Günümüzde bilinen adları İncil'den ve aynı zamanda bugünkü adıyla 'Khatti' ya da 'Hatti Krallığı' (Hititlerin yaşadığı topraklara verilen ad) diye bilinen bir 'Kheta Krallığı'ndan söz eden Mısır'daki Amarna Mektupları'ndan gelmektedir, oysaki o dönemin başka belgelerinde olduğu üzere kendi belgelerinde de onlardan Nesili (ya da nasili, nisili) diye bahsedilmektedir.Tarihçi Christopher Scarre Hattuşaş'ı şöyle tarif etmektedir;
Kayalık araziye doğru uzanan, içinde sarp kaleler ve özenli yapılmış tapınaklar bulunan devasa bir kale kentidir. Bu yer, yalnızca Anadolu'nun büyük bir bölümünü değil, aynı zamanda bazen güneye, Suriye'ye ve Doğu Akdeniz'e (Levant) kadar uzanan kudretli bir imparatorluğun merkezi hâline gelmiştir (206).
"Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni"= "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin"
Profesör olan Bedrich Hrozny, 1916 yılında Hitit dilini deşifre etmiştir. Çıkış noktası çivi yazısıyla yazılmış bir yazıttaki bir cümleydi: "Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni". Hitit metinlerinde pek çok Babilce sözcük bulunduğundan, bu konuda ipucunu sağlayan da Babilce `yemek' ya da `ekmek' manalarına gelen `ninda' sözcüğüydü. Bunun üzerine Hrozny kendisine basit bir soru sordu: İnsan yemekle ya da ekmekle ne yapar? Bu sorunun elbette ki karşılığı yemektir. Öyleyse `ezzateni' sözcüğü yemek yemekle alakalı olmalıdır. O halde `ninda' sözcüğündeki `-an' eki doğrudan bir nesnenin belirteci olmalıdır. Bu iki önermeyle birlikte Hrozny, Hint-Avrupa dillerinin hem kelime dağarcığına hem de dilbilgisine mercek tuttu. 'Yemek yemek' fiilinin yalnızca Türkçede değil, Yunanca (edein), Latince (edere) ve Almancada (essen), İngilizcede (eat), bilhassa da Orta Çağ Almancasında (ezzan) Hitit dilindeki `ezza' ile benzerlik gösterdiğini tespit etti. Şayet bu durum doğruysa, yazıtın ikinci satırı pek de sorun teşkil etmiyordu, zira İngilizce 'water' ya da Almanca 'wasser' şeklinde kolaylıkla tercüme edilebilecek olan `vatar' sözcüğüyle başlıyordu. Ancak Hrozny cümlenin tamamının "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin" şeklinde okunması önerisinde bulunmuş ve bunun Hitit dilinin tamamına uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Bu dil Hint-Avrupa dillerinden geliyordu. (1)
Akad alfabesini kullanan Hititlerin kendi Hint-Avrupa dillerinde yazdığı bilinmektedir (tabletlerin deşifre edilmesini bu kadar karmaşık hâle getiren de budur, zira Akad dilini bilen âlimler sözcükleri okuyabilmekte ama bunları anlayamamaktadır) ve bazı araştırmacılara iki kültür arasında belirgin bir köprü olduğunu düşündüren şekilde, tıpkı Mezopotamya'daki insanların yaptığı gibi belgeleri imzalamada ve mülklerini işaretlemek amacıyla silindir mühürler kullanmışlardır.
Akad dili çağın ortak diliydi ve Sümer (Güney Mezopotamya) Hatti ile uzun süredir ticaret yoluyla irtibat halindeydi.Bununla birlikte, iki halk arasındaki münasebetin mahiyeti, birincil elden kaynak eksikliği ve daha önce de belirtildiği üzere, belgelerde halk hikâyelerinden ziyade hükümdarların faaliyetlerine odaklanılması sebebiyle belirsizliğini korumaya devam etmektedir.
Başlangıçta 1380 civarında tahta çıktığı ve aşağı yukarı 40 yıl hüküm sürdüğü düşünülüyordu. Hükümdarlığının başlangıç yıllarında Şuppiluliuma, Hitit anavatanını tahkim etmiş ve Hattuşaş'ın savunmasını geliştirmiştir. Büyük çapta genişleyen kent surları yapılmış ve 120 hektardan fazla bir alanın çevresi kuşatılmıştır. Böylece Hitit İmparatorluğu güneydoğuya doğru yayılmaya başlamış ve kuzey Suriye kentlerinin pek çoğu [Şuppiluliuma'nın hâkimiyetine] teslim olmuştur. (3)
Hititler, yaklaşık MÖ 1700 ile 1200 yılları arasında Anadolu'da bulunmuştur. Amplitude Studios tarafından Humankind adlı video oyunu için yaratıldı.
&Hurri mitolojisi
Tarihçi Christopher Scarre Hattuşaş'ı şöyle tarif etmektedir;
Kayalık araziye doğru uzanan, içinde sarp kaleler ve özenli yapılmış tapınaklar bulunan devasa bir kale kentidir. Bu yer, yalnızca Anadolu'nun büyük bir bölümünü değil, aynı zamanda bazen güneye, Suriye'ye ve Doğu Akdeniz'e (Levant) kadar uzanan kudretli bir imparatorluğun merkezi hâline gelmiştir (206).
"Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni"= "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin"
Profesör olan Bedrich Hrozny, 1916 yılında Hitit dilini deşifre etmiştir. Çıkış noktası çivi yazısıyla yazılmış bir yazıttaki bir cümleydi: "Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni". Hitit metinlerinde pek çok Babilce sözcük bulunduğundan, bu konuda ipucunu sağlayan da Babilce `yemek' ya da `ekmek' manalarına gelen `ninda' sözcüğüydü. Bunun üzerine Hrozny kendisine basit bir soru sordu: İnsan yemekle ya da ekmekle ne yapar? Bu sorunun elbette ki karşılığı yemektir. Öyleyse `ezzateni' sözcüğü yemek yemekle alakalı olmalıdır. O halde `ninda' sözcüğündeki `-an' eki doğrudan bir nesnenin belirteci olmalıdır. Bu iki önermeyle birlikte Hrozny, Hint-Avrupa dillerinin hem kelime dağarcığına hem de dilbilgisine mercek tuttu. 'Yemek yemek' fiilinin yalnızca Türkçede değil, Yunanca (edein), Latince (edere) ve Almancada (essen), İngilizcede (eat), bilhassa da Orta Çağ Almancasında (ezzan) Hitit dilindeki `ezza' ile benzerlik gösterdiğini tespit etti. Şayet bu durum doğruysa, yazıtın ikinci satırı pek de sorun teşkil etmiyordu, zira İngilizce 'water' ya da Almanca 'wasser' şeklinde kolaylıkla tercüme edilebilecek olan `vatar' sözcüğüyle başlıyordu. Ancak Hrozny cümlenin tamamının "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin" şeklinde okunması önerisinde bulunmuş ve bunun Hitit dilinin tamamına uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Bu dil Hint-Avrupa dillerinden geliyordu. (1)
Akad alfabesini kullanan Hititlerin kendi Hint-Avrupa dillerinde yazdığı bilinmektedir (tabletlerin deşifre edilmesini bu kadar karmaşık hâle getiren de budur, zira Akad dilini bilen âlimler sözcükleri okuyabilmekte ama bunları anlayamamaktadır) ve bazı araştırmacılara iki kültür arasında belirgin bir köprü olduğunu düşündüren şekilde, tıpkı Mezopotamya'daki insanların yaptığı gibi belgeleri imzalamada ve mülklerini işaretlemek amacıyla silindir mühürler kullanmışlardır.
Akad dili çağın ortak diliydi ve Sümer (Güney Mezopotamya) Hatti ile uzun süredir ticaret yoluyla irtibat halindeydi.Bununla birlikte, iki halk arasındaki münasebetin mahiyeti, birincil elden kaynak eksikliği ve daha önce de belirtildiği üzere, belgelerde halk hikâyelerinden ziyade hükümdarların faaliyetlerine odaklanılması sebebiyle belirsizliğini korumaya devam etmektedir.
Başlangıçta 1380 civarında tahta çıktığı ve aşağı yukarı 40 yıl hüküm sürdüğü düşünülüyordu. Hükümdarlığının başlangıç yıllarında Şuppiluliuma, Hitit anavatanını tahkim etmiş ve Hattuşaş'ın savunmasını geliştirmiştir. Büyük çapta genişleyen kent surları yapılmış ve 120 hektardan fazla bir alanın çevresi kuşatılmıştır. Böylece Hitit İmparatorluğu güneydoğuya doğru yayılmaya başlamış ve kuzey Suriye kentlerinin pek çoğu [Şuppiluliuma'nın hâkimiyetine] teslim olmuştur. (3)
Hititler, yaklaşık MÖ 1700 ile 1200 yılları arasında Anadolu'da bulunmuştur. Amplitude Studios tarafından Humankind adlı video oyunu için yaratıldı.
Sargon’un kurduğu ve tarihin ilk imparatorluğu olan Akkad Devleti (M.Ö. 2270-2080) kayıtlarında Anadolu’dan (KUR URUHa-at-ti), “Hatti Kenti Ülkesi” diye söz edilir. Bu adlandırma neredeyse 1500 yıl boyunca geçerli kalmıştır. Bu Anadolu’nun bilinen en eski adıdır.
M.Ö.14. Yüzyıldan itibaren Hurri dininin Hitit dini üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur ve Hurri panteonu, Yazılıkaya'daki önemli Hitit tapınağında 13. yüzyıl kaya kabartmalarında tasvir edilmiştir.
Hurri dini, geniş bir alanda kolonize olan Hurrilerin kendi düşünsel özellikleriyle yerel inançları birleştirmesiyle oluşmuştur. Hurri dini çoğunlukla yabancı tanrılarla var olmuş ve zaman içerisinde birçok tanrıyı kendi panteonuna ekleyip biçimlendirmiştir. Hurri rahipler en çok Mezopotamya dinî ve edebî eserlerini taklit etmişlerdir. Hurri dininde Sümer-Akad etkileri ve Sami-Suriye etkilerine yoğunlukla rastlanılır. Bu unsurlar direkt olarak alınmayıp kendi kültürel unsurlarına göre bir düzene oturtulmuştur.
Hurri dininde tanrısal varlıklar isim yerine isim gibi görev yapmak üzere niteleme sıfatlarıyla anılmışlardı. Buna örnek olarak allani (hanımefendi), mušuni (âdil düzenleyici) verilebilir. Ayrıca sonuna -bi ve -lı ekleri eklenerek oraya ait, oradan gelen kimse olarak belirli bir bölgeye ait edilmişlerdir. Tanrıların isimleri incelendiğinde Aryan kökenlerine ait unsurlar görülür. Hurri dininde sık görülen unsurlardan biri de ikiliklerdir. Çeşitli tanrıların birleşerek ikili olduğu görülmektedir. Bunun güçlü bir tanrının diğer bir yönünü vurgulamaya ilişkin yapılmış olduğu düşünülmektedir. Tanrı ikiliklerinin dışında kişiliği olmayan varlıklara da ikilik verildiği görülmüştür. Bunlar; yer ve gök, dağlar ve ırmaklardır. Ayrıca kült araç ve gereçleri kutsanmış ve onlara da kurbanlar sunulmuştur. Hepat'ın tahtı, yatağı taburesi buna örnek gösterilebilir. Tanrıların gücüyse sınırlıydı. Etkilerinin başlayıp biteceği yerler belliydi. Kumarbi destanında en ufacık bir tehdit karşısında korkmaları dinî unsurların insani duygulardan ayrılmadığını gösterir.
Tanrılar
Hurrililer, başta Mezopotamya ve Suriye olmak üzere farklı kültürlerden gelen çok sayıda tanrıya tapıyorlardı. Zamanla birçok tanrı Mezopotamya ve Suriye tanrılarıyla birleştirildi; örneğin, Šauška Ninevehli Inanna ile, Teššub Aleppo ile özdeşleştirilmiştir, Kušuḫ ile ay tanrısı Sin ve Güneş tanrısı Šimige ile Samas Sippar arasında. Bu senkretizm, batı Hurrililer arasında Teššub'un eşi olarak Suriyeli Ḫebat, ay tanrısının karısı olarak Nikkal ve güneş tanrısının karısı olarak Aya gibi tanrıların yerli ortaklarını da içerdi.
Bu dönemde Assurlar, Anadolu kentlerinde “karum” denen ticaret merkezleri ve yol üzerlerinde de “wabartum” denen konaklama yerleri kurmuşlardı. Anadolu’nun yerli halkları ise Hattiler, Luviler, Palalar, Gaşkalar, Hurriler gibi topluluklardan oluşuyordu.
Bu halklar içinde Luvilerin ayrı bir önemi vardır. Luviler Anadolu’nun en eski halkıdır nerdeyse. Hatta, Helen kavimleri Yunanistan’a gelmeden önce burada yaşayan Pelasgların konuştukları dilde, tarihsel adların Luvi dili temeline dayandığı ortaya çıkmıştır. Anadolu ve Trakya’daki Yunanca coğrafi yer adlarının çok büyük bir kısmının Luvice’den türetildiği anlaşılmış bulunmaktadır. Ayrıca eski Yunanca sanılan pek çok sözcüğün (drama, komedya, tragedya vs.) Luvi kökenli olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır.
(Halikarnassos, Illion, Telmessos, Caria, Lycia vb.) Ayrıca Apollon, Artemis, Afrodit, Demeter, Kibele, gibi tanrı ve tanrıça adları Luvice’den türetilmiştir.
Büyü, fal, adak ve bayramlar
MÖ 1400'lerde Luvi ve Hurri etkisinde olan Kizzuvatna bölgesi, Hurrice ve Luvice konuşulan bir bölgedir. Hitit ülkesini de önemli derecede etkileyen bu bölge, büyü ve tedavi ile ilgili ritüellerin ortaya çıktığı bir yerdir. Hurrilerin tarih sahnesindeki önemini Hitit belgeleri sayesinde belgelenebilmekte olup Hurrilerin Hitit ülkesine etkisi ile ilgili metinler bu konuda ön plana çıkmaktadır. Ayrıca bu belgeler Hurri kültürünü de ortaya koymaktadır. Hurrilerin Hititler üzerinde büyük bir etkisi söz konusudur ve bu etki büyü ve fal kısmında da görülür. Öyle ki Hitit ülkesinde büyünün rolü Orta Hitit döneminden itibaren iyi bir şekilde belgelenmiş olup Hititlere büyü kavramı öncelikle Anadolu'nun güney ve güneydoğusundan yani Kizzuvatna'dan girmiştir. Boğazköy'de bulunan Hurrice-Hititçe ikidilli belgeler, Hurrilerin Orta Hitit dönemi ve belki de Eski Hitit döneminden itibaren Hititlere etkilerine ilişkin bilgiler vermektedir.
Hurri ülkesinin dinsel kültürü hakkında bilinenlerin çoğunluğu Hurrice yazılmış belgelerde yer almıştır. Bazı eski verilere göre günümüze kadar gelen mitolojiler Hurri kökenli idiler. Bu mitoloji tanrılarının çoğu insanca yaşamakta, insan gibi görülmekte ve sık görülen biçimde ölümlü olarak tanıtılmaktadırlar. Onlar da insanlar gibi doğuyor, büyüyüp evleniyor, çocuk sahibi oluyor ve de sık görülmese de gömülüyordu. Hurri tanrıbilimi, mitolojisi, kültleri ve dinsel ayinleri homojen bir sistem oluşturmaz; kolonize oldukları geniş alanlara ve etkisi altında kaldıkları kültürel etkilerin çeşitliliğine bakarak da bu beklenmez. Tarihin akışında yabancı tanrılarla var olmuşlar ve onları kendi panteonlarına eklemişlerdir ya da onları benzer özelliklerdeki kendi tanrılarıyla tanımlamışlardır. Hurri rahipler Mezopotamya dinî edebiyatının eserlerini taklit etmiş ve Hurri tanrılarını Mezopotamyalı tanrılarla tanımlayarak bu eserleri zenginleştirmişlerdir.
Hurriler çoğunlukla antik Yakın Doğu kehanet teorileri ve pratiklerinde aracı rolü oynamış gibi görünmektedir. Babil kehanet denemelerini kendi dillerine çevirmişler ve bir Mezopotamya geleneği olan iç organların hepatoskopik incelemesini kendilerine uyarlamışlardır; Hititler ise bu tür sanatları doğrudan Hurrilerden öğrenmişlerdir. Hattuşa'da yazılmış en eski Hurrice metinlerde bile kehanet denemeleri vardır. Bir kehanete varmak için Hurriler, hepatoskopi ile iç organların yorumlanmasının özel durumla bağlantılı olarak bir kombinasyonunu tercih ediyorlardı. Bu kombinasyon büyük olasılıkla hepatoskopinin antik Yakın Doğu'daki en erken formunu temsil eder. Mezopotamya topraklarında, tamitu tipindeki Akadca metinlerde Şamaş ve Hadad'da koyunun ciğerinin durumuna göre teşhis koyularak yanıt verilen kehanet araştırmalarında ortaya çıkmıştır.
Hurri ölü ayinleri hakkında nerdeyse hiçbir şey bilinmemektedir. Kral Parrattarna'nın öldükten sonra yakılışından bahseden sıkça başvurulan bir metnin yanlış yorumlanmış olduğu anlaşılmıştır. Mittani Kralı Tuşratta firavuna yazdığı mektuplardan birinde büyük babası için bir karaşk yaptırtmak istediğinden bahseder; bu olasılıkla ölü için bir tapınak ya da bir tür mozole olmalıdır. Bir Nuzi metninde gönderme yapılan ölülerin ruhlarının figürcükleri ölmüş atalara belli bir ilgi ve saygının varlığını düşündürür. Ancak, ölüler için ayinler ve gömme gelenekleri hakkında, özellikle de arkeolojik bakış açısından genel bir fikir edinebilmek için Yukarı Mezopotamya bölgesindeki Hurri yerleşim yerlerinde yapılmakta olan son kazılardan çıkacak sonuçları beklenmelidir.
BİR KADININ MÜHRÜ / PUDUHEPA
“Ben Puduhepa. Kimseler bilmezken ben okuyacağım.
Bilge insanlar gibi ben de yazacağım.
Büyük insanlar gibi düşüneceğim. Yoluma çıkan engelleri aşacağım.
Yıldızlar şahidim, sözüm söz olsun.”
Puduhepa, MÖ 13. yüzyılda yaşamış ve Hitit İmparatorluğu’nun güçlü kraliçelerinden biridir. III. Hattuşili’nin eşi ve imparatorluğun tavananna’sı (yani kraliçesi) olarak önemli bir yere sahipti. Hakkında bildiklerimiz sınırlı olsa da, adını ilk kez Hattuşili’nin evliliğini savunduğu “Apologie” adlı tablette görüyoruz.
Puduhepa, Lawanzantiya (günümüzde Elbistan) kökenli bir rahip olan Bentip-šar’ın kızıydı. Babası, Kizzuvatna’da Lawazantiya’nın İŞTAR/Saušga Tanrıçası’nın rahibiydi. İlginç bir şekilde, bu tanrıça III. Hattuşili’nin en sevdiği tanrıça olan Samuha’nın İŞTAR/Saušga Tanrıçası’yla bağlantılıydı. Aslında bu iki tanrıça teorik olarak aynı kabul edilse de, Hititler’in her şehirde farklı tanrı anlayışları olduğundan, pratikte farklı görülüyorlardı. Ancak bu bağlantı, III. Hattuşili’nin Bentip-šar ile tanışmasına ve böylece Puduhepa ile yollarının kesişmesine vesile oldu.
tarihin ilk yazılı barış antlaşması M.Ö. 1280’li yıllarda Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşiliarasında imzalanmıştı. “Kadeş Antlaşması” adlı belgede Çukurovalı bir kadının, Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da mührü vardı. Bu antlaşma aynı zamanda tarihte bir kadının mührü / imzası bulunan ilk belge olma özelliğini de taşıyordu.
Gelin, Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın yaşamına ve mührünü vurduğu Kadeş Barış Anlaşması’na bir göz atalım.

Şekil 25- Yazılıkaya açık hava tapınağının planı (Akurgal, 1988). A Büyük Galeri (Sayılar, Şek. ‘de verilen galeri duvarlarındaki figürlere ait), B Küçük Galeri, IV. Tudhaliya dönemi, C Tapınağa açılan anıtsal giriş kapısı, D Asıl tapınak yapısı, E Küçük galeriye geçilen giriş, IV. Tudhaliya dönemi,

İŞTAR’IN RAHİBESİ PUDUHEPA
Puduhepa’nın 13’üncü yüzyılda Kizzuwatna’nın –bugünkü Çukurova ve çevresi– Lawazantiya şehrinde –tahminen bugünkü Elbistan– doğduğu düşünülüyor. Kizzuwatna, Hurri Devleti’nin başkentiydi ve bu devlet, Hitit Kralı I. Şuppiluliuma döneminde Hititlere bağlı özerk bir yönetim haline gelmişti.
Bentip-sar adlı bir rahibin kızı olan Puduhepa, babası gibi şehrin koruyucu tanrıçası İştar’ın –kimi kaynaklara göre Sausga– tapınağında görev yapıyordu. Kendini tanrıçasına hizmete ve onu memnun etmeye adamıştı.
❗️Kadeş Savaşı’ndan dönerken tapınakta dua etmek için bölgeye gelen III. Hattuşili ile tanışmasaydı muhtemelen hayatı aynı şekilde devam edecekti.
KADEŞ SAVAŞI
O dönemde Hitit Krallığı ile Yeni Mısır Krallığı arasında tırmanan gerilim, Kadeş Muharebesi ile doruk noktasına ulaşmıştı. M.Ö. 1274 yılında yapılan savaşta ilk kez bu kadar büyük iki ordu karşı karşıya geliyordu. Savaşın sebebi Mısır’ın yayılmacı politikasıydı. Firavun II. Ramses, ticaret yolları üzerine kurulan Amurru ve Amka gibi Hitit şehirlerini ele geçirmek istiyordu. Hitit Krallığı’nın başında II. Muvatalli vardı. Hattuşili ise henüz bir prensti.
37 bin piyade ve 3 bin 500 savaş arabasından oluşan Hitit Ordusu Anadolu’dan Suriye’ye hareket ederken 20 bin piyade ve 2 bin savaş arabalı Mısır Ordusu da Hitit topraklarına doğru ilerlemişti. İki ordu Kadeş kenti yakınındaki Orontes (Asi) Nehri kıyısında karşı karşıya gelmişti. Her iki taraf da ağır kayıplar vermiş; fakat savaşın kesin bir galibi olmamıştı. Yine de Hititler, Mısır sınırlarını güven altına almayı başarmışlardı.
KRALİÇE PUDUHEPA
Tanrıça Sausga’nın tapınağında Puduhepa’yı gören Hattuşili kimi kaynaklara göre ona âşık oldu, kimilerine göre ise bu politik bir evlilikti. Hattuşili bu evliliği, rüyasına giren tanrıça İştar’ın istediğini söylüyordu. Tanrıçanın isteği onun için önemliydi; çünkü zayıf ve hastalıklı bir çocukken İştar’a inanmış ve hayatı kurtulmuştu.
Her ne olduysa Puduhepa prensle evlendi ve Hitit ülkesinin başkenti Hattuşaş’a –bugünkü Çorum– gelin gitti. Muvatalli ve oğlu Urhi-Teşup’un ardından başa nihayet Hattuşili geçti. Puduhepa, Hitit ülkesinin tavanannası, yani kraliçesi konumuna yükseldi. “Kizzuwatna Ülkesinin Kızı”, “Lawazantiya Rahibi Bentissari Kızı”, “İştar’ın Hizmetkârı” gibi isimlerle de anılan kraliçe, artık sadece İştar’ın değil, Hititlerin güneş tanrısı Arinna’nın da hizmetkârıydı.
Tavanannaların görevi çocuk büyütmek ve saraydaki gündelik işlerle sınırlı kalsa da Puduhepa bundan çok daha fazlasıydı. Tüm önemli görüşmelerde eşinin yanında duruyordu. Diplomatik meselelerde Hattuşili kadar söz sahibiydi ve karar verme sürecine katkıda bulunuyordu. Kendine ait mührü vardı. Kraliyet saraylarındaki iç meseleleri kontrol ediyor, hatta davalara bakıyordu. Hitit inanç sistemindeki tanrılar ve tanrıçalardan oluşan geniş panteonu yeniden düzenliyordu. Kizzuwatnalı Hurri halkının dili, kültürü ve inançları bu dönemde Hititlerde kabul görmeye başlamıştı. Kral olan eşine itaat etmiyor, onunla birlikte el ele hüküm sürüyordu.

Kral ve kraliçenin bu evlilikten Tuthaliyave Nerikkali adlı iki oğlu, Manefrue ve Gaşşuliviya adlı iki kızı oldu. Puduhepa çocuklarına politik evlilikler yaptırarak ittifaklarını sağlamlaştırdı. Bunu daha önce hiçbir tavananna yapmamıştı.
Savaştan dönen Hitit kumandanlarından biri Puduhepa’nın ailesinin evine konuk olur. Kumandan, bilge Puduhepa’nın düşüncelerine hayran kalır ve rüyasında onun yıldızını görür

Bu onlar için bir işarettir ve kendilerine bir söz verirler: Tüm hayatları boyunca barışı sağlamak için çalışacaklardır. Aradan yıllar geçer…

Puduhepa’nın evlendiği kumandan Hattušili Hitit kralı, Puduhepa da Hitit kraliçesi olur ve savaştan 15 yıl sonra Kadeş Barış Antlaşması’nı imzalarlar
KADEŞ BARIŞ ANTLAŞMASI
Hititler ile Mısır arasındaki sorunlar toprak paylaşımıyla sınırlı kalmıyordu.Ünlü firavun Tutankamon’un ölümünün ardından eşi Ankhesenamon, dönemin Hitit Kralı I. Şuppiluliuma’ya bir mektup yazmıştı. İktidarı kaybetmek istemeyen kraliçe, mektubunda şöyle diyordu: “Kocam öldü. Oğlum yoktur. Senin oğullarının çok olduğunu söylüyorlar. Eğer sen bana bir oğlunu verirsen o kocam olabilir. Bir hizmetkârımı hiçbir zaman alıp onu kocam yapmayacağım. Bundan çok korkarım.”
Şuppiliuma’nın kraliçeyle evlenmesi için gönderdiği oğlu Zannanza, Mısır Veziri tarafından yolda öldürülünce iki ülke arasında tansiyon yükselmişti. Kadeş Muharebesi, Hititler için Zannanza’nın da intikamını alma amacı taşıyordu.

İki tarafın da yenişemediği bu kanlı savaştan 15 yıl sonra, Firavun II. Ramses ile Hattuşili ve Puduhepa arasında Kadeş Barış Antlaşması imzalandı. Çivi yazısıyla Akadca yazılan, Mısır dili ve Hititçeye de kopyalanan antlaşma metninde şöyle yazıyordu:
“Mısır ülkesi kralı, büyük kral, kahraman Mısır ülkesi kralı, büyük kral, kahraman Re-masesa-mai Amana’nın (II. Ramses), Hatti ülkesinin büyük kralı Hattuşili ile dostluklarının, kardeşliklerinin ve büyük krallıklarının devamı için yaptıkları antlaşmadır.”
Ve şöyle devam ediyordu:
– Antlaşma ebedidir. Kardeşlik ve sulh düzeni daimidir.
– Gelecekteki kral için asilzadeler krala karşı ayaklanırsa kardeş ülke, kralın yanında yer alacak, iltica talebinde bulunan asilzadeler ve isyancılar iade edilecektir.
– Kendi aralarındaki antlaşma dışında Mısır ve Hitit ülkesine dışarıdan bir müdahale durumunda birbirlerine destek kuvvet gönderecekler, Mısır ya da Hitit bir ülkeyle sorun yaşarsa da savaşmak için onun yanında yer alacaktır. Bu verilen güvence; Asur tehdidine karşı güç birliği kararını da yansıtmaktadır.
Ramses, Hattuşili ve Puduhepatarafından mühürlenen kil tabletin aslı bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde, bir kopyası da New York’taki Birleşmiş Milletler Binası’nda görülebilir. Puduhepa’yı barış kraliçesi yapan mührü ise Adana Müzesi’nde sergilenmektedir.
RAMSES İLE YAZIŞMALAR
Antlaşmanın başlıca sebebi bölgede yükselen Asur tehlikesi gibi görünse de bu barışın sağlanmasında Puduhepa’nın rolü çok büyüktür. Kraliçenin II. Ramsesile yaptığı dostane yazışmaların bulunduğu pek çok mektup arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu yazışmalarda firavun Puduhepa’ya “Kız kardeşim” diye hitap eder. Puduhepa, kızı Manefrue’yi Mısır’a gelin gönderir. Firavunun eşleri Nefertari ve Naptera, tavanannaya samimi mektuplar ve hediyeler göndermiştir. İki ulus arasındaki barış, Hititlerin M.Ö. 1200’lü yıllarda dağılmasına dek devam etmiştir.
Puduhepa tarihte kendine ait bir mührü olan ilk kadındır

HATTUŞİLİ’DEN SONRA
Kendinden yaşça büyük olan Hattuşili’nin ölümünün ardından Puduhepa, tavananna olarak kalmaya devam etti. Hitit yasalarına göre kazanılmış bir hak olan tavanannalık, kral ölse dahi devam etmekteydi.
Oğlu IV. Tuthaliya tahta geçmişti ama iktidar hâlâ ana kraliçedeydi. Ramses’in yanı sıra birçok devlet adamıyla yazıştı.Babil kralları Kadashman-Enlil II ve Kudur-Enlil ile diplomatik ilişkiler kurdu.
Tarihin ilk yazılı barış antlaşmasına adeta damgasını vuran Puduhepa, aynı zamanda yazılı bir antlaşmaya mührünü vuran ilk kadındı. Bir rahibe olarak başladığı hayatını evrensel bir barış kraliçesi olarak sona erdirdi ve bu yönüyle tarihe silinmeyecek bir iz bıraktı.
Özellikle Mezopotamya halkları olarak bugün ne kadın hakları konusunda ne de barışı tesis etme konusunda onun bıraktığı mirasa sahip çıkabildiğimiz bir gerçek. Yine de ısrarla ve yüksek sesle özgürlüğü, eşitliği, barışı haykırmaya devam edeceğiz. Bu toprakların güçlü kadınları, anneleri hatırına…
PUDUHEPA VE KIZ KARDEŞLERİ PROJESİ
Barışın kraliçesi Puduhepa’nın hikâyesi, Tüvana Okuma İstekli Çocuk Vakfı (TOÇEV) sayesinde bugün bu topraklarda yaşayan kız çocuklarına ilham veriyor. Vakfın 2018’de başlattığı ‘Puduhepa ve Kız Kardeşleri’ projesi kapsamında Puduhepa’ın yanı sıra NASA’da çalışan Dilhan Ege Eryurt, yazar Halide Edip Adıvar, botanikçi Asuman Baytop ve tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi gibi kadın rol modellerin oyuncakları ve kitapları satışa sunuluyor. Satıştan elde edilen gelir ise TOÇEV aracılığıyla kız çocuklarının eğitimi için kullanılıyor.

§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§§
- Labarum ve Sembol: Labarum, Konstantin'in tasarladığı, üzerinde Hristiyanlığı simgeleyen "Chi-Rho" (X ve P harflerinin birleşimi, İsa isminin Yunanca baş harfleri) sembolünün bulunduğu sancaktır.
- Tarihsel Önemi: Konstantin, 312 yılında Maxentius ile yaptığı Milvian Köprüsü Muharebesi öncesinde gördüğü bir rüya veya vizyon üzerine bu sembolü sancaklarına işlemiştir.
- Sembolizm: Sikkelerdeki bu görüntü, Hristiyanlığın paganizm veya kötülük karşısındaki zaferini simgeler. Labarum, Hristiyan christogram sembolünü taşırken, yılan (veya ejderha) kötülüğün veya pagan inançların sembolü olarak görülür.
- Tarihsel Köken: Haç, Hristiyanlıktan çok önce Antik Mısır (Ankh), Mezopotamya ve Grek kültürlerinde yaşamı, gücü veya güneşi simgeleyen bir sembol olarak kullanılıyordu.
- Güneşi simgeleyen en temel haç sembolü, genellikle bir daire içine alınmış veya dört eşit kola bölünmüş Güneş Haçı (veya Güneş Çarkı) olarak bilinir.
- Bu sembolle ilgili detaylar:
- Güneş Haçı (Sun Cross/Wheel Cross): Tarih öncesi kültürlerden bu yana güneşi, ışığı ve yaşamın kaynağını temsil eden en eski sembollerden biridir. Daire, güneşin yörüngesini veya kendisini, içindeki haç ise dört mevsimi veya dört yönü simgeler.
- Kelt Haçı: Güneş haçının en bilinen varyasyonlarından biri, kolları bir daire ile birleştirilmiş Kelt haçıdır.
- Gamalı Haç (Svastika): Aslında antik Avrasya kültürlerinde güneşin dönen çarkını, yaşamı ve kutsallığı simgeleyen, kolları kıvrık bir güneş haçı türevidir.
- Ön Türkler ve Oz Tamgası: Ön Türk inançlarında, Güneş'in Tanrı'nın bir sembolü olarak kabul edilmesiyle, "Oz Tamgası" adı verilen ve "döne döne" yeryüzüne inmeyi (hayatın döngüsünü) simgeleyen semboller kullanılmıştır.
- Tanrısal Özellik: Pagan inançlarında güneş, genellikle bir tanrı (örneğin Yunan mitolojisinde Helios) veya eril enerji (Boynuzlu Tanrı) olarak kabul edilir.
- Kültler ve Ritüeller: Güneş kültü; ateş, ışık, altın ve aydınlık ile ilişkilendirilir. Antik dönemlerde güneş, yaşamın ve doğurganlığın kaynağı olarak kutsanmıştır.
- Paganist Bakış: Paganizmde evrendeki her canlı/cisim Tanrı'nın bir yansımasıdır; güneş de bu kozmik düzenin merkezindeki yaşam enerjisini temsil eder.
- Sembolizm: Güneş haçı veya güneş çarkı, antik dönemlerden (örneğin Çatalhöyük) beri güneşin döngüsel gücünü temsil eden sembollerdir.
- Yaşam Kaynağı: Kozmik bir perspektifte güneş, Dünya'daki yaşamın evrimini destekleyen, ısı ve ışık sağlayan temel enerji kaynağıdır.
- Koruyucu Rol: Heliopause ve Güneş'in manyetik alanı, dış uzaydan gelen zararlı radyasyon ve parçacıklara karşı gezegenleri koruyan bir kalkan görevi görür.
- Astrolojik Etki: Astrolojide Güneş, bireyselliği, kişiliği, karakteri, iradeyi ve yaşam enerjisini temsil eder.
- Her iki yaklaşım da güneşi hayatın, aydınlığın ve koruyucu gücün merkezi olarak görür.
- Döngüsel doğası gereği (doğum-ölüm-yeniden doğuş), pagan ritüellerinde (örneğin Yule) güneşin yeniden doğuşu kutlanır.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Selam 🙋🏼♀️Hallo
*Hemsire (1-2-3-/∞) &Otodidaktik Araştırmaci Yazar.
Cahil bilmenin,Alim anlamanin pesindedir.-S.O