Türklerin yüz hatları açıkça yansıtılmış ve ayrıca tercih ettikleri özel modalar ve aksesuarlar da öyle".
Ön sayfa, Türk kıyafetleri giymiş figürlü karmaşık bir saray sahnesi gösteriyor: Bedr al-Din Lu'lu'yabenzeyen merkezi bir kral (kürklü, desenli bir qabā' maftūḥ , dirsek uzunluğunda tirāz kollu ve başında bir sharbush şapkası takıyor), çok sayıda hizmetçiyle çevrili (çoğu aqbiya turkiyya Türk ceketi ve kalawta şapkaları giyiyor).
Saray sahnesi atlı sahnelerle çerçeveleniyor, atlılardan bazıları sarāqūj olarak bilinen konik taçlı kenarlı şapka takıyor. "Resimlerde bu [yönetici] Türklerin yüz hatları açıkça yansıtılıyor ve aynı şekilde tercih ettikleri özel moda ve aksesuarlar da yansıtılıyor".
Teknik ve stil açısından Musul okulu, o dönemde İran'ı kontrol eden Selçuklu Türklerinin resmine benziyordu, ancak Musul sanatçıları üç boyutlu uzayın temsilinden ziyade konuya ve ayrıntı derecesine vurgu yaptılar. Musul ikonografisinin çoğu Selçuklu'ydu - örneğin, önden çapraz bacaklı oturan figürlerin kullanımı. Ancak hilal ve yılanlar gibi belirli sembolik öğeler klasik Mezopotamya repertuarından türetilmiştir.
Musul resimlerinin çoğu el yazmalarının çizimleriydi - çoğunlukla bilimsel çalışmalar, hayvan kitapları ve lirik şiirler.
⚠️Galen'in tıbbi incelemesinin 12. yüzyıl sonlarına ait bir kopyasından bir ön sayfa resmi (Ulusal Kütüphane, Paris)Kitāb al-diryāq (“Panzehir Kitabı”) Musul okulunun erken dönem çalışmalarının iyi bir örneğidir.
13. yüzyılın ortalarında Moğolların istilasıyla Musul okulu sona erdi, ancak başarıları hem Memlük hem de Moğol minyatür resim okullarında etkili oldu.
Mithridate saklamak için özenle yaldızlanmış ilaç kavanozu. Annibale Fontana tarafından , yaklaşık 1580–1590.
Mithridate, adını mucidi olan ve MÖ 134-63 yılları arasında yaşamış olan antik Anadolu Pontus Krallığı'nın kralı Mithridates VI'dan alır. Mithridates'in zehirlere karşı vücudunu panzehir ve koruyucu maddelerle o kadar güçlendirdiği söylenir ki, kendini öldürmeye çalıştığında etkili olabilecek hiçbir zehir bulamaz ve bazı efsanelere göre bir askerden kendisini kılıçla delmesini istemek zorunda kalır.
Ünlü panzehirin tarifi dolabında kendi eliyle yazılmış halde bulunur ve Pompey tarafından Roma'ya götürülür. Pompey'in azatlı kölesi Lenaeus tarafından Latince'ye çevrilir ve daha sonra Nero'nun hekimi Andromachus ve Marcus Aurelius'un hekimi Galen tarafından geliştirilir.
Orta Çağ'da , mithridat ayrıca vebanın olası tehditlerini savuşturmak için bir rejimin parçası olarak da kullanılıyordu.
Simon Kellwaye'e (1593) göre, kişi "büyük bir Onyon almalı , ortasında bir delik açmalı, sonra yeri Mitridat veya Triacle ve biraz Rue leaue ile doldurmalı ". 1786'ya kadar, Londra'daki doktorlar resmen mithridat reçete ediyorlardı.
Mithridate terimi, genel amaçlı herhangi bir panzehiri ifade etmek için kullanılmaya başlandı.
Formülasyon;
Aulus Cornelius Celsus, De Medicina'da (yaklaşık MS 30) panzehirin bir versiyonunu ayrıntılı olarak anlatır . Son zamanlarda yapılan bir çeviri şöyledir: "Ancak en ünlü panzehir, o kralın her gün aldığı ve bununla vücudunu zehirden kaynaklanan tehlikelere karşı güvende tuttuğu söylenen Mithridates'in panzehiridir". Şunları içeriyordu:
Malzemeler daha sonra "dövülüp bala alınır. Zehirlenmeye karşı, bir badem büyüklüğündeki bir parça şarapta verilir. Diğer durumlarda, bir Mısır fasulyesine denk gelen bir miktar yeterlidir." Bu malzemelerden İlirya süseni, darnel ve ravent, panzehirin diğer versiyonlarında yaygın olarak bulunmamıştır.
İslam sanatının gelişimindeki orta dönem, kabaca 1000 ila 1500 yıllarını kapsar. Bu dönemde, ara sıra bölgesel siyasi bağımsızlığa sahip güçlü bir merkezi güç, üst üste binen hanedanların şaşırtıcı bir mozaiğiyle yer değiştirmiştir.
Etnik olarak, bu, Müslüman dünyasına yeni halklar ve kurumlar getiren büyük Türk ve Moğol istilalarının zamanıydı . Aynı zamanda, İslam'ın başlangıcından itibaren imparatorluk içinde bulunan İmaziğenler ( Berberiler ), Kürtler ve İranlılar, Kürtler için kısa ömürlü ancak İranlılar için benzersiz derecede önemli olan çok daha etkili tarihi ve kültürel roller oynamaya başladılar.
🔻Orta dönemde siyasi ve etnik karışıklığın yanı sıra dini ve kültürel karışıklık da vardı. Örneğin, 10. yüzyıl, Şii heterodoksisinin büyük bir siyasi ve muhtemelen kültürel fenomene dönüşümüne tanık olurken , Tasavvuf olarak bilinen kişisel ve sosyal mistisizmin gerçekleştirdiği olağanüstü gelişme, Müslüman dindarlığının doğasını muazzam şekilde değiştirdi.
Müslüman dünyasını bu beş yüzyıl boyunca etkileyen muazzam çeşitlilikteki dürtüler, orta dönemi de karakterize eden şaşırtıcı sanatsal patlamanın nedenlerinden biriydi. Bireysel anıtlar üzerinde çok çalışma yapılmış olsa da, bilimsel çalışma hala emekleme aşamasındadır.
Bu nedenle, bu bilgileri düzenlemenin uygun araçlarına karar vermek özellikle zordur: coğrafi veya kültürel alanlara göre (örneğin İran , Mısır, Fas), bireysel hanedanlara göre (örneğin Selçuklular, Timurlular), dönemlere göre (örneğin Moğol istilalarından önceki 13. yüzyıl) veya hatta sosyal kategorilere göre (örneğin prenslerin sanatı, şehirlerin sanatı).
Dolayısıyla, Fatımi ,Selçuklu , Batı İslam, Memlük ve Moğol İran ( İlhanlı ve Timurlu ) sanatının aşağıdaki beş bölümü kısmen keyfi ve büyük ölçüde geçicidir. Bunların önemleri de değişir, çünkü Selçuklu sanatı olarak bilinen şey, önemi bakımından kesinlikle diğerlerinin hemen hemen hepsini bastırır.
Kahire'nin 11. yüzyılın ikinci yarısından kalma iyi korunmuş kapıları ve duvarları erken ortaçağ askeri mimarisinin en iyi örnekleri arasında yer alsa da.
En ilginç Fatımi yapılarından sorumlu olan, daha alt düzey yetkililerin ve burjuvazinin , hatta daha alt sınıfların bile himayesiydi.El-Akmar (1125) veAl-Saliḥ (yaklaşık 1160) yerel ihtiyaçlara hizmet etmek için inşa edilen anıtsal küçük camilerin ilk örneklerindendir.
İç düzenlemeleri oldukça geleneksel olsa da, planları kent merkezindeki mevcut alana uyarlanmıştır. Bu camiler, büyük hipostil camilerde bulunmayan bir dikkat çekiciliği sergileyerek dış cephede ayrıntılı bir şekilde dekore edilmiştir.
Türbelerin çoğu, kubbe ile taçlandırılmış basit kare binalardı .Bunların çoğu Kahire'de veAswan . Sadece birkaçı, Aswan'daki mashhad gibi , yan odalarıyla biraz daha ayrıntılıdır. Bu anma binalarının en orijinaliKahire şehrine bakan Cuyūshī Camii (1085).
Aslında bir türbe değil, bir dizi halk ayaklanmasından sonra Fatımi düzeninin yeniden kurulmasını kutlayan bir anıttır.
Mukarnasların karmaşık profili, pencereler için kullanılan kendi başına bir mimari eleman haline gelirken, nişler ve niş parçaları kullanma düzeniyüzyıllar boyunca Mısır dekoratif tasarımının tipik bir örneği olarak kalmıştır. Mukarnasların Mısır'da icat edilip edilmediğini veya başka mimari geleneklerden (büyük olasılıkla İran) esinlenip esinlenmediğini söylemek hala imkansızdır.
Fatimi kubbeleri düz veya nervürlüydü ve karakteristik bir "omurga" profili geliştirmişti.
Malzemelerin (tuğla, taş, ahşap) ve yapısal kavramların kullanımında, Fatımi mimarisi daha önceki gelenekleri sürdürdü. Bazen yerel stiller dahil edildi, bunların arasında 10. yüzyılda Tunus mimarisinin veya 11. yüzyılın sonlarında Yukarı Mezopotamya'nın özellikleri vardı.
Mukarnastavanındaki yüzlerce faset , özellikle tamamen süsleyici bitkisel ve hayvan biçimli tasarımlarla, ancak aynı zamanda günlük yaşam sahneleri ve henüz açıklanmamış birçok konu ile boyanmıştı. Irak Abbasi sanatından stilistik olarak etkilenen bu resimler, kişilerin ve hayvanların daha mekansal olarak farkında temsillerinde yenilikçidir. Fatımi dekorasyonunun sıva ve ahşap heykellerinde de çok benzer eğilimler görülmektedir.
Mimari dekorasyonun çarpıcı soyutlamasıSāmarrāʾ daha doğal olarak tasarlanmış bitkisel ve hayvansal tasarımlara yol verme eğilimindedir; ara sıra, bütün anlatı sahneleri tahtaya oyulmuş olarak görünür. Başka bir dekoratif eğilim özellikle 12. yüzyıl mihraplarında kullanılır: genellikle yıldızlara dayanan açıkça karmaşık geometrik desenler, bunlar da sırayla sekizgenler, altıgenler, üçgenler ve dikdörtgenler üretir. Geometri, genellikle kakma parçalar olarak küçük bitkisel birimler içeren bir tür ağ haline gelir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O