Kendinize ve Tanrı'ya güvenin, gerisi kendiliğinden gelecektir.
Farz-i Kifaye, (Topluluktan birinin öğrenmesi yeterli olan) : toplumun ihtiyacı olan uzmanlık alanları (tıp, mühendislik vb.)
Sadece kendin icin degil, baskalarina fayda saglayarak da mutlu olabilirsiniz.
Hayatina anlam katacak baska seyler de var (mesela insanlara yardim etmek :) benim gibi)
Eine Ausbildung in Schmerztherapie für Heilpraktiker ist eine Fortbildung, die nach der Grundausbildung zum Heilpraktiker absolviert wird. Es gibt verschiedene Ausbildungen, die sich auf unterschiedliche Bereiche wie die ganzheitliche Schmerztherapie oder spezielle Schmerztherapie konzentrieren und eine Kombination aus theoretischen Inhalten (z. B. Pharmakologie, Schmerzentstehung, Triggerpunkttherapie, Akupunktur) und praktischen Übungen umfassen. = insallah mein exsam vertig ist danach konnte ich diesen ausbildung eintsteigen juhuuuuuu :) 2025!-202?
Allah'ın bizim için yazdığı (takdir ettiği) dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. -Tevbe Suresi, 51.
"cennet" kelimesi Arapça cnn (ج ن ن) kökünden türeyen ve "örtmek, gizlemek, perdelemek" anlamlarına gelen canna(t) (جنّة) sözcüğünden gelir.
"Bahçe" ve "cennet" anlamlarına gelen, kökeni "cenne" (örtmek, gizlemek) fiiline dayanan kelime Cennet'tir.Arapça kökenli olan bu sözcük, sözlük anlamıyla "bitki ve ağaç dallarının yoğunluğu nedeniyle zemini örten, gölgeli bahçe" demektir.
- Ortak Köken: Cenn (örtmek) kökünden türeyen cin (gizli varlık), cinnet (akıl örtülmesi), cennet (ağaçlarla örtülü yer), cenin (ana rahminde gizli varlık) kelimeleri aynı anlamsal köke dayanır.
- Köken: Arapça'nın yanı sıra, Aramice-Süryanice gannā (bahçe) kelimesiyle de ilişkilendirilir.
Dilmun, tahıl veren tarlalar ve dönümlerle dolu kutsal bir bahçe yeşilliğine dönüşür. Bu tanrıların cennetinde, Sumerlerin büyük anne tanrıçası Ninhursag tarafından sekiz bitki filizleniyor, belki de daha orijinal, Ana Dünya tarafından. Bu bitkileri, Enki tarafından doğan ve acı ya da sıkıntı olmadan doğan üç nesil tanrıçanın dahil olduğu karmaşık bir süreçle ortaya çıkarmayı başarır. Ama Enki onları tatmak istediği için, elçisi, iki yüzlü tanrı Isimud, bu bitkileri teker teker koparır ve efendisine verir, o da sırayla her birini yemeye başlar. Bunun üzerine öfkeli Ninhursag, Enki'ye ölüm lanetini ilan eder ve tanrıların arasından kaybolur. Enki'nin sağlığı hemen bozulmaya başlar ve sekiz organı hastalanır.
Sumerlerin büyük anne tanrıçası Ninhursag tarafından sekiz bitki filizleniyor.
Sümer mitolojisindeki bu olay, Enki ve Ninhursag destanında geçer. Bilgelik tanrısı Enki, tanrıça Uttu'ya sunduğu meyvelerin ardından ondan gelen tohumların toprağa gömülmesiyle filizlenen sekiz kutsal bitkiyi (ağaç, bal, sebze, yonca, atutu, actaltal, du ve anharu) merakına yenik düşerek tek tek yer.
Bu "yasak meyve" benzeri eylem üzerine gazaba gelen büyük anne tanrıçası Ninhursag, Enki'yi ölüme mahkum ederek lanetler:
- Sekiz Hastalık: Enki'nin vücudunda, yediği her bitkiye karşılık sekiz farklı organ (çene, diş, ağız, boğaz, kol, kaburga vb.) hastalanır.
- Sekiz İyileştirici Tanrı: Diğer tanrıların ricası ve bir tilkinin yardımıyla Ninhursag geri döner. Enki'nin acı çeken her bir organını iyileştirmek için sekiz şifa tanrısı (örneğin kaburga için hayat veren hanım anlamına gelen Ninti) doğurur.
Bu mit, Mezopotamya kültüründe doğanın dengesi, hastalıkların kökeni ve şifa arasındaki ilişkiyi simgeler.
Sümercede ti veya til (til₃) sözcüğü, temel olarak "yaşamak", "canlı olmak" veya "hayat" (yaşam) anlamlarına gelen fiil/isim köküdür. Aynı zamanda "ok" anlamına da gelebilen bu kök, yaşam gücü ve canlılık ile ilişkilendirilir, tıp ve şifa metinlerinde sıklıkla karşımıza çıkar.
- Kelime Benzerliği: Enki'nin kaburga kemiğini (Sümerce: "Ti") iyileştirmek için yaratılan tanrıçanın adı Nin-ti'dir.
- Anlamsal Bağ: Sümercede "Ti" hem "kaburga" hem de "yaşatmak/hayat vermek" anlamına gelir. Dolayısıyla Ninti, hem "Kaburganın Hanımı" hem de "Hayat Veren Hanım" demektir.
- Havva ile Bağı: Tevrat ve Kur'an geleneklerinde Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılması anlatısı, bu Sümerce kelime oyununun (homonim) farklı dillere çevrilirken sadece "kaburga" anlamının korunmasıyla ilişkilendirilir.
- Tevrat Karşılaştırması: İbranicede bu kelime oyunu kaybolur ancak Havva ismi "hayat veren/yaşayan" anlamına gelirken, yaratılışının kaburga kemiğine dayandırılması Sümer'deki bu fonetik benzerliğin bir kalıntısı olarak değerlendirilir.
- Tekvin (Yaratılış) kitabındaki Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılma hikayesinin kökeninde bu Sümercedeki kelime oyununun yattığını savunur. İbranicede "kaburga" ve "hayat" kelimeleri arasında ses benzerliği bulunmadığı için Sümercedeki bu orijinal espri zamanla kaybolmuş, sadece "kaburga" kısmı anlatı olarak kalmıştır.
- Ağaç (GIŠ): Yaşamın ve kalıcılığın sembolü.
- Bal (LÀL): Tatlılık ve bolluk; tanrının öfkesini tatlandırmak için kullanılır.
- Sebze (SAR): Toprağın verimliliği.
- Yonca (ša-mu-u-ra): Hayvanların yemi, dolayısıyla hayvancılık bereketi.
- Atutu: Henüz tam tanımlanamamış olsa da ritüel metinlerinde geçen bitkisel bir ürün.
- Actaltal: Yine bir bitki türü olduğu tahmin edilen arındırıcı madde.
- Du: Arpa veya buğday türevi bir tahıl olması muhtemeldir.
- Anharu: Kırmızı renkli bir madde veya bitki kökü (boya bitkisi) olarak bilinir.
Endemik, Latince “endemos” kelimesinden dilimize geçen ve “yerli” anlamına gelen bir kelime. Endemik, bulunduğu bölgenin ekolojik şartları sebebiyle yalnızca belirli bölgede yaşayan ve yetişen, dünyanın başka yerinde yaşama ve yetişme ihtimali olmayan, yöreye özgü bitki türlerine verilen isim.
Evliya Çelebi her bitkinin bir faydası olduğuna inanır ve Otbulucular esnafından bahsederken şöyle yazmış: "Yeryüzünde bulunan bütün bitkilere Allah dil vermiş ve hepsi 'ben bu derde devayım ' diye Lokman'a söylemiştir".
ismail hakki aydin= insan öldükten sonra biyolojisi toprağa karışıp bitkilere ve hayvanlara geçiyor ...
=homeopatik ilaçlar da bitkiler, mineraller ve hayvansal dokular gibi doğal kaynaklardan elde edilir.
Doğmadan evvel, insan bedeni formuna geçtiğinde ne oldu, farklı birşey mi oldu? Ayrıca milyon az kalır. Homeopatik etkiyi araştır, Avagadro sayısından FAZLA olmalı.
2026 yılı itibarıyla homeopati, vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlayan ve "benzeri benzerle tedavi etme" (similia similibus curentur) ilkesine dayanan bütüncül bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. İlk kez 1796'da Alman hekim Samuel Hahnemann tarafından geliştirilmiştir. ve ilk kez Hipokrat tarafından duyurulmuştur.
Bitkinin çeşitli fiziksel özelliklerinin insan vücudundaki terapötik etkisiyle doğrudan bağlantılı olduğuna inancına dayanan bitkisel tanımlama yöntemi ortaya çıktı.
Bu yöntem, İmza Doktrini olarak adlandırılır ve şifalı bitkiler bilgisinin ağızdan ağıza aktarıldığı bir dönemde, bitkinin özelliklerini hatırlamanın pratik bir yolu olduğunu kanıtlamıştır.
Bu uygulama kısmen manevi bir uygulamaydı çünkü Tanrı'nın yaratımlarını amacının net bir işareti veya 'imzası' ile işaretlediğine inanılırdı. Aynı imzayı paylaşan bitki gruplarının benzer iyileştirici özelliklere sahip olduğu veya vücudun benzer bölgelerinde iyileştirici etkisi olduğu düşünülüyordu.
Bitkinin kullanımına dair ipuçları verdiği düşünülen özellikler şunlardır:
Bitkinin yaşam alanı
Renk – çiçek, meyve, kök veya sap
Şekil
Doku
Koku
O dönemin imza doktrininin en saygın örnekleri arasında, benekli yapraklarının hasta bir akciğere benzediğine inanılan akciğer otu, insan beynine benzeyen cevizler ve erkek üreme anatomisine benzerliği nedeniyle erkek cinsel canlılığına yardımcı olmak için kullanılan ginseng kökü yer alır.
Modern bitkisellik, bu önceki gözlemlerin bazılarını doğrulamıştır; örneğin akciğerlerdeki mukusu temizlemeye yardımcı olan balgam böceği, omega 3 içeriğiyle cevizler ise beyin sağlığı için faydalı kabul edilir.
Yazar: Aimee Wilkins BHSc. (Nat.), N.D., Dip. Çılgın.
&
- Fraktal Yapı; Kendine Benzerlik.
- Fraktal’ kelimesi Latince’de ‘kırık, parça’ anlamına gelen ‘fractus’ sözcüğünden türemiştir. Eğriler, birbiri ile ilişkisi bulunmayan dağınık noktalar, yüzeyler ve standart geometride benzeri bulunmayan amorf yapıları tanımlamak için kullanılmaktadır. Fraktal analiz (FA), görüntü boyunca desenler sergileyen karmaşık geometrik yapıların niceliksel olarak değerlendirilmesine yönelik bir yöntemdir.
- Fraktal kavramı, 1975 yılında Polonya asıllı matematikçi Benoit Mandelbrot tarafından Latince "fractus" (parçalanmış, kırılmış) kelimesinden türetilmiştir.
- Fraktallar, Benoit Mandelbrot tarafından tanımlanan, kendi kendini tekrar eden (öz-benzer) desenlerden oluşan ve klasik Öklid geometrisinin aksine karmaşık, düzensiz yapıları tanımlayan geometrik şekillerdir. Doğadaki pürüzlü yapıları (bulutlar, kıyılar, ağaçlar) modellemede kullanılan bu yapılar, tam sayı olmayan fraktal boyutlara (Hausdorff boyutu) sahiptir.
- Bir şeklin ne kadar büyütülürse büyütülsün kendi kendini tekrar eden karmaşık desenlerini tanımlamak için kullanılır. Doğada kar tanelerinden eğrelti otlarına kadar her yerde bu "parçalanmış" ama düzenli yapıları görmek mümkündür.
- "Fraktal" terimi, Mandelbrot tarafından, tanımlanacak nesnelerin genellikle topolojik boyutlarından daha büyük olan kesirli, yani fraktal boyutlarla karakterize edildiğini ifade etmek için tanıtılmıştır. Fraktal boyutların faydaları, kıyı çizgilerinin uzunluğu ölçülerek gösterilecektir. Bir kıyı uzunluğunu belirlemeye çalışırken, bunu haritada eşit uzunlukta düz çizgilerle (ölçekler) parça parça interpolasyon δ bu tür parçaların kaç tane olması gerektiğini sayarak yapma fikri aklıma gelebilir (Şekil 2). Bu sayı N(δ) olsun, sonra uzunluk L(δ) = δN(δ) olarak tahmin edilir. Haritanın çok yanlış olabileceği şüphesi varsa, daha ayrıntılı ve daha yüksek çözünürlüklü bir haritaya başvurulur ve deneyi daha kısa ölçekle tekrarlardı, ve benzeri. Normal bir düzgün eğri, örneğin dairesel bir segment için, giderek azalan bir ölçek kullanımı, gerçek uzunluk L için giderek daha doğru bir sonuç verir.
- Sadece doğru seçilirse sonlu ve sıfırdan farklıdır; yani d = 1 (fraktal olmayan) eğriler için, d = 2 düzlemsel nesneler için ve d = 3 hacimler için. "Yanlış" d ile ölçülürse, içerik olarak sıfır veya sonsuzluk elde edilir. Kıyı örneğinde, kıyı uzunluğunun sonlu bir ölçüsünü elde etmek için d = D ≈ 1.25 (nedeniyle) seçmeniz gerekir. Matematiksel olarak daha hassas formüle edilmiş (özellikle, her ölçekte δ optimize edilmiş bir örtü seçilerek), bu yöntem Hausdorff boyutunu belirleme yöntemidir; bu, bir nesnenin fraktal boyutunun genel kabul gören tanımıdır. Pratikte sıkça kullanılan bir tanım, kutu sayma
boyutudur
- Özyineleme (Iteration): Bir şeklin sürekli olarak belirli bir kurala göre kendi üzerine tekrar etmesiyle oluşur.
- Sonsuz Detay: Teorik olarak fraktallar sonsuza kadar küçülen detaylara sahiptir.
- Fraktal Boyut: Geleneksel geometrinin (çizgi, kare gibi) aksine, fraktallar tam sayı olmayan (örneğin 1 ile 2 arasında bir değer) boyutlara sahip olabilir.
- Doğa: Kar taneleri, Romanesco brokolisi, eğrelti otu yaprakları, kıyı şeritleri ve akciğerdeki bronş yapıları en yaygın örneklerdir.
- Matematik: Mandelbrot Seti, Koch kar tanesi ve Sierpinski üçgeni meşhur fraktal modellerdir.
- Sürekli Ama Türevlenemez: Weierstrass, her noktada sürekli olan ancak hiçbir noktada türevi (teğeti) bulunmayan bir fonksiyon inşa ederek, o dönemin "her sürekli eğri pürüzsüzdür" şeklindeki sezgisel kabulünü yıkmıştır.
- Öz-Benzerlik (Self-Similarity): Modern fraktallar gibi, bu fonksiyonun grafiğine ne kadar yakından bakarsanız bakın, her ölçekte benzer şekilde pürüzlü ve tırtıklı yapılarla karşılaşırsınız. Bu durum, eğrinin bir doğru parçasına yaklaşmasını engeller.
- Patolojik Bir "Canavar": Weierstrass'ın bu buluşu, dönemindeki matematikçiler tarafından (örneğin Charles Hermite) "matematiksel bir felaket" veya "canavarca bir nesne" olarak nitelendirilmiştir.
- Fraktal Boyut: Fonksiyonun grafiği 1 ile 2 arasında bir Hausdorff boyutuna sahiptir; yani klasik bir çizgiden daha "yoğun" ancak bir düzlemden daha "zayıf" bir yapıdadır.
"Kendine benzer bitki ile tedavi" kavramı, tıp tarihinde Sinyatür Teorisi (İmzalar Teorisi) olarak bilinir. Bu kadim inanışa göre, bir bitkinin şekli, rengi veya dokusu hangi organa benziyorsa, o organın hastalıklarını iyileştirdiğine inanılır.
- Ceviz: Beyne olan benzerliği nedeniyle beyin sağlığı ve zekayı geliştirmek için kullanılmıştır.
- Ciğer Otu (Pulmonaria): Yapraklarındaki lekelerin hastalıklı akciğerlere benzemesi sebebiyle solunum yolu hastalıklarında tercih edilmiştir.
- Fasulye: Şekli böbreğe benzediği için böbrek fonksiyonlarını desteklediği düşünülmüştür.
- Kırlangıç Otu: Özsuyunun sarı olması (safra rengi) nedeniyle karaciğer ve safra kesesi rahatsızlıklarında kullanılmıştır.
- Bilimsel Durum: Modern tıp bu teoriyi bilimsel bir yöntem olarak kabul etmez. Ancak tesadüfi olarak bazı benzerlikler bilimsel gerçeklerle örtüşebilir (örneğin cevizin beyin için faydalı olan Omega-3 içermesi).
- Homeopati İlişkisi: Benzerin benzerle tedavisi ilkesi, Homeopati disiplininin de temelidir; ancak burada şekil benzerliğinden ziyade, sağlıklı kişide hastalık belirtisi yaratan maddenin, aynı belirtileri gösteren hastayı iyileştireceği savunulur.
- Güvenlik: Bitkisel tedaviler (Fitoterapi) mutlaka uzman hekim kontrolünde uygulanmalıdır; yanlış kullanım ciddi yan etkilere veya ilaç etkileşimlerine yol açabilir.
&
Görünüşün yanı sıra, tat, koku, dokunuş veya doku da imza kazandırabilir.
Hatta ses bile bir imza oluşturabilir.
İmzalar da dikkate alınır; çünkü bunlar adeta Kadimlerin Herbes'in Vertues'ini ilk öğrendiği Kitaplardır; Doğa ya da daha doğrusu doğanın Tanrısı, bu karakterlerin çeşitli okunabilir karakterlerini basarak kullanımlarını keşfetmiştir.
- William Coles, Adam in Eden (1657)
Hatta ses bile bir imza oluşturabilir. Siyah kohosh (Cimicifuga racemosa) ve yabani çiviç (Baptisia tinctoria), Amerikan Kızılderilileri tarafından bana Yılan İlaçları olarak gösterildi çünkü tohum kabuğundaki tohumlar tıkırtı sesi çıkarıyor. 19. yüzyılın başlarında Kuzey Amerika'da bitkisel tıbbın popülerleştiricisi Samuel Thomson, 'çıngırak' veya krup vakasını iyileştirmek için çıngıraklı yılan yağı kullanmıştır.
Bu düşünce tarzı Platon'a kadar uzanır; Platon, düşünmeyi eidos'tan (fikir, ilkel biçim, öz, arketip) öğretmiştir. Aristoteles tarafından savunulmuştur; onun için 'formal mantık' biçim, fikir, eidos veya eidea biçimlerinden düşünceyi ifade eder.
Goethe, analogik düşünceye dayalı bir bilim kurmaya çalıştı. Çiçek yapılarının modifiye yapraklar veya kafatasında modifikasyon omurları olduğunu ilk kez gözlemledi. Rudolf Steiner, Goethe'nin yaklaşımını sürdürmeye çalıştı.
Parlak turuncu çiçeği olan kalentüla, 'bitkisel güneş ışığı' gibi görünüyor. Bezlere benzeyen yapıları yok ama bitkisel uzman Chris Hafner bana bunun 'güneşin parlamadığı yerlere' bir çözüm olduğunu öğretti. Bu, bölgesel benzerliklerini vücudun 'toplama' bölgelerinde, çene, kollar, göğüs ve kasık altında konumlandırır. Bunlar lenfatik ağın güçlü şekilde dokunduğu ve calendula'nın temizlendiği alanlardır. Ayrıca vajinit için bir ilaçtır - güneş parlamadığı yerlerde.
İlk yayımlanan kitap İngilizce imzalarda William Coles'un Adam in Eden (1657) adlı eseri yer almaktadır. insan arketipi içinde tüm hayvan ve bitkilerin arketipini içerir. Bu süreçte, arketip yani Adem, tüm yaratıkları isimlendirebilir. Bu doktrin oldukça eskidir ve androjen insan arketipi olarak adlandırılan Hahamlar tarafından, Havva'nın (organik yaşam) ortaya çıkmasından önce Adam Kadmon olarak adlandırılmıştır.Yaratılış, kelime oyunlarıyla sıkça işaret edilen arketiplerle yazılmıştır. İbranice terimler "İnsanlık" ve "Hayat" anlamına gelir. Öğrenmemiz gereken daha çok şey var çünkü cinsiyetlere ayrıldık, et bedenleri aldık ve iyi ve kötü fikrimizi arketipin sezgisi yerine koyduk
William Coles (1657) benim hissettiğim duyguyu paylaştı; çünkü Adem'in Eden'deki önsözünde şöyle yazıyor:
İnsanlığın Adem'in düşüşüyle kaybettiği mutluluğu gerçekten fark etmek, seni tam bir Botanick yapmaktır; Basitleştirme Sanatı gibi eşsiz bir Bilimi bilgiyle, seni başka bir Cende yeniden yerleştirmek, ya da, Cennet Bahçesi: Çünkü bu Otlar ve Bitkiler Üzerine İlahi Düşüncelerin Adreslerini doğru bir şekilde düşünürsek, onları incelemek bizi Yüce Bilgeliğe hayranlığa yönlendiren ne kadar cazip adımlar ve adımlarla yönlendirirse, bu aşağılık şeylerden bile göksel bir huzura yaklaşamayız; gerçekten de o Verimliliğin kutsanmasının yanında, ki bu sadece diğer Dünya'da olan bir huzurdur; çünkü buradaki tüm zevklerimiz, sadece solan duyu yardımcıları var, insan zayıflıklarımızı görüyor ya da daha doğrusu onlara maruz kalıyoruz, böylece beklentilerimiz açısından bir şekilde asla eksik kalmaları gerekir.
'Basitleştirme' tek bir bitkinin kullanılmasıdır. İmza doktrini, bir bitkinin kullanımını bazen o kadar net kılıyor ki, onu formül olarak değil, kendi başına güvenle kullanabiliyoruz. İmzalar, benzerlikler ve basitleştirme, Yunan tıbbının organizatörü Galen tarafından, 'ampirik' veya deneyime dayalı tıp okulunun temeli olarak kabul edilmiştir. Bunu onaylamıyordu, çünkü bu yöntem eğitilmiş, eğitimli, üst sınıf uygulayıcılarla değil, köylüler ve toprağa yakın insanlarla ilişkilendiriliyordu. Sonunda, bu prensipler homeopatinin temelini oluşturdu ve aynı zamanda dozun azaltılması doktrini de eklendi.
Goethe ve Steiner
Goethe, bilimin hayal gücü ve sezgi kullanımına dayanmasını önermiştir. Frances Bacon'ın amaçladığı benzetmeleri çok kullandı: Doğa'nın temel bağlantılarını ve ilkelerini anlamak. Örneğin, gelişimsel morfolojinin ilkelerini keşfetti. Bunu fark ettiH omur, aynı yapısal temanın bir varyasyonuydu ve kafatası kendisi modifiye bir omurdu. Ayrıca bitkinin temel yapısal veya morfolojik biriminin 'yaprak/sap' olduğunu ve modifikasyon yoluyla yaprak/sapın yapraklar, çanaklıklar ve çiçek parçaları haline geldiğini gördü.
Goethe, imza doktrinini, bitkilerin tıbbi özelliklerini anlamak için geleneksel olarak kullanılan doktrini uygulamış olabilir, ancak bunu yaptığına dair hayatta kalan tek bir görgü tanığı buldum. Bu, Wilhelm Pelikan tarafından çevrilmiştir (1997, 257), kendisi daha sonra bahsedilecektir.
24 Şubat 1823'te, Goethe'nin eserlerinin son baskısını hazırlamasına yardımcı olan Alman yazar Eckermann günlüğüne şöyle yazdı:
'Endişe verici bir gündü, çünkü öğle saatlerinde Goethe, dün gördüğümüz iyileşmenin hiçbirini göstermedi. Aniden bir zayıflık hissederek gelinine şöyle dedi: "Yaşanma ile ölüm arasındaki mücadelenin başladığı anın geldiğini hissedebiliyorum."
Akşam olduğunda hasta tamamen zihinsel yetisine kavuşmuş, gerçekten morali yüksek ve şaka yapabiliyordu. "Tedavilerinde çok temkinlisin," dedi Rehbein'e, "Düşündüğünden daha sertim. Benim gibi bir hasta için biraz Napolyonvari olmak zorundasın."
Sonra bir fincan dolusu Arnica karışımı aldı. Bu, bir gün önce Huschke tarafından yönetilen kriz sırasında olumlu bir gelişme sağlamıştı. Goethe, bitkiyi büyüleyici bir şekilde tanımladı, enerjik gücünü gökyüzüne yükseltti.
Arnika biraz zehirli bir bitkidir. Eski Batı tıbbında, esas olarak dış tarafta, morluklar ve darbeler üzerinde kullanılırdı. Homeopatide bunun içinde, hem dışında, hem de içte kullanılmıştır; Ayrıca kanın düzensiz olduğu ve kanama ile morarma olduğu ateşler için. Eski ilaçlarda 'karşı tahriş edici' olarak kabul edilir; yani cildi tahriş eder ve bölgeye kan getirir. Bu şekilde, morarmış bölgede dolaşım devam eder ve çok daha hızlı onarılır. Arnika, birçoğunun kişisel deneyiminden -- ben de dahil olmak üzere, morluk, yorma veya burkulma için olağanüstü bir ilaçtır. Burada muhtemelen yaşlı bir hastada dolaşımı harekete geçirmek için kullanılıyordu.
Yukarıdaki pasajlara atıfta bulunarak, biri yazara Goethe'nin tanımının nasıl görünebileceğini sormuş, o da Goethe'nin anlatabileceği şekilde şöyle yazmıştır.
"İyi not edin," diye haykırdı hasta, "bu muhteşem bitki açık yükseklikte, ilkel kayalarda evinde duruyor; tanrıların tahtlarına çıkan merdivenlerin yanında durduğunu belirtir. Alp çayırlarının nemli tazeliğine kök salır ve tamamen ilkbahar ve erken yaza, saf atmosfere ve sabahın güçlerine aittir. Altın yeşil, yaprakların bazal rozeti, yaşamın ilk çemberidir ve ikinci bir çember, yani çanaksın işaretidir; ve bitki hızla üçüncüye, çiçek koronasına hazırlanmaya başlar. Narin şaft düz yukarı doğru yükselir, artık yaprak spirallerini, açılan yaprakları düşünmüyor; sadece tek bir çift küçük yaprak havaya taşınabilir; kısa süre sonra tepedeki çiçek tomurcuğu hapsedilmiş durumdan patlar ve St. John's Tide güneşinin ışığında turuncu-sarı ateş girdapları belirir. Ah, kokusu! Yaprakta zaten yaşayan ve şimdi var olan nedir? Çiçekte mükemmelliğe mi ulaştın? Bu bölgelerde hüküm süren ihtişam unsurları, bitkide onlarla uyumlu, tamamen onlardan oluşan, bitkilerin mümkün olduğu şekilde alan ve onları daha yüksek bir seviyede, renk ve koku olarak ifade eden bir yaşam biçimi bulur. O koku, nasıl kelimelere dökebilirim? Ona iyileştirici güç diyeceğim. Yakında ilham veren bir adam gelsin," diye devam etti Goethe düşünceli bir şekilde, "daha iyi tanımlanmış kelimelerle duyusal ve ahlaki eylemi ifade edecek, renk için yapmaya çalıştığım şeyi koku ve aromalarla dünyaya gerçekleştirecek ve bitki doğasını havalı unsurda ortaya çıkaran her şeyi bizim için yorumlayacak.
"Enerji her şekilde arnika bitkisine sıkıştırılır. Sadece düşünmek bile kalbimin etrafında ateş nehirleri döküyor. Yine de burada güç, formun inceliğiyle birleşir. Hiçbir kırılgan ya da sert şey cennetin şekilli gücüne karşı koyamaz; Güneş tanrısı tarafından seçilen bitki genç ve canlıdır. Çiçeği bak, nasıl ışığa, güneşin parıltısına eriyip gidiyor. Dağ esintisi, çiçeklerin tüy gibi tohumlarını eline verdiği eşimçi olur. Ve rüzgar, tohumu yayılmış çimenin üzerine yayıyor. Böylece sonbaharda Persephone'yi dünyanın rahmine kadar takip eden ışık kıvılcımları vardır. Ama güneşin sıcaklığı nüfuz eder, koyu nemli toprağı ısıtır; Bitkimizin kökü gelen yaşamı hisseder, filizlenmeye ve büyümeye başlar; yılın ilk yarısında bitki Güneş'in küresinde açılırken, ikinci yarıda güneşin dünyadaki kürelerde izlediği yolları takip eder.
"Bu yüzden tanrılar arasında Helios'a arnika atıyorum. Peki ya erkekler arasında? Yalnız tepelerde dolaşan Asclepias'ın takipçisine. Burada hızlı iyileşmek, kararlı bir bitki var. Şiddet ve yaralanma yaşarsanız, yumruk, sopa veya bıçak gibi, bu bitkide harika iyileşme neredeyse vardır. Hayati enerjiler akıyor, nabız güçleniyor, kalp cesaret topluyor; Eğer kan bir morluk veya efüzyonla yolunu kaybettiyse, Arnica ona doğru gidişini hatırlatır. Kaslar ve kaslar sertleşir; Vücut formu, hakaret ve yaralanma yaşadıktan sonra geri gelir ve iyileşmeyi zor olan sinir sistemi de öyle. Yaşanan yaralanmaya organik isyan — biz buna acı diyoruz — azalır ve geçer. Gerçekten Napolyoncu, hastalığın karşılandığı tarzdır; kararın zorla alındığı gösterişli bir tarzdır. Hayat ve ölüm içimde mücadeleye başladığında, yaşam koşularını, bu çiçek onların sancağında sorunu zorladı ve düşmanın durağan güçleri, ölümcül baskıcı güçler, Waterloo'larıyla karşılaştı. İyileşmemde yenilendiğim için bu bitkiyi en yüksek övgüyle karşılıyorum, ama aslında kendini öven doğadır, gerçekten tükenmez, bu çiçeği iyileştirici güçleriyle yaratan ve böylece kendini sonsuza dek üremeye devam eden kişidir."
Şair sessizleşti; Görkemli gözü, eski, güneş gibi gücünü geri kazanmıştı, sanki kelimelerle ifade edilemeyecek şeyleri gördüğü uzak tarlalarda düşünceli bir şekilde dolaştı.'
Ah, şair olmak. Burada bir bitkinin güçleri ve özellikleri üzerine derin ve derin bir düşünce görülür. Goethe, birçok astroloji ve simya hekimin yaptığı gibi, bitkiyi sadece bir astrolojik sembolün altına yerleştirmez. Bitkiyi daha şiirsel bir şekilde, ilişkileri açısından düşünüyorgüneşe, yüksekliklere ve ateş ile havanın elementlerine yakın.
Goethe'nin yöntemi, Antroposofik Derneği'nin kurucusu Rudolf Steiner için ilham vericiydi. Aynı yaklaşımı benimsedi: bitkinin veya organizmanın gelişim aşamaları, eski tanrılara veya gezegen amblemlerine olan benzerlikleri üzerinden analiz edilmesi; bu amblemler yıllar boyunca tanrılara inancı ifade etmek için değil, farklı güçlerin sembolleri veya arketipleri olarak kullanıldı. Steiner, Avusturya'da trende tanıştığı eski bir bitki uzmanından eğitim almıştı; bitkilerin özelliklerini ve halk tıbbı geleneklerini onlardan öğrendi.
Steiner'ın kendi gözünde en önemli yayını, aynı zamanda ilk büyük yayını olan The Philosophy of Freedom (1896) idi. Bu belgede, o dönemde Alman felsefesinde bilinen insan organizmasının dört ana psikolojik yeteneğinin — algı (veya fiziksel gözlem), hiss, düşünme ve sezgi—önemli farklı kullanımları olduğunu savundu. İlk üçü dünyayı parçalara ayırarak bir kişinin sindirip anlaşılmasını sağlıyordu, ancak ikincisi tüm algıyı birleştirerek tüm durumun genel bir özetini sundu — tabiri caizse bütüncül bir bakış açısı sunuyordu. Sezgi başka bir kişide tüm veya doğuştan gelen benliği algılar, aynı şeyi kendisinde yansıtır ve kullanımı, benliğin bütünleşmesini ve benlikte daha yüksek bir manevi amaç duygusunu teşvik ederdi. Özellikle bir kişinin iki farklı yol arasında seçim yaptığı zamanlarda etkiliydi. Biri daha çok zihnine hitap eder (risk alma, para iyi, evlilik sorun değil), diğeri ise sezgiye (burada yapmam gereken bir şey var, takip etmem gereken bir yol var). Size Kaptan Kirk ve Bay Spock'u hatırlatır; sezgisel ve mantıklı bir düşünürün temsilidir.
Sezgi kullanılarak, maddi dünyadan daha yüksek motivasyonlara sahip ruhani bir benlik duygusu gelişir ve kişi bu yüksek perspektife dayanan 'özgür ruh' haline geldikçe, o kadar çok kendi kendini yöneten ve içsel olarak özgür olurdu, dişte: Özgürlük Felsefesi. Steiner, gerçek benliğin kötü, açgözlü ya da kendine sahip olmadığını, ancak ruhsal temeli nedeniyle doğuştan erdemli olduğunu savundu. Bu nedenle, Steiner sezgi kullanarak ruhsal gelişim doktrinini öğretti. Bu kitabın yüzüncü yıl baskısı böylece Sezgisel Düşünce Ruhani Yol olarak (1996) başlığı altında yeniden yayımlandı.
Paracelsus'un eserleri imzalara dayanıyor ancak bitkilerden çok minerallerle ilgili olanlarla ilgileniyordu,
Adem ve Eden'de adaçayının adaçayı yaprağı gibi kırışık görünen cilt hastalıkları için iyi olduğunu okumuştum. "Ah, saçmalık," diye düşündüm kendi kendime. Altı ay sonra tam da böyle bir vaka yaşadım ve aklıma adaçayı dışında başka bir şey gelmedi. Presto, mükemmel çalıştı ve dermatolojide 'likenleştirme' denilen şeyde hep işe yaradı -- deri adaçayı yaprağı gibi görünüyor. Bu durum özellikle kadınlarda ve bazen erkeklerde, yaşam düşüşünde, ellili yıllardan itibaren, hayati sıvılar kuruduktan itibaren yaygındır. İşte adaçayı en iyi tedavi edici olan yer burasıdır.
Charles Harris'ti. The Compleat Herbal (1972) adlı eserinde her bitkinin her kullanımı için bir imza verir.Defalarca, üzerinde "damga" işlenmiş sayısız şifalı bitki örneği buluyoruz; bu da iyileştirici özelliklerinin göstergesidir. doktrinin faydalılığına dair kanıt olarak, yaklaşık elli beş yıl boyunca şifacı bitkilerle yaşamış ve deneyimlemeleri, ayrıca yaklaşık kırk yıl boyunca profesyonel eczacılık ve bitkisellik öğretimi sunmak isterim (Harris, 1972, 36).
Harris (1972, 37) ayrıca imza doktrininin iyi bir hafıza aracı olduğunu vurgular.
Bir bitkinin çeşitli kullanımlarını sıkıcı ezberlemek yerine, imza doktrini birçok durumda (her halde olmasa da) bitkiyi sembolik ilişkilendirme yoluyla iyileştirici kullanımıyla bağlamanın güvenilir bir sistemi sunar.
Bir bitkinin çeşitli yönleri, kullanımına dair ipuçları verebilir: yaşam alanını, rengini, şeklini, dokusunu ve iç özelliklerini incelemeliyiz.
Bir bitkinin çıkardığı ses
bile Amerikan Kızılderili tıbbında bir imza olarak kullanılır.
Habitat, Çevresel Niş. Bir bitkinin çevresindeki değişiklikler, kimyasını ve dolayısıyla tıbbi özelliklerini değiştirir. Örneğin, gölgeden etkilenen bitkiler köklerini uzatır ve yapraklarını eserler. Bu değişiklikler bitkinin kimyasını değiştirir ve tıbbi özelliklerini değiştirir. Çağlar içinde, yeni bir çevre ve bileşenlere sahip yeni bir bitki türü oluşacaktır.
Harris (1972, 42), aranan ilk imza olarak bir bitkinin yaşam alanı olmasını önerir:
Ağır derelerde, ıslak alçaklarda ve bataklıklarda yetişen bitkiler, romatizmal bozukluklar, ateşli soğuk algınlığı ve öksürükler gibi nemlilik hastalıklarıyla ilişkilidir. Bu bitkiler arasında söğüt, su biberi, nane, verbena, tatlı bayrak, mürver, kemik, vaaz kürsüsü ve skunk lahana bulunur.
Çamurlu toprak, mukoza salgılanmasını simgeler. Mukoza salgısı aşırı olduğunda, solunum ve genito-idrar geçiş zarlarında iltihaplanma oluşur ve bu genellikle hastalıklı bir duruma dönüşür. Okaliptüs ve ayçiçeği genellikle bataklık alanlarda yetiştirilir, böylece kirli ve miasmatik bölgeler temizlenir ve benzer şekilde vücudun "bataklıklı" bölgelerini temizlemek için kullanılır.
Berrak göletlerin ve hızlı akan derelerin kıyılarında yetişen otlar ve çalılar çoğunlukla diuretik olarak belirtilir; örneğin at kuyruğu, yatak samanı, çeşitli aromatik nane, akıllı otu, siyah kızılağaç, su agrimoniyası ve hydranjea. Bu bitkiler, idrar sistemini atıklardan ve taş oluşturan birikintilerden arındırmaya yardımcı olabilir.
Çakıllı alanlarda yaşayan otlar ayrıca büyük kaya oluşumlarının üzerinde veya tamamen kumlu, ıssız alanları kaplayan bitkiler bulunabilir. Bu tür bitkiler, mukoza yüzeylerinden ve ilgili alanlardan — yani sindirim ve bronş sistemlerinden — zararlı taş oluşumu ve katarra birikimlerini temizlemeye ve temizlemeye yardımcı olabilir. İltihaplanma azaltılabilir ve hastalık şu bitkilerin kullanımıyla önlenebilir: ayımeysini, at kuyruğu, biber otu, maydanoz, maydanozu piert, çoban çantası, ardıç, may çiçeği, gromwell ve iki "taş kıran" sassafras ile saxifrage.
'Saxifrage' kelimesi başlangıçta kökleri kayaya kazılmış ve onu parçalayan bir bitki anlamına geliyordu — taş kıran veya böbrek çakıl tedavisi için mükemmel bir imza. Bir diğer mükemmel imza ise bir bitkinin su ve toprak sınırında büyümesidir. Bu, çakıl kökünde bulunur — Lake Superior'un kenarında büyüdüğünü gördüm, kökler dalgaların toprağı parçalamasını engelliyor. Ayrıca Appalachia'daki akarsu yataklarının kenarlarında yetişen hydranjia bölgesinde de bulunur — toprağı erozyona karşı koruyor. Su biber veya akıllı ot da aynı imzaya sahip. T'nin olduğu tarlada yetişirİlkbaharda su birikintisi oluşur. Mısır veya ürün ölür ve yaz sonlarında tarladaki 'delik' akıllı otla dolur.
Unutmayın, bitkinin yaprak/gövde biriminin amacı basit büyümedir; çiçek ve meyve parçaları çevreye yönelik derin adaptif değişiklikleri temsil eder.
Batı bitkiselliğinde sarı renk safra ile ilişkilendirilir, dolayısıyla karaciğer ve safra kesesiyle ilişkilidir. Sarı bitkilerin çok sayıda olması da acı bir durumdur; bu da kullanımlarına uygundur çünkü acı tadı karaciğer, safra kesesi ve genel olarak sindirim sistemine güçlü şekilde etki eder. Eskiden bu organlar özellikle sıtma ateşlerinden etkilenirdi; bu hastalıklar ürpertiyle birlikte gelirdi ve otonom sinir sistemi ciddi şekilde delitsizdi. Sarı ve acı bitkiler, otonom olarak doğru gerilim ve dengeyi yeniden sağladı, safra boşaltılarını ve sindirim sisteminin zamanlamasını düzeltti. Geleneksel Çin tıbbında sarı rengi mide ve dalak ile ilişkilidir; yani sindirim, asimilasyon ve beslenme ile ilişkilidir. Bu, karaciğer ve safra kesesi etrafında dönen Batı fikriyle yakından ilişkilidir. Bu özellikleri sergileyen bitkiler arasında karahindiba, gentian, tansy, butternut kabuğu, sarı dokun kökü, ravent kökü, Chelidonium, sakül ağacı, altın fok, berbery kökü, Oregon üzüm kökü ve mandrake bulunur. Bazıları sarı antrakinonların varlığı nedeniyle arındırıcı da olabilir.
Renk sarı-turuncuya
döndükçe, vücudun aynı bölgesiyle güçlü bir ilişki vardır ancak genellikle daha fazla ısınma olur. Tırmık, sindirim sistemini ısıtan ve lenfatikleri — yani TCM'nin midesi ve dalağını ısıtan portakal çiçeğinin mükemmel bir örneğidir. Ayrıca karaciğere temizlik sağlar ve hepatitte faydalıdır.
Kırmızı renk, gül yaprakları, ahududu meyveleri, sapları ve yaprakları, çilek, kırmızı yonca ve ekşi kırmızı meyveler gibi genellikle ateşi soğutmak ve düşürmekle ilişkilendirilir — sarı ise ateş ve titreme ile birlikte kullanılır. Renk daha çok mavi veya mor tarafa yöneldikçe, kan saflıkları ve sıvıların yakılması gereken saflıklardan kaynaklanan ateş ve iltihaplanmaya karşı etkili bir kan temizleyici veya detoksifikator haline gelir. Çift, karahindiba ve plantain saplarında çeşitli mor tonları belirir. Güçlü mor veya çivit bitkileri, yabani çivit, gerçek indigo (woad) ve ekinezya, çürüme, nekroz ve doku ölümü eğilimleri olan derin iltihap süreçlerine çözüm olarak kullanılır — siyah doku ölümü için nihai renk imzasıdır.
Bordo kırmızısı, kan yapıcılarla ilişkilendirilen renktir: Rehmannia kökü, pancar, sumach meyvesi ve sarı dock kökü -- ikincisi daha çok paslı kırmızı. Kahverengi-kırmızılara geçtiğimizde, Harris'in belirttiği gibi, sumach ve meşe karışımlarında görülen tanen rengi var. Sumak meyvesi kadar güzel kırmızı bir karışım yoktur: hem serinlemiş, hem burucu hem de kan yapan. Kırmızı, bordo kırmızı ve kahverengi kırmızılar bitkiyi mükemmel şekilde açıklıyor.
Beyaz, kemik iyileşmesiyle ilişkilendirilen bir renktir; gerçek Süleyman mühürün, comfrey, siyah cohosh ve kemik setinin beyaz köklerinde olduğu gibi. Bazen beyaz köklerin üzerinde siyah bir örtü olur, ama bunların hepsi bir şekilde kemik iyileştiricidir.
Asmaların aldığı büyüme desenleri, onları sinir ve kan sistemlerinin koşullarıyla ilişkilendirir; bu durumlar elbette vücutta benzer bir biçim alır. "Vine" kelimesini "vein" kelimesinde bulabiliriz, bu da başka bir hafızacı yöntemdir. Bu bitkiler, alteratif (kan arıtıcı) ve sinir tedavisi veya spazmodik ilaçlar olarak sıkça kullanılmıştır (Harris, 1972, 44).
Günümüzde önemli alterativelerimizin çoğu (burdock, karahindiba, ısırgan otsu, sarı rıçaq kökü ve kırmızı yonca), yaygın tarımsal yabani otlar olmalarıyla ayrılır. Kimyasal tarımdan sağ kalanlar gerçekten de kan arıtıcılar olarak düşünülmeye haklıdır.
Viney yıllık büyümesi daha çok sinir sistemiyle ilgili gibi görünüyor. Buna şerbetçiotu, cinquefoil ve birçok nane dahildir. Sinir gevşetme özelliklerinin ek bir göstergesi, kare veya keskin kenarlı bir sapın varlığıdır. Bu, nane ailesinde ve mavi vervain içinde bulunur.
Amerikan mandrake veya mayapple yapraklarının altında sarkan küçük mayapple meyvesi, karaciğerin altındaki safra kesesi gibi görünür. Bir diğer lobular karaciğer ilacı hepatica'dır, ancak şu anda bitkisel tıpta kullanılmamaktadır. Dalak ilaçları, eski dönemde, yapraklar boyunca tekrarlayan bir desenle işaretlenmişti; dalak otu veya tatlı eğrelti otu (Comptonia) ve gerçek eğrelti otlarının birkaçında gördüğümüz gibi.
Genel olarak, sarılık ve acılık karaciğer için en iyi işaretlerdir; sarılık ve tatlılık ise dalak için göstergelerdir.
Böbrek ilaçları bazen böbrek gibi görünür. Fasulye kabuğu, böbrekler için mükemmel bir besin toniğidir. Karşıt yapraklar, iki böbreğin karşılıklı görünüşü, yer sarmaşığında görüldüğü gibi bir imzadır.
mullein, coltsfoot, burdock, comfrey ve yaban turpu deri ve/veya akciğerler için kullanılır. Akciğer otu için tuhaf bir imza sahiptir: sanki birinin üzerinde balgam demli bir mukus yığmış gibi görünüyor. Plevrit kökünün köksapı olağanüstü görünüyor alveollerin terminal tomurcukları gibi, bronş tüplerinin son tomurcukları gibi. Lobelia tohumlarının içinde hava vardır — bu onlara tuhaf bir his verir — bu da hapsedilmiş hava (astım) ile ilişki olduğunu gösterir. Soğan ve sarımsağın tüpleri bronş tüpleri gibi boş olurken, kalamus trakea gibi görünür ve trakeit için harika bir ilaçtır.
Bir bitki bir hayvanın bedenine veya parçasına benziyorsa ya da özellikle bir hayvan tarafından yiyecek veya ilaç olarak kullanılıyorsa, bize özellikle güçlü ve önemli bir ilaç olarak gösterilir.
Aspir (Carthamus tinctorius), bir ağaç değildir; papatyagiller (Asteraceae) familyasına ait, ayçiçeğine benzeyen tek yıllık, otsu bir bitkidir.
Aspir (Carthamus tinctorius), sarı, turuncu veya kırmızı başları olan parlak renkli çiçekli bir bitkidir. Bu renkli çiçeklerden farklı renkli boyalar çıkarılabilir. On İkinci hanedan (MÖ 1991-1803) Mısır tekstilleri, kumaşları kırmızı, sarı ve turuncu renklere boyamak için bu boyaları kullanmıştır. Boyalar bazen mumya ambalajlarında bile renk vermek için kullanılıyordu. Antik Mısırlılar sadece çiçek boyasını kullanmazdı. Çiçeğin tohumları tapınak adaklarında bulunmuştur. Hem papirüse hem de mumyaların etrafına sarılmış kumaşa dikerilmiş safbahar çelenkleri bulunmuştur. Bu çelenkler, Firavun Tutankhamun'un mezarında bulundu. Aspir tohumlarından elde edilen yağ, böcek ve akrep ısırıklarını tedavi etmek için tıbbi amaçlarla da kullanılmıştır.
- Doğal Çimlenme Süreci: Tohumun sert dış zarının, ardıç kuşlarının midesinde doğal asitlerle aşınması gerekir; bu süreç olmadan tohumlar genellikle çimlenmez.
- Tıbbi Kullanım: Geleneksel tıpta ateş düşürücü, sindirim düzenleyici ve romatizmaya karşı merhem yapımında kullanılmıştır.
Antik Mısır mezarlarında genellikle ardıç meyveleri (Juniperus communis) sepetleri bulunurdu. Meyvelerden elde edilen yağ, mumyalama sürecinde bedenin yağlanması için kullanıldı. Bitki sadece ölülerle kullanılmakla kalmadı, çünkü hem Mısır kozmetikleri hem de ilaçları bazen J. communis içeriyordu. Ardıç, baş ağrısı, astım, hazımsızlık ve ağrıyan eklemlerin tedavisinde tıbbi olarak kullanıldı.
Allium sativum, yaygın olarak sarımsak olarak adlandırılır, Mısırlılar tarafından hem mutfak hem de tıbbi amaçlarla kullanılmıştır. Parazitler, solunum problemleri, zayıf sindirim ve düşük enerji gibi çeşitli sorunların tedavisinde kullanıldı. Sarımsak da birçok yemekte yer almakta olup, Giza'da piramitleri inşa eden köleleri ve işçileri beslemek için 1,5 milyon lb (680.000 kg) olduğu tahmin edilmektedir. Görünüşe göre antik Mısırlılar bitkiye saygı duymuşlardır; birçok mezarda, özellikle Firavun Tutankhamon'un mezarında bulunan figürler ve heykeller bulunmuştur.
Ricinus communis (hint yağı fabrikası) Mısırlılar tarafından yaygın olarak kullanılmıştır; lamba yağı, meshleme yağı ve tıpta kullanılıyordu. Antik Mısır'dan gelen bir tıbbi metin olan Ebers Papyrus'ta, bitki ve türevlerine (özellikle yağa) adanmış bir bölüm vardır. Tohumlardan alınan hint yağının mide hastalıklarını, kabızlığı, cilt hastalıklarını, kafa bitlerini ve saç restorasyonunu iyileştirdiği söylenir. Ayrıca yağın iblislerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde etkili bir tedavi olduğuna inanıyorlardı.
- Tarihsel Önemi: Asur Kralı Asurbanipal'in Kütüphanesi'nde (M.Ö. 7. yüzyıl) bu seriye ait çok sayıda tablet bulunmuştur. Bu metinler, modern tıbbın ve farmakolojinin kökenlerini anlamak açısından hayati öneme sahiptir.
- Bu bitkiyle ilgili temel bilgiler şunlardır:
- Anlamı ve İşlevi: Akadca'da imhur (karşıladı/yendi) ve līm (bin) kelimelerinden oluşur. Mezopotamya şifacıları (asû ve āšipu) bu bitkiyi genellikle büyü bozma, kötü ruhları uzaklaştırma ve çeşitli fiziksel rahatsızlıkların tedavisinde kullanmışlardır.
- Kullanım Alanları: Antik metinlerde özellikle mide ağrıları, cilt sorunları ve "büyü" kaynaklı olduğu düşünülen hastalıkların reçetelerinde yer alır. Çivi yazılı ilaç sözlüklerinden biri olan Uruanna: maštakal serisinde listelenen 340 kadar bitkiden biridir.
- İsim Anlamı: Eserin adı, metnin ilk satırından (incipit) gelir: "Uruanna (vatanı gökyüzü olan bitki), maštakal bitkisidir". 2026 yılı itibarıyla yapılan güncel çalışmalar, bu başlığın Sümerce bir bitki isminin Akkadca karşılığını verdiğini doğrulamaktadır.
- "Maštakal", Sümerce-Akadca sözlük uyarlamalarında ve antik metinlerde, büyülü ve tıbbi ritüellerde kullanılan çeşitli bitkilerin listelendiği "Uruanna = maštakal" serisi el kitaplarında yer alan bir terimdir.
- Maštakal Bitkisi Nedir?
Metne adını veren maštakal bitkisi, Mezopotamya tıbbında özellikle ritüel temizliklerde, banyolarda ve mide rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılan çok yaygın bir bitkidir. Botanik olarak tam teşhisi üzerinde tartışmalar sürse de genellikle alkali özelliklere sahip, temizleyici bir bozkır bitkisi (olasılıkla bir tür Salsola veya sabun otu benzeri bitki) olduğu düşünülmektedir.
- Tarihsel Önem: Mezopotamya tıbbında uygulayıcıların (hekimlerin) bitkileri tanımasına, zehirli olanlardan kaçınmasına ve ikame bitkileri belirlemesine yardımcı olmuştur. En eski nüshaları M.Ö. 12. yüzyıla, en yenileri ise M.Ö. 4. yüzyıla kadar tarihlendirilmektedir.
- Revizyon: Asur Kralı Asurbanipal (M.Ö. 7. yüzyıl), dağınık haldeki bu ilaç listelerini sistematik hale getirmek için serinin yeni bir edisyonunu hazırlatmıştır.
Mezopotamya şifacıları (asû ve āšipu)
- Lapa: Yaraların üzerine dışarıdan uygulanırdı.
- İksir: Bira, şarap veya bal ile karıştırılarak içilirdi.
- Tütsü: Kötü ruhları (hastalıkları) uzaklaştırmak amacıyla yakılırdı.
&
"Otacı" terimi, özellikle İslamiyet öncesi ve erken dönem Türk tıp kültüründe, hastaları şifalı otlar ve doğal karışımlarla tedavi eden geleneksel hekimleri tanımlamak için kullanılan bir unvandır.
Tarihsel Rol: Türklerin İslamiyeti kabulünden önceki dönemlerde, hastalıkları ilaçlar ve maddi yöntemlerle iyileştirmeye çalışan hekimlere otacı, emeçi veya atasagun denilirdi. Bu kişiler, büyücü hekimlerden (kam/şaman) farklı olarak daha bilimsel ve bitkisel temelli bir tedavi anlayışını temsil ediyorlardı.
Muhammed bin Hamza, 15. yüzyılın önemli mutasavvıf ve alimi Akşemseddin'dir; Fatih Sultan Mehmed'in hocası olup İstanbul'un manevi fatihi olarak bilinir, asıl adı Mehmed Şemseddin'dir ve soyu Hz. Ebu Bekir'e dayanır. Onun Maddetü'l-Hayat (Hayatın Maddesi) adlı eseri, mikrobiyoloji ve bitkisel tedavi üzerine yazılmış, mikroorganizmalardan bahseden ve tıp alanında çığır açan önemli bir eserdir.
Mâddetü’l- hayât’ ;Yasam kaynagi Bitkisel Tedâvî Yöntemleri
Akşemseddin'in Mâddetü'l-Hayât adlı eseri günümüzde bitkilerle tedavi yani Fitoterapi'nin güzel bir örneğidir.
- İçerik: Bu eserinde bitkilerden ilaç yapımı ve tedavi yöntemlerini anlatmış, ayrıca henüz mikroskop icat edilmeden mikroorganizmalar (bakteri gibi) ve bulaşıcı hastalıkların sebebi hakkında fikirler ortaya koymuştur."Hastalıkların, bitki ve hayvanlarda olduğu gibi, gözle görünmez tohumları ve asılları vardır".
* Sümerler, büyü ve bitkisel tedavi temelli bir tıp sistemine sahipti, ancak aynı zamanda doğal maddelerden kimyasal parçaları çıkarma süreçlerine de aşinaydılar. İleri düzeyde anatomi bilgisine sahip oldukları düşünülüyor ve arkeolojik alanlarda cerrahi aletler bulundu.
Sümerlerin en büyük ilerlemelerinden biri hidrolik mühendisliği alanındaydı. Tarihlerinin erken dönemlerinde taşkınları kontrol etmek için bir hendek sistemi oluşturdular ve ayrıca Dicle ve Fırat’ın gücünü çiftçilik için kullanarak sulamanın mucidi oldular. Aynı zamanda enerji ürettikleri tahmin edilen Sümerler in Fırat Nehri içinde bulunan Rum Kale kıyısında Baraj Kalıntıları da bulunmaktadır. Kanallar hanedandan hanedana tutarlı bir şekilde korundu.
Eski Mezopotamya’da Tıp
Mezopotamya denilince kuşkusuz akla Sümer, Babil ve Asur gelmektedir. Bu bölge kültürü, tarihi ve arkeolojisi üzerine birçok bilgiye sahibiz. Ancak tıp alanında aynı kaynak zenginliğine sahip olduğumuzu söyleyemeyiz. Mezopotamya tıbbı ile ilgili bilgilerimiz el kitabı ve reçetelerden ibaret olan tıbbi metinler, kanun maddeleri ve edebi metinlere dayanmaktadır.
Mezopotamya tıbbı konusunda sözünü ettiğimiz belgelerin büyük bir çoğunluğu “Asurbanipal Kitaplığı”nda bulunmuştur. M.Ö. 7. Yüzyıla ait bu belgeler 22.000’in üzerinde tabletten oluşan kitaplık içerisinde yer almaktadır. Aslında bunlar genellikle çok daha eski belgelerden kopya edilmişlerdi. Mezopotamya’nın en eski tıp tabletleri M.Ö. üçüncü bin yılın sonlarında Sümerler tarafından kaydedilmiştir.
Sümerler tarafından oluşturulan ilaç formülü ve reçeteler daha sonra Asurlu hekimler tarafından da kopyalanarak kullanılmıştır. Tabletler üzerindeki bu metinlerde tıbbi konular, hastalıklar çok özet olarak belirtilmiş ve daha çok neler yapılacağı anlatılmıştır.
Babil tıbbi için en önemli belgeyi ise “Hammurabi Kanunları” oluşturur. kanun maddelerinde hekimlerden ziyade cerrahlar konu edilmiştir. Maddeler incelendiğinde cerrahların başarılı oldukları zaman ödüllendirildikleri, aksi takdirde cezalandırıldıkları anlaşılmaktadır.
1.a Hammurabi Kanunları Madde 215 – 223
215: Eğer bir kimse tunç bıçağı ile ağır bir yara yapmış olsa ve bu kimseyi hayata kavuşturursa veya göz perdesini tunç bıçağı ile açarak bir kimsenin gözünü hayata kavuşturursa 10 şekel (şekel 8gr ağırlığında bir birimdir) almalı.
216: Eğer ameliyat edilen kişi maşenkak ise, o hekime 5 şekel verilir.
218: Eğer ölüme sebebiyet verirse o hekimin elleri kesilir.
219: Eğer bir maşenkakın kölesini öldürürse yerine köle verilmelidir.
220: Eğer köleyi kör ederse yarı parası ödenmelidir.
221: Eğer bir hekim, bir kimsenin kırık kemiğini tedavi eder veya hasta organı yerine getirirse, hekime 5 şekel verilmeli.
226: Eğer bir sınıkçı (kırıkçı), köle sahibinin izni olmadan kölenin işaretini görülmeyecek derecede kazırsa, bu sınıkçının elleri kesilmeli.
Kanun maddelerinden de anlaşılacağı üzere hekimler aslında bir zanaatkâr olarak toplum içerisinde kabul görmektedir ve yaptıkları hatalarında az olmasını sağlamak amacıyla kanun yapıcı tarafından ağır şekilde cezalandırılmaktadır.
Eski Mezopotamya’da tıbbı dini görüşlerle de tamamen iç içe bir durumda gelişmiştir. Mezopotamya tıbbını sihirden ayırmak oldukça güçtür. Mezopotamya’da tıp eğitimi de tapınaklara bağlı okullarda yapılmıştır.
1.b Eski Mezopotamya’da Tedavi Yöntemleri
Hastanın yanına gelen hekim öncelikle hastanın rengini, genel görüntüsünü ve hareketlerini incelemiştir. Teşhis için ise; ağız ve dilin durumunu, idrarın görüntüsü, gözlerin manzarası gibi durumlar üzerinde durmuştur. Örnek vermek gerekirse: Hastanın ağzı kırmızı ise hasta iyi olacaktır, siyah ise hasta ölecektir. İdrar kırmızı ise hasta iyileşecektir, şayet hasta idrarını yapamıyorsa o kişi ölecektir. Aslında hekim tedaviden daha ziyade bir kâhin ya da hastalığın sonuçlarını başka insanlarda daha önce gözlemlemiş ve onu iletmektedir.
Din, büyü ve kehanet Mezopotamya tıbbı ile iç içe ilerlemiştir. Bu ilerleme tıbbın tapınaklarda gelişmesine yol açmıştır. Bilinen pek çok bitkisel ilaç ve bazı cerrahi yöntemler olmasına rağmen nedeni anlaşılamayan hastalıklara çoğunlukla günahların cezası veya tanrılar için çalışan ifritlerin işi olarak değerlendirilmiştir.
Bunların dışında hekimler kendi tedavi yöntemlerini de sıklıkla uygulamışlardır. Örneğin Mezopotamyalı hekimler göz hastalığını çok yakından incelemişler ve bu hastalıkları iyileştirmek için göz banyoları, merhemler ve çeşitli yağlar kullanmışlardır. Ayrıca miyopluğu ve hipermetropluğu gidermek için mercekler kullanılmıştır. Sarılık hastalığının karaciğerden kaynaklandığı fark edilebilmiştir. Mezopotamyalılar diş çürüklerini ya da ağrıyan dişleri çekmişlerdir. M.Ö. 2400 yıllarında yaşamış olan Dio-Edinmugi tarihteki ilk diş hekimidir. Örnek bir diş tedavisi kaynaklarda şöyle aktarılır:
Eğer birinin dişi sarı olursa Akkad Tuzu terementisi ile temizlenir ve ağız, bal, yağ ve bira ile yıkanır. Çürükler için ise uygulama yapıldıktan sonra geçmezse insan kafatası alınır ve bir iskemleye renkli bir giysi örtülür. Kafatası bunun üzerine yerleştirilir. Kafatası yedi ayrı zamanda yedişer kez hasta tarafından öpülür ve iyileşme olur.
Ayrıca diş hastalıkları için kullanılan droglardan, deve dikeni kökü kurutulup toz edilir, yağ ile karıştırıldıktan sonra dişe uygulanır.
Mezopotamya’da uygulanan diğer drog tedavileri arasında iç organları ilgilendirenleri de yaygın olarak görülmektedir. Bunlar içerisinde özellikle safra kesesini iyi bildikleri anlaşılmaktadır. Safra kesesi rahatsızlıklarında hastaya su içerisine keskin şarap karıştırılarak içirilmiştir. Ayrıca hastaya dana sütü vermişler ya da dana sütüne veya acı içkilere hurma şarabı karıştırılarak kullanmışlardır.
Uğurlu zamanlarda toplanması gerektiğine inanılan bitkileri (hardal, kekik, erik ağacı, armut, incir, söğüt, mana bitkisi, köknar ve çağ ağacı gibi) sihirli sayıların etkisiyle (üç ve yedi ile katları) belirli aralıklarla kullandırmışlardır.
Kramer’in nakletmiş olduğu ilaç reçetelerinden yakılarla ilgili olanın çevirisi şöyledir:
Irmak çamuru toz haline getiriniz ve bunu suyla yoğurunuz; ham yağla ovunuz ve yakı olarak bağlayınız.
Aynı reçetelerden yutularak alınan ilaçlarla ilgili olarak da 9 numaralı reçeteyi örnek verebiliriz:
… bitkisinin sakızı üzerine sert bira dökünüz; bir ateş üzerinde ısıtınız; bu sıvıyı ırmak zifti yağına dökünüz ve hasta kişiye içiriniz.
Bu droglarla tedavide kullanılan bitkilerin tedarikinin de hayli zor olduğunu British Museum’da bulunan bir tabletten alınan bilgilerden anlayabiliyoruz. Babil Kralı Mardukpaliddin’in kendine özel tıbbi bitki bahçesi vardı ve buradaki 64 bitki arasında soğan ve sarımsak da bulunuyordu.
Sümerler, MÖ 4000'lerden itibaren bitkisel tedaviyi yoğun olarak kullanmışlar, sarımsak, nane, papatya, kekik gibi bitkileri reçine ve ağaç kabuklarıyla macun veya çay şeklinde çeşitli rahatsızlıklarda tedavi amacıyla kullanmışlardır; bu durum, onların modern fitoterapiye temel attığını gösterir ve bu bilgileri çivi yazılı tabletlere kaydetmişlerdir.
- Bitkiler: Sarımsak, nane, papatya, sinir otu, pelin otu, kırlangıç otu, kekik, söğüt ve mür gibi pek çok bitkisel ve mineral madde kullanılmıştır.
- Uygulama Şekli: Bu bitkiler genellikle macun haline getirilerek veya çay gibi demlenerek farklı rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanılırdı.
- Tıbbi Kayıtlar: Sümerler, kullandıkları tedavi yöntemlerini ve bitkileri çivi yazılı tabletlere kaydetmişlerdir, bu da antik tıp uygulamaları hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.
- Dini Ritüeller: Tedavi süreçleri bazen dini ritüeller ve büyülerle desteklenirdi.
- Temel Cerrahi: Basit cerrahi müdahaleler (kırık tedavisi gibi) de biliniyordu.
- Erken Fitoterapi: Sümer tabletleri, bitkilerin tedavi amaçlı kullanımının tarihini MÖ 4000'lere kadar geri götürerek bitkisel tıbbın (fitoterapi) temellerini attığını gösterir.
Ninova kitaplığında bulunan ve M.Ö. 300 yıllarında yazıldığı tahmin edilen Asur ve Sümer tabletleri ile Hattuşaş’ta bulunan ve M.Ö. 1500 yıllarında yazılmış olan Hitit tabletlerinde yer alan tıbbi bitkilerin günümüzde kullandığımız tıbbi bitkilerden farklı olmadığını görüyoruz.
M.Ö.1500 yıllarında yazılmış olan Ebers papirüsünde kayıtlı olan 800’den fazla reçete ve 700 bitkisel, hayvansal ve madensel drog, eski Mısırlıların da aynı bitkileri kullandığını göstermektedir.
1. yüzyılda Anazarba (bugünkü Kozan)’da doğmuş olan grek hekim Dioscorides Anadolu’yu gezmiş ve tıbbi bitkilerin kullanılışıyla ilgili bir kitap yazmıştır. Orijinali Grekçe olan bu eser Materia Medica adıyla Latinceye ve Kitab-al Haşayiş adıyla Arapçaya çevrilmiş ve yüzyıllarca kaynak kitap olarak yararlanılmıştır. Anadolu tıbbi bitkileri hakkında yazılmış en eski kitap olan bu eserde kullandığımız bitkilerde bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Bu eserin en eski Grekçe elyazması bugün Viyana’da Avusturya Milli Kütüphanesinde saklanmaktadır.
KAYNAKÇA
Samuel Noah Kramer, “Tarih Sümerlerde Başlar – 10. Bölüm Tıp İlaç Formülleri Kitabı”
Ebru Mandacı Uncu, “Eski Mezootamya’da Tıp”
Hande Duymuş, “Eski Kültürlerde Köpeğin Algılanışı”
Ayşegül Demirhan Erdemir, “Prehistorik ve İlk Çağlarda Tıp”
Gaye Şahinbaş Erginöz, “Hititlerde Anatomi ve Tıp”
Meltem Doğan Alparslan – Metin Alparslan, “Hititler Bir Anadolu İmparatorluğu”
Şeyma Ay Arçın, “İsrail ve Yahuda Krallıkları Tarihi”
Albert Crampdor, “Mısır’ın Ölüler Kitabı”
Şükran Sevimli, “Anadolu Uygarlıklarında Temizlik Kavramı ve Uygulamalarının Evrimi”
Not: Yazı hazırlanırken yazarın kendi yorumu dışında kaynaklardan değiştirilmeden alınan metinler mevcuttur.
#
Eskiçağ’da Tıp Uygulamaları (Bölüm 2 Hititler)
Hazırlayan: Tolga Candur
Hititlerde Tıp
M.Ö. 1500 yıllarında Orta Anadolu’ya yerleşerek bir uygarlık kuran Hititlerin tıbbı ve İlaçları hakkında bilgilerimiz, devletin başkenti olan, Boğazköy (Hattuşaş)’de bulunmuş olan Hitit arşivindeki tabletlere dayanmaktadır.
Hititler, hastalığı tanrıların insanları cezalandırması olarak kabul ediyorlardı. Bu nedenle tedavide sihir ve ilaç birlikte kullanılırdı. Kullanılan bu ilaçların büyük çoğunluğu ise bitkisel droglardı.
Hitit tabletlerinde kayıtlı reçetelerde adamotu, alıç, aksırık otu, arpa, badem, banotu, buğday, defne, dişotu, haşhaş ve mersin gibi Anadolu’da yetişen bitkiler kayıtlıydı. Bu bitkilerden hazırlanan ilaçların ne zaman alınacağı “gece” veya “gündüz” şeklinde belirtilmiştir.
Hitit toplumunda sağlık temizlik ile başlardı. Örneğin; kişi çeşitli nedenlerden ötürü kirlenmişse dini törenlerden önce mutlaka banyo yapması gerekirdi. Bunun için pişmiş topraktan özel banyo kapları yaptılar ve bunlar kazı çalışmaları esnasında açığa çıkarıldı.
Pislik hastalık yapan veya hastalığa neden olan sebeplerden biri olarak görülürdü. Çünkü pislik tanrıların kızmasına ve ceza olarak da hastalık vermesine sebep olmaktaydı.
Herodot’un naklettiğine göre; “kenevir tohumu alırlar, keçe örtülerin içine girerler ve bu tohumları kızgın taşın üzerine atarlar. Tohum taşa değince tütmeğe başlar. Çok şiddetli bir buğu çıkarır ve bununla tütsülenirlerdi”.
Yine Herodot, bundan çok keyif aldıklarını ve bu tütsünün onlar için yıkanma yerine geçtiğini ve gövdelerine su değdirmediklerini yazar. Bu alıntı bize gösteriyor ki aslında temiz olmaktan bahsedilen maddi yani bedensel temizlik değil, manevi yani ruhsal temizliktir.
Bir diğer Hitit metninde temizlikten bahsedilirken bu sefer bedensel temizlik ön plana çıkmıştır. “Ekmek hazırlayanlar saçlarını kazıtmalı ya da çok kısa kestirmelidir.” Metinde ayrıca tırnakların kesilmesi ve sakal kıllarının da olmamasından bahsedilmektedir. Temiz elbiselerle birlikte bu şartlara uymayanlara tapınak için ekmek yaptırılmazdı.
Hititlerde köpek ve domuz pis bir hayvan çifti olarak görülmekteydi. Bu hayvanlarla samimi olanlara pis gözüyle bakılırdı. Ayrıca çobanlık da kabul görmeyen alt tabakanın uğraşması gereken bir işti.
Alacahöyük kazıları ilerledikçe bize gösterdi ki Hitit kentlerinin gelişmiş bir kanalizasyon sistemi var. Kazılarda açığa çıkarılan temiz ve pis su kanallarının Hitit tabletlerinde teyit edebiliyoruz. Buna örnek olarak bir metinde kesin kurallara rastlıyoruz:
“Aşağıda şehrin eteğindeki su hendeği 6 kulaç genişlikte olsun. Ön tarafta ise genişliği 4 kulaç olsun. Üstten su taşırmasın ve hendeğin üst kenarları taş döşensin.”
Bir diğer metinde ise; “şehir içindeki kanallar kirletilmesin ve onlar her yıl temizlensin.” Yazmaktadır.
Diğer bir metinde Kantuzili’nin (prens) ruhsal hastalığı için yalvardığını görüyoruz. Özellikle hep iyilik yaptığından bahseder ve bu hastalığın kendine neden reva görüldüğünü tanrıya sorar.
Hitit Ritüelleri
Hititlerde dini ritüeller çeşitli uzman şifacılar tarafından idare edilirdi. Metinlerde en çok öne çıkan kadın uzman “Yaşlı Kadın” olarak adlandırılırken erkek uzman ise “Kahin” olarak isimlendirilirdi.
Hitit döneminin popüler ritüellerinden biri hastalık aktarma olarak geçmektedir. Böyle bir ritüelde hastayı etkileyen kötülük fareye nakledilmektedir. Hastanın sağ eline ve ayağına iple kalay iliştirilir. Ardından kalay alınır ve yine iple fareye bağlanır. Daha sonra ritüeli yapan kişi fareyi kovalar. Bu konuyu anlatan metin şöyledir; “kötülüğü onlardan aldım, onu bir fareye sarmaladım izin ver!… zarniza, Tarpataşşa onu sen al!”
Mezopotamya’da olduğu gibi Hitit metinleri de bize gösteriyor ki hastalıkta, doğa olaylarında ya da ilerisi için bir kehanet alınması gerekiyorsa bunu tıbba uygun şekilde yapmışlardır.
Hitit kraliyet ailesi bu tip kehanetlerle ve dini tıpla birleştiren uygulamaları tapınak içerisinde barındırırken aynı zamanda komşu ülkelerin tıp uygulamaları ile de ilgilenmiştir. Babil ve Mısır kökenli yabancı tıp bilgileri ilgilerini çekmiş ve komşu uygarlıklardan saraylarına hekim yollanmasını talep etmiştir. Bu uzmanlar Babil eczacılık metinleri kadar, ilaç hazırlama ve uygulama reçetelerinin de Hititçeye çevrilmesine yardım etmişlerdir.
KAYNAKÇA
Samuel Noah Kramer, “Tarih Sümerlerde Başlar – 10. Bölüm Tıp İlaç Formülleri Kitabı”
#
Eskiçağ’da Tıp Uygulamaları (Bölüm 3 Mısırlılar)
Hazırlayan: Tolga Candur
Mısırlılarda Tıp
Eski Mısırlıların inancına göre, tanrılar hem hastalık hem de şifa verirlerdi. Tıp tanrılarının başında Sekhmet isimli tanrıça bulunurdu. Bu tanrıça hem veba salgını yayarken hem de şifa tanrıçasıydı. Mısır’da şifa verme vasfı bakımından tıp tanrıçalarının en önemlisi Thot idi. Yunanlılar daha sonra bu tanrıya Hermes Trismegistos ismini vermiştir.
Araştırmacılara göre, tıp tanrısı kavramı Mısır’da ilk olarak Helenistik Dönemde İmhotep ile ortaya çıkmıştır.
M.Ö. 2600’lü yıllarda yaşayan İmhotep iyi bir hekimdi ve bilimsel tıbbın ilk uygulayıcısı olarak söylenen Hipokrat’dan asırlar önce modern tıbbı kullandığı söylenmektedir. İmhotep’in ünü ve öğretileri o kadar yayılmıştır ki zamanla sağlık tanrıları arasına girmiştir. Şifa tanrısı İmhotep Yunanlıların sağlık tanrısı olan Asklepios ile birleştirilmiştir.
Mısır tıbbı Mezopotamya’ya göre daha gelişmiş ve bazı konularda insan anatomisini daha iyi çözümlemişti. Mezopotamyalı hekimler henüz solunum sisteminden haberdar değilken, Mısır, bu konuda oldukça bilgiliydi. Ayrıca kan dolaşımı merkezi olarak karaciğeri gösteren Mezopotamyalı hekimlere karşılık eski Mısır kalbin dolaşım sistemi merkezi olduğunu biliyorlardı. Bu ileri tıbba bakılarak Mısırlı hekimlerin ününün tüm dünyada yayılmamış olmaması imkânsızdır. Mısırlı hekimler bunun sonucunda dünyanın her tarafına çağrılmış ve şifa dağıtmaları için krallara ve saraylarına hizmet etmişlerdir.
Hurma, çinar ağaçları ve hayatla dolu bir havuz sergileyen bir bahçedeki gölet; Sycamore tanrıçası ve ürünleri.- Saray Başhekimi
- Baş Diş Hekimi
- Tıbbi Bitkiler Müdürü
- Tanrıça Serket'in (Serqet) Rahibi ve Büyücüsü
Mısır'da gerçekten de kraliyet hekimleri vardı. Örneğin, kısa süre önce keşfedilen bir mezarda, "sarayın başhekimi" ve "baş diş hekimi" unvanlarına sahip olduğu anlaşılan Teti Neb Fu adında başka bir hekimin kalıntıları bulunmuştur.
Firavun'un özel hekimi Teti Neb Fu, Mısır'ın 5. Hanedanlığı'ndan (yaklaşık MÖ 2400'ler) döneme ait tarihi bir figürdür ve Saqqara'da bulunan mezarı, onun "Firavun'un Baş Hekimi" olduğunu ortaya koymuştur; mezarından çıkan bronz cerrahi aletler ve bitkisel reçeteler içeren tabletler, dönemin tıbbına ışık tutan önemli buluntulardır.
Firavun'un özel hekimi Teti Neb Fu (veya Tetinebefou), MÖ yaklaşık 2305-2118 yılları arasında hüküm süren Kral II. Pepi döneminde yaşamış, yüksek rütbeli bir Antik Mısır hekimidir. Kendisi, Sakkara'da keşfedilen 4.100 yıllık mezarı sayesinde tanınan tarihi bir figürdür.
Teti Neb Fu (veya Tetinebefou), Mısır'ın Altıncı Hanedanlığı döneminde, Firavun II. Pepi zamanında yaşamış (yaklaşık MÖ 2305-2118) yüksek rütbeli bir kraliyet hekimiydi. Kendisi sadece bir hekim değil, aynı zamanda nüfuzlu bir saray mensubuydu.
Aynı şekilde İran hükümdarı Keyhüsrev ve Darius’nda yine Mısır’lı hekimlerce tedavi edildikleri bilinir.
Herodot’un naklettiğine göre, iç hastalıklarına, göz hastalıklarına, diş hastalıklarına bakan uzman özel doktorlar olduğu kadar cerrahlar ve sadece ameliyatları yapan kişilerde vardı. Genel olarak metinlerde çok çeşitli hekimleri üçe ayırdıklarını görüyoruz.
- Hekimler
- Vücuttan cin çıkarak kişiler
- Nabız dinleyen, damar hastalıklarını tedavi eden cerrahlar.
Bütün bu hekimler sarayda, mabetlerde çalışır ve maaşlarını devletten alırlardı. Hastalara parasız bakarlardı. Sarayın başhekimi ise bugünkü Sağlık Bakanı yetkisini taşır ve tüm hekimlerin kontrolünü sağlardı.
Metinlerle Mısır Tıbbı
Mısır yazılı metinleri hiyeroglif şeklinde papirüslere yazılarak arşive kaldırılıyordu. Günümüze gelen sayılı papirüsden bir kaçı tıbbı bilgileri içermektedir. Cerrahi bilgiler, cerrah için el kitabı ve reçeteler gibi kendinden sonraki hekimlere kaynak olsun diye yazılmış metinlerdir.
Günümüze gelen metinlerden biri;
“Boyun vertebası (omur) çıkığı ile ilgili bilgiler: Eğer boyun vertebası çıkığı olan bir hastayı meayene edersen, kolların ve bacaklarında duyarsızlık vardır, gözleri kanlıdır. Böyle bir hastalığı şöyle tanımlaman gerekir. Kollarında ve bacaklarında duyarsızlık varsa omuz vertebası çıkığı vardır. Bu hastalık tedavi edilemeyen bir hastalıktır.”
Sünnet mısırlılarda mecburiydi ve 14 yaşında yapılırdı. Karnak mabedinde M.Ö. 1392 senesine ait bir resimde sünnet ameliyatının nasıl yapıldığına dair bilgiler bulunmaktadır.
Yine Herodotos’un naklettiğine göre;
“bakla sebzesinin Mısırlılarca ekilmediğini ve bakla yemediklerini biliyoruz. Bu duruma sebep olarak da bu sebzenin Mısırlılarca temiz sayılmadığını” ifade etmektedir. Herodotos; “çobanların hiçbir tapınağa alınmadığını ve bu çobanlara kız verilmediğini nakleder. Bu işle uğraşan kişiler kendi aralarında kız alıp verme işlerini yaparlardı. Çünkü temiz olmadıkları düşünülürdü”. Yine Herodotos’un dediğine göre; “doğum esnasında sorun yaşanmaması için, pişmiş topraktan bir “Bes Figürünü (Aile Tanrısı)” hamile kadının başucuna konur, bu sırada tanrıya dua edilirdi.
Hazırlayan: Tolga Candur
KAYNAKÇA
Samuel Noah Kramer, “Tarih Sümerlerde Başlar – 10. Bölüm Tıp İlaç Formülleri Kitabı”
Ebru Mandacı Uncu, “Eski Mezootamya’da Tıp”
Hande Duymuş, “Eski Kültürlerde Köpeğin Algılanışı”
***************
Doğa Tarihi XXVIII, XXIX ve XXX. Kitap
Yaşlı Plinius’un (MS 23-79) bu eseri, antik dünyadaki sağlıkla ilgili bilgilere yer veren çalışmalardan biridir. O dönemde, tedaviler için geliştirilen farklı yöntemlerle, şifanın, doğanın nimetlerinde nasıl arandığına, bulunan devaları kaydedip sistemleştirme çabalarına tanıklık ederiz. Yaşlı Plinius doğaya bakışında daima olağanüstü bir merak içindedir, birbirinden ilginç gözlemlerini aktarır. Yazar, bu kitaplarında bizlere sağlık konusunda Antik Yunan, İtalya, Trakya, Anadolu, İran ve Mısır’daki önceki çağlara ait uygulamaları ve şifaları ayrıntılarıyla betimler. Ayrıca MS 1. yüzyıl itibarıyla Roma’da, bugünkü tıp ve eczacılık dünyasını doğrudan ilgilendiren verilerin ansiklopedik olarak kayda geçirilmesiyle birlikte insanlığın farmakololojik düzeyde nasıl bir birikim sağladığını ve nerelerden gelindiğini göstermesi açısından da eşsiz bir eserdir.
Büyü, şifa ve şifacılar üzerine bilgilerin aktarıldığı bu eserde büyülü söz, tükürme, dokunma gibi unsurlarla insanın insana sunduğu şifaların ardından sayısız hayvan türünün sütü, idrarı, kanı, bağırsağı, beyni, ciğeri, içyağı, safrası, başı, ayağı vb. unsurlarının; dereotu, un, rezene, nane, kekik, zambak, ökse otu, semizotu, geven otu vb. gibi bitkilerle birlikte çeşitli usullerde sirke, bal, şarap, balmumu, arpa suyu, reçine, türlü yağlara, suya ve zifte katılarak nerede ve ne şekilde kullanılacağı üzerine bilgiler verilmektedir. Böylece her türden ağrılar, cilt, göz hastalıkları, yaralar, irinler, menenjit, epilepsi, yanıklar, kadın, çocuk hastalıkları, gut, varis vb. gibi birçok rahatsızlığa karşı uygulanan tedavi yöntemleri gösterilmektedir.
- Yazar: Yaşlı Plinius
- Kitabın Başlığı: Doğa Tarihi: XXVIII, XXIX ve XXX. Kitap
- Latince Özgün Metin: Historia Naturalis
- Latinceden Çeviren: Sema Sandalcı
- Yayına Hazırlayanlar: Taşkın Takış - Ufuk Coşkun
- Kapak Tasarımı: Harun Ak
- Dizi Bilgisi: Doğu Batı Yayınları - 350; Tarih- 47
- Basım Bilgileri: 1. Basım: Haziran 2022
- Sayfa Sayısı: 271
- ISBN: 978-625-8123-05-5
#
Hekim Nebamun, antik Mısır'da, MÖ yaklaşık 1350 civarında Yeni Krallık döneminde yaşamış orta rütbeli bir memurdur. Esas unvanı "Amun Tapınağı'nda yazıcı ve tahıl saymanı" idi.
Dünyanın en eski farmakopesi M.Ö. 3200 yıllarında Çin İmparatoru tarafından yazılmış olan Penn Tsao’dur. Bu farmakopede yer alan ginseng kökü (Ginseng radix) günümüzde de oldukça popüler bir drogdur.
Ali ibn Ridwan = bir hekim, astrolog ve astronomdu.
- Mısır'da Bedensel Hastalıkların Önlenmesi Üzerine: İbn el-Cazsar'ın Mısır'ın çok sağlıksız bir yer olduğu iddiasını yalanlamak için yazılmış bir inceleme.
- İbn Ridwan ayrıca havanın (diğer çevresel unsurlarla birlikte) bir nüfusun sağlığı için temel olduğunu savunur.
- Tıbbi Yeterlilik Kitabı, bir doktorun niteliklerini ve daha fazlasını anlatır.
14. yüzyıl Ali İbn Ridwan'ın resmi (St. Nicholas Kilisesi'nde (Stralsund) astronomik saat)
Bir Doktorun Nitelikleri
"Tıbbi Yeterlilik Kitabı"nda, erdemli hekimin şu yedi özelliğe sahip olduğu özelliklerden bahseder:
1. Etik, zeki, iyi görüşlü, aklı başında ve iyi niyetli olmalıdır.
2. Temiz ve şık giyinmiş olmalı.
3. Hastaların sırlarını gizli tutmalı, hastalıklarını açıklamamalıdır.
4. Hastaları iyileştirme arzusu, onlardan faydalanma arzusundan daha fazla olmalıdır; İhtiyaclıları iyileştirmeye zenginlerden daha istekli olmalıydı.
5. Öğrenmeye ve yardım etmeye hevesli olmalı.
6. Saf kalpli, dürüst ve kıskanmamalı olur. Gördüğü zenginlik ya da kadınların ilişkileri hakkında aklından geçmemeli.
7. Test edilmemiş ve potansiyel olarak ölümcül bir ilaç ya da kürtaja yol açabilecek bir ilaç reçete etmemeye dikkat etmelidir. Düşmanlarını sevdiklerini iyileştirdiği gibi iyileştirmeliydi.
&
Ahmed Ben Miled, Tunus'ta on yüzyıl boyunca Arap tıbbı tarihi'nde şöyle yazıyor:
Başlıca eseri Zād al-musāfir'dir.
Yaşlı hastalıkları ve geriatrik sağlık üzerine bazı kitapları vardı (Kitāb Ṭibb al-Mashāyikh veya Ṭibb al-Mashāyikh wa-ḥifẓ ṣiḥḥatihim), uyku bozuklukları üzerine bir kitap, 'unutkanlık ve hafıza nasıl güçlendirilmeli' üzerine bir kitap (Kitāb al-Nisyān wa-Ṭuruq Taqwiyat al-Dhākira), ve bir diğeri ölümlülük nedenleriyle ilgili (Risāla fī Asbāb al-Wafāh). Pediatri, ateş, cinsel bozukluklar, yoksul tıbbı, tedaviler, viaticum, koryza, mide hastalıkları, cüzzam, ayrı ilaçlar, bileşik ilaçlar ve diğer bilim alanlarında (örneğin tarih, hayvanlar ve edebiyat) başka kitapları da vardı.
Şerefeddin Sabuncuoğlu'nun Cerrahiyetü'l-Haniyye, 15. yüzyılda yazdığı, Fatih Sultan Mehmet'e ithaf ettiği ve Osmanlı Türkçesiyle yazılmış önemli bir cerrahi eseridir; Zehravi'nin 'et-Tasrif' eserinin bir çevirisi olmasıyla birlikte, Sabuncuoğlu'nun kendi çizimlerini ve klinik deneyimlerini eklediği, dönemin ameliyat aletlerini, yöntemlerini, kırık çıkık tedavilerini, kadın hastalıklarını resimlerle detaylıca anlatan, Türkçe'nin tıp alanındaki yazılı kaynakları açısından çok değerli bir şaheserdir.
+ "Manya" kelimesi genellikle "manyak" kelimesinin halk ağzındaki kısaltmasıdır ve deli, çılgın, aşırı tutkulu anlamlarına gelir; kökeni Fransızca "maniaque" ve Yunanca "mania" (delilik) kelimelerine dayanır.
+"Cünuna" kelimesi, Arapça kökenli "cünûn" kelimesinin çoğulu veya tamlaması olup, "delilikler", "çıldırmalar" veya "akıl hastalıkları" gibi anlamlara gelir; bu, özellikle divan şiirinde Mecnûn gibi karakterler bağlamında "delilik" veya "aşırı tutku" anlamında kullanılır.
+Malihülya, Arapça kökenli (mālīkhūliyā) ve Yunanca 'melankoli'den gelen eski bir Türkçe kelime olup, melankoli, kara sevda, derin keder, kuruntu veya aşırı düşünceyi ifade eder; hayatla bağın zayıflaması ve kayıtsızlık gibi belirtileri olan ruhsal bir durumu tanımlar ve genellikle aşk acısı, karanlık düşünceler ve depresif duygudurum bozukluğu ile ilişkilidir.
Toplumda bitkisel ilaçlar doğaldır, zararsızdır gibi bir yanlış kanı bulunmaktadır. Oysa bitkilerin farmakolojik etkisini sağlayan da içerdikleri kimyasal bileşiklerdir.
Çağdaş fitoterapi nedir?
Günümüzde fitoterapi, yani bitkilerle tedavi, önemini korumaktadır. Ancak bugün uygulanan «çağdaş fitoterapi» hastalıklardan korunmak veya tedaviyi desteklemek amacı ile tıbbi bitkilerden ve onların etkin bileşiklerini taşıyan kısımlarından (droglardan) veya bir işlem yoluyla elde edilmiş doğal ürünlerden hareketle standardize edilmiş farmasötik formlar (tablet, kapsül, ekstre vb) kullanarak uygulanan tedavi şeklidir.
1.450,00 €
inkl. 19 % MwSt.
Termine:
29.03. – 30.03.2025
26.04. – 27.04. 2025
24. 05. – 25.05.2025
28.06. -29.06. 2025
27.09. – 28.09.2025
Die Phytotherapie-Ausbildung vermittelt ein umfangreiches Wissen über die Arbeit mit Kräutern. Im Zentrum stehen die gesunde Ernährung von heute, die Gesundheits-Prävention und die Behandlung von Krankheiten, die uns oder unsere Familienmitglieder ereilen oder unter denen Menschen leiden, die wir begleiten. Für den Einsatz unseres Wissens werden wir uns eingehend mit den Krankheitsbereichen befassen, in denen Heilungen durch den Einsatz von Heilpflanzen unterstützt werden.
Beschreibung
- Botanik
- Kräuter sammeln, trocknen und aufbewahren
- Arten des Haltbarmachens und der Aufbewahrung von Heilkräutern
- Heilanwendung in Gegenwart und Vergangenheit
- Pflanzeninhaltstoffe und ihre Wirkung auf der Grundlage umfangreicher Heilpflanzenmonographien, die ich Ihnen zur Verfügung stellen
- Volksheilkundliche Anwendung* von Heilpflanzen mit Rezepturvorschlägen
- Herstellung von Tees, Tinkturen, Heilweinen, Salben, Heilhonigen, Kräuterelixieren und weiteren Heilmitteln für eine gut ausgerüstete Natur-Apotheke
- Ernährung mit Wildkräutern und Wildgemüse
- Einführung in die Aromatherapie
- Räuchern und Räucherwerk
Nach Eingang der Kursgebühr und des unterschriebenen Vertrags (siehe Unterlagen), ist der Platz reserviert.








Heilpflanzen und Wildkräuter kennen bedeutet einen intensiven Kontakt zur Natur zu pflegen. Draußen warten viele “kleine und große Helfer”, die uns bei der Erhaltung unserer und der Gesundheit anderer unterstützen können.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O