Günümüzde bilinen adları İncil'den ve aynı zamanda bugünkü adıyla 'Khatti' ya da 'Hatti Krallığı' (Hititlerin yaşadığı topraklara verilen ad) diye bilinen bir 'Kheta Krallığı'ndan söz eden Mısır'daki Amarna Mektupları'ndan gelmektedir, oysaki o dönemin başka belgelerinde olduğu üzere kendi belgelerinde de onlardan Nesili (ya da nasilinisili) diye bahsedilmektedir.

Tarihçi Christopher Scarre Hattuşaş'ı şöyle tarif etmektedir;

Kayalık araziye doğru uzanan, içinde sarp kaleler ve özenli yapılmış tapınaklar bulunan devasa bir kale kentidir. Bu yer, yalnızca Anadolu'nun büyük bir bölümünü değil, aynı zamanda bazen güneye, Suriye'ye ve Doğu Akdeniz'e (Levant) kadar uzanan kudretli bir imparatorluğun merkezi hâline gelmiştir (206).

  "Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni"= "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin

Profesör olan Bedrich Hrozny, 1916 yılında Hitit dilini deşifre etmiştir. Çıkış noktası çivi yazısıyla yazılmış bir yazıttaki bir cümleydi: "Nu Ninda-An Ezzateni, Vatar-Ma Ekuteni". Hitit metinlerinde pek çok Babilce sözcük bulunduğundan, bu konuda ipucunu sağlayan da Babilce `yemek' ya da `ekmek' manalarına gelen `ninda' sözcüğüydü. Bunun üzerine Hrozny kendisine basit bir soru sordu: İnsan yemekle ya da ekmekle ne yapar? Bu sorunun elbette ki karşılığı yemektir. Öyleyse `ezzateni' sözcüğü yemek yemekle alakalı olmalıdır. O halde `ninda' sözcüğündeki `-an' eki doğrudan bir nesnenin belirteci olmalıdır. Bu iki önermeyle birlikte Hrozny, Hint-Avrupa dillerinin hem kelime dağarcığına hem de dilbilgisine mercek tuttu. 'Yemek yemek' fiilinin yalnızca Türkçede değil, Yunanca (edein), Latince (edere) ve Almancada (essen), İngilizcede (eat), bilhassa da Orta Çağ Almancasında (ezzan) Hitit dilindeki `ezza' ile benzerlik gösterdiğini tespit etti. Şayet bu durum doğruysa, yazıtın ikinci satırı pek de sorun teşkil etmiyordu, zira İngilizce 'water' ya da Almanca 'wasser' şeklinde kolaylıkla tercüme edilebilecek olan `vatar' sözcüğüyle başlıyordu. Ancak Hrozny cümlenin tamamının "Şimdi Ekmek Yiyeceksin, Suyu da İçeceksin" şeklinde okunması önerisinde bulunmuş ve bunun Hitit dilinin tamamına uygun olduğu ortaya çıkmıştır. Bu dil Hint-Avrupa dillerinden geliyordu. (1)

Akad alfabesini kullanan Hititlerin kendi Hint-Avrupa dillerinde yazdığı bilinmektedir (tabletlerin deşifre edilmesini bu kadar karmaşık hâle getiren de budur, zira Akad dilini bilen âlimler sözcükleri okuyabilmekte ama bunları anlayamamaktadır) ve bazı araştırmacılara iki kültür arasında belirgin bir köprü olduğunu düşündüren şekilde, tıpkı Mezopotamya'daki insanların yaptığı gibi belgeleri imzalamada ve mülklerini işaretlemek amacıyla silindir mühürler kullanmışlardır.

Akad dili çağın ortak diliydi ve Sümer (Güney Mezopotamya) Hatti ile uzun süredir ticaret yoluyla irtibat halindeydi.Bununla birlikte, iki halk arasındaki münasebetin mahiyeti, birincil elden kaynak eksikliği ve daha önce de belirtildiği üzere, belgelerde halk hikâyelerinden ziyade hükümdarların faaliyetlerine odaklanılması sebebiyle belirsizliğini korumaya devam etmektedir.

 Başlangıçta 1380 civarında tahta çıktığı ve aşağı yukarı 40 yıl hüküm sürdüğü düşünülüyordu. Hükümdarlığının başlangıç yıllarında Şuppiluliuma, Hitit anavatanını tahkim etmiş ve Hattuşaş'ın savunmasını geliştirmiştir. Büyük çapta genişleyen kent surları yapılmış ve 120 hektardan fazla bir alanın çevresi kuşatılmıştır. Böylece Hitit İmparatorluğu güneydoğuya doğru yayılmaya başlamış ve kuzey Suriye kentlerinin pek çoğu [Şuppiluliuma'nın hâkimiyetine] teslim olmuştur. (3)

Hititler, yaklaşık MÖ 1700 ile 1200 yılları arasında Anadolu'da bulunmuştur. Amplitude Studios tarafından Humankind adlı video oyunu için yaratıldı.

&

Hurri mitolojisi


Hurrililer tarafından M.Ö. 800-700 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen bir kasenin üzerinde bulunan Mitolojik figürlerin çizimi.

Sargon’un kurduğu ve tarihin ilk imparatorluğu olan Akkad Devleti (M.Ö. 2270-2080)  kayıtlarında Anadolu’dan (KUR URUHa-at-ti), “Hatti Kenti Ülkesi” diye söz edilir. Bu adlandırma neredeyse 1500 yıl boyunca geçerli kalmıştır. Bu Anadolu’nun bilinen en eski adıdır.

M.Ö.14. Yüzyıldan itibaren Hurri dininin Hitit dini üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur ve Hurri panteonu, Yazılıkaya'daki önemli Hitit tapınağında 13. yüzyıl kaya kabartmalarında tasvir edilmiştir.

Hurri dini, geniş bir alanda kolonize olan Hurrilerin kendi düşünsel özellikleriyle yerel inançları birleştirmesiyle oluşmuştur. Hurri dini çoğunlukla yabancı tanrılarla var olmuş ve zaman içerisinde birçok tanrıyı kendi panteonuna ekleyip biçimlendirmiştir. Hurri rahipler en çok Mezopotamya dinî ve edebî eserlerini taklit etmişlerdir. Hurri dininde Sümer-Akad etkileri ve Sami-Suriye etkilerine yoğunlukla rastlanılır. Bu unsurlar direkt olarak alınmayıp kendi kültürel unsurlarına göre bir düzene oturtulmuştur.

Hurri dininde tanrısal varlıklar isim yerine isim gibi görev yapmak üzere niteleme sıfatlarıyla anılmışlardı. Buna örnek olarak allani (hanımefendi), mušuni (âdil düzenleyici) verilebilir. Ayrıca sonuna -bi ve -lı ekleri eklenerek oraya ait, oradan gelen kimse olarak belirli bir bölgeye ait edilmişlerdir. Tanrıların isimleri incelendiğinde Aryan kökenlerine ait unsurlar görülür. Hurri dininde sık görülen unsurlardan biri de ikiliklerdir. Çeşitli tanrıların birleşerek ikili olduğu görülmektedir. Bunun güçlü bir tanrının diğer bir yönünü vurgulamaya ilişkin yapılmış olduğu düşünülmektedir. Tanrı ikiliklerinin dışında kişiliği olmayan varlıklara da ikilik verildiği görülmüştür. Bunlar; yer ve gök, dağlar ve ırmaklardır. Ayrıca kült araç ve gereçleri kutsanmış ve onlara da kurbanlar sunulmuştur. Hepat'ın tahtı, yatağı taburesi buna örnek gösterilebilir. Tanrıların gücüyse sınırlıydı. Etkilerinin başlayıp biteceği yerler belliydi. Kumarbi destanında en ufacık bir tehdit karşısında korkmaları dinî unsurların insani duygulardan ayrılmadığını gösterir.

Tanrılar

Hurrililer, başta Mezopotamya ve Suriye olmak üzere farklı kültürlerden gelen çok sayıda tanrıya tapıyorlardı. Zamanla birçok tanrı Mezopotamya ve Suriye tanrılarıyla birleştirildi; örneğin, Šauška Ninevehli Inanna ile, Teššub Aleppo ile özdeşleştirilmiştir, Kušuḫ ile ay tanrısı Sin ve Güneş tanrısı Šimige ile Samas Sippar arasında. Bu senkretizm, batı Hurrililer arasında Teššub'un eşi olarak Suriyeli Ḫebat, ay tanrısının karısı olarak Nikkal ve güneş tanrısının karısı olarak Aya gibi tanrıların yerli ortaklarını da içerdi.

Assur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1945-1735)

Bu dönemde Assurlar, Anadolu kentlerinde “karum” denen ticaret merkezleri ve yol üzerlerinde de “wabartum” denen konaklama yerleri kurmuşlardı. Anadolu’nun yerli halkları ise Hattiler, Luviler, Palalar, Gaşkalar,  Hurriler gibi topluluklardan oluşuyordu.

Bu halklar içinde Luvilerin ayrı bir önemi vardır. Luviler Anadolu’nun en eski halkıdır nerdeyse. Hatta, Helen kavimleri Yunanistan’a gelmeden önce burada yaşayan Pelasgların konuştukları dilde, tarihsel adların Luvi dili temeline dayandığı ortaya çıkmıştır. Anadolu ve Trakya’daki Yunanca coğrafi yer adlarının çok büyük bir kısmının Luvice’den türetildiği anlaşılmış bulunmaktadır. Ayrıca eski Yunanca sanılan pek çok sözcüğün (drama, komedya, tragedya vs.) Luvi kökenli olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır.

(Halikarnassos, Illion, Telmessos, Caria, Lycia vb.) Ayrıca Apollon, Artemis, Afrodit, Demeter, Kibele, gibi tanrı ve tanrıça adları Luvice’den türetilmiştir.

Büyü, fal, adak ve bayramlar

MÖ 1400'lerde Luvi ve Hurri etkisinde olan Kizzuvatna bölgesi, Hurrice ve Luvice konuşulan bir bölgedir. Hitit ülkesini de önemli derecede etkileyen bu bölge, büyü ve tedavi ile ilgili ritüellerin ortaya çıktığı bir yerdir. Hurrilerin tarih sahnesindeki önemini Hitit belgeleri sayesinde belgelenebilmekte olup Hurrilerin Hitit ülkesine etkisi ile ilgili metinler bu konuda ön plana çıkmaktadır. Ayrıca bu belgeler Hurri kültürünü de ortaya koymaktadır. Hurrilerin Hititler üzerinde büyük bir etkisi söz konusudur ve bu etki büyü ve fal kısmında da görülür. Öyle ki Hitit ülkesinde büyünün rolü Orta Hitit döneminden itibaren iyi bir şekilde belgelenmiş olup Hititlere büyü kavramı öncelikle Anadolu'nun güney ve güneydoğusundan yani Kizzuvatna'dan girmiştir. Boğazköy'de bulunan Hurrice-Hititçe ikidilli belgeler, Hurrilerin Orta Hitit dönemi ve belki de Eski Hitit döneminden itibaren Hititlere etkilerine ilişkin bilgiler vermektedir.

Hurri ülkesinin dinsel kültürü hakkında bilinenlerin çoğunluğu Hurrice yazılmış belgelerde yer almıştır. Bazı eski verilere göre günümüze kadar gelen mitolojiler Hurri kökenli idiler. Bu mitoloji tanrılarının çoğu insanca yaşamakta, insan gibi görülmekte ve sık görülen biçimde ölümlü olarak tanıtılmaktadırlar. Onlar da insanlar gibi doğuyor, büyüyüp evleniyor, çocuk sahibi oluyor ve de sık görülmese de gömülüyordu. Hurri tanrıbilimi, mitolojisi, kültleri ve dinsel ayinleri homojen bir sistem oluşturmaz; kolonize oldukları geniş alanlara ve etkisi altında kaldıkları kültürel etkilerin çeşitliliğine bakarak da bu beklenmez. Tarihin akışında yabancı tanrılarla var olmuşlar ve onları kendi panteonlarına eklemişlerdir ya da onları benzer özelliklerdeki kendi tanrılarıyla tanımlamışlardır. Hurri rahipler Mezopotamya dinî edebiyatının eserlerini taklit etmiş ve Hurri tanrılarını Mezopotamyalı tanrılarla tanımlayarak bu eserleri zenginleştirmişlerdir.

Hurriler çoğunlukla antik Yakın Doğu kehanet teorileri ve pratiklerinde aracı rolü oynamış gibi görünmektedir. Babil kehanet denemelerini kendi dillerine çevirmişler ve bir Mezopotamya geleneği olan iç organların hepatoskopik incelemesini kendilerine uyarlamışlardır; Hititler ise bu tür sanatları doğrudan Hurrilerden öğrenmişlerdir. Hattuşa'da yazılmış en eski Hurrice metinlerde bile kehanet denemeleri vardır. Bir kehanete varmak için Hurriler, hepatoskopi ile iç organların yorumlanmasının özel durumla bağlantılı olarak bir kombinasyonunu tercih ediyorlardı. Bu kombinasyon büyük olasılıkla hepatoskopinin antik Yakın Doğu'daki en erken formunu temsil eder. Mezopotamya topraklarında, tamitu tipindeki Akadca metinlerde Şamaş ve Hadad'da koyunun ciğerinin durumuna göre teşhis koyularak yanıt verilen kehanet araştırmalarında ortaya çıkmıştır.

Hurri ölü ayinleri hakkında nerdeyse hiçbir şey bilinmemektedir. Kral Parrattarna'nın öldükten sonra yakılışından bahseden sıkça başvurulan bir metnin yanlış yorumlanmış olduğu anlaşılmıştır. Mittani Kralı Tuşratta firavuna yazdığı mektuplardan birinde büyük babası için bir karaşk yaptırtmak istediğinden bahseder; bu olasılıkla ölü için bir tapınak ya da bir tür mozole olmalıdır. Bir Nuzi metninde gönderme yapılan ölülerin ruhlarının figürcükleri ölmüş atalara belli bir ilgi ve saygının varlığını düşündürür. Ancak, ölüler için ayinler ve gömme gelenekleri hakkında, özellikle de arkeolojik bakış açısından genel bir fikir edinebilmek için Yukarı Mezopotamya bölgesindeki Hurri yerleşim yerlerinde yapılmakta olan son kazılardan çıkacak sonuçları beklenmelidir.

Anadolu'nun güneydoğusundaki Kizzuvatna, MÖ 1400'lerde Luvi ve Hurri etkisinde olan bir bölge olarak ortaya çıkar. Hitit toplumunda yer alan büyü uygulamalarının büyük çoğunluğunun Hurrice ve Luvice konuşulan bu Kizzuvatna bölgesinden aldıkları anlaşılmaktadır. Bu sebeple büyüyle tedaviyi içeren ritüellerin büyük bir kısmı Luvi ve Hurri ortak kültürünü yansıtan Kizzuvatna kökenli metinlerdir. Kizzuvatna'dan günümüze birçok ritüel ulaşmıştır. Bu metinlerde kullanılan kelimeler ve ifadelerin de Luvice ve Hurrice etkisinde olduğu görülmektedir. Örneğin bunlarda Hurrice tanrı adları yanında Hurrice kavramlar ve yine Luvice

BİR KADININ MÜHRÜ / PUDUHEPA